Yeraltının ortasında kadrajlar: Bengî Aktar


O’Art ’tan 10 genç sanatçıya destek Onuncu yılını kutlayan Odeabank ’ın sanat platformu O’Art , dijital sanat ve yeni medya alanında çalışan genç sanatçılara destek vermek için önemli bir projeye imza atıyor. Nedir? Yeni medya alanında önemli bir eğitim programı olan Piksel. ile el ele veren O’Art , dijital sanat alanında kendini geliştirmek isteyen sanatçılara ve sanatçı adaylarına; üretim yöntemleri, dijital teknolojiler gibi konularda ücretsiz eğitim ve mentorluklar sağlayan Piksel. | O’Art Programı ’nı hayata geçirdi. Piksel. | O’Art ’ın ana programı olan Piksel O’Art Misafir Sanatçı Programı kapsamında seçilen 10 genç sanatçıya ise oldukça önemli imkânlar sağlanıyor. Neler var? Toplamda 1 milyon TL eğitim ve üretim bursu, Üç ay boyunca Türkiye’nin ve dünyanın önemli yeni medya sanatçılarıyla beraber çalışma ve ücretsiz eğitim programlarına katılım hakkı, Program sonunda, masrafları Piksel. | O’Art tarafından karşılanacak bir sergiye katılma şansı, Ayrıca seçilen iki sanatçı, ABD’nin önemli misafir sanatçı programlarından Residency Unlimited’a konuk olacak. Dikkat dikkat: 35 yaşın altında ve üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezun sanatçıların başvurusuna açık olan program için son başvuru tarihi 27 Ekim . Seçici kurulda kimler var? Bager Akbay, Serdar Kuzuloğlu, Candaş Şişman, Ekmel Ertan, Hande Şekerciler, Helena Nikonole ve Odeabank CEO'su Mert Öncü yer alıyor. Başvuru sürecini takip etmek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İlk kadrajlar, kadraja giren ilkler
Bengî'nin kamerayı keşfedişi Diyarbakır'da başlayan, İstanbul ve Bursa'ya uzanan şehirlerarası bir hikâye. Diyarbakır Anadolu Lisesi'nde bir fotoğrafçılık kursunun sergisine seçilen fotoğrafları, geri dönüp baktığında estetiğiyle yadırgadığı fotoğraflar olsa da onun için yepyeni bir farkındalığın aralandığı bir dönüm noktası oldu aynı zamanda. Ona, "Fotoğraf çekmek bayağı güzelmiş" dedirten bu başlangıç, yarı profesyonel bir makinayla aile fotoğrafları çekmeye evrildi. Bengî - 17 yaşında İstanbul'a taşınmadan önce - utangaçlığından ötürü önünde varolamadığı kameranın arkasında var olmak istediğinden emindi.

Jornada del Muerto, 2021, Woodstock. Fotoğraf: Bengî Aktar
Yeni bir şehirde ve kameranın arkasında
Bengî, İstanbul'da yeni bir şehre adaptasyon sürecinde kamera arkasında var olmayı bir sığınak olarak keşfetti. İstanbul Üniversitesi çıkışından Kabataş'a uzanan yürüyüşlerde, hatta İstanbul'dan Bursa'ya uzanan ani yolculuklarda yanında yalnızca kamerası vardı. Kamerası arkasında Bengî, kamerasının önüne düşenlerle mahrem bir birliktelik büyüttü.
Zamanla şehir ona, o şehre alıştı ve kendini İstanbul'un yeraltı müzik sahnelerinin konserlerinde buldu. Elinde polaroid makinası, bu sahnelerin insanlarını çekmek istedi. Utangaçlığının getirdiği tedirginliği arkadaşlarının desteğiyle aşıp ilk fotoğraflarını çekmeye başladığında insanların hoş karşılayan tepkileriyle motive oldu.
"İnsanlar kendilerini görmekten mutlu oldukça ben de mutlu oldum. Çok güzel, çok doğal anlar yakalamıştım. Poz verilmiyor, öyleymiş gibi yapılmıyordu. Örneğin, bir an "gerçekten" sarılan iki sevgiliyi çekiyorsun ve o ana dâhil oluyorsun." diyor Bengî. Ardından sahnenin aşağısına kadrajlanan kamerası, sahnenin üstüne yöneldi ve İstanbul'un yeraltı sahnelerinin müzikal kahramanları Bengî'yle yeni görünürlükler kazanmaya başladı.
Kamerasının önüne düşenler; şehrin hardcore/punk sahnesinin gün geçtikçe genişeleyecek arşiv fotoğraflarına dönüştü. Belki de yitip gidecek bir dolu an, hatıra ve hikâye onun kamerasında İstanbul'un bir zaman dilimini ölümsüzleştirdi.
"Keşke daha önce başlasaydım diyorum. Bu sahnenin küçük bir arşivi var şu an bende ve daha fazlasının olmasını çok isterdim."

Woodstock'tan bir gece. Fotoğraf: Bengî Aktar
Yeraltının sahneleri
İstanbul'un daralan gece hayatıyla alternatif komünlerin yeşerdiği yerler çok değil. Kalabalıkların bir aradalığı, tanışıklığın ve bağlantıların hissedilebildiği alanlar şehrin arşivlerde saklanacak zaman dilimleri için çok değerli. Bir zamanlar Seattle'ın grunge komünitesiyle takıntılı bir ilişkiye girmiş biri olarak İstanbul'un "bodrumlarında" aradığım ötekinin sahnelerinin nerelerde deneyimlendiğini hatırlamakta zorlanmamın sebebi belki de bu.
Tam da bu yüzden Bengî'nin spot ışıklarının ardında kalan ve fotoğraflarında belgelediği mikro müzik kültürlerinin aktörleri nerede merak ediyorum. Aklına gelen ilk mekânlar arasında Karga, The Wall, Woodstock ve dahası var. Ancak bunları içinde Karga'nın yeri onun için de hardcore/punk sahnesinin kahramanları için de ayrı.
"Karga bana da sahnedeki herkese de bayağı ev gibi hissettiriyor. Mesela Karga'ya sesten rahatsız olarak gelindiğinde, Karga okları bize yöneltmemiş; 'Sizin yüzünüzden geldiler, bakın işte işimi bozdunuz.' yerine 'Şundan şundan rahatsızlarmış, ses yalıtımı yapalım ve sonra konserler devam etsin.' demişlerdi." Bengî'nin sanatçıyla seyircinin uzamsal yakınlığı önemli. Dipdibe yaşanan anlar ve yapılandırılmamış alanlar birliktelik deneyimini yükselten çok önemli detaylar. 
Mevzu Records Teslimiyet Gecesi, Eylül 2021, Karga Kadıköy. Fotoğraf: Bengî Aktar
"Profesyonel" deneyimlerle özgür alanlar arasında
Bengî'nin Karga'sı, gittiği konserler ve deneyimledikleri anlar ajandasız bir serüven. Yıllara yayılan mekân ziyaretlerinin, çektiği fotoğrafların ve tanıdığı insanların getirdiği; bazen Instagram DM'sine düşen bir mesajla, bazen de fotoğraflarına aşinalıkların getirdiği ayaküstü bir teklifle ilerleyen bir macera.
Dayanışmacı birlikteliklerin gitgide nostaljik bir hatırlayışın özneleri olduğuna inandığım şu zamanlarda, alternatif müziğin sahneleri dediğimizde aklıma gelen alanların ötesinde konumlanan bir fotoğrafçının ve komünitesinin paralel öyküsünü dinlemek benim için de bir yenilik. Bu açık: Bengî; yeri, süresi ve teslim edileceği adres(ler)i belli "profesyonel" fotoğrafçılığın dışında konumlanıyor. Diğer taraftan, bu onun tamamen yadırgadığı bir alan da değil. Aksine, çok sevdiğini söylediği bazı fotoğrafçılar "sektörün" direk içinden isimler. "Beğendiğim bir sürü fotoğrafçı var mesela Cem Gültepe gibi. Böyle fotoğrafçılara 'Ben asistan olarak çalışsam yanınızda, büyük yerlerde nasıl çalışılıyormuş öğrensem' yazmak istiyorum bir yandan. Bir sürü incelik öğreneceğimden eminim çünkü."
Peki diğer yandan? Bengî'nin profesyonel fotoğrafçılıkla ilişkisinin öteki boyutunun ne olduğuna dair makul bir tahminim var. Zira bağımsız çalışıyor olmanın getirdiği özgürlükle yapılandırılmış bir takvim arasında, idealist tasavvurlarla hayatın maddi gerçeklerinin çarpıştığı noktalar var.
"Sana hangi şarkılarda fotoğraf çekebileceğini, nerelerde fotoğraf çekebileceğini söylüyorlar. Ben onların belirlediği bir yerdeyken, öbür tarafta bir an yaşanacak ve onu kaçıracakmış gibi hissetmek istemiyorum. Serbest dolaşabileceğim ve her anı görebileceğim bir yerde, istediğim şeyi çekebileceğim bir rahatlıkta çalışmak istiyorum."
Bu; bulunduğu kalabalığa, baktığı sahneye ve kadrajına aldığı isimlere dışarıdan bakmayan, tam da aksine bunun bir parçası olarak var olan bir fotoğrafçıdan öngördüğüm bir cevap. Onun fotoğraflarını özel kılan şeyin kaybetmek istemediği bu özgür dolaşım imkânı olduğunu bir kez daha anlıyorum. Öte taraftan, geleceğin ne getireceğini ne o ne de ben tam kestirebiliyoruz. Bengî, uzun ve ihtimallerle dolu bir yolcuğun başında henüz.

"Pembe" grubundan Mutlu Oral, Fotoğraf: Bengî Aktar
Kapalı kapılar ardından açık alanlara
Bengî'nin zamanla büyüyen dayanışma ağının yanında gelen şeylerden bir tanesi de sahnesinin kahramanlarıyla doğrudan çalışma şansları. Yeraltının sıkış tıkış alanlarında çektikleriyle zenginleştirdiği fotoğraf kütüphanesi, genişlettiği müzisyen tanışıklıklarıyla paralel bir gelişim içinde. Kontrol edilemez anların kıyısında, "yaşanabileceklerin" sonsuz olasılıklarının ortasında çekim yapmaya alışmış birisi için müzisyenlerle bire bir projeler yönetmek Bengî için yeni bir oyun alanı. Bu, Bengî'yi sahneden uzaklaştırsa da çok sevdiği gruplara yakınlaştıran bir şey aynı zamanda.
Atıldığı yeni deneyimin onun için ne ifade ettiğini merak ediyorum. "Sadece müzik sahnelerini çekmediğim için grup fotoğrafları çekmek, gece ve sokak fotoğraflarımla müzik sahnelerim arasında bir bağ kuruyor." diyor Bengî. Beyaz bir duvarın önünde "steril" çekimler yapmak yerine, dışarının raslantısallığını arıyor grup çekimlerinde o. Bunun, anların enerjisiyle yaşanıp-biterken onun fotoğraflarında ölümsüzleşen sahne fotoğraflarındaki görsel ve tematik anlatısıyla örtüştüğünü düşünüyorum. Dışarıda özgür alanlar bulmak, olağan akışlar yakalamak, grupların "sesine" uygun üretimler gerçekleştirmek kadar önemli Bengî için.
"Grupla konuşalım, yürüyüş yapalım, bir gün boyunca takılalım ve nerelerde çekim yapabiliriz diye düşünelim istiyorum çünkü bu daha doğal oluyor."

B12 grup fotoğrafı, Haziran 2022, Sarıyer. Fotoğraf: Bengî Aktar
Zamanın çantasında saklı tuttukları
Bengî'yle Diyarbakır'daki lise yıllarından İstanbul'a, şehrin yerüstü sokaklarından yeraltı sahnelerine uzanan bir yolculuğa çıktım. Kameranın arkasına konumlanarak kadrajına aldıklarının bir komüniteyi yansıttığı kadar, onun parçası olarak da kullanılabileceğini gördüm. Anların, ihtimallerin ve deneyimselliğin öne çıktığı; dışarının tekinsizliğin dışarıda bırakılarak güvenli bir alan olarak var olduğu Bengî'nin sahnesi, onun varlığıyla bütünleşti. Nihayetinde, çok sonra geri dönülüp ziyaret edilecek, perdeler arkasında birçok bir aradalığı barındıran İstanbul'u farklı bir açıdan görmemize olanak sağlayacak kocaman bir arşivin tohumları atıldı. Bengî, daha yolun başında olduğu fotoğrafçılık kariyeri için ona ilham olacak, bakışını ve etosunu besleyecek bir hikâyenin ilk bölümüyle geleceğe adım attı. Ona eşlik etmek çok keyifliydi. Hoşça kalın.

Sails of Serenity, Ekim 2022, The Wall Kadıköy. Fotoğraf: Bengî Aktar
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Serimiz devam ediyor. Müziği kadrajına sığdıran fotoğrafçıların yeni yüzlerini ağırlıyoruz. İkinci konuk: Bengî Aktar
17 Eki 2022

YAZARLAR

Koray Soylu
Editor @ Aposto

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?




