Yerleşik olamamak: Göçebelik


Talentmelon, Türkiye’nin ilk OKR Forumu nu düzenliyor! 20 Mayıs Perşembe günü gerçekleşecek online OKR Forum Türkiye etkinliğinde, alanında bilinen uzmanlar, OKR hakkında detaylı bilgi aktarırken, bu yenilikçi yöntemi kullanan şirketlerin liderleri de deneyimlerini paylaşacak. Şirket içi bütünsel uyum yakalamanın en etkin yolu: OKR Google, Amazon, Twitter gibi çevik şirketlerin kullandığı yenilikçi bir yönetim metodolojisi olan OKR (Amaçlar ve Ölçümlenebilir Neticeler) sayesinde şirketler amaçlarını, sürdürülebilir ve ölçümlenebilir kriterlere bağlıyor ve tüm ekipler aynı amaçlar doğrultusunda bütünsel bir uyumla etkin bir şekilde çalışıyor. Katılımcıları Ne Bekliyor ? Girişimler için insan ve kültür konularında danışmanlık hizmeti veren Talentmelon ev sahipliğindeki bu yarım günlük forum boyunca, OKR nedir, OKR nasıl uygulanır, OKR kültürü nasıl yaratılır ve OKR'ın başarılı olması için nelere dikkat edilmelinin yanı sıra daha bir çok konu konuşulacak: Şirket içi anlamlı hedefler OKR ile birlikte nasıl oluşturulur? OKR uygulamalarında en sık yapılan hatalar Yurt dışındaki şirketlerden OKR uygulama örnekleri Türkiye'de OKR uygulayan şirketlerden vaka analizleri Başka Neler Var? Toplulukların gücüne inanan bir ekip olarak, Slack ve Clubhouse' 'da şirket kültürü, yetenek kazanımı, liderlik ve de OKR gibi konularda deneyimleri paylaşmak için profesyonel topluluklar oluşturuldu. Ayrıca talentmelon ekibi, sizler için kendi deneyimlerinden yola çıkarak OKR hakkında farklı rehberler hazırladı. Sizi, 20 Mayıs Perşembe günü, OKR deneyim ve hikayelerini öğrenmeye davet ediyoruz. Forum'a ücretsiz kayıt ve daha fazla bilgi için tıklayın!
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Geçtiğimiz haftalarda tam kapanmanın verdiği bunalmayla kendini karavanlarıyla Maltepe sahiline atanlar haber oldu. Havaların güzelleştiği günlerde ikametgâh adresiyle sınırlı bir yaşam alanı zor elbette. Göçebe misali, leyleği havada görmüş gibi gezmek istiyoruz. Göçebelik de bir süredir şehrin sakinlerinin kendilerini tanımlarken kullandıkları kelimeler arasında yer almaya başladı. Özellikle uzaktan çalışanlar yeni kültürleri keşfederken kendilerini böyle bir yaşam tarzına yakın görüyor. "Dijital göçebe" (İngilizcesi digital nomad) tamlaması profillerde geziyor. Peki, şehre ait olmaktan, ikametten bahsederken yertsiz yurtsuz, mekânsız, göçebe mekânlara kalmış olmak ne demek, onu düşünelim.
Göçebelik derken...
Baştan başlayalım: Kelimenin anlamı “bir kimsenin/topluluğun belirli aralıklarla yer değiştirmesi geleneği”. Türleri de var; tam göçebelik ve yarı göçebelik gibi. Tam göçebelik, bir konutta yaşamadan çadırda veya karavanda kalmayı; yarı göçebelik biraz yerleşik hayat biraz da geçici konaklama çözümleriyle yaşamayı gerektiriyor. Asıl farkları konaklama şekillerinden kaynaklanıyor.
Sadece bu kadar mı? Değil; çünkü göçebe olmak, herkesin “bu benimdir, şu da benim olmalıdır.” diye haykırmak istediği bir dünyanın stiline uymuyor. Mekân, mesken, ikamet veya en basit hâliyle bir eve bağlı kalmamakla ilgili birçok düşünür fikrini belirtmiş ve hâlâ da belirtiyor. Filozoflar Gilles Deleuze ve Félix Guattari, göçebelerin konaklama anlayışlarının “kaygan mekân üzerine” olduğunu, göçebelerin (veya göçebe ruhlu bireylerin diyelim biz buna) işgal ederek geçici olarak bir mekânı mesken edindiğini, sadece bu şekilde bir ev anlayışına sahip olduğunu belirtiyor ve göçebelerin hayatları boyunca yegâne bir yurt anlayışı olduğunu ekliyor.
Kavramın günümüze gelişi
Göçebe ve göçebelik kavramı, içinde özgür olmak ve reddetmek anlamlarını barındırdığı için Deleuze tarafından 1968 yılı Fransa’sına ve hippi hareketine benzetiliyor. Göçebelerin, hayatı yönetme ve yönetilme arzusu bulunmuyor, kalıcılık gerektiren mekânlara işi düşmüyor. Bütünleyici bir mekân anlayışındansa deniz, orman gibi kaygan mekânların benimsendiği de not ediliyor. Yerleşik hayata geçip ikametgâh adresi verememenin (kapitalist) düzenin bozulmasına önayak olabilecek bir davranış olabileceğinin altı çizilirken anlaşılıyor ki göçebeler biraz da “öteki”. “Kütük neresi?” sorusunun eleştirel bir yanıtı; “ben bir yere ait olmak zorunda değilim” cevabının belki de en naif eyleme dökülmüş hâli…
Göçebeliğin en büyük problemi, aynı evsizler gibi, sağlık ve eğitim gibi haklardan yararlanamamak. Sayı tespiti ve mobil olmakla ilgili isteklere devletin nazarında henüz kıymet verilmiyor. Eskinin Köy İşleri Bakanlığı tarafından ilk defa 1971’deki “Göçebe ve Gezginci Nüfusun Uzun Vadeli İskân Planlaması” isimli çalışmada göçebeliğin tanımı yapılıyor. Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet'in ilanından sonraki yıllarda da vatandaşların yerleşik olması politikalarla teşvik ediliyor.
Bir yere ait olmak önemli mi?
Sosyolog Richard Sennett’e göre en basit hâliyle bir evde yaşamak, kentli olmakla alakalı temel taşlardan biri. Çünkü “zamanı” ve deneyimi de kapsıyor. Sosyal kuramcı David Harvey de bir mekânın, toplumdan ve sermaye sahipleriyle arasında yaşananlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunduğu için herhangi bir şehrin sakini olmakla ilgisi olduğunu belirtiyor. Yani, fıldır fıldır şehirde gezeceğim günleri düşünürken kendimi imkânım olsa karavanla yollara vurur muydum? Şimdilik hayır. Çünkü zor durumda kalma ihtimalim daha yorucu bir düşünce. Dolayısıyla İstanbulluların kulağına göçebelik güzel gelse de benim gibiler için henüz mekânlarla süslü hayallerin ötesine geçemiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
-İkisi de. Bu hafta da aidiyet üzerinden sorular sormaya devam ediyoruz: Bir yolda olma hâli olarak göçebelik, dolmanın asıl sahibi, sokağın daimi sakinleri, miadı dolan meydanlar.
16 May 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.




