Yeşil binalar


The Irish Spirit Jam Session’da bu ay: Ikaru ve Islandman
Büyük Britanya'nın batısındaki İrlanda Adası'nda; ılıman bir deniz ikliminden, düzlükleriyle ve yeşil doğasıyla öne çıkan bir bölgeden on yıllardır beslenen bir kültür var. Karakterini mutluluk, eğlence, özgürlük, sohbet gibi kavramlardan…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Bir kavram üretilmesiyle farklı endüstrilere anlamını yansıtır. İstisnalar ise elbette mevcut. Örneğin, sürdürülebilirlik kelimesi, hemen herkesin kendini yakın hissettiği ve kullanmaktan çekinmediği bir kelime. Ekolojik köyler üzerine çalışan Robert Gilman’a göre kelime “toplumun, ekosistemin ya da devam eden herhangi bir sistemin ana kaynakları tüketmeden belirsiz bir geleceğe dek işlevini sürdürmesi”; sürdürülebilir gelişme ise şehirci Ruşen Keleş’e göre “çevre değerlerinin ve doğal kaynakların savurganlığa yol açamayacak biçimde akılcı yöntemlerle, bugünkü ve gelecek kuşakların hak ve yararları da göz önünde bulundurularak kullanılması ilkesinden özveride bulunmaksızın, ekonomik gelişmenin sağlanmasını amaçlayan çevreci dünya görüşü” demek. Sıklıkla kullandığımız, hatta kullanırken yıprattığımız bir kelime olarak olarak sürdürülebilirlik, dilimize henüz geçmedi; yani sözlükte yer almıyor. Fakat uygulamalarına aşinayız.
Sürdürülebilirlikten yeşil binaya: İklim değişikliği ve etkileri ülkeler arasında ilk defa 1972’de konu olmuş, 1983 yılında Birleşmiş Milletler’in Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu kurulmuştu. Hazırlanan ilk rapor olan Bruntland Raporu’nu, 1994’te yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’yle 1997’de imzalanan Kyoto Protokolü takip etti. Elbette, bunlar yeterli olmadı ama insanlığın geleceğini düşünürken fikirlerini hayata geçirmesini teşvik etti. 1990’da Birleşik Krallık’ta sera gazı emisyonları ve doğal kaynak kullanımlarına dikkat etmek için yeşil bina uygulamaları başladı. Aynı yıllarda ekonomi alanında sürdürülebilirliği ölçmek adına kimi kıstaslar belirlendi.
Üçlü Kâr Hanesi: John Elkington, Triple Bottom Line (Üçlü Kâr Hanesi) adında bir kuram ortaya atarak ölçümün kâr, insan ve gezegen üzerinden yapılabileceğini iddia etti. Bütün uygulamaların ve gelişmelerin sonucunda da onay mekanizmasına ihtiyaç duyan kurum ve kişiler için de sertifika sistemi geliştirildi. Amerikan Yeşil Bina Konseyi (USGBC) tarafından oluşturulan Enerji ve Çevresel Tasarımda Liderlik (LEED) sertifikası en çok duyduklarımızdan.
LEED: Çevre Koruma Ajansı (EPA) yeşil binaları “Bir binanın tasarım aşamasından başlayarak; inşaat, işletme, bakım, yenileme ve yıkım aşamalarına kadar tüm yaşam döngüsü boyunca çevreye karşı sorumlu ve kaynak verimli olması” olarak tanımlıyor. 1998’den beri kimi zaman değişen LEED kriterleri ise bunun için yapının en az 40 puan toplaması gerektiğini gösteriyor.
İstanbul'da yeşil binaların sayılarının artması, “sürdürülebilirlik” kelimesinin anlamının sorgulanması ve öğrenilmesi dileğiyle…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul'u dinliyoruz; gözlerimiz hiç olmadığı kadar açık. Daha çok yeşil, daha çok park, daha çok bank diyor.
06 Ara 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




