Zayıflama iğneleri 'kendini sevme' söylemiyle pazarlanırsa...

Serena Williams, her zaman güzelliğin dar kalıplarını genişleten bir ilham kaynağı oldu. Bugün ise yüzü, zayıflama iğneleriyle yan yana bir reklam kampanyasını süslüyor. Kilo verme hikayesinden bahsederken bu iğnelerin rolünü anlattığı bu röportajlarda pek bahsedilmeyen ise Williams’ın eşinin, bu zayıflama ilaçlarını satan Ro’nun yatırımcılarından olduğu...
Zayıflama iğneleri 'kendini sevme' söylemiyle pazarlanırsa...

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Tektip güzelliğin yüceltildiği, bir kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynirli diyet listelerinin elden ele dolaştığı, ünlü kadınların aldığı kilonun, bacağındaki selülitin gazetelerde haber diye yayımlandığı, moda dergilerinin sadece ve sadece zayıf modelleri kapağa taşıdığı yıllarda büyüdüm ben. Bu formasyon zihnimi, kendi bedenime ve başka kadınların bedenine bakışımı şekillendirdi. Gözüm, bana kusur belletilenleri sahiden kusur farz etti. 

Sonra ne mi oldu? Toplumun ideal kabul ettiğinin peşinden koşa koşa bir hâl oldum. Tarihin başlangıcından beri kadının varlığını bedeniyle eşitleyen o eril kurguyu yutmuştum işte. Bu da yazar Elena Ferrante’nin kadınlar için söylediği “kendi kendimize acımasızca muhafızlık etme”yi iyice öğrenmem demekti. 

Bunun benim hikayem olduğu kadar, hemen hemen bütün kadınların hikayesi olduğunu biliyorum. Sonra 2010’larda bir kırılma yaşandı. Beden olumlama hareketi tektip beden algısına karşı güçlü bir itiraz koparınca defilelerde etine dolgun mankenler, reklam kampanyalarında engelli bedenler, filmlerde trans kadınlar derken “normal” kabul edilmediği için dışlanan çeşit çeşit beden için temsil alanı açılmaya başladı. Sosyal medya platformları da güzellik normlarına bu karşı çıkışa aracılık etti. 

Popüler kültür arenasında da değişimin yankıları duyuldu. Pek çok ünlü isim, bedenlerini sınırlayan kalıplara başkaldırdıklarını ilan ederken kendini ve bedenini sevmenin önemini tekrarlayıp durdu. Kadınlara habire kusurlarını işaret eden ve bunları düzeltmenin yollarını gösteren medya dilinin her geçen gün törpülendiğine tanık olduk. Şüphesiz hepsi çok olumlu gelişmeler... 

Fakat bir süre sonra kendini ve bedenini sevme, olduğu gibi kabul etme söylemleri bir akıma dönüştü neredeyse. Başta güzellik ve moda endüstrileri olmak üzere pek çok sektör, pazarlama ve iletişim çalışmaları için bir maden keşfetmiş gibi oldular. Bir baktık ki her yol özgüvenli ve güçlü kadın olmaya çıkıyor. Yıllar yılı bedenlerimizi yetersiz ve değersiz hissetmemizde payı olan koskoca toplumsal ve kültürel yapılar gözden kayboldu gitti sanki.

Serena Williams bile zayıflama iğnesi pazarlarsa...

Bana bütün bunları düşündüren, geçen haftalarda tenis efsanesi Serena Williams’ın internet ve telefon üzerinden sağlık hizmetleri sunan ABD merkezli tele sağlık şirketi Ro’nun kampanya yüzü ve marka elçisi olması. 

Williams, reklam videosunda çocuk doğurduktan sonra bedeninin ihtiyacı olanı, elindeki zayıflama iğnesinde bulduğunu söylüyor. Videonun yayımlandığı gün People dergisinin yanı sıra Vogue ve Elle’de de röportajları yer aldı. Hepsi de "reklam kokmayan" metinlerle 8 ayda 14 kilo veren Williams'ın hikayesi üzerinden zayıflama ilaçlarını pazarlıyordu aslında.

  • People’daki röportajda Williams’ın eşinin, kilo verme programları aracılığıyla bu zayıflama ilaçlarını satan Ro’nun yatırımcılarından olduğu ve yönetim kurulunda görev aldığına dair “ufak” bir ayrıntı atlanmıştı yalnız. 

Akabinde TikTok ve Instagram’da konu hakkında hararetli tartışmalar koptu. Bir yanda bunca yıldır bedenine yöneltilen cinsiyetçi ve ırkçı saldırılara karşı tavizsiz tavrıyla rol model olarak benimsenen bir idolün diyet kültürüne boyun eğmesinden ötürü yaşadığı hayal kırıklığını ifade edenler, bir yanda kilo verme kararının kişinin bireysel tercihi olduğu için eleştirilmemesi gerektiğini savunanlar vardı. 

Serena Williams, alabildiğine beyaz ve elit bir spor dalında yıllar boyu madalyalar toplarken sayısız kez bedeni üzerinden aşağılandı. Yapılı ve kaslı bir kadın olduğu için erkeksi bulundu hep. Dış görünüş itibariyle idealden sapan, bir de üstüne başarıdan başarıya koşan siyah bir kadının ne denli zorbalandığını tüm dünya gördü. 

  • Williams'ın gerek giyim tarzıyla gerekse röportajlarındaki beyanlarıyla hiçbir zaman bedeninden utanmayan bir kadın imajı çizmesi, başlı başına bir ilham kaynağı oldu. Güzelliğin dar kalıplarını genişletmeye yetecek gücü vardı hiç şüphesiz.

Peki nasıl oldu da Williams gibi bir kadın zayıflama ilacı furyasına katıldı? Kim olursa olsun hiç kimsenin kilo alması veya vermesiyle ilgili yargılanmaması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle kadınların kilo alsa da verse de eleştirildiğini gayet iyi biliyoruz. Oysa bedenimizle ilgili aldığımız her karar yalnızca bizim tasarrufumuzda...

Öte yandan: Williams’ın kilo verme kararında olmasa da bir zayıflama ilacının reklamını yapmasında eleştirilecek noktalar var. People dergisindeki röportajında beden ölçümüz ve görünümümüz nasıl olursa olsun kendimizi sevmemizi öğütlüyor. Kadınları en can alıcı yerden, hamilelikte alınan kilolardan vurduktan sonra bu "kendini sevme" ifadesi pek sahici gelmiyor kulağa. Üstelik spor yaptığı, yediklerine dikkat ettiği hâlde kilo veremediğini de söylemişken... 

Doğurduktan sonra, kadınlara hamilelikten önceki beden ölçülerine dönme konusunda yapılan baskının son yıllarda daha da arttığını gözlemliyorum. Doğumun ardından kısacık bir süre geçince dal gibi gezen influencer’ların, ünlülerin alkışlandığı günümüzde bedeninin güçlü yapısıyla var olmuş, başarı kazanmış bir kadının bedenini küçültmeye çalışmasını kendini sevme retoriğiyle paketlemesi hiç de tutarlı değil. 

Bu tantanalı tanıtım kampanyasının daha ziyade zayıflama ilaçlarını normalleştirmeyi amaçladığı açık. Fakat burada bir tehlike de söz konusu. Williams’ın reklamını yaptığı; yan etkileri olan, uzun vadeli etkileri tam olarak bilinmeyen bir ilaç. 

Confidence Culture kitabının yazarları Shani Orgad ve Rosalind Gill, "Bedenini sev" mesajlarının çoğunun son derece sorunlu bir yanı olduğuna dikkat çekiyor: 

“Bunlar, dış görünüşün hiç önemli olmadığı yalanına dayanırken kadınların ilerleyememesini kendileri hakkındaki olumsuz düşüncelere bağlıyor.”

Sonuçta kendimizi sevmemek, bedenimizde kusur bulmak "bizim başarısızlığımız" oluyor. Bize böyle hissettiren yapısal eşitsizliklerin ise esamisi okunmuyor. Serena Williams’ın yüzü olduğu reklam kampanyası da tam olarak buna hizmet ediyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Seda Yılmaz

Editör ve yazar. 2005 yılında Koç Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra London College of Fashion'da Moda Gazeteciliği eğitimi aldı. 2010-2013 yılları arasında Elle dergisinin Moda Haberleri Editörü olarak görev yaptı. Vogue’dan T24’e, 5Harfliler’den Cumhuriyet PAZAR’a çeşitli mecralarda yazdı. İlk kitabı "Giysiler Ne Anlatır?" 2020’de, ikinci kitabı "İşte Bu Benim Bedenim" 2023’te okurla buluştu.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Yapay zeka çağında ödev: Disiplin ritüeli mi, epistemik imkan mı?

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Metin V. Bayrak

·

27 Eyl 2026

Yapay zeka çağında ödev: Disiplin ritüeli mi, epistemik imkan mı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

Ayça Örer

·

20 Eyl 2026

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Pelin Cengiz

·

19 Eyl 2026

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'
AngstAngst
∙

HİKAYE

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Nazlı Tan

·

16 Eyl 2026

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Milenyallerin seçenek krizi: İradece özgür müyüz, ihtimallerce tutsak mı?

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.

Elif Bayram

·

16 Eyl 2026

Milenyallerin seçenek krizi: İradece özgür müyüz, ihtimallerce tutsak mı?