

KTSM ’den Küresel İkaz sergisi
Mekânları yaşatmayı ve onlara anlam katmayı önemseyen Kale Grubu’nun desteklediği Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM) , Karaköy kültür-sanat rotasında yer alıyor. “İyi Bak Dünyana” hareketiyle daha sürdürülebilir bir dünya için sosyal…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Portre’nin bu haftaki konuğu: Zeynep Dadak. 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali ve 39. İstanbul Film Festivali’nde yer alan; aynı zamanda 39. İstanbul Film Festivali’nde Ulusal Belgesel Yarışması’nda Mansiyon’a layık görülen Ah Gözel İstanbul belgeselinin yönetmeni Zeynep Dadak’la bir araya geldik. Sohbetimize hoş geldin sevgili Aposto! İstanbul okuru.
1. 17. yüzyılda yaşamış Eremya Çelebi Kömürciyan’ın “17. Asırda İstanbul Tarihi” eserinin beyaz perdeye taşındığı; yazarın yürüdüğü yolların peşine takılan bir belgesel Ah Gözel İstanbul. İstanbul’u bu şekilde deneyimlemek şehirle aranızdaki ilişkiye nasıl yansıdı?
Şehri yüzyıllar öncesinden bakan birinin gözleriyle görmeye çalışmak, bugüne dair İstanbul algımı da köklü şekilde değiştirdi. Filmin sesini çoklu anlatıcılarla örmeye çalışmamın sebebi de buydu. Kimi zaman yakından tanıdığım, kimi zaman yolumun çok sık düşmediği film mekânlarını gezerken sanki kafamda pek çok kişiyle sohbet edip, o semtlerin tarih boyunca üst üste binen katmanlarını aralayabildim. Biraz olsun gündelik bakışımızın dışına çıkabilmek, İstanbul’un özellikle son dönemde doğasıyla, binasıyla, insanıyla uğradığı yıkımla başa çıkmanın bir yolu oldu benim için.
2. Seyirci olmanın ötesinde, İstanbul Film Festivali’nden ödülle dönen bir yönetmen olarak sizde nasıl bir yeri var bu festivalin?
İstanbul’a 1995 yılında geldim. Bugün sinema sektörünün içindeki pek çok arkadaşım için olduğu gibi, sinema okuduğum bu dönemde hayat benim için festival tarihine göre akardı. Yıl, yılbaşında değil, festivalin açılışıyla başlardı benim için. Çok film gördüm, çok insan tanıdım, kapısı sokağa açılan sinemalardan şehre karıştım, sonrasında filmlerimi gösterdim. Şehirle ve gençlerle bağını hep çok kuvvetli bulduğum festivalin bu niteliğini korumasını çok önemsiyorum.
3. İstanbul’u her yönüyle tanımak, keşfetmek bizim vazgeçilmez tutkumuz. Ah Gözel İstanbul’un yeri de bu sebeple bizde ayrı. Bize bu şehri yeniden keşfedebileceğimiz başka ne gibi ilhamlar önerirsiniz? Ne izlesek, ne okusak, ne dinlesek?
Ben Hopkins’in Hasret filmini, Aslı Özge’nin Köprüdekiler’ini çok seviyorum. Ayrıca James Baldwin’in İstanbul yıllarını araştırmak bana hep ilham verir. İstanbul ilhamlarını saymakla bitmez.
Belki bu pazar Maurice Pialat’nın Bosphore’unu izlesek, Erdem Helvacıoğlu’nun İstanbul müziklerini dinlesek, Hagop Baronyan’ın kaleminden İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti’yi okusak...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta şehirde; Craft'ın Dalgakıran oyunu, Efterklang'ın yeniden ziyareti, bir adet Mine Özgüle & Evdeki Saat konseri ve Bağımsız Plak Dükkânları Günü etkinlikleri var
24 Nis 2022

YAZARLAR

Naz Eraslan
Copywriter @Aposto

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




