

KTSM ’den Küresel İkaz sergisi Mekânları yaşatmayı ve onlara anlam katmayı önemseyen Kale Grubu’nun desteklediği Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM) , Karaköy kültür-sanat rotasında yer alıyor. “İyi Bak Dünyana” hareketiyle daha sürdürülebilir bir dünya için sosyal fayda yaratan fikirlerin savunuculuğunu üstlenen KTSM , küçük eylemlerin birleşmesinden büyük değişimlerin doğabileceği düşüncesiyle herkesi hareketin bir parçası olmaya çağırıyor. Bugünlerde ise KTSM , iklim krizi konusunda farkındalığı artırmak ve diyalog başlatmak üzere yeni bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Nedir? Fotoğrafı bir anlatım/araştırma aracı olarak kullanan; aşırı kentleşme, yerel kültürlerin sürdürülebilirliği ve doğanın tahribatı konularına odaklanan sanatçı Murat Germen ’in, “küresel ısınma”nın karşılığı olan “ global warming ”den türettiği “ global warning ”, yani “ Küresel İkaz ” isimli fotoğraf sergisi, KTSM'de ziyaretçilerle buluşuyor. Murat Germen izlenimlerini şöyle aktarıyor: “ Svalbard Adası, Grönland, Norveç, Finlandiya ve İzlanda’da uzun süredir küresel ısınmanın etkilerini gözlemliyorum. Deneyimlerim sonrasında yaşamımda zaten merkeze oturan ‘yettiği kadar’ kavramını iyice benimsedim. Mimari, giyim, beslenme, günlük yaşam vb. her şeyin gereken asgari miktarda üretildiğini ve tüketildiğini görmek ‘demek ki mümkün!’ dedirtti. ” Küresel İkaz sergisini 30 Nisan’a kadar pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında KTSM'de ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Öneriyoruz: KTSM terasındaki Roots Studio Cafe , atıksız mutfak prensibi ve eşsiz Haliç manzarasıyla ziyaretçilerini beklerken KTSM Kütüphanesi de keşfedilmeye değer bir sanat ve tasarım kitap seçkisi sunuyor.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Portre’nin bu haftaki konuğu: Zeynep Dadak. 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali ve 39. İstanbul Film Festivali’nde yer alan; aynı zamanda 39. İstanbul Film Festivali’nde Ulusal Belgesel Yarışması’nda Mansiyon’a layık görülen Ah Gözel İstanbul belgeselinin yönetmeni Zeynep Dadak’la bir araya geldik. Sohbetimize hoş geldin sevgili Aposto! İstanbul okuru.
1. 17. yüzyılda yaşamış Eremya Çelebi Kömürciyan’ın “17. Asırda İstanbul Tarihi” eserinin beyaz perdeye taşındığı; yazarın yürüdüğü yolların peşine takılan bir belgesel Ah Gözel İstanbul. İstanbul’u bu şekilde deneyimlemek şehirle aranızdaki ilişkiye nasıl yansıdı?
Şehri yüzyıllar öncesinden bakan birinin gözleriyle görmeye çalışmak, bugüne dair İstanbul algımı da köklü şekilde değiştirdi. Filmin sesini çoklu anlatıcılarla örmeye çalışmamın sebebi de buydu. Kimi zaman yakından tanıdığım, kimi zaman yolumun çok sık düşmediği film mekânlarını gezerken sanki kafamda pek çok kişiyle sohbet edip, o semtlerin tarih boyunca üst üste binen katmanlarını aralayabildim. Biraz olsun gündelik bakışımızın dışına çıkabilmek, İstanbul’un özellikle son dönemde doğasıyla, binasıyla, insanıyla uğradığı yıkımla başa çıkmanın bir yolu oldu benim için.
2. Seyirci olmanın ötesinde, İstanbul Film Festivali’nden ödülle dönen bir yönetmen olarak sizde nasıl bir yeri var bu festivalin?
İstanbul’a 1995 yılında geldim. Bugün sinema sektörünün içindeki pek çok arkadaşım için olduğu gibi, sinema okuduğum bu dönemde hayat benim için festival tarihine göre akardı. Yıl, yılbaşında değil, festivalin açılışıyla başlardı benim için. Çok film gördüm, çok insan tanıdım, kapısı sokağa açılan sinemalardan şehre karıştım, sonrasında filmlerimi gösterdim. Şehirle ve gençlerle bağını hep çok kuvvetli bulduğum festivalin bu niteliğini korumasını çok önemsiyorum.
3. İstanbul’u her yönüyle tanımak, keşfetmek bizim vazgeçilmez tutkumuz. Ah Gözel İstanbul’un yeri de bu sebeple bizde ayrı. Bize bu şehri yeniden keşfedebileceğimiz başka ne gibi ilhamlar önerirsiniz? Ne izlesek, ne okusak, ne dinlesek?
Ben Hopkins’in Hasret filmini, Aslı Özge’nin Köprüdekiler’ini çok seviyorum. Ayrıca James Baldwin’in İstanbul yıllarını araştırmak bana hep ilham verir. İstanbul ilhamlarını saymakla bitmez.
Belki bu pazar Maurice Pialat’nın Bosphore’unu izlesek, Erdem Helvacıoğlu’nun İstanbul müziklerini dinlesek, Hagop Baronyan’ın kaleminden İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti’yi okusak...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta şehirde; Craft'ın Dalgakıran oyunu, Efterklang'ın yeniden ziyareti, bir adet Mine Özgüle & Evdeki Saat konseri ve Bağımsız Plak Dükkânları Günü etkinlikleri var
24 Nis 2022

YAZARLAR

Naz Eraslan
Copywriter @Aposto

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...




