aposto-logo
TR
TREN

2021 Türkiye'de Ekonomi

2021, Türkiye'nin işsizliği, asgari ücreti, enflasyonu ve kurları en çok konuştuğu yıllardan biri oldu.

35 Hikâye

Yılın son faiz kararı: tartışmalar, tahminler, riskler

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yılın son Para Politikası Kurulu toplantısını 16 Aralık Perşembe günü gerçekleştirecek. Eylül ayından bu yana arka arkaya gelen faiz indirimleriyle %19’dan %15’e çekilen politika faizinin tetiklediği Türk lirasının değer kaybının tarihî zirvelere taşınması ve bozulan enflasyon beklentileri, toplantıdan çıkacak kararın önemini artırıyor. Neler olmuştu? "Faiz sebep, enflasyon netice" gibi özetlenen ve ekonomistler tarafından alışılmışın dışında görülen bir anlayışı savunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yüksek faizin zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yaptığı argümanıyla faiz indirimine desteğini açıkça belirtiyordu. TCMB'nin geçtiğimiz aylardaki metinlerinde yer alan politika faizinin manşet enflasyonun üzerinde belirleneceğine yönelik vaatleri de bir sonraki adımda çekirdek enflasyon vurgusuna dönüşmüş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın faiz indirimine yönelik bazı mesajları TCMB'ye "sinyal" olarak yorumlanmış ve çekirdek enflasyondaki artışın ardından faiz indirimi sürecine girilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan son dönemde "düşük faiz, ihracata dayalı büyüme ve istihdam" olarak formülleştirdiği yeni bir ekonomi politikasından sıkça söz etmeye başlamış ve "Sıcak para çekme politikasını elimizin tersiyle itiyoruz" ifadeleriyle sunduğu bu politikanın "sert bir değişim" olduğu yorumları yapılmıştı. Bu süreçte Türk lirasının sürekli değer kaybetmesi ve Türkiye'nin risk priminin zirveye ulaşması gibi etkiler görülmüş; TCMB döviz kurlarına satış suretiyle üç kez müdahale etse de bu müdahalelerin etkisi sınırlı kalmış ve dolar/TL 13,80 seviyesinde kalmayı sürdürmüştü. The Wall Street Journal üzerinden Diğer yandan TCMB Para Politikası Kurulu'nda görev değişiklikleri gerçekleşmiş ve son olarak hedeflenen büyümenin fiyat istikrarından geçtiğini söyleyerek enflasyonla mücadelede kararlılık vurgusu yapan sözleri hükümetle ters düştüğü şeklinde yorumlanan Lütfi Elvan'ın "affını istediği" Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine faiz indirimini desteklediği bilinen Nureddin Nebati atanmıştı. "Çin modeli" tartışması Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "6 ay sonra meyvelerini yiyeceğiz, Çin de böyle büyüdü" ifadeleriyle işaret ettiği "Çin modeli"; ithalat ve ihracat arasındaki farkın kapanmasıyla, yani cari dengenin sağlanmasıyla enflasyonun düşeceği fikri üzerine temelleniyor. Değeri düşen TL'nin ihracatı desteklemesi ve düşük faizin yatırımları artırması bekleniyor. BBC Türkçe'den Özge Özdemir'in haberinde görüşlerine yer verdiği Prof. Dr. Erinç Yeldan; yeni bir modelden söz etmenin mümkün olmadığını, döviz kurundaki artışların "ekonomik bir hedefmiş gibi" gösterildiğini savunuyor. DW Türkçe de Prof. Dr. Murat Birdal'ın bu modellerin yalnızca otoriter rejimler altında uygulanabileceğine, nüfusu yoksullaştıracağına yönelik yorumlarına yer veriyor. Beklentiler, riskler Credit Suisse, geçtiğimiz hafta gerçekleşen yatırımcı toplantısının ardından TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu'nun "Aralık toplantısında faiz indirimi yapılmama olasılığı arttı" dediğini öne sürmüştü. Tera Yatırım'dan Enver Erkan ise kendileriyle yapılan toplantıda böyle bir referans verilmediğini dile getirmişti. Reuters'ın haberinde ise TCMB'nin söz konusu yatırımcı toplantısında para politikasındaki agresif gevşemeye aralık ayında yapılacak bir faiz indiriminin ardından, ocak ayında son verileceği sinyali verdiği aktarılmıştı. Reuters'ın son anketine göre beklentiler 100 baz puanlık bir indirimle politika faizinin %14'e taşınacağını gösteriyor. Ankete katılan 13 ekonomistten yalnızca biri TCMB'nin faizi sabit tutacağını düşünüyor. AA Finans'ın 20 ekonomistle gerçekleştirdiği anketin medyanı da 100 baz puan indirimi işaret ediyor. Barclays'in beklentileri aralık ayında 200 baz puan, ocak ayında 100 baz puanken Unicredit bu yıl bir 100 puanlık indirim kararı daha verileceğini, gelecek yılın başlarında da faizin %12'ye kadar indirileceğini öngörüyor. Faiz indirimlerinin sürmesi durumunda enflasyondaki artışın ve Türk lirasındaki değer kaybının da devam edeceği yorumları yapılıyor. Barclays; TÜİK'in son olarak %21,31 açıkladığı enflasyonun gelecek aylarda %30'lara yükseleceğini öngörürken dolar/TL'nin 2021 sonunda 14,50; 2022 ortasından itibaren de 16 olacağını düşünüyor. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody's enflasyonun gelecek aylarda %25'i aşacağını; Almanya merkezli Commerzbank dolar/TL'nin 2022'nin ilk çeyreğinde 15 olacağını öngörüyor.

Yılın son faiz kararı: tartışmalar, tahminler, riskler

Aralık 13, 2021

·

Makale

Yılın son faiz kararı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2021'in son Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini 100 baz puan indirimle %14 olarak belirledi. Beklentiler, 100 baz puanlık indirim yapılması yönünde ortaklaşıyordu. Neler olmuştu? Tüketici fiyatlarında Kasım 2021'de yıllık bazda %21,31 artış görülmüştü. Enflasyon, üç yılın zirvesine çıkmıştı. 18 Kasım'da açıklanan faiz kararının ardından 11,30'un üzerini gören dolar/TL, bugün karardan önce 15,10 seviyelerindeydi. Bu süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan "faiz sebep, enflasyon netice" söylemini yinelemiş; "yüksek faiz döngüsü yerine yatırım, üretim, istihdam, ihracat, büyüme odaklı" bir ekonomi politikası izlediklerini söylemişti. Ekonomist Timothy Ash , yeni politikayı "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın büyük ve başarısız ekonomi politikası deneyi" olarak tanımlamış; ekonomist Mahfi Eğilmez de "herhangi bir ekonomi politikası metninde yer almadığı için bu söylenenlerin gerçekten bilerek izlenen bir politika mı yoksa ortaya çıkan sonuçlara göre uyumlandırılmış bir söylem mi olduğu konusu aydınlanmadı" yorumunda bulunmuştu. 23 Kasım'da dolar/TL 13,5'i görmüş, TCMB vatandaşları "gerçekçi olmayan ve iktisadi temellerden tamamen uzak değerlerde" yapılacak işlemlerden doğacak kayıplar konusunda uyarmıştı. TCMB; 1, 3, 10 ve 13 Aralık tarihlerinde, 13 gün içinde dört kez döviz piyasasına doğrudan satım yoluyla toplamda yaklaşık 4 milyar dolar düzeyinde olduğu tahmin edilen müdahalelerde bulunsa da müdahalelerin etkileri kısıtlı kalmıştı. Aralık ayının başında Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan'ın yerine Nureddin Nebati getirilmişti. Son olarak dün gece bakan yardımcılığı ve genel müdürlük seviyesinde bazı görev değişiklikleri gerçekleşmişti. Türk lirası, dolar karşısında yıl başından bu yana %50'nin üzerinde değer kaybetti. İlk yorumlar

Yılın son faiz kararı

Aralık 16, 2021

·

Makale

Politika mı deney mi?

Dün TL'nin değer kaybı %20'ye yaklaştı; Dolar/TL 13,50 seviyesini aşarken Avro/TL 15,20'ye kadar çıktı. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan TCMB'nin politika faizini düşürmesini olumlu karşıladığını belirterek yeni ekonomi politikası hakkında şu ifadeleri kullanmıştı: "Yüksek faiz-düşük kur kısır döngüsü yerine yatırım, üretim, istihdam, ihracat odaklı ekonomi politikamızla ülkemiz için en doğru olanı yapmakta kararlıyız. Kurdaki yükselişe bağlı fiyat artışı yatırım, üretim ve istihdamı doğrudan etkilemez. Kurdaki rekabet gücü yatırım, üretim ve istihdamda artışa yol açar. Ülkemizi bunca tuzaktan, badireden nasıl çıkardıysak Allah'ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu ekonomik Kurtuluş Savaşı'ndan da zaferle çıkartacağız." Dolar neden bu kadar hızlı yükseliyor? TL'nin hızlı düşüşü ve doların ani yükselişinde ana etken olarak Erdoğan’ın yatırım ortamı için TCMB'yi faiz indirimine " zorlaması" görülüyor . Bir yandan dünyada enflasyon kaynaklı faiz artırımları yapılırken Türkiye'de sürekli faiz indirimine gidilmesi de TL'yi en fazla değer kaybeden para birimlerinin zirvesine yerleştiriyor. Ayrıca resmî rakamlara göre %20 olan enflasyona karşılık faizin %15'e düşürülmüş olması da nedenlerden biri. Erdoğan ne düşünüyor? Erdoğan ve hükümet yetkilileri son dönemde ekonomi politikasında bir nevi değişikliğe giderek faiz indirimiyle kur artışını destekleyip ülkeye yapılacak yatırımları ve ihracatı artırmayı böylece cari açığı düşürmeyi ve enflasyonu azaltmayı hedefliyor. Ekonomist Mahfi Eğilmez yetkililerin senaryosunu şöyle anlatıyor: "Bu uygulama sonucunda cari açığın düşeceğini, kurun yüksekliğinin bir çeşit ithal ikamesi yaratarak yerli üretimi artıracağını savunuyorlar. Kurgulanan bu gelişme gerçekleşirse enflasyon üzerindeki kur baskısı azalacak, sonuçta enflasyon düşecek." Bir adım geriden: Eylül ayından bu yana TCMB faiz indirimini %19'dan %15'e kadar düşürdü. Bu süreçte enflasyonda beklenen düşüşün sağlanamamasının ardından TCMB Başkanı Kavcıoğlu çekirdek enflasyona "ağırlık vereceklerini" açıkladı; ancak çekirdek enflasyonda da beklenen düşüş gerçekleşmedi. Bu gelişmelerin üzerine Kavcıoğlu geçtiğimiz ay "faizi düşürerek kurun yükselmesine izin vereceklerini bunun cari açığı gerileteceğini ve bu yolla enflasyonda düşüş gerçekleşmesini beklediklerini" ifade etti. Kamuoyunun hükümetin yeni ekonomi politikasını ilk kez bu açıklamayla öğrendiğini vurgulayan Eğilmez, Kavcıoğlu'nun bu açıklamasının daha sonra hükümet tarafından da dile getirilmeye başladığını belirterek "Ne var ki herhangi bir ekonomi politikası metninde yer almadığı için bu söylenenlerin gerçekten bilerek izlenen bir politika mı yoksa ortaya çıkan sonuçlara göre uyumlandırılmış bir söylem mi olduğu konusu aydınlanmadı." diyor. Nasıl yorumlanıyor? Hükümetin "yeni ekonomi politikası" ekonomistler tarafından genel olarak eleştiriliyor ve tepki topluyor. Eleştirilerin temel nedenini Erdoğan'ın "faiz inerse enflasyon da iner" bakış açısı oluşturuyor. Birçok alan uzmanı, bu görüşü " sıra dışı" olarak yorumluyor. Ayrıca "kur artışıyla yatırımın artacağı" beklentisi de eleştirilen bir diğer önerme olarak karşımıza çıkıyor. Yatırımların yalnızca kur artışına bağlı olmadığı özellikle siyasi istikrar, piyasa güveni ve risk unsuru gibi faktörlerin de bu konuda önemli ana etkenler olduğu hatırlatılıyor. Deney: Ekonomist Timothy Ash yaşananları "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın büyük ve başarısız ekonomi politikası deneyi" olarak tanımlıyor. Medya Günlüğü yazarı İsmail Boy, "Dolarda ne oluyor?" başlıklı yazısında hükümetin Merkez Bankası'na "piyasalara sakın müdahale etme" talimatı vermiş gibi göründüğünü, bu şekilde dövizi tamamen serbest bırakarak yükselebildiği kadar yükselmesine göz yumup ihracatta artış, ithalatta azalış yaratılacağının düşünüldüğünü ifade ediyor. Bu şekilde "cari açığın kapatılacağının" değerlendirildiğini belirten Boy, bunun ne kadar gerçekleşebilir olduğunu soruyor ve "kur artışı ile ihracat artışı arasında direkt bir ilişki olmadığını" kanıtlayarak sorunun cevabını veriyor. Eğilmez yazısının sonundaki değerlendirmede "Faiz ve kur üzerine ekonomi politikası kurulmaz. Ekonomi politikasının amacı nedenleri düzeltmek ve sonuca gitmek olmalıdır. Faiz sonuçtur. Eğer faizi belirli bir noktaya indirmek istiyorsanız politikanızı riskleri düşürmek üzerine kurmanız gerekir." diyor. Ekonomist Özgür Demirtaş, "Size Yalvarıyorum artık hata yapmayın. Faiz düşünce enflasyon patlar. Faiz kendiliğinden değil de emirle düşünce: Dolar, euro, altın, emlak, arsa, her türlü mal fiyatı fırlar. Öyle olunca bunları elinde tutan zenginler daha zengin, malı mülkü olmayan fakirler daha fakir olur." ifadelerini kullanıyor. İktisatçı Yalçın Karatepe, "Kriz aşamasından çöküşe geçiş çok hızlı oluyor" derken eski TCMB Başekonomisti Hakan Kara, "Dalgalı kur rejiminde ikinci kez serbest düşüş yaşamayı başaran ülke olarak tarih geçiyoruz. Sadece ve sadece temelsiz bir ısrar uğruna. Yanıldığınızı kabul etmek de bir erdemdir. Çok geç olmadan lütfen bu ısrardan dönün." diye tepki gösteriyor.

Politika mı deney mi?

Kasım 24, 2021

·

Makale

Dün gece kurlara ne oldu?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün akşam gerçekleşen kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada Türk lirası mevduat geliri kur altında kalırsa aradaki farkın ödeneceğini, bu sayede vatandaşların "kur daha yüksek" diye mevduatını Türk lirasından dövize geçirmesine ihtiyaç kalmayacağını duyurdu. Nasıl? Habertürk yayınına katılan Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Alpaslan Çakar yeni ürünün yalnızca gerçek kişiler için geçerli olduğunu ve tüm kamu bankalarının sisteme hazır olduğunu, özel bankaların da dâhil olacaklarını belirtti. Çakar ayrıca ayrıntıların Hazine ve Maliye Bakanlığınca bugün duyurulacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasına göre kur getirisinin mevduat kazancının üstünde olması durumunda aradaki fark, Hazine'den karşılanacak ve söz konusu kazançtan stopaj vergisi alınmayacak. Bir diğer deyişle Hazine, vatandaşların tasarruflarını Türk lirasında tutmaları için kur farkından doğacak zararları karşılamayı taahhüt ediyor. Nasıl etkileri oldu? Çakar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasının ardından 1 milyar doların bozdurulduğunu açıkladı. Dün 18'i aşarak rekor tazeleyen dolar/TL 13,60'lara, 20'nin üzerini gören avro/TL 15'lere çekildi. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, akaryakıt fiyatlarında dün geceden itibaren geçerli olacak zammın durdurulduğunu açıkladı. Nasıl yorumlanıyor? Ekonomistler, açıklamayı "örtülü faiz artırımı" olarak yorumladı. Yükün bütçeye kalmasının parasal genişleme ihtiyacı doğuracağı, bu durumun da enflasyonist baskı getireceği öngörüldü. Ekonomi yazarı Emin Çapa, "CB Erdoğan, TL mevduatları bile dolarize ediyor. Faiz artışı yapmıyormuş gibi yapıp, ne kadar olduğunu kimsenin bilmediği rekor bir faiz artışı yapıldı. Üstelik bunun bütün yükü de, devletin/halkın sırtına yıkılacak." dedi. Mustafa Sönmez, "Hazine bu kaynağı nereden bulacak?" diye sordu. Ekonomist Hakan Kara , "döviz endeksli mevduat ve ihracatçıya ileri vadeli kurla kamu kesimi yakın tarihin en dolarize bilançosuna sahip oldu" dedi. Ekonomist Erinç Yeldan "Döviz kuru ile mevduat arasındaki fark devlet tarafından ödenecek ise faiz getirisi piyasa koşullarına göre yükseltilecek demektir. O zaman TCMB ne diye kendi faizini düşürüyor?" yorumunda bulundu. Ekonomist Enes Özkan "Bir kamu borçlanmamız iyi gidiyordu o da sıkıntıya girecek gibi duruyor. Kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılaya oranının hızla artacağını göreceğiz." dedi. Dahası Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca ihracatçı firmalara doğrudan Merkez Bankası aracılığıyla ileri vadeli kur rakamı verileceğini, şirketlerin temettü ödemeleri üzerindeki stopajın %10'a indirileceğini, bireysel emeklilikte devlet katkısının %5 artışla %30'a çıkarılacağını duyurdu.

Dün gece kurlara ne oldu?

Aralık 21, 2021

·

Makale

Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat ne anlama geliyor?

Geçtiğimiz akşam Cumhurbaşkanı Erdoğan, artan döviz kurları için yeni finansal araçların devreye alınacağını açıkladı. " Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat" isimli yeni ürünü tanıtan Erdoğan, bankada parası olan vatandaşların bundan sonra kur yüksekliği endişesi taşımayacağını belirterek kur getirisinin mevduat kazancının altında kalması hâlinde aradaki farkın " doğrudan ödeneceğini" söyledi. Erdoğan farkın Hazine'den karşılanacağını ve söz konusu kazançtan stopaj vergisi alınmayacağını bildirdi. Dün de Hazine ve Maliye Bakanlığı yeni ürünle ilgili bir açıklama yayımladı . Peki bu ne demek? Aposto! ürüne yönelik görüşlerini almak üzere Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceyhun Elgin'e ulaştı. Elgin, "Kur Korumalı TL Vadeli Mevduatı" şöyle anlattı: "Bu kimsenin beklemediği ve opsiyon olarak düşünmediği bir politika tercihi oldu. Bugün Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın açıklamasının ardından netleşti. Belirli vadelerde siz 3,6,9,12 ay vadelerde -1 ay olmuyor mesela- paranızı bağlamanız gerekiyor. Paranızı butik özel açılan vadeli hesaba yatıracaksınız. Paranızı oraya koyacaksınız ve bir faiz alacaksınız. Minimum TCMB'nin politika faizi 14 şu anda. Daha da düşürülürse daha da düşük olabilecek, açtığınız güne göre. Sonrasında bugünkü TCMB'nin açıkladığı döviz kuru var. Diyelim ki dolar olarak 12,85. Üç ayın sonunda dolar 12,85 olarak kalırsa sadece faizinizi alacaksınız. Yok eğer 12,85 değil de döviz kurundaki hareketlilik nedeniyle dolar 20 TL'ye çıkarsa 3 ay sonra o zaman aradaki farkı ve faizi alacaksınız. Bu da böylece döviz kurunun oynaklığından, döviz kurunda TL'nin olası değersizleşmesinden ötürü kaybedeceğiniz miktarı aslında devletin size vereceği anlamına geliyor." Elgin aradaki farkı, faizin üzerine olan farkı Hazine'nin ödeyeceğini vurgulayarak "Bizim vergi gelirlerimizden mevduat sahiplerine bir kaynak aktarılmış olacak. Bu açıdan da aslında bir noktada bir servet transferi özelliği de var bunun. Vergi gelirleriyle fonlanan kamu bütçesinden mevduat sahiplerine bir ödeme yapılacak." ifadelerini kullandı. Kur neden düştü? Kurun düşmesinin "gayet normal" olduğunu söyleyen Elgin, devletin döviz kurundaki hareketlenmeden dolayı olası kaybı vermeyi garantilediğini yineleyerek bu nedenle hem hane halklarının hem de kamu kurumlarının dolar sattığını dile getirdi. Türkiye'de oldukça sığ bir piyasa olması nedeniyle yerli aktörlerin alım satımlarıyla piyasanın hareketlendiğini anlatan Elgin, " Nispeten daha düşük miktarlarla fiyata etki edebiliyorsunuz. Hem kamu kurumları, hem hane halkları, hem perakende, hem ticari sektörü, doların düşeceği beklentisiyle doları sattı. Çünkü bu dövizdeki hareketlenmeye karşı insanları bir nevi koruduğu ve sigorta vazifesi gördüğü için doların düşeceği beklentisi oluştu yatırımcılarda ve dolar düştü. Beklenmedik bir şey değildi aslında bu." diye konuştu. Kur farkı ödenebilecek mi? Kur farkının yakın dönemde ödenebileceğini; ancak ciddi dolar kuru artışı hâlinde hazinede yaşanan kaybın ciddi boyuta ulaşabileceğini vurgulayan Elgin, " Devlet bütçesi yaklaşık 1,75 trilyon civarında. Diyelim ki Türkiye'deki bankalardaki döviz hesaplarının tamamı bu uygulamaya geçti ve dolar kurunda çok ciddi bir artış oldu. Neredeyse birkaç ay içinde devletin, bütçesinin tamamına denk gelecek bir hazine katkısı yapılması gerekebilir. Bu da tabii devlet bütçesini çok zorlar. Bu da enflasyon riskini doğurur çünkü devlet bunu vergi gelirleriyle finanse edemeyeceği için ancak para basarak merkez bankasıyla finanse edecektir. Bu da daha fazla enflasyon demek olacak." ifadelerini kullandı. İktisatta "çoklu denge" ifadesi olduğunu ve mevcut üründe herkesin bu uygulamaya ikna olması gerektiğini belirten Elgin, " Herkesin bunu gerçekleştirmesi hâlinde bu uygulama işe yarayacaktır. Çoğunluk dövizde kalmayı tercih ederse o zaman kamu bütçesinde açığa ve kayba yol açacaktır. Bu da devlete olan güvene bağlı bir durum." dedi. "Ürün" sürdürülebilir mi? Prof. Dr. Ceyhun Elgin, bu ürüne adım atıldıktan sonra geri almanın çok da kolay olmadığını söyledi. İlerleyen dönemde uygulamanın değiştirilmesi takdirinde o günün iktidarının popülaritesine zarar verebileceğini vurgulayan Elgin, şöyle konuştu: "Mevcut iktidar kalsa da bundan geri adım atmak aslında popülaritesine zarar verecektir. Değişirse de yeni gelecek iktidarın popülaritesine zarar verecektir. Ama uzun vadede de sürdürülebilir bir şey değil. Ben bunu 1991'de iktidara gelen Süleyman Demirel başkanlığındaki hükümetin emeklilik yaşını düşürmesine benzetiyorum. Popülist bir hareketti ama uzun vadede zararları oldu." Türkiye'nin cari açık veren bir ülke olduğunu ve gelişmiş ülkelere göre yüksek enflasyona sahip olduğunu vurgulayan Elgin, ülkede yapısal ve kurumsal sorunlar olduğunu, bunların bir araya geldiği durumda da döviz kuru hareketliliğinden bağımsız olarak yine yüksek enflasyonun seyrettiği bir ülke olduğunu belirtti. Prof. Dr. Ceyhun Elgin, bu durumun böyle devam edeceğini hatırlatarak, şöyle devam etti: "Bu şekildeyken döviz sabit kalırsa bu cari açık açısından kötü. Yok 'döviz kurunu değersizleştirelim' deyip bu politikayı izlerseniz de bu kez kamu zararı oluşturacaksınız, Hazine açık vermeye başlayacak. Dolayısıyla kısa vadede bu bir nevi döviz kurlarını dengeye getirme potansiyeli taşıyan bir uygulama ama uzun vadede çok da sürdürülebilir bir uygulama değil."

Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat ne anlama geliyor?

Aralık 22, 2021

·

Makale

Türk lirası eriyor

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Para Politikası Kurulu Toplantısı sonrasında politika faizini 100 baz puan indirdiğini duyurdu. Böylece politika faizi %15 olarak belirlendi. Beklentiler de 100 baz puan indirimin gerçekleşeceği yönündeydi. Ekonomistler, kurlarda faiz indiriminin şimdiye dek fiyatlandığını ifade etse de kur artışlarının sürmesi bekleniyordu. Nitekim öyle de oldu. Dolar/TL dün 11,30’un üzerini gördü, avro 12,50'yi aştı. Türk lirası aralık ayından bu yana dolar karşısında değerinin yaklaşık üçte birini kaybetti. Ne olmuştu? Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün partisinin grup toplantısında "Faiz sebeptir, enflasyon netice" görüşünü yinelemişti. "Faiz belasını bu milletin sırtından kaldıracağız. Bu yolda faizi savunanlarla birlikte olamam" ifadelerini kullanan Erdoğan, faiz indirimine devam edileceği sonucuna varılıp varılamayacağına ilişkin soruya "Merkez Bankası bağımsız değil mi? Bırakın da bağımsız olarak kararını o versin." şeklinde yanıt vermişti. Japonya bahsi AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında "Doların değeriyle ilgili Japonya bir mukayese yapıyor mu? Japonya 114 yen olan dolar kurunu göstererek kendi ekonomisini değerlendiriyor mu? Nasıl başarısız bir ekonomiyiz diyerek kendi ekonomilerini değerlendiriyor mu?" ifadelerini kullanmıştı. Greenwich Üniversitesi'nden ekonomist Cem Oyvat, Aposto!’yla paylaştığı görüşlerinde bu sorunun yanıtını şöyle veriyor: " Önemli olan bir para biriminin diğer para birimleri karşısında bulunduğu seviye değil, diğer para birimleri karşısında ne kadar değer kazandığı veya kaybettiğidir. Ona bakarsanız 1 Kuveyt Dinarı, 3,31 ABD Dolarıdır, ama bu Kuveyt ekonomisinin en güçlü ekonomi olduğu anlamına gelmez." İş dünyası ne diyor? İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, faiz indirimi kararının ardından paylaştığı tweet'lerde "piyasa dinamikleriyle TCMB faizi arasındaki bağın giderek zayıfladığını, iş dünyası için asıl konunun öngörülebilirlik olduğunu, kur ve enflasyonun seyrinin Türkiye'nin risk primine ve dolarizasyona olumsuz yansıdığını" ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Türkiye'nin en büyük iş adamlarıymış, bize istediğiniz kadar sallayın, tutmaz" ifadeleriyle eleştirdiği TÜSİAD'ın başkanı Simone Kaslowski faiz kararı öncesi yaptığı açıklamada TCMB'nin bir önceki karar metninde vurguladığı "cari açıkla enflasyonu kontrol etme" tutumunun "en temel iktisadi kurallarla dahi örtüşmediğini" belirtti. Kaslowski, faiz indirimlerinin uzun vadeli kredi faizlerine hiçbir şekilde yansımadığını dile getirdi. BUSİAD başkanı Ergun Hadi Türkay ise alınan kararın piyasa gerçeklerine uymadığını, döviz artışının artık ihracatı artırmayacağını; döviz artışıyla enflasyonun, sonrasında satışlarda düşüşün, yatırımların azalmasının ve şirketlerin kapanma noktasına gelebilmesinin mümkün olduğuna dikkat çekti. Ekonomistler ne diyor? Görüşlerini Aposto!’yla paylaşan Cem Oyvat'a göre faiz indiriminin TL'deki değer kaybını hızlandırması ve enflasyon-TL'nin değer kaybı sarmalını alevlendirmesi muhtemel görünüyor. TL’nin değer kaybının cari açık üzerindeki olumlu etkilerini sınırlaması beklenen enflasyondaki hızlı artış da emekçilerin reel ücretlerinin erimesini beraberinde getiriyor. Oyvat TL’nin değer kaybının gelir eşitsizliği uçurumlarını da derinleştireceğini savunuyor: "Diğer taraftan dolardaki artış, dolar mevduatları daha fazla olan daha varlıklı kesimin gelirlerini artıracak ve bu iki etki ülkede gelir eşitsizliklerinin derinleşmesini hızlandıracak." Kararı BBC Türkçe'de değerlendiren Prof. Dr. Selva Demiralp faiz indirimlerine rağmen kredi faizlerinin düşmediğine, bunun nedeninin de piyasa faizinin enflasyon beklentilerinden ve risklerden doğrudan etkileniyor olması olduğuna dikkat çekiyor. Kavcıoğlu'nun "düşük faizle enflasyonun düşeceğini ima eden Merkez Bankası Başkanı olarak bir ilke imza attığını" söyleyen Demiralp, yatırım iştahını sadece politika faizini düşürerek canlandırabilmenin mümkün olmadığını vurguluyor. DW Türkçe'nin aktardığına göre Capital Economics'ten Jason Tuvey kararın "Türkiye'de para politikasının Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan dikte edildiğinin bir hatırlatması" olduğunu düşünüyor. Tuvey’e göre TCMB’nin para politikasını sıkılaştırma konusundaki isteksizliği, enflasyon beklentilerinin yükselmesine ve yüksek faiz talebinin daha da artmasına neden olarak kendi kendini yaratan bir kısır döngü oluşturma riski taşıyor.

Türk lirası eriyor

Kasım 19, 2021

·

Makale

Kurlar düştü, ya sonra?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat ürününün ardından kurlar hızla geri çekildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan "kur spekülasyonu denilen olayı bir saatte atıverdiklerini" ifade etse de bir yandan uygulamanın nasıl gerçekleştiğine dair iddialar yükselirken diğer yandan "Kurlardaki düşüş kalıcı olacak mı?", "Enflasyona ve fiyatlara yansıyacak mı?", "Kim kazandı, kim kaybetti?" sorularına yanıt aranıyor. İddialar Ekonomi gazetecisi Erdal Sağlam, DW Türkçe'deki haberinde Nebati'nin bakan olarak atandığı gün TCMB'ye gönderilmek üzere, Hazine'nin hesabından döviz alınıp belirtilen bankalara gönderilmesini öngören bir talimat hazırlattığını, Kamu Finansmanı Genel Müdürü Abdullah Beyazıt ve Bakan Yardımcısı Şakir Ercan Gül'ün bu talimatı imzalamayı reddettikleri için görevden alındığını öne sürüyor. Sağlam, bu kulis bilgilerinin kararın açıklandığı gün "kamu bankaları kanalıyla döviz rezervlerinden satış yapıldığı iddialarını güçlendirdiğini" söylüyor. Reuters, resmî verilerin Türkiye'deki vatandaşların geçtiğimiz hafta pazartesi ve salı günü dolar satışı gerçekleştirmediğini, hesaplamalara göre TCMB müdahalelerinin 8 milyar doların üzerinde olduğunu yazıyor. Reuters'ın üç bankacı kaynağı, yalnızca geçtiğimiz hafta TCMB net döviz rezervlerinin 8,5 milyar düştüğünü, bu düşüşün aralık ayında 18 milyar dolar olduğunu söylüyor. CHP Sözcüsü Faik Öztrak da 1 milyar doları aşkın döviz satıldığı ifadelerinin aksine, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine atıfla 20 Aralık'ta vatandaşın sattığı dövizin 340 milyon dolar düzeyinde olduğunu iddia ediyor. Öztrak, ani gerilemenin sebebinin "kamu tarafından gerçekleştirilen planlı, programlı döviz satış operasyonu olduğunu" savunuyor. Kim kazandı, kim kaybetti? Lütfi Elvan'ın ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine gelen Nureddin Nebati, katıldığı bir yayında "15 liradan, 16 liradan, 17 liradan dolar alanlar büyük finansörler değil. Büyük finansörler, bu işin bir şekilde döneceğini bilir. Ama çarpılan kim oldu? Küçük yatırımcılar. Şimdi kara kara düşünüyorlar.” ifadelerini kullanmıştı. Alphan Telek, Medyascope'taki "Büyük iktidar, küçük yatırımcı, sessiz muhalefet" başlıklı yazısında söz konusu "yapayalnız olan küçük yatırımcıların" ekonomi kötü giderken, enflasyon artarken, TL değersizleşirken çarpıldığını ve yatırımlarını başka bir menkule çevirdiğini, karar sonrası da ikinci kez çarpılıp yoksullaştıklarını ifade ediyor. Büyük yatırımcının hükümetle, bakanlıklarla, Merkez Bankası bürokratlarıyla içli dışlı ilişkisi ve istihbaratları olduğuna dikkat çeken Telek, durumun en hafif tabirle kurnazlık olduğunu söylüyor. Başkent Üniversitesi'nden Şenol Babuşçu da kendisine ulaşan mesajları paylaşıyor: "Sadece sattığım evin değeri yeni ev alana kadar düşmesin bari diye düşünüp dolar aldım. Şimdi bırakın yeni ev almayı ana paramdan da oldum." "20 yıllık öğretmen olarak tüm birikimimi kaybedip üstüne borçlanmış oldum." "Pazartesi günü dükkan satışı yapıp avro alan biriyim. Salı günü de istediğimiz binayı alacaktık. Maalesef şu an battık. İnanın intiharın eşiğindeyim." Telek, “Satmasaydı”, “girmeseydi”, “yapmasaydı” yorumlarına şu ifadelerle yanıt veriyor: "Sizce son üç yılın gidişatına, son bir yılın yaratılan algısına kim karşı durabilirdi? İnsanlar Türkiye’de yapayalnız bir şekilde el yordamıyla güvencesizliklerinden kurtuluşlarını arıyorlardı ve şimdi de iki kere tokatlandılar. Orta sınıf derlerdi, kalmadı, ben prekarya diyorum. Öfkeli ve endişeli bir topluluk." Beklentiler Ekonomist Atilla Yeşilada, "Uzun vadede bu modelde ısrar etmek Hazine'yi iflasa götürür, Türkiye'yi de hiperenflasyona götürür." diyor. Devalüasyonun, yani Türk lirasının yabancı para birimlerine karşı değer kaybetmesinin zaman içinde enflasyona yansıdığını, fakat devalüasyon ve enflasyonun denk olmadığını ifade ediyor. Sonraki sürecin ocak ayının başından, yani TÜİK'in yıllık enflasyonu açıklamasından sonra netleşeceğini belirten Yeşilada; %27 ila %30 arasında bir yıllık enflasyon beklendiğine dikkat çekerek yeni bankacılık ürününün TL'nin değerini enflasyona karşı değil, kur değişimlerine karşı korumayı amaçladığını hatırlatıyor. Asgari ücretteki zammın harcamaya dönüşeceğini, böylece enflasyonun artmaya devam edeceğini öngören Yeşilada, Türk lirasının değer kazanmayı ve enflasyonun yükselmeyi sürdürmesi durumunda mevduat sahiplerinin para kaybetmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor.

Kurlar düştü, ya sonra?

Aralık 27, 2021

·

Makale

"Kumar" mı, kurtuluş mu?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün Dolmabahçe Ofisi’nde ekonomist ve akademisyenlerle bir araya geldi. Ne olmuştu? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sıkça yinelediği "faiz sebep, enflasyon netice" görüşünden hareketle TCMB’nin arka arkaya gelen faiz indirimi kararlarının ardından döviz kurları rekor kırmış, Türk lirası yıl başından bu yana %50’nin üzerinde değer kaybetmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat isimli yeni bir bankacılık ürünü duyurmuş; 18'i test eden dolar/TL 11 seviyelerine, 20'yi aşan avro/TL 13 seviyelerine çekilmişti. Öne çıkanlar "Türkiye'yi başka türlü dize getiremeyeceğini görenlerin tüm güçlerini ve imkânlarını ekonomi alanına yönelttiğini" belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan döviz kurlarındaki dalgalanmayı faiz yükselterek durdurma yönünde baskıya maruz kaldıklarını ifade etti. "Üzerimize çöktürülmeye çalışılan kara bulutların aksine ekonomimizin üretim ve istihdam tarafında işler mükemmel denecek seviyede iyi gitmektedir" diyen Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin ilk defa AK Parti hükümetleri döneminde "kesintisiz kalkınma" yaşadığını söyledi. Fiyat artışlarına da dikkat çeken Erdoğan, hızlı fiyat indirimleri gerçekleşmezse Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı'nın "ellerindeki tüm imkânlarla stokçuların, fahiş fiyatlarda ısrar edenlerin üzerine gideceklerini" ekledi. Ne diyorlar? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı son bankacılık ürünü ve Türkiye'nin güncel ekonomik durumu, uluslararası basında da inceleniyor. POLITICO'da Diego Cupolo tarafından yayımlanan Turkey gambles on economic turnaround as cost of living skyrockets başlıklı makalede; Cumhurbaşkanı'nın "ekonomik kurtuluş savaşı" sırasında, kaybedenlerin "yaşam maliyetlerinin keskin bir şekilde arttığına şahitlik eden vatandaşlar" olduğu vurgulanıyor. Reuters'ta Ebru Tuncay ve Nevzat Devranoğlu tarafından kaleme alınan yazıda, MetroPoll araştırma şirketinin başkanı Özer Sencar'ın "ekonomide şimdiye kadar yapılanların bir seçim stratejisi olduğuna" dair görüşlerine yer veriliyor. Aslı Aydıntaşbaş, The Washington Post'ta yayımladığı What's wrong with Turkey's economy? "Erdoganomics." başlıklı yazısında "Erdoganomics" kavramını "yeni ve gelişen bir bilim" olarak tanımlıyor. Türkiye'nin Latin Amerika tarzı hiperenflasyonla Orta Doğu'nun "ahbap çavuş ilişkisi" arasında sıkıştığını savunan Aydıntaşbaş, Cumhurbaşkanı'nın doktrininin "politik ve ekonomik açıdan sürdürülebilir olmadığını" belirtiyor.

"Kumar" mı, kurtuluş mu?

Aralık 25, 2021

·

Makale

Türkiye Ekonomi Modeli

Editörün notu: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün gece açıkladığı karar, ekonomistler tarafından "örtülü faiz artışı" olarak değerlendirildi. Prof. Dr. Erinç Yeldan'ın bu yazıda öne sürdüğü, faizi düşürerek ihracatı artırma ve cari açığı kapatma, yerli üretimin yaygınlaştığı noktada da enflasyonu düşürme stratejisinin "rastgele bağlantılarla" kurulduğu ve ülke gerçeklerinden kopuk olduğuydu. Bültenin başında yer verdiğimiz Türkiye Raporu anketi de halkın büyük çoğunluğunun bu politikayı desteklemediğini gösteriyordu. Henüz biz, düşük faize dayanan Türkiye Ekonomi Modeli'ne dair bu yazıyı yayına sokamadan tersi yönde alınan kararlar yönetimdeki keyfiliği göstermekte ve güveni zedelemektedir. Liranın değer kaybına hazine garantisi vererek yerli parayı dolara endekslemek kısa vadede bir rahatlama ve istikrar görüntüsü oluşturabilir. Hatta belki hükümete bir erken seçim başarısı da getirebilir. Oysa ekonomistlerin orta - uzun vadede para basımı sonucu oluşacak hiperenflasyon riski, varlığı olanların varlıklarını korumak için varlığı olmayanların sırtına yüklenecek vergiler ve kamunun verilen bu garantinin altından kalkamaması ihtimali gibi, hepimizin hayatının geri kalanını yakından ilgilendiren uyarılarını dikkate almak gerekmektedir. Önümüzdeki hafta bu konuyu ele almaya devam edeceğiz. - Bartu 16 Aralık’ta Hazine ve Maliye Bakanlığı Twitter hesabından “Türkiye Ekonomi Modeli” içeriğini duyurdu . Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki hafta önce “Türkiye’yi üretimle büyütmek, faiz kıskacından çıkarmak için ekonomide yeni dönem başlattık” dediği konuşmada Çin’i örnek göstererek “üretimle yabancı yatırımcıların dikkatini çekeceğiz. Çin böyle büyümüş. Biz onlardan daha avantajlıyız. Biz pazara daha yakınız” demişti . Yeni ekonomik model açıklamalarını ve hükümet politikalarını Kadir Has Üniversitesi'nden Prof. Dr. Erinç Yeldan ile gerçekleştirdiğimiz görüşmenin ışığında, bu haftanın gündemine taşıyorum. “Türkiye Ekonomi Modeli” açıklandıktan sonra Bakan Nebati, “Bir farkı ortaya koyuyoruz. Biz Çin değiliz. Biz Güney Kore değiliz. Bundan sonra atacağımız adımlarla çok hızlı bir şekilde toparlanma olacağını hep beraber görmüş olacağız” açıklamasını yaptı . Peki bu modelin özünde neler var? Beklentiler ne kadar gerçekçi? "Türkiye gerçeklerinden uzak" Yeni ekonomik modele göre düşük faiz politikasının ardındaki beklentiyi Mahfi Eğilmez 17 Aralık'taki yazısında şöyle aktarıyor: “Faizi düşürünce kur yükselecek, kur yükselince ihracat artacak, ithalat azalacak. Kur yükselişiyle ithalat pahalı hâle geleceği için yerli üretim onun yerini alacak, cari açık cari fazlaya dönüşecek. Yerli üretim, ithal girdilerin yerini almaya başlayınca enflasyon da düşecek.” Modele göre bu süreçte öncelik ithal girdilerin minimumda olduğu katma değerli sanayi ürünleri, tarım ve turizm sektörleri olacak. Ayrıca, tüm kurumlar arasında “şeffaf ve öngörülebilir” bir koordinasyon öngörüyor. Yeldan, açıklanan modelde, ekonominin içinde bulunduğu durumdan soyutlanarak cesur varsayımlarla rastgele bağlantılar kurulduğunu ve modelin Türkiye gerçeklerinden çok uzak bir senaryo olduğunu belirtti. Grafik: Mahfi Eğilmez "Siyasi inat" Gündemin en dikkat çeken yanlarından biri, 20 yıllık hükümetin bir anda yeni model tanıtması oldu. Yeldan konuyla ilgili “Faizlerin düşürülmesi ve kredi hacminin genişletilmesi, kabaca 2016-2017 ve 2019-2020 arasında var olan bir söylemdi. Bunun, bedeli ne olursa olsun hızlı bir büyüme rakamı yaratma telaşından dolayı olduğunu düşünüyordum. Ama eylül ayından itibaren 'faizi düşürün enflasyon da zaten düşecek' fikri, slogan hâline getirildi. Bilim insanlarının uyarılarına rağmen bu politika siyasi bir inada döndü. Hükümet buradan umduğunu bulamayınca faiz-enflasyon ilişkisi arasında bir de döviz kuru piyasası olduğunu fark etmiş gözüküyor. Şimdi de 'bizim amacımız zaten cari işlemler dengesini düzeltmek ve döviz kurunda rekabetçi olmak' deniyor." ifadelerini kullandı. Amaç erken seçim mi? Sözcü’ye konuşan Prof. Dr. Korkut Boratav, model değişikliği söylemi hakkında “Ekonomi öyle bir tıkanma noktasına geldi ki, iktidar çok kısa süreli bir nefes alma dönemi yaratabilirse erken seçime gidecek” yorumunda bulundu . Düşünülebilecek en rasyonel planın, 4-5 ay içinde piyasalarda bir rahatlama dönemi oluşturarak erken seçime gidilmesi olduğuna katılan Yeldan, “Merkez Bankası’nın faiz kararlarında bu kadar inatçı olması sonucunda dövizin fiyatının artması ve piyasa dengesinin tahribi, hükümetin bu planını bozmuş olabilir” diye ekledi. "Kolay reçete yok" Tartışmalı noktalardan biri de Türkiye’nin Çin modeliyle büyüme ifadesiyle ilgili. Yeldan, Çin modelinin yanlış bir adres olduğunun çok çabuk anlaşıldığını, sadece faizi düşürüp kuru yükselterek ekonomik gelişmenin hiçbir ülkede gerçekleşemeyeceğini belirtti. " İşçi ücretlerini düşürerek, halkı yoksullaştırarak elde edilen rekabet bir kere çalışır, sürekli çalışmaz. Ekonomide böyle kolay reçeteler yok” diyen Yeldan, özellikle mesleki eğitimle kalifiye eleman yaratma ve teknolojik yatırım ihtiyacının altını çizdi. Neler göreceğiz? Yeldan, önümüzdeki süreci “Her krizde olduğu gibi intibak mekanizmaları devreye girecek şirketler ve ulusal varlıklar el değiştirecek, uluslararası şirketler tarafından satın alımlar gerçekleşecek, dış borçlanma artarak ileriki nesillere aktarılacak. Bunun bedelini doğa, Türkiye ve ileriki nesiller ödeyecek. Bedel ödendiği noktada kriz aşılmış olacak. Ulaşılan yeni denge daha yoksullaştırıcı, reel ücretlerin düştüğü, coğrafya, eğitim düzeyi ve cinsiyet bazında ücret farklılıklarının arttığı, bir nokta olacak” ifadeleriyle açıkladı.

Türkiye Ekonomi Modeli

Aralık 21, 2021

·

Makale

Asgari ücret: Kime göre zamlı?

Aylardır Türkiye gündemini meşgul eden asgari ücret tartışmalarında hükümet tarafında sona gelinmiş ve karara varılmış olunsa da vatandaşın gözünde durum hâlâ tartışmaya açık. Geçen hafta, aralık ayı başında başlayan Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantıları sona erdi, asgari ücrete %50,54 oranında zam yapıldı ve net 4 bin 253 liraya yükseldi. Türkiye’deki mevcut asgari ücret karnesi DİSK-AR'ın aralık başında yayımladığı asgari ücret raporuna göre şu an Türkiye’de asgari ücretin %20 fazlası ve altında ücret alan işçilerin sayısı 9,7 milyondur. Bütün ücretli çalışanların %50’ye yakını bu kapsamdadır. Tüm ücretli çalışanların %64’ü ise (12,5 milyon işçi) asgari ücretin altı ile asgari ücretin bir buçuk katı arasında bir ücret elde ediyor. 3,4 milyon işçi (bütün ücretli çalışanların %18’i) asgari ücretin altında bir ücretle çalışıyor. 1.500 TL’den daha az ücretle çalışan işçi sayısı 1,7 milyon. Asgari ücret ve altında bir ücretle yaşamını sürdürmek zorunda olan işçilerin sayısı 6,3 milyon (bütün ücretli çalışanların %33,8’i) civarında. Özel sektör işçilerinin %21,8’i asgari ücrete erişemiyor. Özel sektörde asgari ücret ve altında ücretle çalışanların oranı %44 ve asgari ücret civarında çalışanların oranı %69’dur. 8,4 milyonu aşkın özel sektör işçisi asgari ücretin %20’si ve altında ücretlerle çalışıyor. Asgari ücrete erişemeyenlerin oranı genelde %18 iken kadınlarda bu oran %25’i aşıyor. Asgari ücret düzeyinde ve daha düşük ücret alanların oranı genelde %34 iken, kadınlarda %43’e yükseliyor. 2020 yılında asgari ücretin net 2 bin 324 TL 70 kuruş olarak belirlendiği Türkiye'de yapılan araştırmalar açlık sınırının 2 bin 500 TL’nin, yoksulluk sınırının ise 8 bin TL’nin üzerine çıktığına işaret ediyor. An itibarıyla Ocak ayı asgari ücreti ile alınabilenler: 16 tane 126'lı bebek bezi 32 adet 32'li tuvalet kağıdı 256 dolar 227 avro 5.58 gram altın 3,24 adet çeyrek altın 348 litre benzin 353 litre motorin Asgari ücrete gelen zam oranının yüksek olması günlük hayatında nasıl fakirleştiğini her market alışverişinde yaşayan vatandaş için pek de önemli olmadı. Belirlenen asgari ücretin reel enflasyon karşısında hiçbir değeri yok. Aksine, bugün geçen seneden daha yoksul durumdayız. Ocak ayı itibarıyla geçerli olacak asgari ücretin değeri son 1 hafta içinde bile düştü. 1 Ocak 2021' de dolar kuru 7,43 iken, o zamanki zam ile 380 dolar olan asgari ücret şu an gelen zamla sadece 275 dolar. Yukarıda da açıkladığım üzere ben bu yazıyı yazarken ise 256 dolar oldu. ***Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün kabine toplantısı sonrası yaptığı mevduat açıklaması sonrası dolar düşmüş olsa da ekmek ve simit ücreti hâlâ aynı. Kısa dönemli etkisi olacak bir politikanın vatandaşın gözünde değeri yok. *** Bu yazı için üç farklı durumdan vatandaşlarla görüştüm: 1) Asgari ücretle çalışıp 2+ kişiye bakan 2) Asgari ücretle çalışıp okumaya çalışan ve 3) Ebeveynleri asgari ücretli olup üniversitede eğitim gören Hiçbir yorum katmadan onların sözleriyle: “Asgari ücretle geçinebiliyorlar mı?”, “Yeni zam onlara ne ifade ediyor?” ve son olarak 2022 yılına dair ümitlerini sizlere aktarıyorum. “Az önce 1 kilo domates alabilmek için dolaptan kitaplarımı kıyafetlerimi satmaya başladım. Seneye daha da kötü bir ortamda olacağımızdan eminim.” “Ayda 700, 800 lira eve gidiyor. Bunun dışında kredi borcu ödüyorum markete çıkmaya çekiniyorum çünkü fiyatları görünce satın almaya korkuyorum. Birini alıp diğerini bırakıyorum.” "Şu an mesela monta ihtiyacım var fakat 2-3 ay birikim yapmadan alamam o montu. Ay sonunu zor görüyorum beklenmedik bir masraf çıkması beni kredi kullanmaya mahkûm edebilir.” “Yeni zammın bir faydası olacağını düşünmüyorum çünkü ekonomi freni patlamış tır gibi yokuş aşağı gidiyor ve daha da fakirleşeceğiz. Alım gücümüz artmadığı takdirde asgari ücrete gelen zammın bir önemi kalmıyor. Hatta dolar bazında zam bile diyemeyiz.” “2022 felaket bir yıl olacak gibi hissediyorum. Çünkü ülke her anlamda çok kötü yönetiliyor üstüne kurdaki dengesizlik daha kötü yerlere gideceğe benziyor. Umarım tüm bu olumsuzluklara rağmen iyi bir yıl geçiririz.” “Öğrenciler olarak çoğu ihtiyaçlarımızdan kısarak 'hayatta kalmaya' çalışıyoruz ve her geçen gün daha da zorlanıyoruz.” “Zam az bir oranda değil; fakat bunun alım gücüne katkısı hiç yok, hayatlarımızı kolaylaştıracak bir adım değil. Burada devlet tarafından korunması gereken asgari ücretlinin alım gücüdür. Amaç maaşın yükseltilmesi olmamalı; çünkü insanları daha fakir yaptıktan sonra maaşımızın yanında kaç sıfır olduğunun bir önemi kalmıyor. Günümüz Türkiye şartları dondurulsa ve paramız daha fazla değer kaybetmese, yani ideal şartlarda asgari ücretin 6 bin lira civarında olması gerekir. Fakat bu sadece asgari ücretin yükselmesi gibi bir düşünce uyandırmamalıdır. Beyaz yaka çalışanların maaşları da bu oranda yükseltilmelidir. Aksi takdirde ülkemizdeki beyin göçünü önleyemeyiz.” “Benim bu maaşla 2 çocuğuma ve eşime bakma imkânım nedir? Hiçbir güvencemiz yok. Kızım İstanbul Hukuk Fakültesini kazandı, gönderemedik. Nasıl gönderelim? KYK yurtlar problem, burs deseniz yok. Hayatından kısıp sınava çalışan ve kazanan kızım şu an benimle beraber reyon diziyor. Hadi beni geçtim bu gençliğin hakkını yediler.” “21 yaşında genç bir kadın olarak en son ne zaman sinemaya gittim ne zaman makyaj malzemesi aldım ne zaman güzel güzel giyindim hatırlamıyorum inanın.” “Okul için dışarı çıkacağımda marketten su almak zorunda bile kalmayayım diye yanımda su götürüyorum. Yani toparlamak gerekirse yiyecek içecek her türlü sosyal aktiviteden ödün veriyorum maalesef.” “İdeal bir asgari ücret belirleyecek olursak da 6 bin ve üzeri derdim sanırım. 2022'den hiç ümitli değilim açıkçası. Okulumu dondurmak zorunda kalacağım muhtemelen ve annem de işsiz kalacaktır.” “Çevremdeki herkes zor durumda bütün arkadaşlarım okulu dondurup işe başlamayı düşünüyor okumaya devam edemediği için.” Daha önce Öğrenim Krizi serisinde de ekonomik ve siyasi dengesizliklerin vatandaşların temel haklarını ne denli etkilediğinden söz etmiştik. Bugün asgari ücret ortalama ücret hâline gelmişken yaşam hakkı dahil birçok hak dolaylı yoldan ihlal ediliyor. Sayılar tek başına bir şey ifade etmiyor, vatandaşın refaha ereceği kapsamlı politikalar için muhalefetin çözümleri de yetersiz kalıyor.

Asgari ücret: Kime göre zamlı?

Aralık 21, 2021

·

Makale

Merkez Bankası'nın "sürpriz" faiz hamlesi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), eylül ayı para politikası kurulu (PPK) toplantısında politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 200 baz puan artırarak %8,25'ten %10,25'e yükseltti. Başkanlık görevini Temmuz 2019'da Murat Çetinkaya'dan devralan Murat Uysal dönemindeki ilk dokuz PPK toplantısı boyunca devam eden faiz indirimi serisi haziran ayındaki toplantıda sona ermiş, bu aya kadar politika faizi sabit tutulmuştu. Birçok ekonomistin faizlerin artırılması gerektiğine yönelik tavsiyeleri, bu ayki toplantıyla birlikte TCMB'de karşılık bulmuş oldu. Bir adım geriden: Ekonomistlerin TCMB'nin politika faizini artırması gerektiği yönündeki tavsiyeleri, dış açık ve kredi büyümesi gibi sebeplerle döviz kurlarının tüm zamanların en yüksek seviyelerine gelmesi ve reel faizlerin negatif seviyede olması gibi birtakım gelişmelere dayanıyordu. Bunun yanında yabancı yatırımcıların portföy çıkışlarında bulunması ve pandemi nedeniyle küresel ekonomik görünümün kötüye gitmesi gibi faktörler Türkiye ekonomisini daralmaya itiyordu. Rezerv yönetimiyle riskleri bertaraf etmeye çalışan TCMB'nin hamleleri, swap'lar hariç net rezervlerin negatif seviyelere inmesiyle sonuçlandı. Dolar satışı yapan kamu bankalarının açık pozisyonları da finansal istikrar üzerinde risk yaratacak seviyeye geldi . TCMB'nin net uluslararası rezervleri 18 Eylül'de biten haftada 1,2 milyar dolar düşüşle 18,8 milyar dolara kadar geriledi, cari denge hızla bozulmaya devam etti ve enflasyon tekrar yükseldi. Sonuç olarak TCMB'nin rezervlerini hızlı bir şekilde tüketmesi, Türkiye ekonomisi açısından olumsuz sonuçlandı. Neden şaşırtıcı? Birçok ekonomistin faizlerin artırılması gerektiğine dair fikir birliği içinde olmasına rağmen TCMB geçtiğimiz ayki PPK toplantısında faiz artırımına gitmeyerek şaşırtmıştı. Merkez, doğrudan politika faizini kullanmadan ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini yukarı çekerek enflasyon ve kurlardaki artışı dengelemeye çalışmıştı . Siyasi kanattan faiz oranlarına ilişkin yapılan açıklamalar da TCMB'nin kararlarında etkili olmuş, bu durum kurumun bağımsızlığına dair soru işaretleri yaratmış ve yabancı yatırımcıların Türkiye’ye olan bakış açısını olumsuz etkilemişti. Keza geçtiğimiz hafta uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, Türkiye'nin kredi notunu B1'den B2'ye düşürmüş ve görünümü negatifte bırakmıştı. Moody's, not indiriminin birincil sebebinin "kurumsal gücün zayıflaması" olduğunu belirtmiş ve Türkiye'nin olası dış ekonomik şoklara karşı daha kırılgan bir görünüm sergilediğini söylemişti . Diğer yandan Moody's analistleri Sarah Carlson ve Yves Lemay, konuyla ilgili olarak "Türkiye'nin kredi profiline yönelik risklerin artmasıyla birlikte ülkenin kurumları bu zorlukları etkin bir şekilde çözmekte isteksiz ya da çözemiyor görünüyor," değerlendirmesinde bulunmuşlardı . Kararın etkileri: Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp’e göre faiz artırımı kararı, reel faizleri pozitif bölgeye döndürmese de TCMB'nin zorda kaldığında gereken adımı atabileceğini gösteren bir sinyal niteliği taşımasından dolayı önemli bir hamle . Diğer yandan faizin yükselmesiyle döviz kurları hafif aşağıya indi, borsa da yönünü yukarı çevirdi. Ne var ki, faiz hamlesiyle zaman kazanılmış olsa da bunun tek başına yeterli olmayacağı ve önümüzdeki süreçte yapısal reformlara başlanması gerektiği de konuşuluyor . TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski de karar hakkında “Umarız piyasa güvenini tam olarak sağlamak için istikrarlı bir şekilde bu yönde atılacak adımlarla desteklenir,” diyor . İleride faiz artırımını destekleyici başka hamleler de yapılırsa karşımızda çok daha ikna edici ve kredibilitesi yüksek bir Merkez Bankası görme olasılığımız çok yüksek.

Merkez Bankası'nın "sürpriz" faiz hamlesi

Mart 10, 2021

·

Makale

Ağbal'ın son toplantısı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Naci Ağbal, geçtiğimiz cumartesi gününün ilk saatlerinde Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle görevden alındı ve yerine eski AK Parti milletvekili Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu atandı. Naci Ağbal başkanlığındaki TCMB, görev değişikliğinden iki gün önce Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini 200 baz puan artırarak %19'a çıkarmıştı. Faiz artırımı, ekonomistler ve piyasalar tarafından olumlu değerlendirilirken sonrasında gelen görevden alma ve yeni atama kararı ise şaşkınlıkla karşılandı. Ağbal dönemi: Yaklaşık beş ay önce 7 Kasım'da bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Murat Uysal'ın yerine göreve getirilen Ağbal, 132 günlük görev süresinde Türkiye'yi geleneksel para politikalarına döndürme sözü vermiş; politika faizini toplamda 875 baz puan artırmış ve yatırımcıların takdirini kazanmıştı. Son PPK toplantısında piyasalardaki 100 baz puanlık medyan beklentinin üzerinde gerçekleştirilen 200 baz puanlık faiz artırımı kararına gerekçe olarak son dönemdeki gelişmelerin enflasyon beklentileri, fiyatlama davranışları ve orta vadeli enflasyon görünümü üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü riskler gösterildi. Politika faizini beklentilerin üzerinde artırma hamlesinin yerinde olduğu görüşünde birleşen ve kararın Türk lirası açısından olumlu olduğunu ifade eden ekonomistler, karar metninde yer alan "gerekmesi durumunda ilave parasal sıkılaşma yapılacaktır" vurgusunun "TCMB'nin kredisini artırmak, net duruşunu ve tutarlığını korumak" adına önemli olduğunu belirtiyor . Ankara’nın cesur bankacısı: The Economist, “Ankara’nın Cesur Bankacısı: Naci Ağbal Türkiye’de parasal disiplini yeniden tesis etmeye çalışıyor” başlıklı yazısında Ağbal’ın “son birkaç ayda Türk lirasına yeni bir hayat verdiğini, TCMB'nin itibarını yükselttiğini ve rezervleri yeniden doldurmaya başladığını” belirtirken tebriği hak ettiğini vurguluyor. Nitekim, Ağbal’ın dümeni ele almasından bu yana Türk lirası dolar karşısında %15'ten fazla değer kazandı. Ağbal'ın enflasyonu %5’e çekmek için para politikasını sıkı tutacağına dair vaatlerine karşılık bu politikayı, hatta görevini sürdürüp sürdüremeyeceğinin belirsiz olduğunu belirten The Economist'in "Erdoğan şimdiden son faiz artışlarından rahatsızlığını dile getirdi. Cumhurbaşkanı iki yıldan kısa süre içinde Ağbal’ın iki selefini görevden aldı, üçüncüsünü almakta tereddüt etmeyebilir,” tahmininin doğru çıkması da pek vakit almadı. Neden gitti? Prof. Selva Demiralp, "Uyguladığı politikalar, finansal bir krizin eşiğine gelen ülkeyi uçurumun kenarından çekmiş ve finansal göstergeler nihayet toparlanmaya başlamıştı," yorumunda bulunduğu Ağbal'ın görevden alınmasının seleflerinin görevden alınmasından daha vahim olduğunu düşünüyor . Öyle ki, Ağbal'ın gidişini daha önceki dönemlerdeki gibi fiyat istikrarını bir kenara koyan ve faizi düşürüp kredileri desteklemek isteyen politikalara bir geri dönüş olarak yorumluyor. Öte yandan Financial Times, yeni başkan Kavcıoğlu'nun 2019'dan bu yana göreve gelen dördüncü başkan olduğunu ve bundan önceki üç başkanın dört yıllık süreleri dolmadan görevden alındığını hatırlatarak TCMB'deki yeni atama kararını, uzun süredir faizlerin düşük kalmasını isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "faizin sebep enflasyonun netice" olduğu yönündeki teorisine bağlıyor . Türkiye'de ekonominin büyüme ve birikim modelleri tıkandığı için faturanın faiz oranlarına ya da TCMB başkanlarına kesildiği düşüncesinde olan ekonomist Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu ise "Türkiye, ekonomiyi yönetemediği için kendi içinde tutarlı olmayan zikzaklı kararlar almak zorunda kalıyor" diyor. Merkez Bankası başkanının bu kadar sık değiştirilmesine hiçbir mazeret gösterilemeyeceğini savunan Bloomberg yazarı Daniel Moss ise "Türkiye'de Merkez Bankası Başkanı olmak artık uluslararası ekonomideki en tehlikeli işlerden biri olarak nitelendirilmeli. Ancak bir muz cumhuriyeti böyle davranabilir, OECD ve G20 üyesi ülkeler değil," ifadelerini kullanıyor . Yeni başkan: Ağbal’ın yerine atanan Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nun Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarı olduğunu vurgulayan Bloomberg , bu gazetenin son faiz artırımı kararını cuma günü “Bu operasyonu kim adına çektiniz?" başlığıyla manşete taşıdığını ve faiz kararını "ekonomik büyümenin zararına fakat Londra merkezli sıcak para sahiplerinin yararına" olarak açıkladığını hatırlatıyor. Kavcıoğlu'nun 9 Şubat tarihli yazısında, “Diğer ülkeler negatif faize sahipken Türkiye'de istikrarı yüksek faizde arayan köşe yazarları, bankacılar ve iş dünyası örgütlerini görmek üzücü” ifadelerini kullanması da küresel basında, yeni başkanın Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi yüksek faizin enflasyona neden olacağı tezini savunduğu yönünde yorumlanıyor. Öngörüler: Kavcıoğlu, ilk açıklamasında enflasyonda kalıcı düşüşü sağlama temel hedefi doğrultusunda para politikası araçlarının etkin bir şekilde kullanılmaya devam edeceğini belirtti ve dün Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu'ndaki bankaların genel müdürleriyle yaptığı toplantıda Bloomberg HT kaynaklarına göre mevcut sıkı para politikasında değişiklik olmayacağını ifade etti. Buna karşılık, ekonomist Prof. Dr. Cem Başlevent, “Ağbal’ın görevden alınmasının yaratacağı güvensizlik, kısa vadede faiz indirimi ve kur artışı olacağı beklentisi, perşembe günü yapılan faiz artışının ülkeye sıcak para girişi ve ters dolarizasyon gibi olumlu etkilerini ortadan kaldıracak,” açıklamasında bulundu. Londra merkezli BlueBay varlık yönetimi şirketinden gelişen piyasalar stratejisti Tim Ash, "Piyasalar bu konuda ne düşündüklerini pazartesi günü açıklayacak ve büyük ihtimalle bu çirkin bir tepki olacak," derken Kanada merkezli yatırım bankası TD Securities gelişen piyasalar başstratejisti Cristian Maggio, yayımladığı piyasa notunda liranın birkaç gün içinde %10-15 kadar değer kaybetmesinin beklenebileceğini aktardı. Capital Economics analisti Jason Tuvey ise "TCMB'nin ülkenin enflasyon sorunuyla mücadele etme çabalarında sona gelinmiş gibi görünüyor. Bir kez daha çalkantılı bir ödemeler krizi güçlü bir olasılığa dönüştü," diyor.

Ağbal'ın son toplantısı

Mart 22, 2021

·

Makale

Sürpriz başkan değişimi sonrası piyasalar

Cumayı cumartesiye bağlayan gece Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı'yla, yaklaşık 4,5 ay önce atanan Naci Ağbal'ın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanlığı görevinden alınarak yerine 26. dönem AK Parti milletvekili Prof. Dr. Şahap Kavcıoğl u’nun getirilmesi piyasalarda ve küresel ekonomi çevrelerinde volatiliteye sebep oldu. Aynı senaryo, 6 Kasım cuma gece yarısı yayımlanan bir Cumhurbaşkanı Kararı'yla Murat Uysal'ın yerine göreve getirilen Ağbal’da da yaşanmıştı. Naci Ağbal başkanlığındaki Merkez Bankası'nın politika faizini beklentilerin üzerinde 200 baz puan artırarak %19'a çıkarmasından 2 gün sonra gerçekleşen görev değişikliği, Merkez Bankası’nın zor ve yeni kazanılmaya başlanan kredibilitesinin yerini soru işaretlerine bırakmasına sebep oldu ve TL, dolar karşısında %10’un üzerinde tarihî bir değer kaybıyla işlem gördü. Merkez Bankası başkanlarının görev süreleri dolmadan yapılan değişiklerin ve atılan adımların birçok ekonomist ve uluslararası kuruluş tarafından bankanın bağımsızlığı ve enflasyonla mücadelesi bakımından geri adım olarak görülmesi, piyasalarda risk algısını artırdı. Dolar/TL'de dalgalı gün: Geçen haftayı 7,21 seviyesinden kapatan kur, gece saatlerinde Asya piyasalarının açılmasıyla 8,40 seviyesini aştı , haftanın ilk işlem gününde ise 8,05 seviyelerinden işlem görmeye başladı. TL'deki değer kaybının belirginleşmesiyle Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’dan “enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar mevcut politikaların süreceğine ve serbest piyasa mekanizmalarından taviz verilmeyeceğine” dair gelen yazılı açıklama sonrası Dolar/TL kuru yeniden 8 seviyesinin altına indi. Bluebay Asset Management’tan Timothy Ash TL’nin dolar karşısındaki çift haneli kaybını “Ağbal’ın görevden alınmasının maliyeti” sözleriyle yorumladı. İsveç merkezli uluslararası yatırım bankası Nordea’nın küresel strateji şefi Andreas Steno Larsen, “Erdoğan Merkez Bankası’nı yönettiği sürece Türk Lirası’nda hiçbir zaman boğa pozisyonu (iyimser pozisyon) almayacağız” dedi . Borsa: Borsa İstanbul'da BİST 100 endeksi güne %6,65 düşüşle başladı, işlemler geçici olarak durduruldu. İşlemler saat 10.30'da tekrar başladı ancak düşüşün %7'yi aşması sonrasında ikinci kez endeks bazlı devre kesici sistemi uygulamaya alındı. Öte yandan Borsa İstanbul, döviz ve altın vadeli işlemlerde %10 oranındaki üst fiyat limiti oranları %20’ye çıkardı ve piyasalarda gerçekleştirilen işlemlerin gözetim faaliyeti kapsamında anlık ve sürekli olarak izlendiğini belirterek usulsüz açığa satış işlemleri konusunda yatırımcıları uyardı. BIST 100 endeksi dünü %9,79 düşüşle tamamlarken 2013 yılından bu yana kaydedilen en sert düşüş olan bu gerilemeyle endeks 2021 yılının kazançlarını silmiş oldu. Marbaş Menkul Değerler Araştırma Müdürü Yusuf Topçu, borsada tarihî bir gün yaşandığını belirterek güçlü hisselerin borsayı ayakta tuttuğunu aktardı. Öte yandan, Türkiye'de faaliyetleri olan İspanya merkezli BBVA, İtalya merkezli UniCredit, Fransa merkezli BNP Paribas ve Hollanda merkezli ING Group gibi Euro bölgesi banka hisseleri de TL'nin değer kaybetmesiyle %0,5 ile %7,7 arasında düşüş kaydetti . İsviçre merkezli Julius Baer bankası, Türk hisse senetleri için tavsiyesini "nötr"den "piyasa altı getiri"ye düşürdü. Optimal faiz: Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanı Göksel Aşan döviz kuru konusunda, piyasada yavaş yavaş hareketliliğin azalacağını ifade ederek "Kısa zamanda, cuma günü olan kur seviyesine geri döneceğini düşünüyorum" açıklamasını yaptı . AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli, başkan değişikliğine ilişkin “optimal pozitif reel faiz seviyesini belirlemede para politikası araçlarını rasyonel kullanmayan merkez bankası başkanını değiştirmek piyasalara meydan okumak değil” değerlendirmesinde bulundu. Buna karşılık, “Buradaki 'pozitif reel faiz verilecek' kısmı 6 Kasım sonrasına ait. Ancak bunu yaparken Kobi'ler, inşaatçılar, ihracatçılar (hatta MÜSİAD) büyük hasar görürse, bunun doğuracağı siyasi faturayı üstlenemem diyor. Oradaki 'optimal seviye' teknik değil siyasi bir vurgu .” paylaşımında bulunan ekonomist Ümit Akçay “Farklı sermaye fraksiyonları arasındaki dengeyi korumak ekonomi büyürken (2002-2013 arası) kolaydı. Ancak mesele yavaşlamanın külfetlerini dağıtmaya geldiğinde (2013 sonrası), dönemsel olarak farklı grupların talepleri iktidarın gündemini belirliyor.” dedi. Yeni atanan başkan Kavcıoğlu'nun “İslamcı gazete Yeni Şafak'ın köşe yazarı” olduğunu belirten The Financial Times, haberinde “Merkez Bankası’nın başına daha düşük faiz oranları için lobi yapan bir akademisyen getirildi” ifadelerini kullanıyor. The Financial Times, Kavcıoğlu’nun Erdoğan'ın yüksek faiz oranlarının enflasyona neden olduğu yönündeki geleneksel olmayan görüşlerini paylaştığına dikkat çekerken Wall Street Journal (WSJ) gazetesi de Kavcıoğlu'nun Yeni Şafak'taki köşesinde bu faiz artırımını eleştirdiğini anımsatarak, bu durumun Ağbal dönemi politikaların tersine çevrileceği kaygılarını tetiklediğini aktarıyor. Nitekim, ABD merkezli yatırım bankası Goldman Sachs da raporunda Kavcıoğlu’nun Yeni Şafak gazetesindeki yazılarına dikkat çekerek “Gevşeme yanlısı görüşler dikkate alındığında yılın son çeyreğinde beklediğimiz faiz indirimlerinin çok daha önden yüklemeli bir şekilde yapılması riski görüyoruz” yorumunda bulunuyor. Türkiye'de Merkez Bankası'nı yönetmenin “ uluslararası ekonomideki en riskli görevlerden biri olduğu” yorumunu yapan Bloomberg yazarlarından Daniel Moss, "Bu göreve gelen herkes ya TL'yi ya da Erdoğan'ı kaybetmekle karşı karşıya" diyor ve "en azından Kavcıoğlu kimi memnun etmesi gerektiğini biliyor" ifadelerini kullanıyor. Öngörüler: Morgan Stanley, görevden alınan Ağbal’ın sıkı bir para politikası uyguladığına dikkat çekerek “Sıkı para politikası devam etse bile daha zayıf bir TL ve daha yüksek bir enflasyon bekliyoruz. Politikalar terse döndürülürse TL’de daha da büyük bir hareket bekleriz” yorumunda bulunuyor. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, söz konusu sürpriz değişikliğin net portföy akımı başta olmak üzere sermaye akımlarının kısa vadede tersine dönebileceğini vurgulayarak not baskısını artıracağını belirtiyor. Capital Economics raporunda, “Enflasyonla mücadele dönemi bitmiş olabilir bir kez daha ödemeler dengesi kriziyle karşı karşıya kalınması gerçek bir ihtimal” ifadeleri yer alıyor. Gece yarısı kararlarını "son darbe" olarak niteleyen ekonomist Atilla Yeşilada, "Dolar 8’i görür ama bırakın piyasaları ben Türkiye ekonomisinin de bundan sonra toparlanabileceğini düşünmüyorum. Durgunluk başlayacak" yorumunda bulunuyor.

Sürpriz başkan değişimi sonrası piyasalar

Mart 23, 2021

·

Makale

Dolar/TL kuru neden yükselişe geçti?

Merkez Bankası ve Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndaki yeni yönetimle Türk lirası yıla iyi bir performansla başlamıştı, ancak son günlerde değer kaybı yaşaması birkaç nedene bağlanıyor. Hükümetin Berat Albayrak dönemine ait ekonomi politikalarını savunmaya başlaması ve Albayrak'ın kabineye geri dönebileceğine ilişkin söylentilerin TL’nin değer kaybında rol oynadığı düşünülüyor. Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) geçtiğimiz hafta Resmî Gazete 'de TL zorunlu karşılık oranlarının her vadede 200 baz puan artırıldığını açıklamasının ardından böyle bir kararın fazladan bir sıkılaştırmaya gidilemediği için alındığı şeklinde yorumlanması da değer kaybının nedenleri arasında sayılıyor. Albayrak etkisi: CHP, geçen yıl TCMB’nin yaklaşık 128 milyar dolarlık döviz rezervi nin satış yoluyla eritildiğini Meclis gündemine taşımış, görevinden istifa eden eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın buradaki rolünün de araştırılmasını istemişti. Buna karşılık, Albayrak döneminde uygulanan politikaları destekleyen açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “95 milyar dolar döviz rezervi var" açıklamasında bulundu. Fakat ekonomist Yalçın Karatepe, 95 milyar doların brüt rezerv miktarı olduğunu, swap ile bankacılık işlemlerinden gelen karşılıklı paralar kalemlerinin çıkarıldığında net döviz rezervinin eksi 45 milyar dolar olduğunu belirtiyor . Reuters analizine göre, rezerv kayıplarıyla gündeme gelen Albayrak’ın yeniden kabinede görev alma olasılığına ilişkin söylentiler piyasa üzerinde baskı oluşturuyor. Bluebay Asset Management'ten Timothy Ash de bu durumu, "Albayrak'ın geri dönüyor gibi görünmesiyle TL bu hafta iyi bir performans göstermiyor. Piyasalar büyük ihtimalle kendisinin ekonomi politikalarına yakın bir konuma gelmeyeceğini umuyor," cümleleriyle yorumluyor. Zorunlu karşılık: Zorunlu karşılık, mevduat toplayan bankaların topladıkları mevduatlara (faiz alacak para hesaplarına) karşılık olarak, yerel para ve FX cinsinden Merkez Bankası hesaplarında tutmak zorunda oldukları paradır. Bu oranın artmasıyla bankalar mevduatın daha büyük bir bölümünü Merkez Bankası’nda tutacağı için topladıkları mevduatın daha az bir kısmını kredi verebilecek. Piyasadaki para miktarı zorunlu karşılık oranlarıyla ayarlanabilir ve oranlar merkez bankaları için para politikası aracı olarak kullanılabilir. Ne amaçlanıyor? Kararın ardından TCMB'nin internet sitesinde yapılan basın açıklamasında, zorunlu karşılık oranlarında yapılan değişikliklerle Türk lirası cinsinden zorunlu karşılık tesislerinin yaklaşık 25 milyar lira artmasının, döviz ve altın cinsinden toplam zorunlu karşılık tesislerinin ise 500 milyon dolar azalmasının öngörüldüğü belirtildi. Kararın etkileri: Bu kararla, bankaların 100 lira mevduatına karşılık TCMB’den %17 faizle 2 lira ilave borçlanıp TCMB’ye zorunlu karşılık olarak koyması gerekiyor. TCMB bu zorunlu karşılık için %12 faiz ödüyor ve aradaki %5’lik fark ise bankaya 10 kuruş ek maliyet yaratıyor. İktisatçı Hakan Kara, teorik olarak bankaların bu maliyeti telafi etmek için mevduat faizini düşürebileceğini veya kredi faizini artırabileceğini ya da maliyeti her ikisine dağıtabileceğini ancak likidite ve rekabet etkisinden kaynaklı geçmişte de olduğu gibi kredi ve mevduat faizlerinin aynı anda yükselmesininin en olası senaryo olduğunu belirtiyor . Nitekim, Tera Yatırım ekonomisti Enver Erkan da para piyasası ve mevduat faizlerine bu durumun bir miktar yukarı doğru etki yapmasını beklediğini ifade ediyor. Öte yandan, bankaların TL olarak yatırmak zorunda oldukları zorunlu karşılıkların bir bölümünü döviz ya da altın cinsinden yatırmalarını sağlayan rezerv opsiyon mekanizması (ROM) kapsamında tutulan yabancı paranın artması ve böylece TCMB rezervlerinin artması, ancak aynı zamanda ROM dilimleri daraltıldığı için bu etkinin sınırlı kalması tahmin ediliyor. Ek olarak, Paraanaliz yazarlarından Atilla Yeşilada, zorunlu karşılık oranlarının sınırlı etkisine vurgu yaparak “Kredi maliyetlerini bir kademe daha yukarı çekecek bu kararın, yerlilerin dövizden TL’ye dönmede anlamlı bir etkisi olması zor. ” yorumunda bulunuyor . Yorumlar: İktisatçı Mahfi Eğilmez, kararı “TCMB, banka kredilerini sınırlayarak para politikasını sıkılaştırma yolunda yeni bir adım attı" yorumluyor. Hakan Kara, TCMB'nin bu hamleyle faiz artışının etkisini güçlendirmeyi amaçladığını ancak bunun yerine ölçülü bir faiz artışı gerçekleştirmenin çok daha etkili olacağını söylüyor. MUFG Gelişen Piyasalar Araştırma Müdürü Ehsan Khoman, zorunlu karşılık kararının sıkı bir para politikası için destekleyici olduğunu ancak piyasaların TCMB’nin politika faizi aracılığıyla sıkılaştırma yapamadığı ve bundan dolayı rezervler aracılığıyla bir sıkılaşma yaptığı şeklinde algıladığını, TL’de son zamanlarda yaşanan düşüşün de bunun bir göstergesi olduğu belirtiyor. Öte yandan Rabobank Gelişen Piyasalar Stratejisti Piotr Matys, TCMB’nin Türk lirasını desteklemek için tüm araçları kullanmaya hazır olduğunu belirterek “ABD Hazine tahvillerindeki yükseliş ve Berat Albayrak’ın yeniden göreve döneceğine dair spekülasyonlarla artan TL oynaklığı, TCMB’yi TL’yi desteklemek için politika faizine ek olarak fazladan bir likidite sıkılaştırması yapmak zorunda bırakmış olabilir.” diyor. Bu doğrultuda görüş sunan Oanda Kıdemli Piyasa Analisti Craig Erlam da alınan zorunlu karşılık kararının geleneksel sıkılaşma politikalarıyla uyumlu olduğunu ve kararı geçmişteki politikalarla kıyaslamak için henüz erken olabileceğini söylüyor.

Dolar/TL kuru neden yükselişe geçti?

Mart 10, 2021

·

Makale

%21,7 büyüme nasıl yorumlandı?

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan verilere göre Türkiye ekonomisi 2021 ikinci çeyreğinde geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre beklentilere paralel olarak %21,7 büyüdü. Bir önceki çeyreğe kıyasla büyüme ise %0,9 olarak kaydedildi. En yüksek büyümeler yıllık bazda %45,8 ile hizmet sektöründe, %40,5 ile sanayide görülürken finans ve sigorta faaliyetleri ilgili dönemde %22,7 daraldı. Yerleşik hanehalklarının tüketim harcamaları 2021 yılı ikinci çeyreğinde %22,9 arttı. Öte yandan mal ve hizmet ihracatı için aynı dönemde artış %59,9 kaydedilirken ithalattaki artış %19,2 olarak belirlendi. Baz etkisi Bir önceki çeyreğe ve geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla %0,9 - %27,1 olarak belirlenen büyüme verilerinin arasındaki makasın sebebi olarak baz etkisi gösteriliyor. Baz etkisi, iki dönem arasındaki değişim hesabında referans alınan dönemde görülen büyük alçalma ya da yükselmelerin değişimin hesaplandığı döneme yansıyan etkisini ifade ediyor. Bir diğer deyişle, 2021 ikinci çeyrek büyüme verisi Türkiye ekonomisinin %10,3 daraldığı geçtiğimiz yılın aynı dönemi referans alınarak hesaplanıyor. Nasıl yorumlanıyor? Ekonomist Mustafa Özer, büyüme verilerini anlamlandırırken Türkiye ekonomisinin gerçeklerini göz önünde bulundurmak gerektiğini ifade ediyor. Ekonominin yaşadığı şiddetli bir durgunluğun ardından gelen yüksek büyüme oranlarının üretim olanaklarını artıran bir kapasite artışıyla ilgili olmadığını söyleyen Özer; yüksek oranlara rağmen refahta bir artış yaşanmayacağını, enflasyon gerçeğinin güncelliğini koruyacağını, bu büyümenin yeni iş fırsatları anlamına gelmediğini savunuyor. PMI verilerinden hareketle üçüncü çeyreğin daha güçlü göründüğünü söyleyen ekonomist Hakan Kara, yeni veriler geldikçe piyasanın 2021 büyüme tahminlerinin %10'a doğru güncelleneceğini öngörüyor. Kara; 2013 yılından sonra büyüme potansiyelinde belirgin bir düşüş olduğuna da işaret ediyor. TOBB ETÜ'den Fatih Özatay ücretli kesimin GSYH'den aldığı payın 2019 ikinci çeyreğe kıyasla 3,8 puan, 2021 birinci çeyreğe kıyasla 2,6 puan azaldığına işaret ederek "çalışanların büyümeden giderek daha az pay aldığını" belirtiyor. Baz etkisinin bütün ülkelerin ekonomilerinde görülebileceğini söyleyen Marmara Üniversitesi'nden Burak Arzavo; çeyrekten çeyreğe 0,9 büyümenin kendi beklentilerine göre zayıf kaldığını ifade ediyor. TOBB, DEİK, TİM, ASO, ATO gibi iş dünyası temsilcilerinin büyüme verilerine ilişkin yorumlarında da reel sektöre desteğin sürmesi mesajları yer alıyor. Güncellenen yıl sonu tahminleri 2021 ikinci çeyrek büyüme verilerinin açıklanmasının ardından JPMorgan ve Goldman Sachs, Türkiye için yıl sonu büyüme tahminlerini güncelledi. Dün de Moody's yukarı yönlü bir revize gerçekleştirmişti. Goldman Sachs'ın 2021 için yıllık büyüme tahmini olan %7,5, %9,5'e güncellendi. 2022 tahminini %3,4'te sabit tutan JPMorgan'ın 2021 tahmini %6,8'den %8,4'e yükseldi. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody's'in 2021 yılı büyüme beklentisi %6 olarak belirlendi. Gedik Yatırım Başekonomisti Serkan Gönençler; yılın geri kalanında iç talepte görülebilecek yavaşlamaya rağmen ihracat performansı ve yıl başından bu yana görülen büyüme seyri dikkate alındığında yıl sonu için büyümenin %8 - %8,5 olabileceğini tahmin ediyor. Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan, %7,8 yıllık büyüme öngördüklerini söylüyor. Enflasyon beklentileri 2021 Temmuz’da %18,95 olarak açıklanan TÜFE ile enflasyon 26 ayın zirvesine yerleşmişti. Ayrıca politika faizi olan %19 sınırına da yaklaşmış; TCMB, politika faizinin enflasyonun üzerinde belirlenmeye devam edileceği mesajını vermişti. TÜİK Ağustos 2021 Tüketici Fiyat Endeksi verilerini 3 Eylül Cuma günü açıklayacak. Reuters'ın 15 katılımcıyla gerçekleştirdiği ankette uzmanlar Ağustos 2021 TÜFE verisi için %18,25 - %19 aralığında tahminlerde bulunuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın faiz oranlarında düşüşe geçilmesi için ağustos sonrasını işaret etmesi ise enflasyonun %18,95'i geçmesi durumunda ne olacağı sorusunu ortaya çıkarıyor.

%21,7 büyüme nasıl yorumlandı?

Eylül 2, 2021

·

Makale

Enflasyon raporundan öne çıkanlar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının hazırladığı Enflasyon Raporu 2021 – II , gerçekleştirilen çevrim içi bilgilendirme toplantısında TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu tarafından tanıtıldı. 2021 yıl sonu enflasyon tahmini, 2,8 puan artışla %9,4’ten %12,2’ye yükseltildi. 2022 yıl sonu enflasyon tahmini ise yarım puan artışla %7,5 olarak güncellendi. Nisan ayında enflasyon verisinin %17 seviyesinde zirveye erişip sonrasında aşağı yönlü seyredeceği tahmin ediliyor. Yukarı yönlü güncellemenin kaynakları neler? Tahmin güncellemesinin kaynakları incelendiğinde; 2,8 puanlık güncellemenin 1,8’lik kısmını, Türk lirası cinsinden ithalat fiyatları (döviz kuru, petrol ve ithalat fiyatları dâhil) oluşturuyor. 2021’in ilk çeyreğinde iktisadi faaliyetler ve kredi piyasasındaki canlılık neticesinde talep koşulları enflasyonist düzeyde seyrini sürdürüyor. Belirli sektörlerdeki arz kısıtları, ithalat fiyatları ve döviz kurundaki gelişmeler de üretici enflasyondaki yükselişi destekliyor. Merkez Bankası ne hedefliyor? Toplantının temel vurgusu, enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden göstergeler oluşana kadar fiyat istikrarı odaklı sıkı para politikası duruşunun sürdürüleceği üzerineydi. Salgın etkisiyle 2020’nin üçüncü çeyreğinden bu yana enflasyonist düzeylerde seyreden çıktı açığının, bu yılın üçüncü çeyreğinden itibaren dezenflasyon sürecine katkı vermesi bekleniyor. Toplantı ve rapora dair yorumlar Toplantının düzenleniş biçimi, içerik ve Başkan Kavcıoğlu’nun gelen sorular karşısındaki performansı eleştirilerin odağındaydı: İktisatçı Mahfi Eğilmez : “Sıkı para politikası uygulamanız için önce paranız olacak, sonra bir politikanız olacak ve en sonunda da o politikayı sıkacaksınız. Napolyon'un dediği gibi para yoksa gerisini saymayın.” Ekonomi yazarı Uğur Gürses: “…Diğer ekonomist ve gazetecilerin sorularına da önceden hazırlık yapıldığı belli olan önündeki yazılı metinlerden yanıtladı. Belli idi ki, hazırlık yapılmamış sorulardan kaçınmak istendi.”

Enflasyon raporundan öne çıkanlar

Nisan 30, 2021

·

Makale

Şubat 26, 2024

·

Hikaye

Türkiye'de maliye politikası ne kadar etkili?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Eylül 2021'de Kahramanmaraş'ta bir açılış töreninde yaptığı konuşmada "enflasyonu en kısa sürede kontrol altına alarak raflardaki, tezgahlardaki, etiketlerdeki fahiş fiyat artışlarının önüne geçeceklerini" belirtmiş ve " Türkiye'yi yokların ve yoksulların ülkesi olmaktan kurtardık," cümlelerini kullanmıştı. Fakat Türkiye İşçi Sendikaları Konfedarasyonu'nun (Türk-İş) açıkladığı son rakamlar, ülkede yoksulluk ve alım gücünün her geçen gün azaldığını gösteriyor. Türk-İş'e göre, eylül ayında dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 3 bin 49 lira olurken yoksulluk sınırı ise 9 bin 931 lira olarak gerçekleşti. TÜİK'in açıkladığı verilere göre, ağustos ayında tüketici fiyat endeksi (TÜFE), yıllık bazda %19,5 artarken gıda fiyatları %29 oranında yükseldi. Üstelik rakamların sokağa yansıması çok daha ağır oluyor. Son dönemde kalabalık sofraların veya iş yerlerindeki çay molalarının tek bir gündem maddesi var: Artan gıda fiyatları, yükselen kiralar, değerini kaybeden maaşlar... Yüksek enflasyon, insanların refah içinde yaşamak adına ihtiyaç duyduğu ürünler ve hizmetleri günden güne “lüks” haline getiriyor. Fahiş fiyatların önüne geçmek için elbette akla gelen ilk çözüm etkili bir para politikası; ancak maliye politikasının da göz ardı edilmemesi gerekiyor. Maliye politikası nedir? Devletlerin maliye politikaları, genelde işsizliği azaltmaya, ekonomik dalgalanmaları yumuşatmaya, adil ve sürdürülebilir bir servet ve gelir dağılımı sağlamaya yöneliktir. Devletler, bu misyonları gerçekleştirmek için parasal bir gücü birincil olarak vergilerle ellerinde toplar ve politikalarına paralel bir biçimde harcama yapar. Kamu harcamaları, kamu gelirleri, kamu borçlanması ve kamu bütçesi gibi araçlar etkin bir maliye politikası yürütmek için kullanılır. Maliye politikasının ekonomik sürdürülebilirlik ihtiyaçlarına yönelik değil de kısa vadeli çıkarlara ve siyasi ajandalara göre şekillenmesi ise ekonomileri yozlaştırır ve piyasa ve tüketici bazında eşitsizliği körükler. Türkiye ekonomisi, son birkaç senedir maliye politikasının etkili bir şekilde kullanılmaması nedeniyle sıkıntılar yaşıyor. Ne kadar vergi ödüyoruz? Türkiye'nin ana gelir kalemi, her devlet gibi vergilerden oluşuyor. Türkiye vatandaşları, hâlihazırda 532 farklı doğrudan ve dolaylı verginin yanında Merkezi Yönetim Bütçesi'ne fon, katkı payı, devlet hakkı gibi isimler altında farklı ödemeler yapıyor. Dr. Ozan Bingöl, vatandaşların 2020’de 833 milyar 250 milyon liralık bir hacimle bütçe hedefinin %6,2 üzerinde bir vergi ödemesi yaptığını ifade ediyor ve 2021’de vergiler için bütçe hedefinin geçen yıldan %17,6 fazla olduğunun altını çiziyor. Buna ek olarak Türkiye, kabaca iş verenlerin bir çalışan için devlete ödediği paranın, çalışanın iş verene yarattığı toplam maliyete yüzdesel oranı olarak tanımlanabilen vergi takozunda da OECD ülkeleri arasında yaklaşık %40 ile ortalamanın üzerinde yer alıyor. 2 çocuklu ve tek çalışanlı bir hanenin tabi olduğu vergi takozunda ise OECD ülkeleri arasında birinci sırada. Araştırmalar, vergi takozunun yüksek olmasının istihdamın hem iş veren hem de çalışan üzerindeki yükünü artırarak işsizliği ya da kayıt dışı istihdamı körüklediğini gösteriyor. Vergiler nereye gidiyor? Günümüzde Türkiye'de toplanan her 100 liralık verginin 17 lirası faize giderken 2023'te bu rakamın 20 lirayı aşması bekleniyor. Faizi dışarıda tutacak olursak; Strateji ve Bütçe Başkanlığı'nın kamuoyuyla paylaştığı "2021 Yılı Merkezı̇ Yönetı̇m Bütçe Kanun Teklı̇fı̇ ve Bağlı Cetveller" dosyasında giderlerin büyük bir çoğunluğunu cari transferler (%39,8) ve personel giderleri (%24,3) oluşturuyor. Vatandaşa asıl fayda sağlayacak harcama kalemlerinden biri olan yatırımlar için bütçenin sadece %7,7’si ayrılıyor. Ar-ge’ye ayrılan bütçe ise yaklaşık %1 ile OECD ve AB ortalamalarının neredeyse yarısı düzeyinde. Kamu-özel iş birliği projeleri, projelerin garanti ödemeleri, alınan makam araçları ve inşa edilen kamu binaları gibi harcamalar da vatandaşın vergileriyle karşılanıyor. Üstelik belirlenen bütçelerin yetmemesi durumunda yedek ödeneklere başvuruluyor. Örneğin; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütçelerin öngörülmeyen giderlerini karşılamak adına onay verdiği ve kamu idarelerine ayrılan “yedek” ödenek için 2021 cari yılının başında ayrılan 9,8 milyar liralık bütçe ağustos ayının sonunda 83 milyar liraya çıktı. Belirlenen bütçe ve gerçekleşen bütçe arasındaki makas yıldan yıla açılıyor . Makasın hızla açılması, mali disiplinin bozulduğu eleştirilerini de beraberinde getiriyor. Ayrıca, bozulan mali disiplin daha yüksek faiz ve enflasyon olarak ekonomide vücut buluyor . Ekonomist Mahfi Eğilmez, maliye politikasının başarısı ve bütçe dengesi arasındaki bağlantıyı şu sözlerle anlatıyor: "Maliye politikasının başarısını bütçe dengesinin başlangıçta öngörülen dengeye yakınlığıyla ölçüyoruz. Bunun bir nedeni uygulanan politikanın hedefle uyumlu olup olmadığı bir diğer nedeni de sapmanın açığın büyümesi şeklinde ortaya çıkması halinde kamu borçlanmasının artırılmasına yol açmasıdır. Bu çerçevede baktığımızda maliye politikasının 2019 yılına kadar başarılı olduğunu, 2019 yılında bu ivmeyi kaybetmeye başladığını görüyoruz." Sayıştay raporu: Kamu kurumları ne kadar harcadı? Maliye politikasının başarısında kamu harcamaları da önemli bir araç olarak görülüyor. Dolayısıyla Sayıştay'ın kamu kurumlarının mali faaliyetlerini izleyerek hazırladığı ve iki gün önce yayımlanan denetim raporlarının çıktılarına da bakmak gerekiyor. 2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Denetim Raporu'na göre, Cumhurbaşkanlığı'nın 2020 mali yılında faaliyet gideri 2 milyar 896 milyon lira, faaliyet net geliri ise 95 milyon 632 bin lira olarak açıklandı. Ayrıca, denetim raporlarında birçok hatalı işlem ve usulsüzlük tespit edildi . Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'na dair rapor, 2020 yılında 19,7 milyar liralık işin Kamu İhale Kanunu'nun 21'inci Maddesinin (b) bendinde öngörülen şartlar oluşmadığı hâlde pazarlık usulüyle ihale edildiğini gösterdi. Yanlış kur hesabından dolayı kamunun gereğinden fazla garanti ödemesi yaptığı ve projelere ayrılan bütçelerin amaçlarına aykırı mal ve servislere harcanması ise dikkat çeken kalemlerden oldu. Ne yapılmalı? Etkin bir maliye politikası yürütmenin yolu, üretici ve tüketicilerin vergilerinin kamu faydası gözetilerek tahsil ve tahsis edilmesinden geçiyor. Bu bağlamda daha önce de ifade edildiği gibi ekonomik kalkınmayı destekler nitelikte maliye politikaları izlenmeli ve para politikası ile maliye politikası eşgüdümlü olmalı. Vatandaşın kendi cebinden kısarak ödediği vergiler, kısa vadeli siyasi ajanda ve itibar için harcanmamalı; bu vergiler kalkınma amaçlı değerlendirilmeli. Aksi takdirde gün geçtikçe daha çok ürün ve servis halkın çoğunluğu için "lüks" olacak.

Türkiye'de maliye politikası ne kadar etkili?

Ekim 1, 2021

·

Makale

200 baz puanlık faiz indirimine tepkiler

Dün gerçekleşen Para Politikası Kurulu toplantısında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 200 baz puan indirime giderek politika faizini %16 olarak belirledi. Beklentiler, 50-100 puanlık bir indirim yapılması ya da indirime ara verilmesi yönündeydi. Neler olmuştu? Geçtiğimiz günlerde TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmüş; akşamına Resmî Gazete’de yayımlanan kararla iki TCMB Başkan Yardımcısı ve bir PPK üyesi görevden alınmıştı. Gelişme, faiz indirimine sıcak bakmayan isimlerin bankadan uzaklaştırıldığı şeklinde yorumlanmıştı. Piyasaların tepkisi Karar öncesi 9,27'lerde seyreden dolar/TL kararın hemen ardından 9,49'la rekor tazeledi. Avro/TL 11 seviyesini gördü. Dünya Gazetesi'nin aktardığına göre piyasaların kapanmasına doğru yeniden yukarı yönlü hareketlenme görüldü. Saat 17.00 itibarıyla Avro/TL 11,05'in üzerine çıktı, dolar/TL 9,48 düzeyinde seyretti. Gece saatlerinde ise 9,50'lerdeydi. Kasım ayında 540'ı gören gram altın 543 liraya ulaşarak yeni rekorunu kırdı. Türkiye'nin 5 yıllık CDS'i 455 seviyesine yükselerek 6 ayın zirvesine çıktı. Muhalefetin tepkisi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu kararın ardından "Şahsın bürokratlarının ne olduğu bugün daha da aşikar oldu. Şahıs ve şürekası ülkeyi açlığa doğru götürüyor. Bu yapılanlar ya millete ihanet ya da bir sağlık sorunu... Başka bir izahı yok!" paylaşımında bulundu. İYİ Parti lideri Meral Akşener "Ciddiyetsiz bir iktidarın, atadığı liyakatsiz bir bürokrat aracılığıyla verdiği, rasyonellikten uzak bir kararın sonucunda olan yine hane halkımıza, esnafımıza ve KOBİ'lerimize oldu. Bu aziz millet bunu hak etmiyor. Çok yazık..." dedi. DEVA Partisi lideri Ali Babacan "Talimatla 200 puan indi. Tekrar ediyorum: Talimatla." paylaşımında bulundu. Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu "TCMB enflasyon ile mücadele edeceğine siyasetin güdümüne girmiş savruluyor. Milleti 1 ayda %15 fakirleştirdiğiniz yetmedi mi?" ifadelerini kullandı. Ekonomistlerin tepkisi Eski Merkez Bankası Başekonomisti Hakan Kara, kararların iktisadi gerekçelerle alınmadığını ve metnin yazılış biçiminin ikna edici olmadığını ifade etti. Hayri Kozanoğlu PPK metninde vurgulanan küresel enflasyonda yükseliş, ekonomideki talepte güçlenme ve yurt içi enflasyonun yüksekliği faktörlerinin tamamının faizlerin indirilmesini değil artırılmasını öngördüğünü söyledi. Uğur Gürses ise "Ciddi ciddi PPK metni üzerine yorum yapıp bu kararda rasyonel bir tutamak arayanlar, şaşkınlıktan uyanın..." paylaşımı yaptı. Mahfi Eğilmez "Bir ülkede insanlar merkez bankasının alacağı karar üzerine iddia oynuyorsa o ülkede para politikası değil, politika parası vardır." dedi. Abrdn'den gelişen piyasalar portföy yöneticisi Viktor Szabo "TCMB'de Erdoğan'a karşı duracak kimsenin kalmadığını" ifade etti. Société Générale'den Phoenix Kalen, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2023 seçimlerini öne almayı planladığını iddia etti ve uzun vadeli bakıldığında kararın "tamamen saçma" olduğunu belirtti. Şimdi ne olacak? DW Türkçe'ye görüş veren ekonomist Atılım Murat enerji maliyetlerinin hane halkına yansıyacağını, sanayi tarafında daha çok zam görüleceğini tahmin ediyor. Murat; enflasyonun uzun süre yüksek seviyelerde kalacağını, ekonomist Arda Tunca ise büyük bir likidite krizinin beklendiğini, batan banka ve firmalar görülebileceğini ifade ediyor. Kararda "politika faizinde yapılan aşağı yönlü düzeltme için yıl sonuna kadar sınırlı bir alan kaldığının değerlendirildiği" ifadesi de yer alıyor. Bu da bazı uzmanlarca bu yıl faiz indirimlerinin sonuna gelinmiş olabileceği şeklinde yorumlanıyor. Kararı Dünya Gazetesi için değerlendiren analist Yusuf Topçu ise faiz indirim döngüsünün şimdilik tamamen kapanıp kapanmadığı sorusunun akıllarda varlığını sürdüreceğini söylüyor. SocGen, 2021 yıl sonu için dolar/TL tahminini 9,25'ten 9,80'e yükseltmişti. Bankanın 2022 tahminlerine göre ilk çeyrekte kur 10,40'ı, üçüncü çeyrekte 11,60'ı görebilir.

200 baz puanlık faiz indirimine tepkiler

Ekim 22, 2021

·

Makale

Asgari ücret tartışmaları

İki üst düzey yetkiliye göre hükümet, yüksek enflasyonun etkilerinin hane halkına yansımasını engellemek için düşük gelirli haneleri desteklemeyi, bazı vergileri düşürmeyi ve ücretlerde artışa gitmeyi düşünüyor. Reuters'un iki yetkiliye dayandırdığı haberine göre mali desteğin düşük gelirli haneler üzerindeki desteğiyle enflasyon baskısının %20'ye yakın dengelenmesi hedefleniyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, geçtiğimiz günlerde ihtiyaç sahibi vatandaşların yakıt ve fatura giderlerini hafifletmek için 2,5 milyar liralık yardım yapılacağını duyurmuştu. Nasıl yorumlanıyor? Reuters'ta yer alan haberde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "zorlu seçimlerle karşı karşıya olduğu", gıda ve gaz gibi temel unsurlarda görülen artışlarla görev onayının etkilendiği yer alıyor. Cumhuriyet'ten Mustafa Çakır'ın haberine göre de "oy kaybeden iktidar düşüşü durdurabilmek için asgari ücret artışını gündeme getiriyor." Bütün ücretlerin asgari ücret kadar olan bölümünün vergiden muaf tutulması ihtimalinden söz edilse de Maliye'nin bu formüle sıcak bakmadığı belirtiliyor. Gelir vergisinde yapılacak değişikliklerle %15'lik ilk dilimin %10'a indirilmesi, bir üst dilime girilmesini belirleyen koşulların değiştirilmesi gibi seçenekler masada olsa da iktidarın formüllere sıcak yaklaşmadığı iddia ediliyor. Bilgin ve Elvan'ın açıklamaları Kur artışlarından bu yana kameralar karşısına pek geçmemesiyle eleştirilen ve dün de istifasına dair çıkan söylentiler Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun tarafından yalanlanan Lütfi Elvan, geçtiğimiz günlerde Türkiye 2023 Zirvesi isimli etkinlikte "vatandaşın enflasyona ezdirilmemesi" konusundaki hassasiyetini dile getirerek asgari ücret başta olmak üzere ilgili bakanlıklarla iş birliği içinde çalışıldığını vurgulamıştı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin de dün "Asgari ücretle ilgili hepimizin yaptığı hesaplar var. Enflasyon karşısında emeği koruyacak bir asgari ücret seviyesinin belirlenmesi düşüncesiyle hareket ediyoruz." ifadelerini kullandı. Muhalefet ne diyor? Asgari Ücret Belirleme Komisyonu çalışmaları öncesinde asgari ücretten vergi ve kesintilerin kaldırılması talebinde bulunan CHP'nin dün gerçekleştirdiği eş zamanlı basın açıklamasında "Türk lirasındaki hızlanan değer kaybıyla Türkiye'de asgari ücretin 300 doların altına indiğine" dikkat çekiliyor. CHP, asgari ücretin yeni yıla kadar 3.577 lira seviyesine getirilmesi çağrısında bulunuyor. "Asgari ücretteki vergi zulmünün ortadan kaldırılması gerektiğini" savunan CHP, asgari ücretten vergi kesintisini kaldırmayı vadediyor. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi, CHP Muğla milletvekili Süleyman Girgin de Bilgin'in ifadelerine atıfla "Bakan başka ülkede yaşıyor sanırım. Emeğe cimri, sermayeye cömert bir bütçe hazırlanmış." eleştirisinde bulunuyor. Bir asgari ücretin bir ton kömüre yetmediğini vurgulayan Bilgin; yeni bütçe hazırlığında öngörülen 278 milyar lira bütçe açığının zamlarla, vergilerle finanse edileceğini düşünüyor.

Asgari ücret tartışmaları

Kasım 6, 2021

·

Makale

Aynı faiz, farklı söylem

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Şahap Kavcıoğlu başkanlığındaki ilk Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini %19 seviyesinde sabit tuttu . P olitika faizinin enflasyonun üzerinde oluşturulmaya devam edileceğini vurgulayan TCMB'nin mart ayı karar metninde yer alan “uzun bir müddet sıkı duruş” ve “gerekmesi durumunda ilave parasal sıkılaşma” ibarelerini kaldırması ise dikkat çekti. Kararın etkilerine bakalım: Piyasaların tepkisi: Karar metninden “ilave parasal sıkılaşmaya” dair söylemin kaldırılması, kurlarda yükselişe neden oldu. Sabit faiz kararının ardından ilk olarak çok kısa bir süre aşağı yönlü hareket ederek 8,02 seviyesine kadar inen dolar/lira kuru, daha sonra 8,15 seviyesine kadar çıktı. Günün ilk bölümünde 9,65’ten işlem gören avro ise 9,71’e yükseldi. Türk lirasındaki ilk satışların etkisiyle akşama doğru bir miktar düşen kurlar, dolar/lirada 8,05; avro/lirada ise 9,65 civarında dengelendi. Borsa İstanbul: BIST 100 endeksi, faiz kararının ardından gün içi kazançlarının hepsini geri vererek düşüşe geçti. Günün ilk yarısında 1.418 puana kadar çıkan endeks, faiz kararı sonrası kısa bir süre 1.400 puanın altına inerken daha sonra toparlayarak günü %0,10 değer kaybıyla 1.407 puanda tamamladı. Gelen yorumlara bakalım: Kararı “ TCMB’nin kararlı ve sıkı duruşunu bozması " olarak yorumlayan ekonomistler, önümüzdeki dönemde enflasyonun seyrine göre faiz indirimi ihtimalinin çok yüksek olduğunu düşünüyor. Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Hakan Kara: “Bugünkü iletişim metni önümüzdeki aylar için piyasayı faiz indirimine hazırlayan bir metin niteliğinde,” diyor. Marbaş Menkul Değerler Genel Müdür Yardımcısı Soner Kuru: " TCMB’nin ilk fırsatta faizi indireceğini" söylüyor . Garanti BBVA Yardımcı Baş Ekonomisti Seda Güler Mert: " Metinde yapılan değişikliklerin önümüzdeki dönemde kendine daha fazla alan yaratmaya çalışacak bir TCMB’nin göstergesi olduğunu" savunuyor .

Aynı faiz, farklı söylem

Nisan 16, 2021

·

Makale

Asgari ücret: Gerçekler ve beklentiler

Enflasyonun rekor seviyelere ulaştığı 2021’in sonuna yaklaşırken asgari ücret tartışmaları da başladı. Beklentiler, aralık ayının başında ilk toplantısını yapacak Asgari Ücret Tespit Kurumu’nun alım gücü her geçen gün düşen çalışanları rahatlatacak bir zam yapması yönünde. Hafta sonu, Memur-Sen’in düzenlediği bir buluşmaya katılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, “Asgari ücreti enflasyona ezdirmeyeceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın,” açıklamasında bulundu. Asgari ücreti kim belirliyor? Asgari ücret, yasa gereği işçiler, işverenler ve devlet temsilcilerinden oluşan 15 kişilik Asgari Ücret Komisyonu tarafından belirleniyor. Komisyon, her sene dört kez toplanırken genelde aralık sonunda karar açıklanıyor. Komisyonda, işveren tarafını Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), işçi tarafını ise Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) temsil ediyor. Nasıl hesaplanıyor? Hacettepe Üniversitesi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın talebiyle bir işçinin günlük enerji ve besin gereksinimini sağlaması için gereken besinlerden oluşan bir “dengeli beslenme sepeti” hazırlıyor. Daha sonra bu pakette yer alan besinlerin günlük ve aylık maliyetleri, TÜİK’in TÜFE endeksinde yer alan ortalama perakende satış fiyatları üzerinden hesaplanıyor. Yani, enflasyon oranı asgari ücretin belirlenmesinde büyük rol oynuyor. 2002-2021 yılları arasında sadece 3 sene enflasyondan daha düşük oranda zam yapıldı. Geçen sene ne oldu? 2021’in başında brüt asgari ücret, %21,56 oranında zamla 3 bin 577 liraya yükseldi. Net asgari ücret ise 2 bin 825 lira oldu. BBC’nin analizlerine göre, bu rakam yaklaşık 317 avroya denk geliyor. Bu da Türkiye’nin AB üyeleri ve aday ülkeler arasında en düşük asgari ücrete sahip olan ikinci ülke olduğunu gösteriyor. Asgari ücret, son 10 yılda en yüksek artışını yaklaşık %35 ile 2016 yılı başında yaşadı. Uzmanlar, enflasyon verileri ve devlet yetkililerinin açıklamaları göz önüne alındığında bu sene de benzer bir artışın olacağını tahmin ediyor. İşveren ne diyor? Asgari ücret tartışmalarının iki ucu keskin bir kılıç olduğunu da unutmamak gerekiyor. PwC’nin yayınladığı “Asgari Ücret ve Asgari Ücretin İşverene Maliyeti” raporuna göre, bir işverenin asgari ücretli bir çalışanı için ödediği maliyet, 4 bin 203 TL. Toplam yük içinde vergi ve prim payı ise %32,77. İşverenler, asgari ücretin vergiden arındırılması konusunda uzun süredir lobi çalışmalarını devam ettiriyor. Bakan Bilgin’in geçen hafta kabine toplantısının ardından asgari ücretten vergi alınmamasına dair bir çalışma yürüttüklerini açıklaması ise işverenlerin umutlarını artıran bir gelişme oldu. Emekli aylıkları ne durumda? Asgari ücret tartışmalarının taraflarından birini de emekliler oluşturuyor. Hâlihazırda en düşük emekli aylığı bin 500 lira iken bu rakam, asgari ücretin %53’üne denk geliyor. Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Genel Başkanı Kazım Ergün, en düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesine çekilmesi çağrısında bulunuyor. Şimdi ne olacak? TCMB’nin anketine göre, yıl sonu enflasyon beklentisi %19,31 oldu. Son 20 yılda enflasyonun altında zammın pek sık olmadığı düşünüldüğünde asgari ücretteki artışın en az %20-25 civarında olacağı tahmin ediliyor. Zam oranı konusunda beklentiler, genel olarak yüksek. Zira hükümet yetkilileri olumlu sinyaller verirken muhalefet ise erken seçim hazırlığı içinde olan yetkililerin bonkör davranacağını düşünüyor. Asgari Ücret Komisyonu’nda yer alan Türk-İş’in Başkanı Ergün Atalay, "45 yıldır asgari ücret belirleniyor, bu yıl 45 yıla bedel bir yıl olacak," diyor.

Asgari ücret: Gerçekler ve beklentiler

Kasım 15, 2021

·

Makale

Türkiye'de ekonomi: Çıkmaz mı yeni düzen mi?

Lütfi Elvan çarşamba gecesi Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden affını istedi. Göreve, Resmî Gazete'de yayımlanan kararla Nureddin Nebati atandı. Nebati ilk açıklamasında, " Tam bağımsız bir Türkiye misyonu ile yeni bir yola girdik, en önemli öncelik 'yüksek faiz' olmayacak." dedi. Kavcıoğlu'nun açıklamaları Dün yerli yatırımcılarla bir araya gelen TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu da ekonomi planıyla ilgili açıklamalarda bulundu. "Mevcut para politikası duruşumuzun 2022 yılının ilk yarısında birikimli etkilerini gözlemleyeceğiz." diyen Kavcıoğlu, bankanın rezervlerinde son dönemde artış yaşandığına ve bu artışın kararlılıkla süreceğine dikkat çekti. Kavcıoğlu faiz indirimine ilişkin " Faiz indirimi için sınırlı alanımız kaldı, bu alanı büyük ölçüde bitirdiğimizi düşünüyorum." dedi. Ne olmuştu? Uzun zamandır faizin düşürülmesini desteklediğini belirten ve "Faiz sebep, enflasyon neticedir." söylemini sıklıkla yineleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar. Bu yolda faizi savunanla beraber olmam." demişti. Elvan'ın Erdoğan'ın bu açıklamasını alkışlamaması " düşük faizi desteklemiyor" şeklinde yorumlanmış; ardından kendisinin görevden çekileceği değerlendirilmişti. Erdoğan daha sonra İslam'da kesin emir, yasak anlamına gelen "nas" vurgusuyla faizin dine göre yasak olduğunu, olaylara bu şekilde bakacaklarını belirtmişti. Bu açıklamanın hemen ardından TCMB, PPK toplantısında politika faizini 100 baz puan indirerek %15 olarak belirledi. Dolar/TL kararın ardından 11,30'u gördü. Faizin düşürülmesini olumlu karşıladığını belirten Erdoğan, "Yüksek faiz-düşük kur kısır döngüsü yerine yatırım, üretim, istihdam, ihracat odaklı ekonomi politikamızla ülkemiz için en doğru olanı yapmakta kararlıyız. Ülkemizi bunca tuzaktan, badireden nasıl çıkardıysak Allah'ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu ekonomik Kurtuluş Savaşı'ndan da zaferle çıkartacağız." dedi. Erdoğan'ın konuşmasından yaklaşık bir gün sonra Dolar/TL 13,50 seviyesini aştı. Hafta başında yaptığı açıklamada enflasyonun seçim öncesi düşeceğini ifade eden Erdoğan, geçtiğimiz gün "kur, faiz spekülasyonuyla karşı karşıyayız" diyerek döviz kurunda görülen son hareketlerin ekonomik temelinin olmadığını söyledi. Daha sonra TRT yayınına katılan Erdoğan, "Faizi şu anda düşürüyoruz ve enflasyonun da inşallah düştüğünü hep birlikte göreceğiz." dedi. Bu sırada kur 13,96 seviyelerini gördü. Doların artışı sonrası TCMB kura müdahale etti. Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi vatandaşın fiyat artışından iş dünyasının ise önünü görememekten şikâyetçi olduğunu; ancak Erdoğan'ın bu durumun farkında olduğunu ve önümüzdeki günlerde alınacak kararlarla bu piyasadaki " ateşin" düşürüleceğini söyledi. Selvi yazısında şunları ifade etti: "Erdoğan, yeni bir kavganın içine giriyor. Bunun adı ekonomide dönüşüm kavgası. Ancak Erdoğan'ın her kavgasında insan önemli oldu. Kavgasının odak noktasını millet oluşturdu. Bu açıdan Erdoğan'ın açıkladığı destek paketleri yararlı. Çünkü vatandaşı fiyatlar karşısında ezdirmeyecek ek önlemlere ihtiyaç var." Sözcü yazarı Ege Cansen ve T24 yazarı Mehmet Yılmaz ise Erdoğan!ın ekonomi politikasını " İslam diniyle ilişkilendirmesini" değerlendirdi. Cansen "faiz sebep, enflasyon netice" önermesinin yanlış olmasının yanı sıra bunun Kur'an-ı Kerim ya da diğer benzeri Tanrı sözü kabul edilen metinlerde geçmediğini vurguladı. Yılmaz ise İslam ülkelerinde yöneticilerin ne zaman ülkelerini yönetemez hâle gelseler o zaman dinî gerekçeler yarattıklarını vurgulayarak şunları söyledi: "20 yıldır iktidarda olan yönetici, işler iyi giderken ne nas hatırlıyor ne stokçuluğun dinen caiz olmadığını. Ne zaman ki kendi yarattığı acayip bir iktisat teorisi nedeniyle ülkenin bütün dengeleri alt üst oluyor, o zaman beceriksizliklerine, başarısızlıklarına, bilgisizliklerine dini ortak etme arayışı başlıyor." Asgari ücret ne olacak? Bu hafta başlayan asgari ücret görüşmeleri öncesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin "Ekonomideki dalgalanmaların ve enflasyonun karşısında emeği koruyacak bir asgari ücret belirleyeceğiz." açıklamasını yaptı. Bilgin çalışanlar ve işverenler arasında bir anket yaptıklarını ve bu ankete göre işçilerin 3 bin 750 ila 4 bin TL bandında asgari ücret talep ettiği sonucunu elde ettiklerini söyledi. T24 yazarı Yalçın Doğan dün kaleme aldığı "Baş döndüren ‘kur oynaklığında’ asgari ücret" yazısında Türkiye'nin avro bazında Avrupa'daki en düşük asgari ücreti veren ülke olduğunu vurguluyor. Asgari ücret görüşmeleriyle ilgili DİSK'in 5 bin 200 TL talep ettiğini ve hesapla talebinin doğru olduğunu belirten Doğan, "Olur mu?. 2023 seçimlerini düşünerek, AKP kesenin ağzını açabilir. Seçimi düşündüğü o kadar belli ki." dedi. "Büyüye büyüye gariban!" Bu hafta Türkiye ekonomisinin, 2021 üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %7,4 büyüdüğü açıklandı. Gayrisafi Yurt İçi Hasılanın da bir önceki çeyreğe göre %2,7 artış gösterdiği bildirildi. Sözcü yazarı Necati Doğru "Büyüye büyüye gariban!" yazısında büyümede bir "tuhaflık" olduğunu söylüyor. Büyürken işsiz sayısının neden arttığından simitin neden zamlandığına kadar birçok soru yönelten Doğru, son 19 yıldır büyüme için çok sayıda teşvik alındığını; ancak bu teşviklerden ne sonuç alındığına dair bilgi bulamadığını bildiriyor. Bunun yerine dünyanın en ucuza mal satan ülkesinin Türkiye olduğunu bulduğunu belirten yazar, "Bu büyümenin ana ürünü niçin "garibanlık" oldu?" diye soruyor. Ne olacak? Köşe yazarlarının ve yorumcuların değerlendirmeleri ekonominin " belirsiz" olduğunu ve zamların ilerleyen dönemde artış göstereceğini vurguluyor. Öte yandan bu ay gerçekleşecek PPK toplantısında da yeniden faiz düşürüleceği varsayımıyla kurun daha da yükseleceği öngörülüyor. Bugün açıklanacak enflasyonun da kritik olduğunu bu süreçle ilgili Sözcü yazarı Soner Yalçın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomide de " günlük siyaset" yaptığını ve artık siyaset ile ekonomide "oyun kurucu" olmadığını vurguluyor. Yalçın halkı dönüştürmeden köklü yapısal ekonomik dönüşüm gerçekleştirilemeyeceğini ve bu hareketler için halkın güvenine ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Muhalefetin genel eleştirisi olan "Külliye Erdoğan'ı halktan kopardı" söylemini dile getiren Yalçın, döviz artışının etkisini halkın üç ay sonra daha keskin yaşayacağını vurguluyor.

Türkiye'de ekonomi: Çıkmaz mı yeni düzen mi?

Aralık 3, 2021

·

Makale

"Bilek güreşi": Faizde indirim, asgaride artış

2021’in son faiz oranı ve 2022’nin asgari ücreti dün belli oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini 100 baz puan indirimle %14 olarak belirledi. Bu sırada Dolar/TL 15,60 seviyelerini gördü. Merkez Bankası’nın açıklamasından saatler sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan asgari ücretin 4 bin 250 lira olarak belirlendiğini duyurdu. Faiz indirimi TCMB’nin faiz indirimi kararını açıklamasının ardından kurda yaşanan artış gün içinde de devam etti. Bu satırların yazıldığı saatlerde dolar/TL 15,65’i gördü. Neler oldu? TCMB yaklaşık 4 aydır politika faizinde indirime giderken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “faiz sebep, enflasyon neticedir” söylemiyle yeni ekonomi politikasını düşük faiz üzerine kurgulayacaklarını, "yüksek faiz döngüsü yerine yatırım, üretim, istihdam, ihracat, büyüme odaklı" bir ekonomi politikası izleyeceklerini açıkladı. 18 Kasım'da açıklanan faiz kararının ardından 11,30'un üzerini gören dolar/TL, 23 Kasım'da 13,5'i gördü. Tüketici fiyatlarında Kasım 2021'de yıllık bazda %21,31 artış görüldü. Enflasyon, üç yılın zirvesine çıktı. Aralık ayının başında Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan'ın yerine Nureddin Nebati getirildi. Bu sırada TCMB; 1, 3, 10 ve 13 Aralık tarihlerinde, 13 gün içinde dört kez döviz piyasasına doğrudan satım yoluyla yaklaşık 4 milyar dolar düzeyinde olduğu tahmin edilen müdahalelerde bulunsa da etkiler kısıtlı kaldı. Son olarak geçtiğimiz gece bakan yardımcılığı ve genel müdürlük seviyesinde bazı görev değişiklikleri gerçekleşti. Bugün faiz kararından önce dolar/TL 15,10 seviyelerindeydi. Yıl başından bu yana Türk lirası, dolar karşısında %50'nin üzerinde değer kaybetti. Tepkiler "Erdoğan tam gaz inadına ve yanlış yapmakta ısrar ediyor. Sonuçta dolar kuru daha da arttı. Artınca da iğneden ipliğe varana dek her şeye zam geliyor. Anlamadınız mı hâlâ? Yoksulluk ve açlık artıyor. Bu yanlıştan dönün artık, yeter. Faizi düşürmek istiyorsanız bunun yolu talimat değildir.” - DEVA Partisi lideri Ali Babacan "Ya tutarsa modeli" ile düşük faizle enflasyon düşürme saçmalığının gideceği nokta, artık bilinçli olarak ülkeyi batırmaktır. Tek yol #ErkenSeçim!” - CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba "Bu artık bilerek yapılan bir kötülük...Ülkeye çok yazık" - Ekonomi yazarı Uğur Gürses “TCMB: 2022’nin ilk çeyreğinde icat ettiğimiz bu oyunun yarattığı tahribata bakıp devam edip etmemeye karar vereceğiz” - Prof. Dr. Erinç Yeldan "Helal olsun! Memleket batacak diye Reis hiç döner mi sözünden!” - BirGün yazarı Hayri Kozanoğlu Asgari ücret Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun dördüncü toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, asgari ücrette %50,54 seviyesinde bir artış gerçekleştiğini açıkladı. Cumhurbaşkanı ayrıca asgari ücretten alınan gelir ve damga vergisinin kaldırıldığını da bildirdi. Neler oldu? Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun ilk toplantısı 1 Aralık’ta başladı. Asgari ücret görüşmelerinin üçüncü turunun yapıldığı gün, işçi ve işveren tarafları ilk rakamları telaffuz etti. Türk-İş “en az 4 bin TL” derken DİSK taleplerinin 5 bin 200 TL olduğunu açıkladı. TÜİK'in her yıl komisyona sunduğu bekar bir işçinin asgari geçim maliyetine ilişkin hesaplamayı bu yıl açıklamadığı aktarıldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin "Enflasyon karşısında emeği koruyacak bir asgari ücret seviyesinin belirlenmesi gerektiği düşüncesiyle hareket ediyoruz." açıklamasını yaptı. Değerlendirmeler CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu “TÜİK’e yaptığım ziyaretin etkileri görülüyor. Asgari ücret olarak verilen rakam eğer yılbaşını alır ve dolar kurundaki yükselmeyi görürsek düşük. O tarihte 384 dolardı net gelir elde ediyordu bir asgari ücretli, aynı kur 15 TL üzerinden esas alınırsa 5760 TL olması lazım. Şimdi 4250 TL net oldu.” dedi. Bu ücreti “yadırgamadıklarını” vurgulayan Kılıçdaroğlu, enflasyon kontrol edilirse asgari ücretli çalışanların biraz nefes alabileceğini söyledi. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ise yeni ücretin işçilerin derdine deva olmayacağını söyledi. Sancar bu artışın yetmeyeceğini belirterek "Acil ihtiyaç; asgari ücreti 6.000 TL’ye yükseltmek, işten çıkarmaları yasaklamak, gelir kaybını önleyecek tedbirler almaktır." dedi. Ekonomist Prof. Dr. Özgür Demirtaş, asgari ücret tahmininin doğru çıktığını belirterek, “Şimdi Asgari Ücretliler: 2 ay içinde bu parayla geçen yıla göre çok daha az mal ve hizmet alabildiklerini görecekler… İlk tahminim gerçekleşti. İkinci tahminim de 2-3 ay sonra gerçek olur” dedi. "Bilek güreşi" Al Jazeera’deki “Türkiye’de TL çökerken asgari ücret yükseliyor” başlıklı haberde enflasyonun artışına dikkat çekildi. Enflasyon artışının devam etmesi hâlinde asgari ücrette yapılan zammın etkisinin uzun süreli olmayacağı vurgulandı. Ayrıca haberde seçmenin tercihini etkileyen en önemli unsurlardan birinin asgari ücret olduğu ve hükümetin de bunu bildiği belirtildi. Gazeteci ve yazar Murat Yetkin ise asgari ücretteki yüzdelik artışın ülke tarihinin en yükseği olduğunu; ancak buna rağmen geçtiğimiz yıla göre dolarda düşüş yaşandığını, alım gücünün azaldığını vurguladı. Yetkin bu durumu “Mesele Erdoğan'la ekonomik sistem arasındaki bir bilek güreşine dönüşmüş durumda.” diye yorumladı.

"Bilek güreşi": Faizde indirim, asgaride artış

Aralık 17, 2021

·

Makale

Yoksulluk sınırındaki halk: Asgari ücret tartışmaları

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay'ın 2022 yılındaki asgari ücrete ilişkin "Pazardaki, marketteki tabloyu herkes biliyor. İşçi, bugün aldığını yarın aynı fiyata alamıyor. Yarın aldığını öbür gün alamıyor. Bu tabloyu göz önüne alarak bir rakam getirsinler." ifadelerini kullanması asgari ücrete yönelik tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Asgari ücret nasıl belirleniyor? Asgari ücret, tespit komisyonunun yapacağı toplantılarla belirlenirken işçileri Türk-İş, işverenleri de Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu temsil ediyor. Görüşmelerin aralık ayının sonunda yapılması planlanıyor. Atalay "Millet geçinmekte zorlanıyor. Bırakın bir ayı, 15 gün bile geçinemiyor." diye konuşurken gelecek ayın ilk iki haftasında görüşmelerin tamamlanıp imzaların atılması gerektiğini de belirtiyor. Asgari ücret bugün itibarıyla brüt 4 bin 203 lira 56 kuruş, net 2 bin 825 lira 90 kuruş şeklinde uygulanıyor. Türk-İş, Eylül 2021 hesaplamalarına göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 3 bin 49 lira, yoksulluk sınırının da 9 bin 931 lira olduğunu bildiriyor. Dünyada nasıl? Türkiye'deki asgari ücretin Avrupa Birliği'ne üye ve aday olan ülkelerle karşılaştırıldığında geçmiş yıllara göre daha düşük olduğu biliniyor. Türkiye’de asgari ücret geçtiğimiz yıldan bugüne %16 azalarak 284 avroya gerilerken Almanya'da 1.585, Fransa'da 1.555 avroya denk geliyor. Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aziz Çelik , BirGün'deki "En düşük asgari ücrete doğru" başlıklı yazısında bu duruma "Türkiye bu tabloyla Avrupa’nın en düşük ve giderek düşen emek maliyetlerine sahip ülkesi (sermaye için ucuz iş gücü cenneti) hâline geliyor." değerlendirmesini yapıyor. Hükümet ne diyor? Cumhurbaşkanı Erdoğan, asgari ücreti dar gelirlilerin yükünü hafifletmek üzere belirleyeceklerini söylüyor. Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, vatandaşı enflasyona ezdirmeyeceklerini ifade ediyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin "Enflasyon karşısında emeği koruyacak bir asgari ücret seviyesinin belirlenmesi gerektiği düşüncesiyle hareket ediyoruz." diyor. Bilgin, asgari ücretteki vergi ve kesintilere yönelik düzenleme yapılma ihtimali olduğunu da vurguluyor. Çelik, bu durumda çalışan herkesin gelirinin artacağının altını çizerken hükümetin bu ihtimali değerlendirmeye almasının sebebinin "siyasal tercihler" olduğunu ve oy kazandırabileceğini dile getiriyor. İşçiler ne diyor? Asgari ücretle maaş alan kişilerin harcamalarında gıdanın önemli bir yer tuttuğuna işaret eden Çelik, asgari ücretin genel tüketici enflasyonuna göre değil; gıda enflasyonu dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğine değiniyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), asgari ücretin net 5 bin 200 TL olması gerektiğini söylüyor. Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu; ücretin belirlenmesinde yoksulluk sınırının, gıda fiyatlarındaki artışın ve ekonomik büyümenin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor. Öngörü nedir? TÜSİAD Başekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, asgari ücrete gelecek zammın %25 civarında olacağını düşünüyor. İşçi için umut var mı? Vatandaş yapılacak zammın yeterli olmayacağını savunuyor. Ay sonunda belirlenecek miktarın yetmeyeceğine ve asgari ücretin açlıkla aynı anlama geldiğine inanan halk, ücretin 5 bin olduğu koşullarda da zammın önünün alınamayacağından endişe ediyor. Asgari ücretle çalışan bir kişi "Enflasyon nedeniyle alım gücümüz düşüyor. İsterlerse 5 bin lira yapsınlar, bir fark yaratmaz." ifadelerini kullanıyor.

Yoksulluk sınırındaki halk: Asgari ücret tartışmaları

Kasım 23, 2021

·

Makale

Türkiye ekonomisi: Büyümenin temel maliyetleri

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre Türkiye ekonomisi, yılın ilk çeyreğinde %7 büyüyerek beklentileri aştı. Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, büyüme rakamlarını “İlk çeyrekteki %7'lik büyümenin %56'sı net dış talep ve yatırımlardan geldi. Bu, dengeli ve sağlıklı büyümenin göstergesi” şeklinde yorumladı. 2021'in ilk çeyreğinde Türkiye, G20 ülkeleri arasında Çin ve Tayvan’ın ardından en fazla büyüme oranına sahip ülke; ancak büyümeden çok büyümenin maliyeti sokakta hissediliyor. Vatandaşın cebine nasıl yansıyor? Türkiye'de hükümet, 2023 hedeflerinin bir parçası olarak kişi başına düşen milli geliri 25 bin dolar seviyesine çıkararak dünyanın en büyük 10 ekonomisi içine girme vaadinde bulunmuştu. 2013'te 12 bin 519 dolar olan kişi başına milli gelir, hâlihazırda 8 bin 711 dolara seviyesinde. Dolayısıyla 2023 hedeflerinden oldukça uzak kalınırken Türkiye'nin dünyanın en büyük 20 ekonomisinin dışına çıkma ihtimali olduğu söylenebilir. Fiyat ve kur istikrarı Birçok ekonomist, son yıllarda büyümeyi destekleyenin hükümet harcamaları ve kredi kampanyalarıyla gelen tüketim artışı olduğu konusunda birleşiyor. Bloomberg, hükümetin kredi musluklarını açmasının etkisiyle artan tüketimin büyümeyi yukarı çektiğini ve bu durumun maliyetinin fiyat ve kur istikrarının bozulması olduğunu belirtiyor. Tera Yatırım Baş Ekonomisti Enver Erkan, son yıllarda büyümeyi sürükleyen tüketim artışının sürdürülebilir olmadığını ifade ediyor. Prof. Dr. Erinç Yeldan, "Tüketimi kırbaçlayarak, eşitsiz ve istihdamsız, hormonlu büyüme. Bu patikayı ve sonunu yakından biliyoruz" yorumunu yapıyor. Sürdürülemez politikalar Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) 2021 yılına ilişkin Küresel Ekonomik Görünüm Raporu'nda, Türkiye’nin pandemi döneminde uyguladığı kredi büyümesine dayalı politikalarını “sürdürülemez” olarak nitelerken salgından etkilenen şirket ve hane halkları için doğrudan desteklerin artırılması önerisinde bulundu. Örgüt, Türkiye'ye ilişkin büyüme beklentisini ise %5,9'dan %5,7'ye indirdi. Enflasyon Resmî verilere göre, tüketici enflasyonu son bir yılda %11 seviyesinden %17'ye çıktı. Bağımsız kuruluşlar, sokakta hissedilen enflasyonun %30'u aştığını dile getiriyor. STRFS Baş Stratejisti Dr. Atahan Çelebi, enflasyonun yükselmediği senaryoda büyümenin yavaşlayacağını; ekonomide toparlanmanın devam etmesi durumunda ise ÜFE'deki enflasyonun TÜFE’ye doğru yansıyarak enflasyonu %20’lerin üzerine çekebileceğini savunuyor. Zam dalgası Türk lirasının değer kaybıyla yükselişe geçen maliyet enflasyonu, reel sektörün fiyatlama davranışlarına yansımaya başladı. Merkez Bankası’nın mayıs ayına dair beklenti anketi sonuçlarına göre, gelecek üç ayda şirketlerin satış fiyatlarında artış beklentisi %43,2 olarak gerçekleşerek 13 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Bazı uzman görüşleri şöyle: "Dış gelişmeler ve içerdeki beklentiler, 1 yıldır yeni normal haline gelen zam yağmurunun önümüzdeki dönemde de devam edeceğine işaret ediyor. İç üretimin yetersiz kalması ve Türk lirasında istikrarın sağlanamaması Türkiye'nin yurtdışındaki fiyat artışlarından kendisini ayırmasını imkansız kılıyor." - Dr. Murat Kubilay "Enflasyonun belirleyicileri: dış fiyatlar, kur, beklentiler, gıda, kamu zamları… Hepsi yukarı gidiyor. Böyle devam ederse enflasyon kontrolden çıkabilir." - Merkez Bankası eski baş ekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara Yoksulluk Dünya Bankası tarafından yayınlanan Türkiye Ekonomik İzleme Raporu'na göre, Türkiye'de son iki yılda kur krizi ve pandemi nedeniyle mutlak yoksul sayısı 3,2 milyon artarak 10 milyonu geçti. "Türkiye aslında 2018'den beri büyümüyor, hatta küçülüyor. Tüketicinin cebine yansımayan büyümeye reel olarak kaliteli bir büyüme demek yanlış olacak. Bu büyüme uluslararası literatürde belirtildiği gibi, fakirleştiren bir büyümedir. Yani başkasının gelirini yükseltmek için çalışan kitleler yoksullaşırken sermaye sahiplerinin büyüdüğünü görüyoruz." - Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Ulusoy "%7'lik büyüme tablosu tam olarak ‘yukarıdakiler, aşağıdakiler" tablosu. İhracat, yatırım ve dayanıklı tüketim harcamaları (ağırlıkla otomobil) yapanlar yukarıda; sayıları artan işsiz ve istihdam dışında olanlar ile geliri enflasyon kadar bile artmayanlar da aşağıda." - Ekonomist Uğur Gürses

Türkiye ekonomisi: Büyümenin temel maliyetleri

Haziran 7, 2021

·

Makale

Büyüme rakamlarından önce, beklentiler ve gerçekler

Bu hafta çarşamba günü Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Türkiye’nin 2021 ikinci çeyrek büyüme verilerini açıklayacak. Beklentiler ve iktidarın morali • AA Finans tarafından 16 ekonomistin katılımıyla düzenlenen ankette 2021 ikinci çeyrek için büyüme beklentisi %19-%24 aralığında yer aldı. • Reuters'ın 14 kurumla yaptığı ankette aynı dönem için büyüme beklentisi %18,1 ila %24 aralığında belirlendi. • Foreks'in 17 ekonomistle gerçekleştirdiği ankette ise ikinci çeyrek için ortalama GSYH beklentisi %21,6 oldu. • Ekonomist Erdal Sağlam'ın DW Türkçe'de yayımlanan analizinde, büyüme oranlarındaki yükselişin ve cari işlemler açığında yaşanan iyileşmenin "iktidarın moralini düzelttiği" ifade ediliyor. Sağlam; görüştüğü siyasi gözlemcilerin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son dönemde sık sık ekonomi konuşmaya başlamasının, bu düzelen morale bağlı olduğunu söylediğini aktarıyor. "Atılım ve şahlanış dönemi" Zira geçtiğimiz haftalarda Türkiye ekonomisinin "toparlanma sürecini geride bırakarak atılım ve şahlanış dönemine girdiğini" söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda ekonomiye ilişkin açıklamalarda bulunmuş ve Türkiye'nin millî gelirinin trilyon doların üzerine çıkacağını söylemişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasında yıllık büyüme oranının %1'in altından %5,1 seviyesine çekildiği, yatırımların ve ihracatın iktidarları sürecinde yükseldiği vurguları yer almıştı. Ekonomist Murat Kubilay ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Neredeydik? Nereye geldik?" başlıklı tweet'lerini alıntılayarak Türkiye'nin AK Parti öncesindeki ortalama büyümesinin %5'e yakın olduğunu, ihracat 170 milyar dolara çıkarken ithalatın da 219 milyar dolarla rekor kırdığını, 18 yılda tüm zamanların toplamının 10 katı cari açık verildiğini, son dört yılda nette işe alım olmadığını ve TCMB rezervlerinin swap hariç döviz ve altın rezervlerinin -41 milyar dolar olduğunu söyledi. Büyüme iyi mi? DW Türkçe’nin AK Parti döneminde ekonominin seyrini incelediği yazısında ekonomist Erinç Yeldan, 2008 küresel ekonomik krizi sonrası dünya ekonomisinde spekülatif büyüme olarak adlandırılan bir dönem yaşandığını belirterek Türkiye'nin yüksek faizlerle sıcak parayı ülkeye çektiğine ve döviz bolluğu yaşandığına, fakat bu durumun işsizliği kronikleştirdiğine ve sanayisizleşmeyi artırdığına dikkat çekiyor. Yeldan, sonuç ne olursa olsun büyüme odağındaki yaklaşımla uygulanan ucuz kredi ve parasal genişleme politikalarının hem kamu hem de hane halkı borçlarını tırmandırdığını ifade ediyor. Yeldan'a göre yüksek işsizlik, yüksek enflasyon v e aşırı pahalı döviz kuru; bu sürdürülemez büyümenin bedeli olarak karşımıza çıkıyor. Diğer yandan Sağlam; bu yılki moral yükselten yüksek büyümenin 2022'de yaşanacaklara dair endişe yarattığını belirtiyor. Sağlam, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan'ın bireysel kredilere ilişkin kısıtlama adımları atmasını temkinli olmaya çalışmak olarak tanımlıyor. Zira Cumhurbaşkanı'nın "muhtemel bir seçim yılı olacak 2022'de" büyüme oranlarının düşmesini istemeyeceği tahmin ediliyor. Enflasyon gerçeği Wells Fargo'nun Ağustos 2021 uluslararası ekonomik görünüm raporunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın para politikasına ve faiz kararlarına etki etmeye çalışması sebebiyle Türk lirasında yıl sonuna kadar başka bir büyük değer kaybı yaşanabileceği belirtiliyor. Daha önce TCMB Başkanı değişikliklerine yol açan faiz tartışmaları göz önüne alındığında benzer bir değişikliğin Türk lirası üzerinde baskıları artırması ve Dolar / TL kurunda yıl sonu için 9,25'lik bir değer bekleniyor. IMF'nin SDR dağıtımından pay alan ve Güney Kore'yle swap anlaşması imzalayan Türkiye'nin döviz rezervlerinin tükenmiş durumda olduğunun ifade edildiği raporda, TCMB hedeflerinin çok üzerinde olan enflasyonun Türk lirası üzerindeki baskıyı koruyacağı ve ekonomik temellerin uzun vadede kırılganlığını sürdüreceği öngörülüyor. TÜİK'in ağustos başında açıkladığı 2021 Temmuz TÜFE verileriyle enflasyon, 26 ayın zirvesine yerleşmişti. Bu sonuçları değerlendiren ekonomist Hakan Kara düşük gelir grubunun alım gücünü eriten bir görünümün söz konusu olduğunu söylemiş, TCMB'nin yıl sonu enflasyon tahminlerine ulaşmasını imkânsıza yakın olarak nitelemişti. Türk-İş'in asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığını ve yapılması gereken mutfak masrafının geçtiğimiz yıla kıyasla 543 lira arttığını gösteren Ağustos 2021 Açlık ve Yoksulluk Sınırı araştırması, ekonomistlerin yorumlarının geçerliliğini ve enflasyon gerçeğinin pratikteki yansımalarını ortaya koyuyor.

Büyüme rakamlarından önce, beklentiler ve gerçekler

Ağustos 30, 2021

·

Makale

Orta Vadeli Program: ayrıntılar ve yorumlar

Türkiye ekonomisinin 2022-2024 dönemindeki yol haritasını belirleyen Orta Vadeli Program, 5 Eylül Pazar akşamı Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı’yla onaylandı. Temel amaçlar Nitelikli istihdam oluşturan, enflasyon ve cari açık yaratmayan, ağırlıklı olarak yurtiçi tasarruflar ve doğrudan yabancı yatırımlarla finansa edilen, verimli alanlara yönlendirilmiş yatırımlara ve ihracata dayalı, yeşil dönüşümü dikkate alan istikrarlı, dengeli ve gelir dağılımı adaletini gözeten bir büyüme yapısının tesis edilmesi salgın sonrası toparlanma sürecinde Türkiye ekonomisi için temel amaç olarak belirtiliyor. Öngörüler Nasıl yorumlanıyor? Dünya Gazetesi'nin görüş aldığı ekonomistlerden Istanbul Analytics'ten Güldem Atabay; Fed'in para politikasını değiştirmeye başlayacağına işaret ederek 2022'de TL'nin istikrarlı kalmasının ya da enflasyonun tek haneye düşmesinin beklenmeyeceğini belirtiyor. BGC Partners da enflasyon tahminlerini "iyimser" buluyor ve tek haneye yaklaşmasının ancak faizlerin önümüzdeki 5-6 aylık periyotta sabit tutulmasıyla mümkün olabileceğini savunuyor. Hürriyet'e görüş veren Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan TCMB'nin %14,1 olarak öngördüğü yıl sonu enflasyonunun Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan OVP'de %16,2 olarak tahmin edilmesini "para otoritesi ve ekonomi yönetimi arasında farklılıklar olduğu görülmekte" şeklinde yorumluyor. Gedik Yatırım Başekonomisti Serkan Gönençler de büyüme ve enflasyon tahminlerinin bir arada değerlendirilmesinin "sıkı para politikasından taviz verilip verilmeyeceği sorusunu akıllara getirdiğini" ifade ediyor. "Yeşil Dönüşüm" Yeşil Dönüşüm kapsamında Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi, Yeşil OSB - Yeşil Endüstri bölgelerinin sertifikasyon süreçlerinin tamamlanması, sıfır atık uygulamalarının hanehalkını da kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması planlanıyor. Ekonomist Erinç Yeldan ise önümüzdeki dört yılın Avrupa Yeşil Mutabakatı'na uyum dönemi olduğunu ve 2026'da bu sistemin uygulanmaya başlanacağını hatırlatarak Türkiye'nin OVP hazırlarken bu gerçekle hiç yüzleşmediğini, böyle olunca da planın "plan" değil, "iyi niyet temennisi" olduğunu düşünüyor. PPK öncesi beklentiler TCMB'nin Ağustos 2021 TÜFE verilerine ilişkin yorumlarında enflasyondaki artışta gıda fiyatlarının belirleyici olduğu vurgusu yer aldı. Ayrıca çekirdek enflasyon göstergelerinin yıllık enflasyonunda yavaşlama kaydedildiği belirtildi. Çekirdek enflasyon: "Kalıcı fiyat değişimlerini yansıtan ve geçici fiyat şoklarını dikkate almayan" enflasyon oranları olarak tanımlanıyor. TÜFE'den bazı mal ve hizmet gruplarının çıkarılmasıyla elde edilen bu verinin enflasyonun ana eğilimini gösterdiği, geçici fiyat şoklarını dikkate almadığı belirtiliyor. Kapsamı en dar olan C endeksi Temmuz 2021'de yıllık %17,22’den %16,76’ya gerilemişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ağustos sonrası için faiz indirimine işaret etmesi, TCMB'nin 23 Eylül'de gerçekleşecek Para Politikası Kurulu toplantısında nasıl bir karar alacağını düşündürüyor. 1 Eylül'de gerçekleşen yatırımcı toplantısında TCMB Başkanı Kavcıoğlu'nun çekirdek enflasyona odaklanılması gerektiğine dair ifadeler kullandığı, TCMB'nin politika faizinin enflasyon üzerinde uygulanacağı taahhüdünü yinelemediği belirtiliyor. Bu durumda TCMB'nin çekirdek enflasyona odaklanarak faiz indirimi yapması ihtimalinin güçlü olduğu konuşuluyor.

Orta Vadeli Program: ayrıntılar ve yorumlar

Eylül 7, 2021

·

Makale

Enflasyon, TÜİK ziyareti, ikinci müdahale

Türkiye dün de ekonomi açısından hareketli bir gün yaşadı. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan verilere göre Tüketici Fiyat Endeksi, 2021 Kasım'da bir önceki aya göre %3,51, bir önceki yılın aynı ayına göre %21,31 artış gösterdi. Piyasa beklentilerinin üzerinde gelen bu sonuçlarla yıllık enflasyonda Kasım 2018'den bu yana en yüksek seviye görüldü. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi ise yıllık %54,62, aylık %9,99 arttı. ENAGrup : Bağımsız akademisyenler ve uzmanlar tarafından oluşturulan ENAGrup, ENAGrup Tüketici Fiyat Endeksi'nde aylık artışı %9,91, son 12 aylık artışı ise %58,65 olarak duyurdu. Bir adım geriden: Geçtiğimiz günlerde açıklanan 2021 üçüncü çeyrek verilerine göre Türkiye ekonomisi bir önceki yılın aynı dönemine göre %7,4 büyüme göstermişti. Ekonomist Hakan Kara büyümeyi "enflasyon yaratan ve gelir dağılımını bozan bir büyüme toplumun genelinin refahını artırmıyor" şeklinde yorumladı. Ekonomist Erinç Yeldan da iş gücü ödemeleri ve sermaye payının millî gelir paylarındaki değişimlerine dikkat çekerek "yoksullaştıran büyüme" ifadesini kullanmıştı. Başka neler oldu? CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu enflasyon verisinin açıklanmasının ardından "TÜİK'ten randevu istedim, vermediler. Saat 11.00'de geliyorum, haberiniz olsun." paylaşımında bulundu. TÜİK binasına giden Kılıçdaroğlu ve heyeti, randevuları olmadığı gerekçesiyle binaya alınmadı. CHP lideri Kılıçdaroğlu bina önünde yaptığı açıklamada "bir önceki gün randevu istediklerini, TÜİK internet sitesinde bilgiye ulaşmak için merkez teşkilâtına gelinebileceğinin yazıldığını, TÜİK'in açıkladığı enflasyon rakamlarının güven vermediğini" söyledi. TÜİK'in "bir devlet kurumu olmaktan çıkıp bir Saray kurumu hâline dönüştüğünü" ifade eden Kılıçdaroğlu devlet memurlarına "görevinizi dürüstlükle yapın" çağrısında bulundu. TÜİK'in rakamları küçülttüğünü; "milyonlarca emekçinin ücret artışının bu yalan dolan TÜİK rakamları üzerinden yapılacağını" paylaştı. Dövize ikinci müdahale Bunlar yaşanırken sabah saatlerinde 13,65 düzeyinde seyreden Dolar/TL gün ortasında 13,89'la rekor tazeledi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz kurlarına doğrudan satış yöntemiyle bir haftada ikinci kez müdahale etti. Müdahale sonrası kurlar %3,5 civarı değer kaybetse de etkinin sınırlı kaldığı yorumları yapıldı. Meksa Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Figen Özavcı , BloombergHT yayınında TCMB'nin müdahaleleri sonrası piyasalarda kafa karışıklığının arttığını, müdahalelerin oynaklığı artırdığını söyledi. Diğer yandan uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, "para politikası güvenirliğinin zayıflığı, yüksek enflasyon, düşük dış likidite ve jeopolitik riskler" bağlamında Türkiye'nin kredi notunu BB- olarak teyit etti ve kredi notu görünümünü negatif olarak revize etti. "Mekân basma" tartışması Kılıçdaroğlu'nun TÜİK'e gittiği saatlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu " Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, PKK, DHKP-C ve organize suç örgütlerinin ağına düşüp, onlara özenip, mekan basmaya gitmez" paylaşımında bulundu. Ana muhalefet partisinin kamu adına hesap sorma yetkisine sahip olduğunu ifade eden CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Soylu'ya "Mekan basmak senin gibi mafyayla el ele iş tutan, kabadayı gibi sağa sola racon kesenlerin işidir" yanıtını verdi.

Enflasyon, TÜİK ziyareti, ikinci müdahale

Aralık 4, 2021

·

Makale

Türkiye'de faiz indirimi ve yansımaları

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) aralık ayında da "faiz indirimine" gideceğine dair beklentiler, hafta boyunca dolar/TL kurunda ciddi yükselişlere neden oldu. Nitekim TCMB, perşembe günü gerçekleştirilen Para Politikası Kurulu'nda politika faizini 100 baz puan indirerek %14 olarak belirledi. Kararın ardından; haftaya 13,85 TL seviyesinden başlayan dolar kuru, hızlı bir şekilde yükselişe geçerek 16 TL'yi gördü. Cuma günü de yeni bir rekorla 17 TL’yi test etti. Hazırlayan: Taylan Kurt Neler olmuştu? TCMB, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Faiz sebep, enflasyon neticedir," söylemine paralel olarak politika faizini, eylül ayından bugüne toplam 500 baz puan indirdi. Buna karşılık enflasyon, kasım ayında %21,31 ile son üç yılın zirvesine çıktı. Son faiz indiriminin ardından politika faizi ve enflasyon arasındaki makas, 7,31 puana çıktı. Eylül başında 8,2 TL olan dolar ise iki katından fazla artışla 17 TL'ye kadar çıktı. Hazırlayan: Taylan Kurt TCMB; 1, 3, 10, 13 ve 17 Aralık tarihlerinde, 17 gün içinde beş kez döviz piyasasına doğrudan satım yoluyla müdahalelerde bulundu; ancak etkileri sınırlı kaldı. Son müdahalenin ardından dolar/TL 16,50’nin altına geriledi. Yazının yazıldığı saatler 16,60'tan işlem görüyor. Neden yükseliyor? Hâlihazırda tüm dünyada, yüksek enflasyon merkez bankalarının en büyük problemleri arasında yer alıyor. ABD’de Fed’in faiz artırım söylemlerine paralel olarak dolar güçlenirken özellikle gelişmekte olan ülkelerde merkez bankaları faiz artırımına gidiyor. Türkiye ise şu anda faiz indirimi yapan tek ülke konumunda bulunuyor. Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) Yöneticisi Prof. Dr. Veysel Ulusoy, faiz indiriminin Türkiye'nin içinden geçtiği döviz piyasası oynaklığını daha da yukarı seviyelere çıkardığını belirtiyor ve ekliyor: "Türkiye ekonomisi yine bir kalp krizi geçirdi, yine bir dönülmez yola girdik. Bugün itibarıyla yine doların seyri, avronun seyri yukarıya olacaktır. Özetle, ortada bir ekonomi politikası yok. Sadece bir deneme sınama, sadece faiz düğmesine basmakla yönlendirilen bir ekonomi var." Financial Times'a konuşan Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Refet Gürkaynak ise Türkiye'nin ekonomi politikasını şu şekilde tanımlıyor: "84 milyon insanın yaşadığı acılar ve ıstıraplar olmasaydı, bu büyüleyici bir ekonomi deneyi olurdu."

Türkiye'de faiz indirimi ve yansımaları

Aralık 20, 2021

·

Makale

Enflasyonda yükseliş devam ediyor

TÜİK verilerine göre nisanda tüketici fiyat endeksi bir önceki aya göre %1,68, yıllık %17,14'lük artışla 23 ayın zirvesi ne yükseldi. Üretici fiyat endeksi ise aylık bazda %4,34, yıllık bazda %35,17 artış gösterdi. ENAGrup, Nisan 2021 dönemi günlük fiyat değişimlerinden elde edilen ENAGrup Fiyat Endeksi'nde aylık bazda %2,62 artış açıkladı. Enflasyon üzerinde etkili olan faktörler : • Ham petrol ve diğer emtia fiyatları ndaki tırmanış, • Gıda fiyatlarının belirsizliği ve oynaklığı, • Faiz artışlarına rağmen bireysel kredi büyümesi ndeki yükselişin talep yönlü baskısı, • Kur sepeti nin şubat sonundan itibaren artmasıyla yükselişte olan ithalat fiyatları • Toplumun, piyasanın ve reel sektörün yüksek seviyelerdeki “enflasyon beklentisi” ve bununla beraber piyasa yapıcıların sürekli fiyatları artırma eğilimleri Yorumlar ve beklentiler "Geçen ay 15,01 puan olan TÜFE ve ÜFE arasındaki makas farkının bu ay 18,03’e çıkması önümüzdeki dönemde kısa vadede enflasyonun düşmeyeceğini göstermekte." – Analist Onur Altın "TL değer kaybının daha fazla yükselmediği durumda bile enflasyonun uzun bir süre yüksek seyretmesi ve yılı en iyi ihtimalle %14-15 aralığında bitirmesi beklenebilir." – Ekonomist Haluk Bürümcekçi "Kur veya emtia fiyatları düşmezse temmuzdan itibaren TÜFE enflasyonu ÜFE'ye doğru yaklaşabilir." – Ekonomist Hakan Kara

Enflasyonda yükseliş devam ediyor

Mayıs 4, 2021

·

Makale

Şubat 26, 2024

·

Hikaye

Şubat 26, 2024

·

Hikaye

TCMB faizi %19'da tuttu

TCMB bugün gerçekleştirdiği PPK toplantısında politika faizini %19'da sabit tuttu. Kurul Kararı'nda enflasyonda belirgin düşüş sağlanana kadar para politikasında "mevcut sıkı duruşun kararlılıkla sürdürüleceği" vurgusu yapıldı ve politika faizinin enflasyonun üzerinde bir düzeyde oluşturulmaya devam edileceği belirtildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın katıldığı bir canlı yayında "Faiz oranlarında da bir defa düşüşe geçiyoruz ve yüksek faiz yok. Bunun sinyalini ben de belli yerlere herhâlde vermiş oluyorum." sözleri TCMB'ye faiz indirimi yapması yönünde bir mesaj olarak yorumlanmıştı. İktisatçı Yalçın Karatepe TCMB'nin "taş ile kayanın arasına sıkışmış durumda" olduğunu söylemiş, ancak TÜFE'nin aylık %0,86'dan düşük açıklanması durumunda mümkün olabileceği için ağustos enflasyonunda düşüş olamayacağını belirtmişti. Ekonomist Enes Özkan, TCMB Başkanı Kavcıoğu'nun başkan olduktan sonra "muhalif gibi kaldığını, yapmak için geldiği şeyleri yapmadığını ve faizi düşürmezse görevden alınabileceğini" söylemişti. Erdoğan'ın bir orta yol bulamadığını, sürekli faize vurgu yaptığını ve bunun da dolar/TL'ye yükseliş olarak yansıdığını belirten Özkan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı "piyasa bozucu aktör" tanımlamıştı. Faiz kararına ilişkin beklentileri değerlendiren Selva Demiralp , "global enflasyonist baskıların yüksek olduğu, Fed'in sıkılaşma için fırsat kolladığı bir ortamda TCMB'nin faiz indirimine gidebilmesinin zor olduğunu" ifade etti. Demiralp, yaptıkları çalışmaların "siyasi baskıların ve faiz indirimi çağrılarının kuru, piyasa faizlerini ve enflasyonu daha çok artırdığını" gözlemlediklerini söyledi. Ekonomi yazarı Uğur Gürses, kararı aşağıdaki gibi yorumladı. TCMB Başkanı Kavcıoğlu, Erdoğan'ın açıklamalarının TCMB üzerinde bir baskı yaratıp yaratmadığına ilişkin bir soruya "küresel anlamda enflasyonun, emtia fiyatlarının, arz kısıtlarının, tedarik zinciri problemlerinin daha fazla baskı yarattığını" yanıtını vermişti.

TCMB faizi %19'da tuttu

Ağustos 12, 2021

·

Makale

İşsizlik verileri nasıl yorumlanıyor?

TÜİK: Verilere göre Türkiye genelinde 15 yaş ve üzeri kişilerde işsizlik sayısı 2021 Temmuz’da bir önceki aya göre 506 bin kişi artarak 3 milyon 902 bin kişi oldu, tanımlı işsizlik oranı 1,4 puanlık artışla %12,0 seviyesinde gerçekleşti. Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan âtıl iş gücü oranı 2021 Temmuz’unda bir önceki aya göre 1,2 puan artarak %23,6 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı %16,3 iken potansiyel iş gücü ve işsizlerin bütünleşik oranı %19,6 olarak gerçekleşti. TÜİK 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı ise bir önceki aya göre değişim göstermeyerek %23,1, istihdam oranı 0,3 puanlık azalışla %31,3 oldu. Bu yaş grubunda iş gücüne katılma oranı ise bir önceki aya göre 0,4 puan azalarak %40,7 seviyesinde gerçekleşti. DİSK-AR: TÜİK'in âtıl iş gücü oranından hareketle yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı Temmuz 2021'de 8 milyon 421 bin olarak gerçekleşti. En yüksek işsizlik : DİSK-AR'a göre Temmuz 2021 verilerinde işsizlik türlerinin en yüksek olduğu kategori %29,9 ile 15-24 yaş arası genç kadın işsizliği oldu. %29,6 olan geniş tanımlı kadın işsizliği ise ikinci sırada yer aldı. Eleştiri: TÜİK'in yeni kullanmaya başladığı metodolojiye göre aylık verilen oldukça "sınırlı" bir kapsama sahip olduğunu belirten DİSK-AR, eskiden yer alan birçok ayrıntının artık aylık olarak verilmediğini ifade etti. Bunu bir örnekle açıklayan DİSK, "İstihdam olup çalışmayanlar aylık TÜİK verilerinde yer almıyor. Yine iş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısı, ümidini kaybeden işsizlerin sayısı ve genç işsizliğe ilişkin ayrıntılar TÜİK’in aylık verilerinde yer almıyor" dedi. Yorumlar: Uzmanlar işsizlik oranındaki artışın en önemli nedenlerinden birinin pandemide uygulanan işten çıkarma yasaklarının temmuzda sona ermesi olduğunu söyledi. Ayrıca geçtiğimiz hafta açıklanan Orta Vadeli Program’a göre işsizliğin 2024 yılında %10,6’ya gerilemesi, ekonominin %5 ve üzerinde büyümesi öngörülüyor. DW Türkçe’ye konuşan ekonomist Barış Soydan işsizlik rakamlarını ve bu öngörüyü şöyle yorumluyor: “Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları ortada. Türkiye’nin demokratik problemleri ortada. Demokrasi eksikliği nedeniyle insanların önlerini göremediği, bu nedenle yabancı yatırımcıların Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye yatırımı yapmadığı biliniyor. Bu koşullarda %5’in üzerinde istikrarlı bir büyüme sağlamak açıkçası son derece güç.” "Salgının ilk dalgası sonrası uygulanan iş akdi fesih yasağı, kısa çalışma ödeneği ve nakit destek gibi istihdam desteklerinin haziranda sona ermesiyle, kayıtlı işsiz sayısı ve işsizlik maaşı başvuruları gibi öncü verilerde son aylarda bozulma gözlenmekte. Orta Vadeli Programa göre gelecek üç yıllık dönemde yılda ortalama 1,17 milyon yeni istihdam yaratılması öngörüldü. İşsizlik oranının bu yıl %12,6'ye gerilemesi, gelecek yıllarda ise sırasıyla %12, %11,4 ve %10,9 ile kademeli düşüşünü sürdürmesi öngörülüyor." - AA Finans Analisti Haluk Bürümcekçi "Açıklanan verilerde hizmetler sektöründe açılmanın etkisi gözlenirken genç nüfus iş gücü arzındaki artış ve hükümetin başta fesih yasağı olmak üzere desteklerinin bitmesiyle temmuzda işsizlikte artış yaşandı." - Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan "AKP 2002'de göreve geldiğinde gerçek işsizlik oranı %16'ydı, şimdi %22,4. TÜİK'in çarpıtmalarına rağmen Türkiye'de işsizlik artıyor. İş yok, aş yok" - CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç Genç istihdam araştırmaları: DİSK-AR'ın 8 Temmuz tarihli "Türkiye'de Genç İstihdam" raporuna göre; Türkiye'de 2020 yılı birinci çeyrekte %30,9 olan genç istihdamı bu yılın birinci çeyreğinde %30,6'ya geriledi. Bu yılının birinci çeyreğinde genç erkek istihdamı %41'ken genç kadın istihdamı %19,6 düzeyinde gerçekleşti. Eğitim durumuna göre genç işsizlik oranları karşılaştırıldığında; üniversite mezunu her 10 gençten 4’ünün işsiz olduğu görüldü. Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hâli Araştırma Raporu’nun , 9-16 Nisan tarihleri arasında 1214 gencin katılımıyla hazırladığı dördüncü raporuna göreyse gençlerin memnuniyetini belirleyen birincil faktör çalışma durumu. Araştırmada çalışan gençlerin memnuniyet düzeyi %55, iş arayan gençlerinki ise %38 olarak belirlendi.

İşsizlik verileri nasıl yorumlanıyor?

Eylül 13, 2021

·

Makale