2021’de para politikaları


Gedik Yatırım'dan Elektrikli Araçlar Sektör İncelemesi Küresel elektrikli araç (EV) pazarı, bu yıl emisyonları azaltmak için tasarlanmış politikaların yaygınlaşmasıyla ivmesini artırdı. Küresel net sıfır emisyon hedefini karşılamaya odaklanan gelişmiş ülkeler, elektrifikasyon programlarına ve ilgili şarj altyapısına yatırımlarını artırıyor. Elektrikli araç endüstrisinde iyimserliği artıran ulusal mevzuatlardan biri de ABD Altyapı Anlaşması olarak öne çıktı. ABD Başkanı Joe Biden, Altyapı Anlaşmasını kasım ayında yürürlüğe soktu. Bu noktada, EV sektöründeki üretimlere, sosyal harcama planına ve temiz enerji ekonomisine yönelik de toplam 555 milyar $'lık kaynak ayırdı. Bu yasa tasarısına göre, ABD hükümeti 500.000 elektrikli araç şarj cihazından oluşan ulusal bir ağ kurmak için 7,5 milyar $ yatırım yapacak ve EV'lerin benimsenmesini hızlandırma, emisyonları azaltma, temiz enerjiye geçiş hedefini destekleyecek. Morgan Stanley'in Küresel Elektrikli Araç Pazarı raporuna göre, EV pazar büyüklüğünün 2030 yılına kadar %26,8 bileşik yıllık büyüme oranı sağlaması ve 34,8 milyon adede ulaşması bekleniyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın tahmini ise 2030 yılında dünya çapında 145 milyon adet EV stoku olması yönünde. Bugüne kadar, yarı iletken kıtlığının neden olduğu üretim kısıtlamalarına rağmen satış rakamlarında artan ivme gözlemleniyor. Bu yılın ilk dokuz ayında küresel akülü elektrikli araç satışları 4 milyonu aştı ve pazar payı da hızla artıyor. Gedik Yatırım Uluslararası Piyasalar Araştırma Departmanı'nın Tesla, Rivian, Li Auto, Lucid, Xpeng, ChargePoint ve Nio şirketlerinin kapsamlı analizlerine yer verdiği rapora buradan ulaşabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Küresel anlamda değişen para politikalarının etkilerini giderek daha fazla fark edeceğimiz bir döneme yaklaşıyoruz. ABD Merkez Bankası (Fed) para politikasında sıkılaşmaya adım adım yaklaşırken İngiltere Merkez Bankası (BoE), omicron varyantının etkilerini değerlendiriyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise sıkı para politikası için henüz erken olduğunu savunuyor. Bu yazıda, “2021’de dünya genelinde para politikaları nasıl değişti?” sorusunu haftanın gündeminde olan Fed üzerinden yanıtlıyor, kısaca 2022’de ne ile karşı karşıya kalabileceğimizi yorumluyoruz.
Hatırlatma
Mart 2020’de pandeminin yarattığı finansal şoka yanıt vermek için Fed’in attığı ilk adımlar faiz oranlarını (Fed funds rate) %0 - 0,25 bandına çekmek ve piyasaya yüksek miktarda likidite sağlamak için “Quantitative Easing” olarak adlandırılan varlık alım programını başlatmak oldu. Kulağa teknik gelen bu detayların en anlaşılır hali, Fed’in finansal istikrarı korumak ve pandeminin ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini krediler aracılığıyla azaltmak için önlem alması olarak özetlenebilir. Aynı dönemde Fed ile benzer uygulamaları İngiltere, Avrupa ve Japonya gibi diğer merkez bankaları da hayata geçirdi.
2021’de neler oldu?
2021’de aşı uygulamalarının yaygınlaşması ve vaka sayılarının azalması dünyayı “normalleşme” evresine soktu. Normalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte tüketicilerin ürün ve hizmetlere olan talebi artış gösterdi. Fabrikalar yeniden üretime başlarken iş seyahatleri ve tatiller için uçak ve otel rezervasyonları yapıldı. 1 yıldır eve kapanan herkes restoran, kafe ve gösteri salonları gibi sosyalleşebileceği alanlara akın etti. Tüketici talebi hızla artarken pandeminin üretim süreçleri üzerindeki olumsuz etkilerinin devam etmesi bu kez merkez bankalarının önüne yüksek enflasyon problemini getirdi. Özellikle dünya genelinde yaşanan tedarik zinciri sorunları hem teslimat sürelerinin uzamasına hem de depolama ve lojistik maliyetlerinin artmasına neden oldu. Artan maliyetler ve bozulan üretim süreçleri ürün fiyatlarına hızlı bir şekilde yansıdı. Üretim sorunları kaynaklı fiyat artışı devam ederken kış mevsiminin gelmesiyle artan enerji ihtiyacı mevcut problemlere bir yenisini ekledi: Doğal gaz ve petrol fiyatlarındaki rekorlarla birlikte enerji enflasyonu gündeme oturdu.
“Geçici enflasyon”
Merkez bankaları yukarıda bahsettiğimiz fiyat artışlarını “geçici” olarak değerlendirdi. Başta Fed olmak üzere merkez bankaları tedarik zinciri sorunlarının ortadan kalkması ve işe dönüşlerin artmasıyla birlikte fiyatlardaki yükselişin momentum kaybedeceğini ileri sürdü. Merkez bankalarının beklentisi teslimat sürelerinin normale dönmesi, üretim aksaklıkların ortadan kalkması ve işe dönüşlerin hızlanmasıyla ürün fiyatları ve çalışan ücretlerindeki yükselişin ivme kaybedeceği yönündeydi.
Fakat fiyatlardaki normalleşme beklentileri gerçekleşmedi; kasım ayında ABD’de yıllık enflasyon oranı %6,8 ile 1982’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. ABD Başkanı Joe Biden tarafından “enflasyonla mücadele” vurgusuyla yeniden Fed Başkanı olarak atanan Jerome Powell, atamanın ardından yaptığı konuşmada “geçici enflasyon” söyleminin terk edilme zamanının gelmiş olabileceğini belirtti.
2021’in mart ayında gerçekleştirilen Fed toplantısında 2022 ve 2023 yıllarında faiz artışı öngörmeyen Fed üyeleri, bu çarşamba sonlanan toplantıda 2022 ve 2023’te üçer faiz artışı öngördü. Buna ek olarak Fed sonunda toplantı bildirisinden “geçici enflasyon” ibaresini kaldırdı ve varlık alımlarını iki kat daha hızlı azaltma kararı aldı.
Etkileri ne olacak?
Fed’in kararlarının ABD üzerindeki etkilerinden ziyade diğer ekonomiler üzerinde bırakacağı izleri düşünürsek; bu kararlar 2022’de sıkı para politikasıyla birlikte doların maliyetinin artması ve gevşek para politikası uygulamalarına sahip diğer ülke para birimlerine karşı doların değer kazanması anlamına gelebilir. Bu durum dolar kuruna karşı kırılgan ekonomilerin daha yüksek faize yönelmesine ve büyüme hedeflerinden uzaklaşmasına neden olabilir. Dünya genelinde sıkı makroekonomi politikaları paranın maliyetini artıracağı için borçluluğu yüksek şirketleri olumsuz etkileyebilir ve riskli varlıklardan sermaye çıkışını beraberinde getirebilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
"Geçici enflasyon" söylemini terk etmenin zamanı geldi mi? 2021'in sonuna doğru piyasaları altüst eden enerji krizi, 2022'de de etkisini sürdürecek mi?
17 Ara 2021

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.



