#3: Kentlerin tasarlanma sürecinde kültürel hafızanın önemi

Ece Ceylan Baba ile Ortak Akıl-Antakya Platormu’nun çalışmalarını, afet bölgesinde yeniden inşa edilen şehirlerde aidiyet ve kent hafızasının önemi üzerine.
#3: Kentlerin tasarlanma sürecinde kültürel hafızanın önemi

27 Nisan - Garnier
Garnier ile birlikte

Deprem bölgesindeki sürdürülebilir yaşamın destekçisi: Garnier Garnier deprem bölgesindeki sürdürülebilir yaşamın destekçisi Uçtan uca sürdürülebilirlik yaklaşımı kapsamında hayata geçirdiği Green Beauty girişimiyle değer zincirinin her aşamasındaki olumsuz çevresel etkileri azaltmayı ve dönüştürmeyi hedefleyen Garnier , yeni ve sürdürülebilir projesiyle deprem bölgesinde yer alan üç şehre destekte bulunuyor. Nedir? Afetten etkilenen bölgede açılan yaraları birlik ve beraberlikle sarmak için çalışan Garnier ; Hayata Destek Derneği iş birliğiyle yürüttüğü proje kapsamında Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman’da toplam 43 adet güneş paneli kurarak günde 860 kişinin temiz sıcak su ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor. Neden önemli? Temiz suya ulaşım, deprem bölgesindeki vatandaşların en acil ve önemli ihtiyaçlarından biri. Duş ünitelerinin üzerine kurulan güneş panelleri, hijyen için büyük önem taşıyan temiz sıcak suyu depremzedelere sunuyor. Bölge halkının kullanımına sunulan temizlik gereçleriyle birleşerek bölgede oluşan hijyen ihtiyacına çözüm üreten sıcak su, halk sağlığına ilişkin risklerin azaltılmasında kilit rol oynuyor. Yeşile bağlılık sözü: Green Beauty girişimiyle birlikte verdiği yeşile bağlılık sözünü güçlendirmek için sürdürülebilir adımlar atan Garnier, herkes için çevreye duyarlı ve ulaşılabilir bir dünya idealine katkıda bulunmak için çalışıyor. Garnier ’nin bölgede sürdürdüğü çalışmalara dair detaylı bilgiye ulaşmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

ŞEHİR MİRAS KÜLTÜR serisinin üçüncü sayısında Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı olarak akademik çalışma hayatına devam eden Ece Ceylan Baba,  Ortak Akıl-Antakya Platormu’nun çalışmalarını, afet bölgesinde yeniden inşa edilen şehirlerde aidiyet ve kent hafızasının önemini anlattı. 

Ece Ceylan Baba Kimdir? Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisindeki lisans, Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölümünde Yüksek Lisans ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nde Doktora eğitimini tamamlayan şu anda Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı olarak akademik çalışma hayatına devam ediyor. Ece, aynı zamanda Ortak Akıl-Antakya’nın kurucu üyelerinden.

Ortak Akıl-Antakya nedir? 6 Şubat 2023 tarihli depremlerin neden olduğu yıkımın ardından şehirlerin yeniden “ayağa kaldırılması”nın sadece bir imar sorunu olmadığını, birlikte üretimin bir sonuç olduğunu düşünen gönüllüler grubu. Sivil ve bağımsız bir platform olarak kurulan Ortak Akıl-Antakya’nın odağı; depremlerde büyük hasar alarak neredeyse yok olmanın eşiğine gelen, depremin ardından şehirlerin yeniden canlandırılma çalışmaları için simgesel bir önemi olan Antakya. Platform; uzmanlar, yerel halk, sivil toplum örgütleri ve diğer aktörlerin katılımına ve katkısına açık. 


Kent hafızası nedir? 

Kent, çoğunlukla, kendi gerçekleriyle oluşan, tıpkı canlı organizma gibi yaşamsal döngülere sahip bir “şey”. Planlanması bu oluşumdan sonra başlar. Tarihsel süreç içinde, kent mekânlarında süregelen yaşam(lar)ın bıraktığı tortular, katmanlar, mekânsal değişimler ve dönüşümler, kentlilerin yaşam döngüsünde izler bırakır, bizim kent hafızası olarak adlandırdığımız bunların bütünüdür.  

Kentin hafızası ve yapısı, toplumun yapısını belirler mi? Nasıl? 

Mekân dönüştürücüdür. Birey, mekânı, mekân bireyi ve ardından bireyler bireyleri etkiler. Bu etkileşimler toplumsal kültürün temelini oluşturur. Kent toplumun, toplum da kentin yapısında etkileşimli olarak yer alan iki önemli aktördür. Kentin hafızası, insan beyninin hafızası gibi, yaşam boyu öğrenilen her şeyi depolar ve ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere mekânların içine yerleştirir. Bu bağlamda kent hafızası, toplumsal ve kentsel süreçler boyunca üretilen değer ve bilgilerin sonraki nesillere aktarımındaki belirleyici olarak bir kentin yaşayış, düşünce, kültür ve sanat varlıklarının tümünü temsil eder. 

Kültürel hafızayı muhafaza etmenin yolları neler?

Bu soruya cevap aramadan önce “muhafaza” kelimesinin anlamını tartışmak iyi olur. Mevcut olanı koruma, yeni bilgiyi üzerine eklemleyerek sürdürmek anlamında tabir edilebileceği gibi zamanı ve mekânı dondurmak anlamında da yorumlanabilir. İkinci durumun oldukça sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Kültürel hafıza canlıdır; hafızanın zaman içinde var olmaya devam edebilmesi ve muhafaza edilebilmesi için yeni durumlara açık olabilmesini ve çağına ait bilgilerin eklenebilmesini, mekânsal olarak da gerektiğinde dönüşebilmesini anlamlı buluyorum. 

Kent tamamlanır mı? Ne zaman tamamlanır? Tamamlanması için neye ihtiyaç duyar? 

Kent olur, oluşur, yaşar, değişir ve dönüşür. Bu durum lineer olmayan karmaşık bir sistem döngüsüdür. Belli bir doygunluğa ulaştığında kentler bölünebilir, küçülebilir ya da cazibesini kaybedebilir. Tamamlanmaz. Ancak içindeki kültürel, toplumsal ve mekânsal öğeler, doğal akışında değişim ve dönüşüm geçirmez, travmatik ve köktenci bir başkalaşım geçirirse kimliğini kaybedebilir ve o kent artık başka bir kente dönüşebilir. 

Yaşayanı değiştiğinde mekân sosyal problem üretir mi? Kısa dönem göçün kentlerin kültürü üzerindeki etkisi nedir? 

Günümüzde, farklı sebeplerle kitlesel göçlerin gerçekleştiğini biliyoruz, özellikle ilkim krizi ve çeşitli sosyal durumlardan ötürü önümüzdeki yıllarda kitlesel göçlerin etkisinin artacağına ilişkin çok sayıda bilimsel çalışma bulunuyor. Bu duruma ek olarak, teknolojik gelişmeler, dijital çağın getirdiği yeni yaşama ve çalışma modelleri sebebiyle her birey, yaşamının belli bir bölümünde kısa ya da uzun süreli göçmen olabiliyor. Bireylerin hareketliliği, mekânları da etkiliyor. Uzun süreli kitlesel ve toplumsal hareketlilikler, doğal ya da zorunlu olarak mekânlarda soylulaştırmalara neden oluyor, kent kültürünün sarsıcı etkilerini beraberinde getirebiliyor. Günümüzde de, radikal kentsel dönüşüm projeleriyle ele alınan, yaşayan kişilere ve kentsel mekânlara ilişkin köktenci değişimlere sebep olan projelerin çeşitli sosyal problemler ürettiği söylenebilir. 

Gürbüz Doğan Ekşioğlu'nun tasarımı


Katılımcı tasarım yöntemleri nasıl oluşur? İşleyiş süreci nasıl gerçekleşir?

Katılımcı tasarım yöntemleri; demokrasiyle eşgüdümlü bir tasarım sistemi önerileri bütünüdür. Özellikle Kuzey Avrupa ve bazı gelişmiş dünya ülkeleri kentlerindeki yerel ve merkezî yönetimlerin karar mekanizmasında önemli rol alır. 20.yüzyılın ikinci yarısında Habraken J.N. tarafından ortaya atılan ve ardından Hollanda, İsveç, Danimarka ve ardından İngiltere'de yerel yönetim mekanizmalarının önemli bir parçası hâline gelen katılımcı tasarım politikaları, bulunduğu yere göre değişik yöntemlere sahip. Londra'da 1968'de başlayan ve aktif olarak devam eden kapsayıcı tasarım yaklaşımları çerçevesinde hazırlanmış olan kentin tasarım rehberi "Urban White Paper" çalışması, 1980 yılında San Fransisco'da kullanıcı katılımını temel alan ve kent merkezine ilişkin kentsel tasarım kararlarının yöntemini sunan "BAC Planlaması" bu konudaki başlıca örneklerden.

Kentte yaşayan, belirli bir süre ve üzerinde kentte yaşam deneyimi sahibi kişilerin gündelik yaşam tecrübeleriyle mimar ve şehir plancılarının mesleki katkılarını birleştiren sistematik bir süreç. Metodolojik olarak farklı yaklaşımlara sahip yöntemler kullanılıyor ve kullanıcı katılımında görev alabilecek aktörlerine ilişkin çeşitli parametreler bulunuyor. Kentlileşmiş bireylerin varlığı ve farkındalık düzeyi; katılımcı tasarım yöntemlerinin başarılı olabilmesi için kritik öneme sahip.  

Yıkım sonrası kent, mekân değiştirir mi? Değiştirirse kültür peşinden gelir mi?

Bu durum, söz edilen yıkımın gerekçesine bağlı olarak değişiklik gösterir. Bazen yapılar teknik sebepler ya da bulunduğu çağın gereksinimleri nedeniyle ömrünü tamamlayabilir. Yeniden inşa etmek söz konusu olabilir. Kent hafızası ve kültür korunarak kent mekânlarında ihtiyaca yönelik bazı değişiklikler olabilir. Ancak, yıkım travmatik ya da afet kaynaklı beklenmedik bir yıkımsa ve ardından izlenen politikalar yeterince araştırma ve kent kültürünü devam ettirme odaklı ilerlemezse kent kültürü erozyona uğrar ve kentsel mekân, geçmişinden kopar, uzaklaşır. Hızlı ve aynılaşma/tektipleşme ile inşa edilen kentler, kültürlerini kaybedebilir. 

Eski Antakya tekrar yaratılmalı mı? Bu süreçte kültürün aktarılması için ne yapılmalı?

Antakya çok kültürlü kadim bir kent. Binlerce yıldan bu yana, birlikte üretilen, kıymetli  kentsel kültüre sahip. Bu kültürün sonraki nesillere aktarımının önemli ve öncelikli olduğunu düşünüyorum. Kültürün aktarılması için en doğru yöntem; kültürü oluşturan temel aktörlerin, yani Antakyalıların dahil olduğu sürecin planlanması. Konunun sadece inşa etme sorunu olmadığı bilincinden hareketle Antakya’yı yeniden ele alırken planlama çalışmaları; sosyal, toplumsal, ekonomik ve farklı katmanlı araştırmaları içerecek bir yöntemle, disiplinle yapılmalı.

Doğal afet sonrası süreci 3 faza ayırıyorsunuz. Birincisi; yıkım sonrası acil barınma ihtiyacının karşılanması gereken. İkincisi; kalıcı yerleşim kararı verilene kadar olan geçici dönem ve sonuncusu; kalıcı kararların alındığı dönem. Yeniden inşa sürecinde bütüncül ele alış nasıl olmalı? 

Afet sonrası dönemi aslında 4 ayrı fazda ele almak gerekiyor. İlk aşama; 1-2 hafta süren, arama- kurtarma ve yaşamsal yardım faaliyetlerini kapsayan kısa bir dönemdir. İkinci dönem; afetten etkilenen kişilerin acil barınma ve temel ihtiyaçlarına yönelik mekânsal çözümlerin üretildiği, çadır ve konteyner yerleşkelerinin kurulduğu dönem, ortalama 4-6 hafta sürer. Üçüncü olarak nitelendirilebilecek fazsa; kentlerin yeniden ayağa kaldırılması için ihtiyaç duyulan süreyi (yaklaşık 2-3 sene) kapsar; içinde barınma, ticari faaliyetler ve farklı kentsel işlevlerin sürdürülebilmesine olanak veren orta vadeli geçici mekânsal çözümlerin sunulduğu dönemdir. Üçüncü faz; kentlerin yeniden inşa süreci için en önemli aşamadır ve dördüncü fazda gerçekleşecek olan kalıcı yerleşim alanlarının planlanması ve inşa döneminin bütüncül bir yöntemle ele alınabilmesi için gereken araştırma ve planlama sürecine zemin hazırlar.  

Depremde yok olan şehirlerin yeniden ayağa kaldırılması üzerine çalışan gönüllüler grubu Ortak Akıl-Antakya'nın kurucularındansınız. Nasıl oluştu Ortak Akıl-Antakya? Katılımcılar kimler? Gönüllü olmak için ön koşullar neler?

Ortak Akıl-Antakya; 6 Şubat 2023 tarihli depremlerin ardından, afetten etkilenen kentlerin nasıl yeniden ayağa kaldırılacağı konusu pek çok meslek insanını sorumluluk alanına girmesinden oluşan bir platform. Bu konunun sadece imar ve inşa etmek eylemlerinden ibaret olmadığı, ortak akıl ile farklı disiplinlerin ve yerel aktörlerin bilgisiyle kentlerin yeniden ele alınmasının gerekliliği üzerinden gelişen bir düşünce sayesinde Antakya kentini merkez alan bir sivil inisiyatif platformu olarak kuruldu. İlk olarak Emre Arolat, Murat Tabanlıoğlu, Levent Erden ve benim dahil olduğumuz, ardından çemberin genişlediği ve bugün 150'nin üzerinde gönüllünün dahil olduğu bir çalışma grubu oluşturuldu. Çalışma grubu; şehir plancıları, kentsel tasarımcılar, mimarlar, mühendisler, tarihçiler, sosyologlar, arkeologlar, ekonomistler ve çeşitli alanlardan bilim ve meslek insanlarıyla yakınlarını, sevdiklerini ve şehirlerini kaybetmiş,  geleceğe endişeyle bakan bölge insanlarından oluşuyor. 

Sivil ve bağımsız bir platform olarak kurulan Ortak Akıl-Antakya’nın ana odağı; depremlerde büyük hasar alarak neredeyse yok olmanın eşiğine gelen Antakya kentinin bütüncül bir yöntemle, açık planlama ilkeleriyle yeniden canlandırılması ve deprem kültürünün inşası olacak. Ortak Akıl-Antakya’nın temel hedefi; kent için çok katmanlı ve şeffaf bir katılım süreciyle nitelikli bir kentsel planlama çalışmasını ve bir tasarım rehberini ortaya koymaktır. Antakya’nın fiziksel ve kültürel değerlerini veri olarak kabul eden, modern şehir planlama tarihinin tecrübelerini dikkate alan ve paydaşların katılımına açık bir süreç öneriliyor. Ortak Akıl-Antakya platformu; katkı sunmak isteyen uzmanlar, yerel halk, sivil toplum örgütleri ve diğer aktörlerin katılımına açık. Süreç boyunca da açık olmaya devam edecek. 

Ortak Akıl-Antakya Platformu’nun şu an üzerinde öncelikli olarak durduğu, emsal çalışma nedir?

Ortak Akıl-Antakya’ya emsal olabilecek benzer bir çalışma bulunmuyor. Süreç deneysel ve sonraki benzer işlere açık kaynak üretebilme amacı taşıyan bir planlama deneyimi olacak. Daha önceden hayata geçmiş, yerel yönetimler tarafından desteklenmiş bölgesel ölçekli selektif katılımcı örnekler yurtdışında var ancak neredeyse tamamen tahrip olmuş bir kentin bütününün yeniden ihyası ve deprem kültürü inşa edilmesi sürecinin Türkiye için yeni bir yaklaşım olacağını düşünüyorum. 

  • Katılım için: Ortak Akıl-Antakya şu anda ve sonrasında katılıma açık ve izlenebilir şeffaf bir süreci benimsiyor. Özellikle Antakyalı olan, Antakya için çeşitli mesleki, akademik çalışma ve araştırma yapmış olan kişilerin katılımını önemsiyor. Katılmak isteyen kişiler, katkı vermek istedikleri alanı tanımlayan bir metin eşliğinde iletişim bilgilerini [email protected] e-posta adresi üzerinden platforma gönderebilir. 
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

📌 ŞEHİR MİRAS KÜLTÜR #3 KÜLTÜREL HAFIZA

Kentlerin ve kamusal alanların yeniden tasarlanma sürecinde kültürel hafızanın önemi üzerine.

27 Nis 2023

Garnier ile birlikte

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR