Mal ve hizmetlerde korumacılık Türkiye'yi 30 yıl öncesinin Doğu Bloku ülkesi yapar

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Geçtiğimiz haftalarda yurt dışından posta veya kargo yoluyla yapılan alışverişlerde uygulanan 30 avro gümrük muafiyet limitinin kaldırılması ve bu alışverişlerin gümrük işlemlerine tabi tutulması kararı alındı. İstanbul Ticaret Odası Başkanı, bir X paylaşımı ile bu kararı memnuniyetle karşıladığını, kararın yerli üreticiyi korumak adına önemli bir adım olduğunu belirtmişti.
Bu X paylaşımı sonrası özellikle son tüketiciden, start-up sahiplerinden, platformlardaki esnafın insafına terk edilmiş herkesten tepkiler çığ gibi büyüdü. Online satış platformlarında sergilenen ürünlerin fiyatlarındaki anormal artışları hepimiz gördük, yaşadık.
30 avroluk muafiyetin kaldırılmasının aslında yerli üreticiyi değil de ithalatçıyı koruduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.
Korumacılık önlemleri Türkiye’de yeni bir mevzu değil. Ticaret Bakanlığı tarafından özellikle Çin üzerinden gelen ürünlere yönelik olarak çeşitli tarihlerde uygulamaya konulan gözetim uygulamalarına, ithalatta koruma önlemlerine, getirilen ithalat kotalarına, ihracat kotalarına bakmak konunun büyüklüğünü görmek açısından yeterli.
Ülkede gelişme yolunda olan bebek sektörleri gelişme sürecinde korumak elbette çok doğru bir karar; ancak korumacılığı bu amaç dışına taşıdığınız zaman, koruduğunuz sektör rekabetten uzak kaldıkça kendi konfor alanında maliyeti, ürün kalitesini, tüketici tercih ve beğenisini dikkate almadan üretim gerçekleştirip, istediği fiyattan ürettiği malı satıyor. Yıllardan beri korumacılık kalkanı altında konforunu devam ettiren yüzlerce ürün, bu ürünlerin üreticisi onlarca şirket var ülkemizde.
Ticaret Bakanlığı yaptığı açıklamada; “Söz konusu e-ticaret platformları üzerinden ülkemize giren ürünlerin, Türkiye’nin ürün güvenliği kriterlerine uygunluğu ve gerekli teknik düzenlemelere uyumu noktasında incelemeler devam etmiş ve vatandaşlarımızın güvenli ve sağlığa uygun ürünlere ulaşımını temin edecek ilave tedbirler alınması ihtiyacı ortaya çıkmıştır” diyerek aslında bu uygulamanın tamamen bizi ve bizim sağlığımızı düşündükleri için olduğunu belirtmişti.
Yurda giren her ürüne ilişkin bu kadar hassas olup olmadıklarını bilemiyoruz; ancak “Aslında bu önlemi sizin için aldık” açıklaması bence hiç kabul görmedi.
Tam tersine, vatandaşın çok büyük kısmının gerek keyfi gerekse ihtiyaç nedeniyle yaptığı alışveriş kanallarının kapatılması ve iş dünyası temsilcilerinin bundan büyük bir keyif alması toplumsal kızgınlığı yükseltti.
Uzun zamandır söylüyorum; ülkeyi yurt dışına kapatıcı bu türden önlemler, büyük bir ekonomi olma iddiasındaki bir ülkeye hiç yakışmadığı gibi içeride hesaba katılmayan bir fiyat artışına neden olduğu da şüphesiz.
Toplumsal olarak bu karar herkesi etkilediği için dikkat çekse de Ticaret Bakanlığı tarafından korumacılık önlemleri son sürat devam ediyor.
1 Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 4 bin 344 ürünün AB dışından ithalatında %48’e kadar ilave gümrük vergisi alınması kararlaştırıldı. Buna karşılık Resmî Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanan üç ayrı Cumhurbaşkanı Kararı ile 38 sanayi ürününün çeşitli tarihler arasında gümrüksüz olarak ithal edilmesine imkân tanındı. Örneğin toplam 40 bin 725 ton organik kimya ürünlerinden 2921.45, 2924.21, 2930.90, 7606.12.99 GTİP kodlu ürünler, 16 Şubat–31 Aralık 2026 tarihleri arasında gümrüksüz olarak ithal edilecek.
Bu karar neye göre verildi, hangi stratejik üretime yönelik ya da bunları hammadde olarak kullanan firmaların ne gibi bir verimlilik artışı sağlayıp ülke ekonomisine katkı sunacağını bilemiyoruz. Bizlerle paylaşılan veri tabanlı bir araştırma raporu yok.
31 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanan İthalatta Gözetim Uygulamasına İlişkin Kapsamda 36 adet tebliğ ile 172 ürünün ithalatında, bu ürünlerin fiyatları tebliğde belirtilen fiyatların altında olsa bile gümrük vergileri referans fiyatlar üzerinden alınacak.
Bu işin mal ticareti tarafı.
Konunun hizmetler tarafında ise gerek Ticaret Bakanlığı’nın uygulamasından gerekse de İTO Başkanı’nın X platformundaki paylaşımından cesaret bulmuş olsa gerek, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), uluslararası online rezervasyon sitelerine yönelik “haksız rekabet” gerekçesiyle Türkiye’de erişim engeli getirilmesi için yasal girişimde bulunduğunu açıkladı.
Booking.com zaten Türkiye’de Türkiye içine rezervasyon kabul edemiyor. Bu kez Airbnb, Trip, Hotels, Musement, GetYourGuide, Viator, Isango, Expedia, Agoda gibi önemli online rezervasyon şirketlerinin Türkiye içinde hizmet vermesinin önüne geçilmek isteniyor.
“Haksız rekabet” gerekçesi bence aslında “biz bunlarla rekabet edemiyoruz, o nedenle Türkiye’de işlem yapamasınlar” demenin bir başka şekli.
Çünkü konunun diğer muhatabı Türkiye Otelciler Birliği’ne (TÜROB) baktığımızda, Türkiye Otelciler Birliği Başkanı Müberra Eresin’in, Türkiye’de en yüksek dijital hizmet vergisini uluslararası online seyahat acentalarının (OTA) ödediğini belirttiği açıklamalarını görüyoruz.
Müberra Eresin; bu platformların Türkiye’deki sisteme entegre edilmelerinin ve regülasyona tabi olmalarının normal olduğunu kaydederek şu ifadeleri kullanıyor:
“Dünyanın neredeyse her ülkesinde faaliyet gösteren bu platformlar, rastgele değil; ofisleriyle, muhataplarıyla, vergi yükümlülükleriyle ve belirli kurallara tabi olarak çalışıyorlar. Bugün dünyanın çok hızlı bir şekilde değiştiğini hep birlikte görüyoruz. Turizm de teknoloji de artık sınır tanımıyor. Bu nedenle konuyu yalnızca ‘bir platform kapatılsın mı, kapatılmasın mı’ ekseninde değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Açık konuşmak gerekirse; Expedia, Agoda gibi dünya genelinde yaygın olarak kullanılan uluslararası online platformların kapanması, Türk turizmini doğrudan ve olumsuz etkiler. Bu gerçeği göz ardı edemeyiz. Mesele yasaklamak değil, bu yapıları Türkiye’nin sistemine doğru şekilde entegre edebilmektir. Türkiye’de faaliyet göstereceklerse, burada ofis açmaları, sorumluluk almaları ve ülkemizin kuralları çerçevesinde çalışmaları gerekir.”
Mesele bunları sisteme dâhil etmekken, TÜRSAB gibi iş yapmamalarını istemek bambaşka bir boyut.
Yasaklama ve korumacılık talebi, “yasaklama ve korumacılık kalkanı altında biz istediğimiz fiyatı uygulayamıyoruz, bu şirketler bizden çok daha düşük fiyata hizmet veriyorlar; onlar olmazsa ben Türk tüketicisine istediğim fiyatı uygularım” demek anlamına geliyor benim açımdan.
Dünyanın ilk 20 ekonomisi içinde olan Türkiye’de tüketici, mal ve hizmet alımlarında tamamen yerli esnafın ve şirketlerin kıskacı altına doğru itiliyor. O nedenle Türkiye’de bir malı almanın maliyeti, vizeniz varsa Fransa’ya uçakla gidip aynı malı alıp bir de üstüne gezmenin maliyetinden daha fazlaya geliyor. O nedenle Türk turizm şirketleri Yunanistan’a, Bulgaristan’a alışveriş gezileri düzenliyor.
Bu saçma korumacı ve yasakçı akım Türkiye’yi geçmiş dönemlerin Doğu Bloku ülkelerine döndürüyor. Geçmişin Polonya’sı, Bulgaristan’ı oluyoruz. Kimin umurunda acaba?
Dünyanın ilk 20 ekonomisi içinde yer alan Türkiye’de; Temu, Uber, PayPal, Booking.com, Discord, Starling, Threads, Apple Pay, Google Pay yok. Bunlar ilk aklıma gelenler. Listeyi siz tamamlayabilirsiniz.
İçeride bunlar olurken, Avrupa Birliği ile Hindistan arasında yaklaşık 20 yıldır süren “yılan hikayesi”, Salı günü (27 Ocak 2026) itibarıyla bambaşka bir sürece evrildi. Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Yeni Delhi’de yaptıkları ortak açıklamayla müzakerelerin sonuçlandığını ve Serbest Ticaret Anlaşması (STA) üzerinde uzlaşıldığını duyurdu.
Hindistan Başbakanı Modi, açıklamayı bir adım daha öteye taşıyarak AB ve Hindistan’ın, ABD ile değişen ilişkilere karşı kendini korumaya çalıştığını ifade etti.
Tarihi zamanlardan geçiyoruz. Bir taraftan ABD, dünyada kural bazlı ticareti yıkarak Amerikan çıkarları doğrultusunda korumacılığı ve tek taraflı gümrük tarifesi uygulamayı yeni ticaret politikası olarak seçerken; ABD’nin yarattığı bu yeni ortamda kendilerini korumak isteyen ülkeler, kural bazlı ticareti mümkün kılan yeni iş birliklerine gidiyor.
Tam da bu nedenle AB ve Hindistan tarafından üzerinde uzlaşılan STA’yı, sadece bir ticaret metni olmaktan öte; aynı zamanda küresel korumacılık rüzgârlarına (özellikle ABD’deki yeni tarife politikalarına) karşı atılmış devasa bir jeopolitik adım olarak görmek doğru olacaktır.
Nereden nereye…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Prof. Dr. Burak Arzova
Akademisyen. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun olmasının ardından araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1996 yılında yüksek lisans, 2000 yılında doktorasını tamamlayan Arzova, 2004 yılında doçent, 2009 yılında da profesör oldu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi, Muhasebe-Finansman Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İş Bankası’nın ana destekçiliğinde 2017'den bu yana süren Workup Girişimcilik Programı’nın 14. dönemi, çevrimiçi düzenlenen Demo Day etkinliğiyle tamamlandı. Yapay Zekâ Fabrikası’nın yürüttüğü bu dönemde 10 teknoloji girişimi mezun oldu. Dönemi öne çıkaran iki gelişme var: Mezunların 10'da 8'i işini doğrudan yapay zeka üzerine kuruyor ve seçim süreci bu kez bilinçli olarak İstanbul, Ankara ve İzmir’in dışına açıldı. Yeni mezunlarla birlikte programın toplam mezun sayısı 198'e ulaştı.
05 Kas 2026

Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) 13. Zirvesi 29-30 Ekim'de Ankara'da yapıldı. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan TDT'nin üyesi; Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise gözlemcisi. Zirvenin sonunda üye devletler 163 maddelik Ankara Bildirisi'ni kabul etti. Bildiri ortak alfabeden küp uyduya, savunma sanayisi kolejinden ulaşım koridorlarına kadar pek çok konuyu kapsıyor.

ABD’de 2026 ara seçimlerinin Demokratların hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da çoğunluğu elde etmesiyle sonuçlanması, Amerikan ekonomisi ve küresel finansal piyasalar açısından yeni bir siyasi denge oluşturdu. Ancak seçim sonuçlarının ekonomi politikalarında radikal bir yön değişikliğinden ziyade, yürütme ve yasama organları arasındaki anlaşmazlıkları artırması bekleniyor.

ABD'de 2026 ara seçimleri, Trump'ın ikinci döneminin kalan son iki yılının çerçevesini belirlemiş durumda. Resmi olmayan sonuçlara göre demokratlar hem temsilciler meclisinde hem de senatoda çoğunluğu ele geçirdi. Temsilciler meclisini demokratların kazanması beklenen bir sonuçtu. Sürpriz, cumhuriyetçilerin yıllardır elinde tuttuğu eyaletlerde de koltuklarını yitirerek senato tarafını da kaybetmesi oldu. Bu sonuç Washington'da Trump'ın gücünün yeniden dengelenmesi sürecini başlatırken, önümüzdeki iki yılın maliye, ticaret ve dış politika gündemini doğrudan etkileyecek

İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) 13 yıldır devam eden Erdal Bahçıvan dönemi sona erdi. 4 Kasım'da yapılan seçimlerde Adnan Dalgakıran, Bahçıvan'ın desteklediği Ender Yılmaz'ı 67'ye karşı 86 oyla geride bırakarak İSO'nun 2026-2030 dönemi Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Peki yeni İSO Başkanının programında hangi başlıklar var?




