🪩 Albüm incelemesi: Jessie Ware, That! Feels Good!


Duende X Kadıköy Sineması X The Irish Spirit : Başrol Müzik Müziğin farklı türlerinden bambaşka hikâyeler anlatan filmleri Kadıköy Sineması iş birliğiyle yeniden izleyiciyle buluşturan Duende , The Irish Spirit ’in lezzetli birlikteliğiyle çıktığı yolda yanında sana da bir yer ayırdı. Daveti değerlendirmek için Başrol Müzik serisinin gelecek programında Cadillac Records var. Geçmiş program: Önceki buluşmaların beyaz perde konuklarından The Boat That Rocked ile Kadıköy Sineması’nı tam anlamıyla sallamış; The Beatles güzellemesi Across The Universe gösteriminin ardından Doruk Yurdesin Deniz Bankal’ın BİNA kabinindeki setiyle politik ve romantik dünyamızda takılmaya devam etmiştik. 11 Mayıs Perşembe | Cadillac Records : Yönetmen Darnell Martin kamerasını efsanevi plak şirketi yöneticisi Leonard Chess’in yaşamına çeviriyor. Rock’n roll’un fon oluşturduğu 1950’lerin Chicago’sunda Chess’in stüdyosu Willie Dixon, Chuck Berry, Little Walter, Buddy Waters, Howlin’ Wolf ve Etta James gibi dönemin efsanevi müzisyenlerine ev sahipliği yapıyor. Filmin ardından: Salondan çıkınca yolunu yine BİNA ’ya kırmayı unutma. Cünort ’un hazırladığı DJ setle Cadillac Records evrenini BİNA’da yaşamaya devam edecek ve başroldeki müziklerle gecenin seyrini değiştireceğiz. Gösterimin biletlerine şuradan ulaşabilir, The Irish Spirit ’i buradan takip ederek gelişmelerden haberdar olabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: Jessie Ware, That! Feels Good!
Süre: 40 dakika
Plak şirketi: EMI Records
Yayın tarihi: 28 Nisan 2023
Jessie Ware'in müzikal evrimi
Jessie Ware'nin 10 yılı biraz aşkın müzikal kariyerini ikiye ayırmak mümkün. 2012'de yayımladığı Devotion albümünden Glasshouse'a (2017) değin alternatif R&B janrıyla ilişkilenen yaratıcı bir yaklaşımla öne çıkan; kederli, karanlık ve dingin soul şarkılarıyla gözlemci ve münzevi albüm anlatıları yaratan Ware'in son yıllarda kataloğunu radikal bir dönüşümün ve sanatçı personasını yeniden tanımladığı bir evrimin içinde.
Kuir komünitesinin tüm bileşenlerinin, drag queen performanslarının, seks-pozitif bir anlayışın, uyuşturucu ve rave bir gece hayatının bir araya geldiği 1970'li yılların New York City (NYC) gece kulübü mirasına geri dönmek, Ware'in şaheser albümü What's Your Pleasure'la başlattığı müzikal ve müzisyen personası metamorfozunu anlamlandırmakta faydalı olabilir.
NYC'in tüm marjinal gruplarını, ötekileştirilmiş olanlarını (LGBTQI+, siyah, Latino bireyler ve dahası) ve onların statükoya karşıt alternatif sosyokültürel değerlerini bir araya getiren gece kulübü sahnesi; özgür aşkın, otoritesiz eğlencenin ve çok katmanlı bir sosyokültürel dayanışmanın deneyimlendiği bir havuzdu. Şehrin geceyle başlayan ve karanlıklarda hayat bulan kaçış noktaları kulüpler, başka bir bir aradalığın ve yaşamın mümkün olduğunu ortaya koyan altmetinlerle doluyken, diğer taraftan da benzersiz bir müzik janrının doğuşuna şahitlik etti.
"Disko" olarak bilinen ve kulüp pistinin yüksek enerjili kalabalığının esrik anlarına eşlik eden janr; müziğinin drum machine'li ve synthesizer'lı temel dokusuna işlediği funk, soul, caz, rock 'n' roll ve ötesinin ses manzaralarıyla dansın arındırıcı cazibesinin müzikle ilişkisinde benzersiz bir kanal açtı. Dahası, dans pistinin kimlikleri şeffaflaştıran ve geçişken kılan özgür köşeleri, müzik tarihine Grace Jones'tan Donna Summer'a genişleyen "divalar" kazandırdı. Diskonun müziği ve onunla özdeşleşen yaşam/kimlik değerleri, gelecek on yıllar boyunca ilham devşirilen engin bir kaynağa dönüştü.
Jessie Ware'in yakın geçmişinin müzikal devrimini motive eden arka plan da buydu. Öncesinde mikrofonunu ve katmanlı müzikal kompozisyonlarını depresif, münzevi ve hafakanlar içinde bir dünyaya yerleştiren müzisyen, What's Your Pleasure'la beraber dans pistinin yoldaşlığını, aşkı, bağımsız şehveti, etiketsiz bir erotikliği ve disko müziğinin divalarını keşfetti. Öyle ki albümün kapak fotoğrafı dahi ünlü NYC gece kulübü Studio 54'un yıldızlarından Bianca Jagger'ın Andy Warhol imzalı kadrajından esinle çekilmişti.

Jessie Ware, That! Feels Good!
Diskonun dans pisti
Pop müziğinin eklektik ve deneysel ses uzamlarında binbir forma büründüğü günümüzde ilham kuyuları kazarak geçmişin parıltılı üretimlerine ve kahramanlarına bakan; dance-pop'un ve diskonun kökenlerine inerek hâlihazırda bir kimlik kazanmış janrların yeni yorumlamalarını yapan isimlerle karşılaşmak zor değil.
Pop müziğin modern divalarından Lizzo'nun görselliği ve sesleriyle bir diskolu zamanlar güzellemesi olan About Damn Time teklisi, Beyoncé'nin Chicago, Detroit, New York ve dahasının yeraltı gece kulüplerinin mirasına selamı Renaissance albümü, Frank Ocean'ın "HIV önleyici ilaçlar var olsaydı 1980'lerin New York kulüp sahnesinin alabileceği hâle bir övgü" diye tanımladığı kuir gece kulübü serisi ve - tabii ki - Jessie Ware'in müzik kataloğunun taze parçaları. Tüm bunlar, uzun bir örnekler listesinin başını çekenleri.
That! Feels Good!
Öte taraftan, Jessie Ware'in yukarıdaki diğer isimlerden ayrıldığını ve onun geriye bakışının nevişahsına münhasır olduğunu belirtmek gerek. Öyle ki Ware, çıktığı genç müzikal maceraya tam adanmışlığı, esinlendiği kaynakları genişçe kucaklayışı ve geçmişin nostaljisinde bugünün orijinal seslerini üretmekteki kabiliyetiyle benzersiz bir konuma sahip. Ve That! Feels Good, bunun en debdebeli sergilenişlerinden biri.
Kylie Minogue, Dua Lipa ve Rina Sawayama gibi dance-pop/nu-disco'nun dev isimlerinin albümlerinde çalışmış Stuart Price ve Simian Mobile Disco'dan James Ford'u prodüktör; Shungudzo Kuyimba ve Sarah Hudson'ı yazar; Róisín Murphy'i ise misafir müzisyen kadrosuna katan Jessi Ware, üstünden inci dolu kolyelerin sarktığı Jack Grange imzalı kapak fotoğrafında bir divanın ışıltılarına sahip. Bunlar, albümün müziğinde de yansımalarını bulan Ware'in direksiyon kırdığı dansla dolu güncel ses evreninin ipuçlarını veren detaylar olarak değerlendirilebilir.
Yeni uzunçaları için "hayranlarıma kulak verdim ve "What's Your Pleasure?" ile inşa ettiğim dünyayı yaşatmaya devam ettim." diyen müzisyen, arkasına 70'lerin New York şehrinin kulüplerini ve disko müziğini alarak çıktığı yolculuğu sürdürürken; dansa, divalara ve yarınsız eğlencelere güzellemerle dolu yeni bir maceraya atıldı. Diğer yandan albüm, hareket noktası olan müzisyenler ve müzik sahnelerinden açılarak yalnızca bir disko ya da dance-pop albümü üretmenin ötesine geçti.

Jessi Ware. | Fotoğraf: Jack Grange
Londra caz sahnesinden Afrobeat/Jazz-Funk grubu Kokoroko'nun bakır üflemelileriyle yarattığı funky pasajlar, bunların Jessie Ware'in vokaliyle girdiği ritmik etkileşimler (Ayrıca bkz: call-and-response) bir tarafa; izini James Brown'un funk mirasına kadar sürebileceğimiz ve albümün geneline yayılan gitar akorları ve melodik bas dizileri, That! Feels Good!'un biteviye dans enerjisinin sacayaklarından oldu. Dahası, Hello Love ve Begin Again gibi şarkılarda analog yaylılarla kurulan orkestral görkemlilikler, Nina Simone'u disko topu altında yeniden hayal eden soul merkezli janr geçişkenlikleri de yarattı.
Ware, şehvetli anların aralara sızdığı kulüp atmosferinde özgürleşti, romantizmin erotik esrikliğinde kayboldu ve kendini dansın histerik enerjisine teslim etmeye devam etti. Ve bunu disko ve dance-pop'u arkasına; funk, soul ve yer yer de cazı yanına alarak gerçekleştirdi. Nostaljinin bir taklite sıkışmak zorunda olmadığını, aksine yaratıcı bir uğraş olabileceğinin göstergeleriyle dolu olan That! Feels Good!, Jessie Ware'nin çağdaş bir diva olarak yükselişinin en ihtişamlı durakların biri.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Jessie Ware'in diskonun mirasında parlattığı modern divalığı, Donadona ekibiyle söyleşi, Kate NV ve Angel Deradoorian'ın taptaze avant-pop projesi Decisive Pink.
05 May 2023

YAZARLAR

Koray Soylu
Editor @ Aposto

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.




