Altın Portakal’ın ardından: Antalya’dan ulusal ve uluslararası öneriler

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Antalya Altın Portakal Film Festivali, Türkiye’nin en köklü film festivali olarak tarihi boyunca önce Yeşilçam’ın sonra da günümüz sinemasının en büyük yıldızlarını, usta yönetmenlerini ağırlamış bir festival.
1964’te ilk kez Halit Refiğ’in Gurbet Kuşları filminin aldığı Altın Portakal ödülü ise bugüne kadar Lütfi Ömer Akad’ın Düğün’ünden Yılmaz Güney ve Zeki Ökten’in Sürü’süne, Atıf Yılmaz’ın Aaahh Belinda’sından Yavuz Turgul'un Muhsin Bey'ine Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak’ından Zeki Demirkubuz’un Kader’ine ikonik filmlere verildi. Bu yıl, bu büyük onura sahip film ve yönetmenlerin arasına Tavşan İmparatorluğu ve Seyfettin Tokmak eklendi.
Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, festivale yıllar boyu emek vermiş tutuklu belediye başkanı Muhittin Böcek’in yokluğuna rağmen düzenlendi. Böcek’in yokluğunu, tıpkı bir ay önce Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde Zeydan Karalar’ın eksikliğini hissettiğimiz gibi hissettik.
- Festivalde çok daha fazla film izlemeyi, başta Ulusal ve Uluslararası Yarışma’nın zafer kazanan filmleri Tavşan İmparatorluğu ile A Poet hakkındaki yorumlarımı paylaşmak isterdim. Fakat basın davetinin bu yıl festivalin sadece yarısını kapsaması, bazı filmleri (ve ne yazık ki bol ödül alan bu filmleri de) kaçırmak demek oluyordu. Eksiklerimi iki hafta sonra Ankara Film Festivali’nde kapatmayı umuyorum.
Gelelim izlediklerim arasında öne çıkanlara...

En Güzel Cenaze Şarkıları | Kaynak: Antalya Altın Portakal Film Festivali
'En Güzel Cenaze Şarkıları'
Üç yıl önce, ilk filmi Ela ile Hilmi ve Ali ile Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film dahil 6 ödül kazanan Ziya Demirel’in bambaşka bir dünyası var. Anlattığı hikayeler tanıdık ve sade olsa da anlatım biçimi herkese göre değil. Yarattığı karakterler sıradan olsa da oynadıkları oyunlar herkese çekici gelmeyebilir.
Dünya prömiyeri birkaç gün önce Tokyo’da yapılan En Güzel Cenaze Şarkıları, Antalya’daki izleyiciyi de ikiye böldü: Benim gibi filme âşık olanlar ve salonu terk edecek kadar filmin dünyasına giremeyenler.
Tek bir ölümün birleştirdiği 10’dan fazla karakter, hayatın içinden 10’dan fazla kısa hikayede birbirleriyle oyunlar oynuyor bu filmde de. Esra Dermancıoğlu ve Halil Babür’ün öne çıktığı oyuncu kadrosunun toplu performansı filmi de, ayrıksı mizahını da çok iyi taşıyor. Filmin her bölümü hem bütüne hizmet eden duygu kırıntılarıyla hem de kendi başına harika fakat "Ayrılma Terapisi" başlıklı bölümün hem oyunculukları hem de uzun ilişkilere dair gözlemleriyle benim için bir adım önde durduğunu söylemeliyim.
Gösterim tarihi henüz belli olmayan En Güzel Cenaze Şarkıları, bu ay da Ankara Film Festivali’nde yarışacak.

Erken Kış | Kaynak: Antalya Altın Portakal Film Festivali
'Erken Kış'
Kariyerine çıtayı hem kendisi hem de izleyicisi için oldukça yüksek bir yere koyarak 2008 tarihli Sonbahar ile başlayan Özcan Alper, artık Türkiye sinemasının kendine has bir üslubu, karakteristik bir görselliği ve belirleyici bir anlatım dili olan yönetmenlerinden biri hâline geldi.
Yönetmenin bir kez daha izleyicisini Karadeniz sahillerine götüren ve fonuna muhteşem sahil, yayla ve doğa manzaraları yerleştiren yeni filmi Erken Kış bir yol hikayesi. Yolculuğun öznelerinden biri Gürcistan ve Ukrayna kökenli genç taşıyıcı anne Lia ve onunla yasa dışı yollardan anlaşarak çocuk sahibi olan çiftin yarısı Ferhat. Kızları doğduktan sonra Lia’yı gerektiği gibi hemen ülkesine geri yollamayıp bir sene evlerinde ağırlayan çift, her şeyi yüzlerine gözlerine bulaştırmış oluyor ve Lia’yı Gürcistan sınırına zorla götürmek de Ferhat’a düşüyor.
İnsanlık ve annelik üzerine, siyah ve beyazın olmadığı gri duygularla bezeli bu yol hikayesinde, başrolleri Timuçin Esen ve festivalde En İyi Kadın Oyuncu seçilen Leyla Tanlar paylaşıyor. Yerli dizi kültürüm olmadığı için gerçekten Ukrayna asıllı bir oyuncu sandığım Leyla Tanlar’ın performansı büyüleyici. Karadeniz’in doğal güzellikleri ise her ikisinden de rol çalıyor.
Film, 28 Kasım’da gösterime girecek.

Sahibinden Rahmet | Kaynak: Antalya Altın Portakal Film Festivali
'Sahibinden Rahmet'
Reklam filmleri, müzik videoları ve kısa filmler ile kariyerlerine başlayan yönetmen ikilisi Emre Sert ve Gözde Yetişkin, gerçek bir hikayeden esinlendikleri ilk uzun metrajlı filmleriyle Antalya’da En İyi İlk Film ve En İyi Senaryo ödüllerine layık görüldü.
Filmde, Orta Anadolu’daki yoksul bir köye bir gece aniden meteor parçaları saçılıyor ve taşlardan en büyüğünü "hiçbir şeyi olmayan ama hiçbir şeye de ihtiyaç duymayan İrfan" buluyor. Bir altın yumurtlayan tavuk hikayesi ya da diğerlerinin baskısıyla, istemeden para ve iktidar sarhoşluğunun esiri olan sıradan bir adamın dönüşüm hikayesi denebilecek Sahibinden Rahmet, evrensel bir konuyu insancıl bir mizahla ele almasıyla başarılı bir ilk film.
7 Kasım’da gösterime girecek filmin başrol oyuncuları Cem Yiğit Üzümoğlu ve Aslı İnandık ile röportajımızı bu Cuma günü Duende’de okuyabilirsiniz.

Adam’s Sake | Kaynak: Antalya Altın Portakal Film Festivali
'Adam’s Sake'
Başta HBO Max’in ses getiren dizisi The Pitt ve İsviçre’nin Oscar adayı seçilen film Late Shift sayesinde bu yıl sıkça uğradığımız hastane koridorlarında geçen Adam’s Sake, ilk filmi Playground ile okul bahçelerindeki zorbalığa kamerasını çeviren Belçikalı Laura Wandel’in ikinci filmi.
Film, dört yaşındaki oğlunu yetersiz beslediği gerekçesiyle sadece hastane gözetiminde görmesine izin verilen genç bir anne ve hem onunla empati kurmaya hem de onun küçük oğlunu korumaya çalışan bir hemşireyi karşı karşıya getiriyor. İzleyiciyi sıkça ikilemlerde bırakan, gerilimi ve temposu yüksek, festivalin Uluslararası Yarışması’nda En İyi Kadın Oyuncu seçilen Léa Drucker ve ondan rol çalan Anamaria Vartolomei’nin oyunculuklarıyla güçlenen bir film.

Urchin | Kaynak: Antalya Altın Portakal Film Festivali
'Urchin'
Beach Rats, Triangle of Sadness ve Babygirl filmlerinde hem oyunculuk yeteneğiyle hem de baştan çıkarıcı güzelliğiyle büyüleyen Harris Dickinson, yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği ilk filmiyle Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yarışmış ve iki ödül kazanmıştı.
Urchin, Londra sokaklarında yokluk, yoksunluk, işsizlik, evsizlik ve bağımlılık döngüsüne girmiş genç bir adamın ikinci şansını konu alıyor. Kağıt üstünde Britanya ve ABD bağımsız sinemasının, bağımlıların ve kaybolmuşların hikayelerini anlatan sayısız yapımından pek bir farkı olmasa da, Urchin görselliği, yönetmenlik tercihleri ve Cannes’dan ödülle dönen Frank Dillane’nin olağanüstü performansıyla onlardan ayrışıyor. Harris Dickinson’ın ufak bir rolde oyuncu kadrosuna da dahil olduğu filmi, yetenekli bir yönetmenin doğuşunu müjdeliyor.
Urchin, 27 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında İstanbul’daki 15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin Adalet Terazisi bölümünde gösterildikten sonra, 20 Şubat’ta gösterime girecek.

If I Had Legs I’d Kick You | Kaynak: Antalya Altın Portakal Film Festivali
'If I Had Legs I’d Kick You'
Dünya prömiyeri Berlin’de yapılan If I Had Lags I’d Kick You, başlığına taşıdığı ve asla tek bir sözcükle ifade edilemeyecek o duyguyu tüm buhranıyla perdeye taşıyor. Hayatını çaresiz ya da kaybolmuş insanlara yol göstererek kazanan Linda, içsel çöküşün ortasında, çaresiz, öfkeli ve devam etme gücü kalmamış bir kadın, bir eş, bir anne, bir terapist. Küçük kızı gelişim sorunu yaşadığı ve karnına açılan bir delikten, hortumla beslendiği için anneliğin baskısını normalden çok hisseden, üstelik sürekli bir suçluluk duyan, evinin tavanında açılan delik nedeniyle tadilat süresince yerinden edilmiş, danışanları ile başa çıkması zorlaşmaya başlamış, üstelik eşi bir uzak yol kaptanı olduğundan tek başına olan bu kadının karanlığını ve hayatındaki "delikleri" karanlığıyla ama kara mizahla ele alıyor.
Komedi oyuncusu olarak görmeye alıştığımız Rose Byrne’ün dramatik performansı filmin yönetmenliği ve senaryosunun önüne geçiyor.
If I Had Legs I’d Kick You, 13 Şubat’ta gösterime girecek.

Tavşan İmparatorluğu ekibi | Kaynak: Antalya Altın Portakal Film Festivali
62. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda ödüller
En İyi Film: Tavşan İmparatorluğu (yön. Seyfettin Tokmak)
Jüri Özel Ödülü: Aldığımız Nefes (yön. Şeyhmus Altun ve Fevziye Hazal Yazan)
En İyi İlk Film: Sahibinden Rahmet (yön. Emre Sert ve Gözde Yetişkin)
En İyi Yönetmen: Seyfettin Tokmak (Tavşan İmparatorluğu)
En İyi Senaryo: Emre Sert ve Gözde Yetişkin (Sahibinden Rahmet)
Cahide Sonku Ödülü: Bilge Şen (Parçalı Yıllar) ve Ezgi Yaren Karademir ile Nanaz Bahram (Bağlar, Kökler ve Tutkular)
En İyi Kadın Oyuncu: Leyla Tanlar (Erken Kış)
En İyi Erkek Oyuncu: Yetkin Dikinciler (Parçalı Yıllar)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Yıldız Kültür (Kanto)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Sermet Yeşil (Tavşan İmparatorluğu)
En İyi Müzik: İrsel Çivit (Parçalı Yıllar)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Claudia Becerril Bulos (Tavşan İmparatorluğu)
En İyi Sanat Yönetmeni: Tora Aghabayova (Tavşan İmparatorluğu)
En İyi Kurgu: Şöhret Tandoğdu ve Deniz Çizmeci (Noir)
FİLM-YÖN En İyi Yönetmen Ödülü: Seyfettin Tokmak (Tavşan İmparatorluğu)
62. Antalya Altın Portakal Film Festivali Uluslararası Yarışması’nda ödüller
En İyi Film: A Poet (yön. Simón Mesa Soto)
Jüri Özel Ödülü: Divine Comedy (yön. Ali Asgari)
En İyi Yönetmen: Tereza Nvotova (Father)
En İyi Kadın Oyuncu: Léa Drucker (Adam's Sake)
En İyi Erkek Oyuncu: Ubeimar Rios (A Poet)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
Antalya Altın Portakal Film Festivali
Türkiye
Yeşil
Halit Refiğ
Gurbet Kuşları
Lütfi Ömer Akad
Düğün
Yılmaz Güney
Zeki Ökten
Sürü
Atıf Yılmaz
Aaahh Belinda
Yavuz Turgul
Muhsin Bey
Nuri Bilge Ceylan
Uzak
Zeki Demirkubuz
Kader
Tavşan İmparatorluğu
Seyfettin Tokmak
Antalya Büyükşehir Belediyesi
Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali
Muhittin Böcek
Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali
Zeydan Karalar
A Poet
Ankara Film Festivali
En Güzel Cenaze Şarkıları
Güzel Cenaze Şarkıları
Ela Ile Hilmi Ve Ali
Adana Altın Koza Film Festivali
Ziya Demirel
Antalya
YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.




