Bir festival, üç gelenek: İstanbul Caz Festivali


Bir yaz klasiği: Beykoz Kundura’da Bir Yaz Gecesi Festivali başlıyor
Nedir? Festival . Film ve müziğin uyumlu birlikteliğinden ilhamla hazırlanan ve bu yıl yedincisi düzenlenecek olan Bir Yaz Gecesi Festivali ’nin 2023 programı; 1979 yılında kaybettiğimiz Oscar ve Grammy ödüllü besteci Nino Rota ’ya…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Her şeyden önce 30 yıla ulaşmış bir festivale sahip olmak çok büyük bir şans. İstanbul Caz Festivali, beraberinde pek çok hikâyeyi taşımasının yanı sıra şehrin farklı alanlarını müzikle buluşma noktasına çevirdiği için oldukça kıymetli. Böyle festivallerin geleneklere ihtiyacı vardır. O gelenekler hem festival ruhunu yaşatır hem de yıllık döngülerin anlam kazanmasına sebep olur. İstanbul Caz Festivali, başta Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu olmak üzere şehrin pek çok mekânında sayısız hatıraya sahip. Bu yazıda odağımız; festivalle özdeşleşen üç konsepte, üç geleneğe mercek tutmak.

The Busquitos | Fotoğraf: Fatih Kucuk
Caz Vapuru: Festivalin 2000’li yılların başında programına eklediği bir seri bu. Yukarıda saydığımız üç konseptin de en eskisi. Festival ekibinin şehrin doğal dokusuyla örtüşen, İstanbul’un mevcut kimliğinden faydalanan konsept arayışının ilk çıktısı vapurlar oldu. Şehir Hatları ile yapılan işbirliğinde festival, Caz Vapuru konseptini hayata geçirdi. 2010 yılına kadar -birkaçı Adalar’a olmak üzere- genelde boğaz hattında caz vapuru konserleri düzenledi. 2019’da geri dönme denemesi yapan festival, pandemi arasından sonra bu yıl yeniden caz vapurunu programına aldı. 16 Temmuz Pazar günü saat 11.00 Kabataş İskelesi’nden kalkacak caz vapuru ekinliğinin detaylarına buradan ulaşabilirsin.
Parklarda Caz: 2010 yılında festival programına eklenen Tünel Şenliği, Parklarda Caz’ın ilk adımı oldu. Tünel Meydanı ve Kuledibi’nde kurulan iki sahne ve beraberinde Şişhane, İstiklal Caddesi ve Galata hattındaki Salon İKSV, Nardis Jazz Club, Babylon ve Borusan Müzik Evi’ni içine alan ücretsiz ve biletli etkinliklerin bir arada sunulduğu şenlik; 2010, 2011 ve 2012 yıllarında düzenlendi. 2013 yılında açık hava konserleri Gezi Olayları nedeniyle gerçekleşmeyince festival, bir yıl sonra Nişantaşı’ndaki Sanatçılar Parkı’nda ücretsiz açık hava konseptini parklara taşıdı. 2014’ten bu yana da İstanbul Caz Festivali, şehrin iki yakasındaki parklarda festival boyunca ücretsiz konser düzenledi. Festival bu yıl da belediyelerin desteğiyle Beylikdüzü, Küçükçekmece ve Şişli’de parkları cazla dolduracak.

+1'li Gece Gezmesi | Kaynak: iksvphoto.com
+1’li Gece Gezmesi: Festivalin en yenisi ancak en Kadıköylüsü diyebiliriz. Tek günlük festival maratonunun ilham kaynağı her yıl Hollanda’nın Groningen kentinde gerçekleşen ve şehrin yer yanını müzik konserleriyle dolduran Eurosonic Festivali olmuş. 2015 yılında başlayan Gece Gezmesi, ilk etkinliğinde aynı gecede 22 gruba ev sahipliği yaptı. 2022 yılında adı +1’li Gece Gezmesi olarak değişen konsept, bu yıl da festival ziyaretçilerine Kadıköy semalarında tek gecelik bir müzik turu attıracak. 13 Temmuz Perşembe akşamı gerçekleşecek ve 4 mekânda 10 konsere ev sahipliği yapacak +1’li Gece Gezmesi’nin detaylarına buradan ulaşabilirsin.
Festivalin konsept etkinlikleriyle ilgili bilgileri bizimle paylaşan İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer'e teşekkür ederiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
30. İstanbul Caz Festivali'nin sanatçıları, müzikleri ve coğrafyaları arasında uçtan uca dolaştığımız bir yolculuğa çıktık. Kovacs'la bir sohbet gerçekleştirdik. Festivalin gelenekselleşen etkinliklerine mercek tuttuk.
07 Tem 2023

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



