Bir mahallenin sadık yâri bir fabrika olabilir mi?


İddialı ve Her Açıdan Efsanevi: Galaxy’nin En Yeni Üyeleri Galaxy S21 Serisi 5G
Telefon yenilemeye karar vermek kimi zaman bozulan ya da yavaşlayan eski telefonun değişim gerekliliği, kimi zaman da yeni çıkan üst modele geçme isteğinden gelen uzun bir süreç. Bu konuda değişmeyen tek şey ise yeni telefonunuzu elinize…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Mahalleye yolu düşenlerin ve mahallelinin kendini tarihî yalılarla çevrili bir köyde hissettiği, eski İstanbul denen yerleşime yakın örneklerden biri Yalıköy. Beykoz’un 25 mahallesinden biri olan yerleşim yeri, ahşap yapıların yanı sıra Beykoz Kasrı ve eski Kundura Fabrikası’yla da biliniyor. İstanbul Ansiklopedisi’nde kıyı boyunca en güzel manzaralardan birini oluşturan ve Beykoz’la özdeşleşen Yalıköy’ün Boğaziçi’ndeki ilk kâgir kasrı barındırdığı yazıyor.
Yalıköy demek Beykoz demekse… Biraz Beykoz’a da değinmeli. Milattan öncesi 700’lü yıllara dayanan tarihiyle Beykoz, önceleri orada oturan hükümdar Amnikos’tan ismini almış, fakat Bizans İmparatorluğu’nun yerleşmesiyle köy anlamına gelen Farsça kos sözcüğüyle bey sözcüğünün birleştirilmesiyle beylerin köyü olarak anılmaya başlamış. Bir başka söylentiye göre de Beykoz’daki meşhur çeşmenin yanındaki bir ceviz ağacından geliyor isim. Koz, ceviz demek çünkü. Hangisi doğru emin olamasak da ilçenin cevizi ilgi topluyor -hatta paçası ve kalkan balığı da. Yalıköy’e bakarsak mahalle ismini sahil şeridinde uzanan yapılardan alıyor.
Mahalle sınırları değişirken… İstanbul Ansiklopedisi gibi eski kaynaklarda, Beykoz gibi eski ilçelerin mahalle bazında içinde yazanlar değişebiliyor. Örneğin, 1934’teki şehir rehberinde Yalıköy sınırları içinde gözüken İshak Ağa Çeşmesi gibi kamusal alan yapıları başka mahallelerde kaymış durumda. Fakat onların arasında bir tanesi var ki ne kadar değişim geçirirse geçirsin başka bir idari sınır görmemiş: Kundura Fabrikası. Ordunun ihtiyacı olan pabuç ve çizmelerin yapımıyla başlayan serüven, 19. yüzyıldaki önemli bir yapının serüveni aslında.
Kundura Fabrikası: 1810’da kurulan fabrika, üretimin değerli olduğu bir dönemi doyasıya yaşadı, öyle ki 1856’da Paris Uluslararası Fuarı’na katılan Osmanlı Devleti’nin aynı yıl Islahat Fermanı’yla çağdaşlaşma yolunda yapılacakları da hız kazanmıştı. Nitekim 1863’te Sergi-i Umumi-i Osmani’nin gerçekleşti. Fakat fabrikanın hikâyesi dönüşümü ortasına alıyor. Çünkü 1993’te denizi kirlettiği için tabakhane kısmı kapatılan fabrikanın diğer birimleri de 1999’da durduruldu. Alan içindeki mekânlar şu an dizi ve film platosu olarak değerlendirilirken sinema gösterimleri ve sahne sanatlarına da alan açılıyor. Ayrıca 2015’ten itibaren yürütülen bir hafıza programı var. Bu da bir mahallenin tarihine ve zaman içindeki değişimine odaklanan bir sözlü hafıza çalışması. Eski fabrika işçileriyle yapılan görüşmeler hâlâ devam ediyor. Projeye göz atmak isteyenlere bu yıl içinde yapılan çalışmarın bir sergisi olacağını da bir müjde olarak verelim. Bir mahallenin sadık yâri bir fabrika olabilir mi? Evvela olmuş ve devam ediyor bile olabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hafta sonu haritası: İstanbul'da nostaljik bir yürüyüş, İstanbul eko haritası, Yalıköy'ün meşhur fabrikası, Nimet abla efsanesi.
31 Oca 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




