Bitmek bilmez kara sevda: Soma faciasının 11. yılında kömürün karanlık tarihi

Sanayi Devrimi’nin etkisiyle modern yaşamın enerji kaynağına dönüşen kömür, insan yaşamını kolaylaştırdı belki ama ardında insan hakları ihlallerinden giderek ısınan bir gezegene, iş cinayetlerinden popülasyon kayıplarına uzanan kapkara bir iz bıraktı. Avrupa’nın “keşfettiği” kömür, farklı coğrafyalardan sayısız canlının hayatını mahvetti. Türkiye de inatla bu “kara sevda”nın peşinden giden coğrafyalardan. Soma faciasının 11. yılında kömürün trajediler ve direnişlerle yazılan tarihini hatırlıyoruz.
Bitmek bilmez kara sevda: Soma faciasının 11. yılında kömürün karanlık tarihi

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Sanayi Devrimi’nin etkisiyle modern yaşamın enerji kaynağına dönüşen kömür, insan yaşamını kolaylaştırdı belki ama ardında insan hakları ihlallerinden giderek ısınan bir gezegene, iş cinayetlerinden popülasyon kayıplarına kadar uzanan kapkara bir iz bıraktı. Avrupa’nın “keşfettiği” kömür, farklı coğrafyalardan sayısız canlının hayatını mahvetti. Türkiye de inatla bu “kara sevda”nın peşinden giden coğrafyalardan. 

Soma faciasının 11. yılında kömürün trajediler ve direnişlerle yazılan tarihini hatırlıyoruz.

Kömürün ilk yılları

1769 yılında James Watt, buharla çalışan ilk makinenin patentini alarak kömürün demir ve çelik üretiminin, demiryolları ve buharlı gemilerin parçası hâline gelme, Sanayi Devrimi’nin başlangıcı kabul edilme sürecini başlatmış oldu. Kömür yatırımlarına öncülük eden İngilizler, 18. yüzyılda Virginia’da kömür buldu, Hindistan’da maden ocağı açtı. 1757’de bu kervana Fransızlar da ülkenin kuzeyinde bir maden şirketi kurarak dahil oldu. 

Kömür madenlerindeki kazaları önlemek için yapılan ilk çalışmalar 1800’lerin ilk çeyreğinde İngiltere’de başladı. John Buddle’ın yangın ve patlama riskini kontrol altına alma amacıyla geliştirdiği hava pompası bu alanda atılan ilk adım oldu; ardından 1815’te Sir Humphry Davy, “madencilerin dostu” olarak anılan, kıvılcımların çevreye yayılmasını önleyen ilk güvenlik lambasını geliştirdi.

Sendikalaşma süreci

1838’de Huskar madeninde 26 çocuğun öldüğü facianın, madenlerde havalandırma kapaklarını açmak için 5 yaşından küçük çocukların çalıştırılması, hamile kadınların doğumdan kısa süre sonra zorla madene geri çağırılması gibi insanlık dışı uygulamaları gündeme taşımasıyla kopan fırtına sonucunda kadınların ve 10 yaşından küçük erkek çocukların madenlerde çalışması yasaklandı. 

Ardından 1863’te 11 yaşındayken madencilik yapmaya başlayan Fransız işçi Eric Rondet, ölen işçilerin aileleri için bir teminat olarak tasarladığı “La Fraternelle”i yani ilk madenci sandığını kurdu. Bu gelişme sendikalaşmanın önünü açtı; 1874’te İngiltere’de Morpeth kentini temsilen Avam Kamarası'na, 10 yaşında madenci olan Thomas Burt ve 8 yaşında madene inen Alexander McDonald seçildi.

İki yıl sonra, Philadelphia’daki demiryolları şirketinin başkanı Franklin B. Gowen, ABD’de İrlanda asıllı maden işçilerinin kurduğu gizli örgüt Molly Maguires'e savaş açtı. “Kömür ve Demir Polisi” denilen özel ajansı kullanan vali, “molly” olduğundan kuşkulanılan sayısız madenciyi cinayet, kundakçılık gibi suçlardan hapse attırdı, madencilere karşı linç eylemleri düzenledi.

1980’de Amerika Birleşik Maden İşçileri Derneği’nin yaptığı grev çağrısıyla 125.000 maden işçisi iş bırakarak kömür üretiminin durmasına neden oldu. Bu işçi hareketini sekiz yıl sonra Galler’deki ücret hesaplama yöntemini protesto için başlatılan madenci grevi izledi; altı ay süren direnişin ardından Güney Galler Madencileri Federasyonu kuruldu.

Avrupa’nın en büyük maden kazası, ilk ulusal grev, en kanlı çatışma

10 Mart 1906 sabahı Fransa’da Pas-de-Calais yakınlarındaki Courrières maden şirketinin Cécile adlı damarında yaşanan grizu patlamasında dört kuyu çötü ve 1.099 kişi hayatını kaybetti. Kazadan 20 gün sonra kömür taşıyan atı yiyerek hayatta kalan 13 kişi yeraltından canlı çıktı. Açılan davada şirket aklandı. 1912’de Britanya’da düzenlenen ilk ulusal işçi grevi 37. gününde başarıya ulaştı, madencilerin talep ettiği asgari ücretten yararlanma yasası çıktı.

20 Nisan 1914’te Colorado Fuel & Iron Company'de çalışan ve grev yapan madencilerin kaldığı 1.200 kişilik çadır pansiyonlarının Rockefellerler'e bağlı kiralık özel askerler tarafınca taranması ve ateşe verilmesi sonucu 2 kadın, 11 çocuk, 20 işçinin öldüğü Ludlow katliamından yedi yıl sonra, 25 Ağustos – 2 Eylül 1921’de kocası ve dört çocuğunu kaybettikten sonra işçi hareketine katılan kadın önder Jones Ana'nın işçileri yürüyüşe çağırmasıyla başlayan ve ABD'deki iç savaştan sonra en büyük çatışma özelliği taşıyan Blair Dağı Savaşı’nda Virginia’da sendikalaşmak isteyen 10.000 maden işçisi, taşeronların kiraladığı bir dedektiflik ajansına üye olan 3.000 grev kırıcıyla karşı karşıya geldi. Çatışmalarda en az 100 kişi öldü, 1.000’e yakın işçi tutuklandı. 10 yıl sonra bölgedeki madenciler tamamen sendikalaşmıştı.

Bu çatışmayı 1926’da Büyük Britanya’da ücretlerinin azaltılacağının açıklanmasının ardından  “Gündelikten bir peni bile inerse, günde bir dakika bile çalışmayız” diyerek Sendikalar Kongresi’nden de aldığı destekle ülkede 10 gün hayatın durmasına neden olan Maden İşçileri Ulusal Birliği grevi izledi. Ardından 1934’te İspanya’da Asturias madenlerinde çalışan işçilerin CEDA isimli sağ örgütün hükümete katılması üzerine başlattığı ayaklanmayı Franco komutasında bastıran askerler 1.700 madenciyi öldürdü.

1940’lardan bugüne madencilik

Tarihin en büyük maden faciası 1942’de Çin’deki Honkeiko madeninde yaşandı. O sırada bölgeyi işgal eden Japonlar, madende kömür tozu yanmaya başlayınca ocağın ağzını kapattı; içeride kalan 1.549 kişi karbon monoksit zehirlenmesi nedeniyle yaşamını yitirdi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1946’da İngiltere ve Fransa’da madenler Fransa Kömür Madenleri ve Ulusal Kömür Kurumu adlarıyla devletleştirildi. 1960’ta Güney Afrika’daki Coalbrook madeninde yaşanan bir başka faciada 429’u siyah 8’i beyaz olan 437 işçi öldü; beyazların ailesine yılda 396 sterlin maaş bağlanırken siyahların ailelerine bir kerelik 252 dolar tazminat ödendi.

Margaret Thatcher, 1984’te yüksek maliyet, düşük gelir nedeniyle madenleri kademeli olarak kapatmaya başlayacağını duyurunca ülke ayağa kalktı. Kitlesel protesto ve grevlerde 5.000 polis ve 5.000 madenci çatıştı. İngiliz işçi sınıfı tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak anılan bu olay Mart 1985’te işçilerin yenilgisiyle sonlandı. 10 yıl sonra kömür madenleri yeniden özelleşerek UK Coal’a satıldı.

2000’lerde Almanya ve Fransa başta olmak üzere birçok ülke sırayla kömür üretimini bitirme kararı aldı. Şimdiye kadar 23 Avrupa ülkesi kömürden çıktı ya da çıkış planını açıkladı. Yukarıdaki haritada koyu yeşil renkli ülkeler elektrik üretimi için kömür kullanmıyor. Açık yeşil renkli olan ülkeler 2030 yılına kadar kömürden çıkacağını belirtirken mor renkli olanların çıkış taahhüdü 2030 yılını geçiyor. Mavi renkli ülkelerde kömürden çıkış tartışmaları sürerken Türkiye’nin de aralarında olduğu pembe renkli ülkelerin kömürden çıkış hedefi bulunmuyor.

Türkiye’de kömürün tarihi

Bu topraklara gelince... Osmanlı döneminde geçici işçilik ve taşeron işletme presibiyle başlayan kömür üretimi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da benzer biçimde devam etti. Meclis’ten 1921’de çıkan Amele Kanunu maden işçilerinin haklarını korumak üzere hazırlanmış olsa da pratikte bu hakları gözeten bir denetim mekanizması bulunmuyordu.

1923’te patlak veren grev dalgasına Zonguldak işçileri de katıldı ancak hükümet grevi bastırdı. 1930’larda kömür üretiminin önemi, Türkiye’nin sanayileşme planlarına paralel olarak iyice arttı; kömür üretimini yükseltmek için Etibank Ereğli Kömür İşletmesi kuruldu. Maden şirketleri, üzerlerinde kurulan üretim baskısını karşılayabilmek adına çalışma alanlarında yurt ve yemekhane açmak gibi iyileştirmeler yapsalar da işçilerin yaşam kalitesinde kayda değer bir artış sağlayamadılar.

1940-1947 yılları arasında, savaş döneminde kömür üretimini güvence altına almak adına uygulanan ücretli iş mükellefiyeti döneminde, Zonguldak’taki işçiler 45 gün köyde 45 gün madenlerde olacak biçimde, ağır koşullarda çalışmak zorunda bırakıldı. İşçiler bir yandan rüşvet ve akrabalık gibi yollarla aldıkları izin ve sağlık raporlarıyla madenlerden kaçmaya çalışırken bir yandan da CHP’ye halkçılık, adalet, kanun devleti gibi kendi ilkelerini hatırlatarak güçlü bir dil oluşturdular.

Mükellefiyet, 1960’ların başına kadar kısmen devam etti. Zonguldak Taşkömürü Havzası, Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın ardından 1948 yılında açılan Çatalağzı Termik Santrali’ne de kömür sağlamaya başladı. Aynı dönemde Cemiyetler Kanunu’nda yapılan değişiklik sayesinde maden işçileri sendikaları kurulmaya başladı. 1958’de 7 sendika birleşerek 40.000 üyeli Türkiye Kömür Madenleri İşçileri Federasyonu çatısı altında birleşti. Sendika faaliyetleri ve devlet politikaları sayesinde 1960’ların sonlarında işçilerin yaşam koşulları düzelmeye başladı. 1965’te Ereğli Demir Çelik Fabrikası'nın da açılması işçi sayısında ciddi artışa neden olunca hükümetin olası bir grevin yaratacağı etkilerden duyduğu endişe sendikaların elini güçlendirdi.

1980’de gelişmiş Avrupa ülkelerinin teker teker kömürden uzaklaşma kararı alması kömür üretiminin yoğunluğunu iş gücünün pahalı olduğu Avrupa ülkelerinden Asya-Okyanusya hattına kaydırdı ve böylece kömür ithal etmek üretmekten daha ucuz hâle geldi. 

Üretime devam etmek isteyen ülkelerin tek çaresi vardı: İşçiye ödenen ücreti düşürmek. Türkiye de bu yola girme hedefiyle 1980’lerin sonunda madenleri özelleştirmek istediyse de sendika engeliyle karşılaştı. Bu sorun “rödövans” (bir şeyi kullanmanın karşılığında ödenen vergi) yani taşeron sistemiyle aşılabiliyordu. Zonguldak’ta ilk rödövans anlaşması 1988’de yapıldı. Bu sistem 1990’larda madencilerin kentlerin dış çeperlerinde kendi başlarına ya da küçük gruplar hâlinde madencilik yapmasına, kaçak ocakların hızla artmasına neden oldu. Neredeyse hiçbir güvenlik önlemi alınmayan taşeron madencilik kağıt üzerinde olmasa da pratikte uygulanmaya devam ediyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Deniz Aytekin

Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?