Cadıbostanı'ndan Cadde'ye


SALT x Garantİ BBVA iş birliğinde iklim değişikliğine odaklanan gösterim programı: Bu son şansımız mı? Yedinci yılında Garanti BBVA desteğiyle hazırlanan, SALT'ın iklim değişikliğinin gezegenimize etkilerini inceleyen ve çevrimiçi olarak gerçekleştirilen gösterim programı "Bu son şansımız mı?" 4 Temmuz’a kadar saltonline.org’da katılımcılarını bekliyor. Bu son şansımız mı? Gezegenimiz ısınıyor, okyanuslar asitleniyor, deniz seviyesi yükseliyor; iklim değişikliği nedeniyle ekosistemler zarar görürken biyoçeşitlilik hızla azalıyor. İklim kriziyle ilgili süregelen sorunlar ve çözüme yönelik çabalar, haberlerin yanı sıra belgesel yapımlarla geniş kitlelere ulaşıyor. SALT ve Garanti BBVA, Bu son şansımız mı? programıyla iklime dair sorular soran, aciliyet gerektiren meselelere odaklanan, geleceğimiz için olası çözümleri araştıran ve toplumsal farkındalık oluşturan filmlerden oluşan 2021 program seçkisinde Güney Afrika, Norveç, Fransa, Kanada, Bolivya ve Balkanlardan on belgesel film yer alıyor. Bu son şansımız mı? gösterim programının son iki haftasında aşağıdaki filmler izleyicileriyle buluşmayı bekliyor. Le temps des forêts [Ormanların Zamanı] : Korucular, ormancılık komisyonu yetkilileri, kereste fabrikası işletmecileri ve toprak hakkı aktivistleriyle görüşmelere yer veren Le temps des forêts [Ormanların Zamanı] izleyiciyi, alternatif yöntemleri gündeme getirmekten çekinmeyerek, Fransa’da endüstriyel ormancılığın kalbine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Film 21 Haziran - 27 Haziran tarihleri arasında saltonline.org’da izlenebiliyor. The Condor and the Eagle [Akbaba ile Kartal] : Film, Güney Amerika’nın yemyeşil Amazon Ormanları’na ve kıtanın ilk uluslarına mensup Kanadalı topluluklarla ABD’deki yerli kabilelerin rengârenk kültürlerine misafir olurken, mekânların, yüzlerin ve geleneksel yaşamların göz alıcı güzelliğine tanıklık ediyor. Film 28 Haziran - 4 Temmuz tarihleri arasında saltonline.org’da izlenebiliyor. Türkiye’nin her yerinden ulaşılabilir şekilde altyazılı olarak gösterimi süren programın, iklim ve ekolojik kriz üzerine düşünmeyi ve tartışmayı teşvik eden bir konuşma serisiyle sürmesi planlanıyor. Bilim insanları, akademisyenler, araştırmacılar ve sivil toplum örgütü temsilcilerini buluşturacak bu sohbetlerin, Kasım ayında İskoçya’nın Glasgow şehrinde toplanacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) ile eş zamanlı yapılması için çalışmalar devam ediyor. Ayrıntılı bilgi için saltonline.org’u ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Geçtiğimiz hafta, şehrin sayfiyesinin benim için Bağdat Caddesi olduğunu söylemiş ve sevdiğim yerleri not etmiştim. Bu hafta da aynı yere başka bir şekilde bakmak için eskinin Cadde’ye dönüşüne değinmek istiyorum. Çünkü yazlıkta plastik sandalye izine rastlanmayan bir dönemin öncesinde farklı hikâyeler yatıyor.
Cadde, tarihte nasıl biliniyor?
Bağdat Caddesi ve civarı, Bizans ve Osmanlı imparatorlukları döneminde Kadıköy makam sahipleri tarafından yazlık olarak tercih edilen bir mesire ve tarım alanı. Bostanları herkesin dilinde. Dönemin gazetecilerinden ve saray yönetiminin gözetimi altından kaçmak için iyi bir lokasyon olduğuna inanılıyor. Nitekim gözden uzak bir yer olduğunu gösteren bir başka ayrıntı da haritalara yansıyor. Haritalarıyla şehrin tarihinde yer eden François Kauffer’in 18. yüzyıl sonlarını gösteren çalışmaları, bu döneme kadar İstanbul’un Anadolu yakasındaki yerleşim alanının Üsküdar olduğunu gösteriyor. Kadıköy, görece ufak bir alana yayılan bir lekeden ibaret.
Gelişim nasıl başlıyor?
19. yüzyılın sonlarına doğru ulaşım ağının gelişmesi ve toprak mülkiyetiyle ilgili çıkartılan düzenlemeler ilçenin, semtin ve dolayısıyla caddenin gelişmesinin önünü açıyor. Bu düzenlemeler, 1858’deki Arazi Kanunnamesi ve 1882’deki Ebniye Kanunu. Ebniye, Osmanlıca bina demek ve bu kanunlar, hazine topraklarının bireyler tarafından sahiplenilmesini ve atıl durumdaki bakımsız bostanların değerlendirilmesini amaçlıyor. Dolayısıyla İstanbullular tapu kavramıyla karşılaşıyor.

Kaynak: İlgili tez
Köşklerden plajlara
1911’de Aksaray’da çıkan bir yangının ardından semtin zarar görmesiyle devlet erkanı Bağdat Caddesi etrafına taşınıyor. Yani imparatorluğun yüksek mevkilerinden ziyaretçiler artıyor. Çekirdek aile kavramı da henüz toplumda yer etmediği için bütün tanıdıkların beraber taşındıkları yaşayış biçimi, Cumhuriyet’in ilanından sonra modern kâgir yapılarda devam ediyor. 20’den fazla odası bulunan köşklerde yaşamanın verdiği maddi yükün henüz kimsenin sırtına binmediği 1930’larda Kadıköy’ün ilk plajı Suadiye’de açılıyor. Bunu birkaç yıl sonra Caddebostan Plajı takip ediyor.
İmparatorluk zamanı denizle olan zayıf ilişki, Cumhuriyet’in ilanından sonra bedenle kurduğumuz ilişkinin değişmesiyle plaj gibi kamusal alanları mümkün kılıyor. Mimar Sibel Bozdoğan da plajların teşhirden çekinen bir toplumun değiştiğini gösterdiğini işaret ediyor. Batılı yaşamın benimsenmesi için kültür sanat anlayışına yapılan teşviklerden biri de plajların açılması. Bunu, bahçe sinemaları ve gazinolar takip ediyor.
Yazlıkçılara veda
1950’ler köyden kente göçlerin arttığı ve şehrin hızla geliştiği yıllar. Kentleşme ihtiyacı, kenarda köşede kalan ve yazlık görevi gören Bağdat Caddesi ve etrafı gibi alanların da şehre dâhil edilmesine sebep oluyor. Adnan Menderes’in caddeyi genişletmek için yaptığı imar çalışmaları da köşklerin istimlak edilerek caddenin genişletilmesiyle sonuçlanıyor. Nitekim, İkinci Dünya Savaşı sonrası herkes yoksullaştığı için bu dönem, yoksunluğun arttığı bir periyot. Yani köşklerin masrafları da karşılanamıyor. Yazlıkların, oda oda başka ailelere kiralanması da çözüm olmuyor.
Kentsel yoğunluk artınca, amiyane tabirle toprak sahibi olmak hayale dönüşüyor. Bu, bizim üzerinde yürüdüğümüz Bağdat Caddesi’ne geçişin ilk sinyali. 1965’te çıkartılan Kat Mülkiyeti Kanunu, az katlı yerleşmelerin çok katlı apartmanlara dönmesinin yolunu açıyor. 1973’te açılan Boğaziçi Köprüsü de tuzu biberi oluyor. Nüfusun hızla arttığı aksta, kimsenin dönemeyeceği müstakil yazlıkların önce apartmana şimdiyse yüksek katlı rezidanslara dönüşü başlıyor.
Kaynak
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın rotası: Önce Emirgân-Kanlıca hattında eski ve saklı İstanbul'da geziniyor, ardından Bağdat Caddesi'nde yürüyüp Suadiye'de denize giriyor, sonra da Vardonisi Adası'nın efsanelerini dinlemeye gidiyoruz.
20 Haz 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...




