ÇELİŞKİLER

Hızlı moda, tüketim odaklı zihniyetiyle sürdürülebilir olabilir mi? Akvitizm işe yarayabilir mi?
ÇELİŞKİLER

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Tüketici alışkanlıkları, teknoloji, karar alıcılar tarafından konulan bağlayıcı kanunlar gibi etmenler değiştikçe üretim modelleri de değişiyor. Kapitalizmin dinamikleri de bunun üzerine kurulu: Uyum sağlamak ve durmaksızın yeni pazarlar bulup yemek (Pac-Man gibi). 

Bir önceki “Hızlı Modanın Toplumsal Maliyeti” başlıklı yazımda bahsettiğim, üretimi Doğu Asya gibi işçi maliyetinin Avrupa ve ABD gibi ekonomisi gelişmiş ülkelerden daha düşük olduğu yerlere çekmek hâlâ oldukça geçerli olsa da aslında 2000’lerin başlarına ait üretim modeli denebilir. Yönelim olduğu ileri sürülen yeni modele göreyse moda endüstrisi, üretim hızı anlamında temposunu arttırmaya devam ederken koleksiyonların (ve trendlerin) ömrü kısalıyor. Her yere tonlarca aynı parça üretilmektense üretim miktarı azaltılarak hedef kitleye uygun olanlar belirleniyor ve marketteki değişikliklere en hızlı tepki verebilen firmalar, o turun kazananı oluyor. 

Örneğin; bir ünlü giydiği için moda olan o ceketin üretimi, popüler olduğu o bölgede hemen başlatılıyor. Bu da elbette dünyanın öbür ucuna konuşlanmış üretim alanlarından gelen nakliyenin yavaş kalması demek. Bu yüzden üretim döngüsünün talebi karşılayabilecek kadar hızlı olması için ya üretim yerlerine baskı yapılıyor ya da bu yerleri son tüketiciye yakın hâle getirme eğilimi baş gösteriyor (fabrikanın ABD’ye, Almanya’ya taşınması gibi). Fakat bu da işçi maliyetinin artması demek. Öyleyse, verimlilik arttırmaya yönelik çalışmalar ve teknolojiye yatırım devam ediyor. 

Ne kadar otomasyon, o kadar az maliyet gibi bir anlayış gelişse de örneğin Adidas’ın birkaç yıl önce giriştiği, paketlemeye kadar her aşamanın neredeyse tamamen robotlarla yapıldığı Speedfactory’lerini kapatması, işlerin o kadar da kolay olmadığının gösteriyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 2019’daki raporuna göre, sektördeki 60 milyondan fazla işin %80’inden fazlası fabrikaları saran otomasyon rüzgârından ötürü risk altında. Market odaklı bakarsanız kâr, işçi odaklı bakarsanız: Eyvah.

Diğer taraftan, son yıllarda giderek bilinçlenen ve hatta "aktivistleşen" tüketiciyle beraber, markaların üzerindeki baskı giderek artmış durumda. Neoliberal markette her şey bir ticaret nesnesine dönüşebilir: İnançlarınız, ideolojileriniz ve elbette aktivizm de. Marx’ın resminin olduğu tişörtler dahi satılıyorsa -itiraf etmeli, kapitalizmin sert olduğu kadar zekice bir mizah anlayışı var- elbette “yeşillik” ve “sürdürülebilirlik” de kapış kapış gidecek. 

Sell Marx tişörtü
Sell Marx tişörtü

Hızlı moda markaları, daha önce bahsettiğimiz üzere, üretim süreçlerine tanık olmayan, gözü gönlü kapanmış tüketicilerin gözleri açılacak gibi olduğu vakit hemen gönüllerine su serperek tercih edilmeye devam edebilmek adına bir pazarlama stratejisi olarak paketlerini yeşile boyamaya, sürdürülebilir olduğunu iddia etmeye başladı. Buna yeşil aklama (greenwashing) deniyor. H&M’in Conscious Collection’ıysa parıl parıl, giriş dersi niteliğindeki örneklerinden. Portakal liflerinden ileri dönüştürülmüş kıyafetler yapmak sektör adına elbette önemli bir adım ancak gerçekten sürdürülebilir mi? Hayır; çünkü hızlı moda, tüketim odaklı zihniyeti (özü) itibariyle sürdürülebilirliği mümkün kılmıyor. 

Sürekli değişen trendler ve bunca sezon giysinin durmaksızın üretiminden, atık depolama alanlarında çürüyen ya da yakılarak karbondioksit açığa çıkaran tonlarca giysiden ve çevreye verdiği zararlardan defalarca bahsettik. Sürekli almaya teşvik ederek ve dünyanın kaynaklarını hızla tüketerek bir yandan da “sürdürmeyi” nasıl bekleyebiliriz? Öte yandan giderek artan “az tüketin” aktivizminden de açıkça korkmuş hâlde yöneticiler “Az tüketirseniz yeterli büyüme sağlanamaz ve bunun toplumsal sonuçları olur.” diyor. Dünyanın kaldırabileceğinden fazla tüketirseniz ve bu büyüme odaklı ekonomik modellerle devam ederseniz bu durumun toplumsal sonuçları ne olacak? Bu durumun dünyaya maliyetinden bahsettik. Sınıfsal da bakalım: Orta sınıf buharlaşırken zengin ve fakir arasındaki uçurum gün geçtikçe açılıyor. Yavaş yavaş küçülme odaklı ekonomik modeller (degrowth) tartışılmaya başlanmışken, belki moda endüstrisinde de kâr yerine yaşam odaklı yaklaşımlar için çabalamaya devam etmek gereklidir.

Aktivizm belli ki işe yarıyor. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

ANGST 06: HER ŞEY SATILIK MI?

Her şey satılık: İnançlar, ideolojiler, aktivizm, sosyal medya hesapları...

06 Ara 2020

ANGST 06: HER ŞEY SATILIK MI?

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

Zeynep Erdoğan

·

18 Eki 2026

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine
AngstAngst
∙

HİKAYE

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

Cem Arıdağ

·

14 Eki 2026

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.

13 Eki 2026

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'