Chiharu Shiota’nın İstanbul’da kurduğu bağlar

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Yazı: Bike Çetinel
Bir zamanlar, uzak bir diyarın bilge bir ustası, dünyanın dört bir yanına dağılmış kırmızı iplikler olduğunu söylerdi. Bu iplikler, görünmezdi ama insanların kaderlerini birbirine bağlardı. Nerede olursa olsun, hangi kültürden gelirse gelsin, bu iplikler insanları birbirine yaklaştırır; tarihin, zamanın ve mekanın ötesinde bir bağ kurardı. Kurduğum bu hikaye Chiharu Shiota’nın İstanbul Modern’deki sergisinin kalbinde yer alıyor ve beni kırmızı ipliklerin izini sürmeye davet ediyor.
Kırmızı, öncelikle insanoğlunun ilk iz bıraktığı mağara duvarlarını hatırlatıyor. İmparatorlukların savaş meydanlarındaki zaferlerinden destansı aşklara kadar her zaman yanımızda. Yaşamın, tarihin rengi. Japon İmparatorluğu'nda kırmızı, hayatın enerjisini ve kötülüklerden korunmayı simgelermiş. Shiota’nın kırmızı iplikleri, Japon mitolojisindeki “kaderin kırmızı ipi”ni hatırlatıyor. Bu ipler, insanları birbirine bağlayan, kaderin dokunuşlarını taşıyan gizemli bağlar. İstanbul Modern’de sergilenen bu iplikler, Japonya’dan İstanbul’a uzanan görünmez bir köprüyü hissettiriyor.
İstanbul’un kırmızısına baktığımızda ise Bizans İmparatorluğu'ndaki kutsiyet ve asaletin rengini görürüz. Mozaiklerle süslenmiş kiliselerde, kralların ve imparatorların giysilerinde hep bu renk var. Shiota, bu kutsallığı ve asaletin izlerini sürerek, kırmızı ipliklerle kendi çağdaş mozaiğini de yaratmış olabilir mi? Her bir iplik, tıpkı Bizans mozaikleri gibi, tarihin, inancın ve insanın karmaşık yapısını mı bir araya getiriyor? Peki Osmanlı İmparatorluğu’nda neyin temsili? Güç ve egemenlik? Osmanlı padişahlarının sarayları, sancakları ve orduları hep bu rengi taşırdı. Shiota’nın kırmızı iplikleri, Osmanlı’nın güçlü mirasıyla yankı buluyor adeta. Bu iplikler, bir yandan İstanbul’un tarihine bir selam gönderirken, diğer yandan bu şehrin geçmişiyle bugünü arasında bir köprü kurması rastlantı mı? Shiota’nın, bu kırmızı ağları örerken, İstanbul’un sokaklarında yankılanan tarihin sesini duyduğunu hisseder gibiyim.
Hayran olduğum sanatçı Chiharu Shiota’nın bu büyük ölçekli enstalasyonunu İstanbul Modern’de deneyimlemek sanatının, naif ve derin bir şekilde, insanın kendisiyle, tarihle ve kültürel mirasla olan bağlantılarını görmemi sağladı. Bu kırmızı iplikler, sadece mekanı değil, izleyicinin zihin dünyasını da örerek, insanın içsel yolculuğunu anlatıyor adeta.
İstanbul Modern’deki bu sergi, Japon ve Türk kültürlerinin ortak estetik ve duygusal değerlerini biraraya getiriyor gibi. Kırmızı rengin evrensel sembolizmi, Shiota’nın ellerinde yeniden anlam buluyor. Her bir iplik, tarih boyunca farklı anlamlar kazanmış kırmızının, bu iki kültür arasındaki ortak dili nasıl oluşturduğunu gösteriyor.
Bu yolculuk, tıpkı İstanbul’un kendisi gibi; tarihin, kültürün ve insan ruhunun derinliklerinde bir keşif. Shiota’nın kırmızı iplikleri, bu keşfi anlamlandıran bir rehber; insanın kendi geçmişi ve geleceğiyle kurduğu derin bağların bir yansıması.
Chiharu Shiota: Dünyalar Arasında
- Nerede? İstanbul Modern
- Ne zaman? 20 Nisan 2025'e kadar
- Not almalı: Sergi salıdan pazara 10.00-18.00 arası, cuma günleri 10.00-20.00 arası izlenebilir. Çevrimiçi biletler ve serginin tüm detayları burada.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BASE 8. edisyonuyla sanat sahnesine yeni bir soluk katarken ayın sergileri varoluşumuzu sorgulatmak için sırada bekliyor.
07 Kas 2024

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.



