COP30'da ilk haftanın gündemi: Adaptasyon, dezenformasyon ve COP31 için lokasyon

Brezilya'nın Belém kentindeki 30. Taraflar Konferansı'nda (COP30) ilk hafta bitmek üzere. Bütün taahhütler yerine getirilse bile dünyanın en iyi ihtimalle 2,5 derece ısınacağının kabul edildiği bu zirvede, adaptasyon ve finansman tartışmalarının yanında ilk kez dezenformasyon da bir gündem maddesi. Türkiye'nin gündeminde ise COP31'in Antalya'da yapılması var.
COP30'da ilk haftanın gündemi: Adaptasyon, dezenformasyon ve COP31 için lokasyon

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Bu hafta dünya liderleri, iklim müzakerecileri, araştırmacılar ve aktivistler, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 30. Taraflar Konferansı (COP30) için Melissa kasırgasının Jamaika’yı yerle bir etmesinden iki hafta sonra Brezilya’nın Amazon nehri deltasındaki Belém kentinde toplandı. 

  • Zirveden önce Filipinler’de Kalmaegi tayfunu, yüzlerce kişinin ölümüne neden olmuştu ve zirvenin başladığı gün yine Filipinler’i sadece bir hafta arayla Fung-wongadı verilen ve en az 1,4 milyon kişinin evlerinden tahliye edilmesine neden olan ikinci bir süper tayfun vurdu. 

Belém’deki iklim zirvesinin açılış konuşmalarından yan etkinliklerine kadar her yerde bu son aşırı hava olaylarından söz ediliyor. Ama iklim krizinin neden olduğu felaketlerin sıklığı ve şiddeti arttıkça unutma hızımız da artıyor. Son 20 yıldır aşırı sıcaklardan tropikal fırtınalara, kuraklıktan sellere ve orman yangınlarına kadar buna benzer binlerce iklim felaketi yaşadık. Ama sıcaklık artışı bu hızla sürerse bu yaşadıklarımız, 10 yıl sonra olacakların yanında ancak bir ön gösterim sayılabilir. 

Sonuçta iklim krizi her yıl milyonlarca kişinin ölümüne ve milyarlarca dolar maddi kayba neden oluyor ama açılışta Brezilya Devlet Başkanı Lula de Silva’nın da söylediği gibi silahlanmaya her yıl 2,7 trilyon dolar harcayan dünya devletleri, sıra gelişmekte olan ülkelere iklim kriziyle mücadele için verilmesi gereken 1,3 trilyon dolara gelince para bulamıyor. 

Dünyadaki toplam biyoçeşitliliğin yarısını barındıran yağmur ormanlarının en büyüğü olan Amazon bölgesinde yapılan bu yılki COP’un ana teması iklim krizine uyum. COP’u ormansızlaşmanın, iklim krizinin ve yoksulluğun kesiştiği Belém’e alırken Lula'nın amacı da dikkatleri müzakerelerde genellikle ikinci, üçüncü sıralara atılan uyum konusuna ve yerli topluluklar gibi en kırılgan durumda olanlara çekmekti. 

Dünyanın sera gazı emisyonları azaltımı ve iklim finansmanı için ortak hedefleri var: 1,5 derece ve 300 milyar dolar. Ama küresel bir adaptasyon hedefi yok. 

  • Bu yıl Belém’de GGA (Global Goal of Adaptation) denen bu hedef kabul edilirse COP30 başarıya ulaşmış sayılabilir. Böyle bir küresel hedef, iklim felaketleriyle ve çölleşme, su, gıda krizi gibi daha yavaş ama kalıcı etkilerle mücadele için daha fazla politika ve finansman akışı sağlayabilir.

Ama Belém’in tek gündemi bu değil, çünkü küresel ısınmanın bu hızla sürdüğü bir dünyada iklim krizine uyum da mümkün değil. Tarihsel sorumluluğu yüksek Batı ülkeleriyle emisyonları hızla artan büyük ekonomiler, mevcut azaltım hedeflerini en az üçe katlamak zorundalar

Belém’de Paris Anlaşması’nın yeni beş yıllık hedef döngüsü de başladı. Ama yeni açıklanan sentez raporuna göre yenilenen hedeflerle bile 2035’e kadar küresel emisyonlar ancak %12 azaltılabilecek. Oysa küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlamak için emisyonların 2030’a kadar yarı yarıya düşmesi gerekiyordu. Peki azaltım başladı mı? Hayır. 

BM Çevre Programı’nın burada sunulan yeni Emisyon Açığı Raporu sera gazı emisyonlarının artmaya devam ettiğini ve 2024’te 57,7 milyar tona yükseldiğini gösteriyor. Zaten 1,5 derece sınırı da geçildi ve bütün bu taahhütler yerine getirilse bile dünya en iyi ihtimalle 2,5 derece ısınacak.

Belém’de her ne kadar azaltım hedeflerinin adaptasyon ve finansman tartışmasının önüne geçmesi istenmiyorsa da özellikle Pasifik ada devletleri gibi 1,5 dereceyi ölüm kalım meselesi kabul eden ülkeler, konuyu gündemde tutmak için bastırmaya devam ediyorlar.

Dezenformasyonla mücadele: 'Hakikat COP'u'

Bu da bizi COP30’un çok kritik bir diğer gündemine getiriyor: Dezenformasyonla mücadele

İklim kriziyle mücadelenin önünü tıkamak için özellikle fosil yakıt şirketleri tarafından organize edilen dezenformasyon kampanyaları, iklim krizinin gündeme gelmesi kadar eski. Bu uğursuz kampanyaların nasıl başladığını Netflix’te geçen hafta gösterime giren Beyaz Saray Etkisi belgeselini izleyerek öğrenebilirsiniz. 

COP30, iklim müzakereleri tarihinde konunun ilk kez resmî COP gündemine girmesi açısından önemli. Brezilya’nın COP30 için kullandığı “Hakikat COP’u” sloganı ve Lula’nın açılış konuşmasında algoritmalardan ve iklim inkarcılarının organize saldırılarından söz ederek dezenformasyon vurgusu yapması, birkaç yıldır küresel iklim hareketinde süren bir kampanyanın sonucu. 

Tabii akla hemen Trump geliyor ama Brezilya da Trump’la koordine çalışan azılı bir iklim inkarcısı olan Bolsonaro’dan daha üç yıl önce kurtuldu. İklim inkarcılığı Brezilya aşırı sağının da önemli bir silahı. Aşırı sağın Avrupa’da bile iklim eylemini yavaşlatmaya başladığı bir dönemde her türlü tıkayıcı ve dikkat dağıtıcı yanlış bilgiyle, çarpıtmayla ve yalanla tek tek mücadele etmek mümkün değil. Belém’de devletler iklim değişikliğinde doğru enformasyonun yayılmasını sağlayacak ortak bir tavır alırsa gelecek yıllarda artması beklenen bu karşı saldırı belki biraz püskürtülebilir. 

Türkiye'nin gündemi

Türkiye’nin ise bu yıl çok özel bir gündemi var. Türkiye, açıkladığı yeni iklim hedefleriyle yine emisyonlarını 2035’e kadar yüzde 20’den fazla artırmayı hedefliyor, dolayısıyla bu yeni hedeflerle de iklim eylemine liderlik etme iddiasında bulunması çok zor. 

Ama yine de 2026’da yapılacak olan COP31’in Antalya’ya gelme olasılığı artıyor. Türkiye geçen yılki Bakü zirvesinden bu yana COP31 için Avustralya’yla yarışıyordu. Batı Avrupa ülkelerinin desteğini alan Avustralya, işinin kolay olduğunu düşündü ama yanıldı. Karar için konsensüs gerekiyor ve Türkiye delegasyonunun kararlı tutumu, Avustralya’nın elini zayıflatıyor. 

  • Türkiye merkezî konumu, Antalya’daki büyük yatak kapasitesi, Expo merkezinin hazır olması, organizasyon tecrübesi gibi çok önemli avantajlara sahip. Avustralya ise giderek artan güneş enerjisi ve batarya kapasitesini ve COP’u Pasifik ada devletleriyle birlikte düzenleme vaadini kullanıyor. Ama dünyanın en büyük kömür ihracatçısı olduğunu gözlerden uzak tutuyor. 

Türkiye, lojistik avantajlarının yanında bir de kömür ülkesi olmadığı argümanını kullanabilseydi aslında bu iş bu kadar uzamazdı. Ama henüz yarış bitmedi. Büyük ihtimalle sonucun kesinleşeceği bu haftanın sonuna kadar her şey olabilir.

COP31’in ev sahipliğini alırsa bu, Türkiye’nin daha iddialı iklim politikaları geliştirmesinin önünü açabilir; sivil toplumun ve aktivistlerin yeni kampanyaları için de önemli bir fırsat yaratır. Bu sayede Türkiye, iklim inkarcılarının değil iklim aktivizminin parladığı bir ülke olabilir. Bu nedenle COP31 kararını Belém’deki diğer gündemlerden çok daha büyük bir merakla bekliyoruz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Ümit Şahin

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi'nde Kıdemli Uzman ve İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Hayatın yeni bekleme odası: Liseyi kaybettik, peki üniversite nerede?

Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Metin V. Bayrak

·

02 Ağu 2026

Hayatın yeni bekleme odası: Liseyi kaybettik, peki üniversite nerede?
AngstAngst

HİKAYE

Alev püskürten ejderha: Ateş bulutları orman yangınlarını nasıl büyütüyor?

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Pelin Cengiz

·

29 Tem 2026

Alev püskürten ejderha: Ateş bulutları orman yangınlarını nasıl büyütüyor?
AngstAngst

HİKAYE

Kumardan alışverişe: Görünmez bağımlılıklar neyi görünür hâle getiriyor?

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Ayça Örer

·

25 Tem 2026

Kumardan alışverişe: Görünmez bağımlılıklar neyi görünür hâle getiriyor?
AngstAngst

HİKAYE

Büküldüğümüz yerden buluşmak: Anksiyete politik mi?

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Nis Tuğba Çelik

·

25 Tem 2026

Büküldüğümüz yerden buluşmak: Anksiyete politik mi?
AngstAngst

HİKAYE

Olgunluktan itaate: Liseyi ne zaman kaybettik?

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

Metin V. Bayrak

·

19 Tem 2026

Olgunluktan itaate: Liseyi ne zaman kaybettik?