

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Mardin Sinema Derneği ev sahipliğinde, direktörlüğünü Döne Otyam ve Hakan Irmak’ın üstlendiği, Çelenk Bafra küratörlüğündeki “GÖKzemin” temalı 7. Mardin Bienali, 20 farklı ülkeden 42 sanatçı ve sanatçı grubunu Mardin’de bir araya getirdi. Burada size onlarca eser arasından birini ve en kalabalığını seçip yazıyorum.
Mardin Bienali’nin en dikkat çekici misafirleri arasında arılar da vardı!
Bu yıl ilk kez Deyrulzafaran Manastırı Bienal’e kapılarını açtı. Manastırın girişinde yer alan duvarda Vahap Avşar’ın “Arıcılık Çalışmaları” ismindeki kar leoparı formunda eseri yer aldı. Avşar’ın eseri, arıları yalnızca bir konu olarak değil, aktif katılımcılar olarak ele alıyor. Sanatçının ekoloji ve türler arası ilişkilere odaklanan çalışması, bienalde en çok dikkatimi çeken işlerden biri oldu. Malatya doğumlu olan Vahap Avşar, çalışmalarını İstanbul ve New York arasında sürdürüyor. Resim, video, heykel ve enstelasyon gibi farklı disiplinlerde üretimleri olan sanatçı, toplumsal ve çevresel sorunları çoğu zaman disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alıyor.
Mardin Bienali kapsamında, küratör Çelenk Bafra ile gerçekleştirdiğimiz gezide, Süryani kültürünün en önemli tarihi yapılarından biri olan Deyrulzafaran Manastırı’nı ziyaret etme ve Mardin Metropoliti ile tanışma fırsatı buldum. Mardin’in yaklaşık beş kilometre doğusunda yer alan manastır, adını çevresinde yetişen “zafaran” olarak bilinen safran bitkisinden alıyor. Manastırın ilk adı Mor Şleymun Manastırı. Ancak 793 yılında Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun gerçekleştirdiği kapsamlı onarım çalışmalarının ardından yapı, onun anısına Mor Hananyo Manastırı olarak anıldı. Daha sonraki dönemde çevresinde yetişen safran bitkisinin etkisiyle, özellikle 15. yüzyıldan itibaren ise Deyrulzafaran adı ile anılmaya başladı. 493 yılında kurulan yapı, yüzyıllardır Süryani Ortodoks toplumu için önemli bir dinî ve kültürel merkez, 12. yüzyıldan 1932 yılına kadar da Süryani Ortodoks Patrikliği’nin merkezi olarak hizmet vermiş. Bugün de aktif olarak kullanılan manastır bölgenin çok katmanlı tarihini ve kültürel mirasını yansıtan önemli bir mekân olmayı sürdürüyor.
Avşar’ın girişte yer alan eserini ve uzun yıllardır sürdürdüğü arıcılık çalışmalarını da bu etkileyici atmosfer içinde kendisinden dinledik. Arıcılığı yalnızca bal üretimiyle sınırlı görmeyen sanatçı, arı kolonilerinin sağlığına ve insan ile doğa arasındaki karşılıklı ilişkilere odaklanan yaklaşımıyla beni çok etkiledi. Sanatçının aktardığına göre, Mardin bölgesinden getirilen iki bal arısı kolonisi, 7. Mardin Bienali kapsamında Deyrulzafaran Manastırı’nın arazisinde nektar ve polen toplarken, yeniden kullanılan ahşaptan oyulmuş kar leoparı formundaki “Arıcılık Çalışmaları” eserinin göbeğinde yaşamlarını sürdürüyor. Böylece arılar, eserin yalnızca konusu değil, aynı zamanda yaşayan bir parçası haline geliyor. İlk olarak Özbekistan’daki Bukhara Bienali için üretilen eser, bu sefer Mardin Bienal’inde Deyrulzafaran Manastırı’nın bir parçası haline gelmiş durumda. Manastırın arazilerinde bugün de zeytinyağı, şarap ve çeşitli tarım ürünleri üretiliyor. Arılar da bu üretim döngüsüne dahil olarak çevreleriyle doğrudan ilişki kuruyor. Sanatçı ayrıca kolonilerin üreteceği balın manastırda yaşayanlarla paylaşılacağını da belirtti.
Peki ya arı aktivizmi nedir?
Arılar, ekosistemlerin ve tarımsal üretimin devamlılığı açısından kritik öneme sahip tozlaştırıcılar arasında yer alıyor. Ancak iklim krizi, kentleşme ve pestisit kullanımı nedeniyle arı popülasyonları Türkiye’de ve dünyada ciddi tehditlerle karşı karşıya. Bu nedenle son yıllarda kent arıcılığı ve arı aktivizmi giderek yaygınlaşıyor. Londra’da ben de çeşitli arıcılık topluluklarıyla karşılaşma fırsatı buldum. Ancak arı aktivizmi yalnızca bal üretmekten çok daha fazla sabır isteyen bir görev. Bazı arıcılar yıllarca bal hasadı yapmadan, yalnızca kolonilerin sağlığını korumak ve arı popülasyonlarının devamlılığını desteklemek amacıyla çalışıyor.
Arıcılık, kovan hazırlığından ana arı ve oğul yönetimine, kolonilerin bakım ve beslenmesinden arı ürünlerinin hasadına kadar uzun bir sorumluluk sürecini kapsıyor. Bu nedenle son yıllarda popülerleşen kent arıcılığı ciddi bir eğitim ve bilgi birikimi de gerektiriyor. Tam da bu noktada Vahap Avşar, yeni başlayan arıcılara yol gösterici bir rol üstleniyor. Sanatçı, Açık Radyo’da yayımlanan Hariçten Sanat programında anlattığı üzere, New York’ta hiçbir maddi beklenti olmadan gönüllü arıcılık eğitimleri veriyor. Arıcılığı yalnızca bal üretimi olarak görmeyen Avşar, arı kolonilerinin sağlığını ve devamlılığını merkeze alan bir yaklaşımı benimsiyor. Bu yönüyle sanatçının Deyrulzafaran Manastırı’ndaki çalışması da arıları estetik bir unsurun ötesine taşıyarak, insan ile doğa arasındaki karşılıklı bağımlılığı hatırlatıyor. Bienal boyunca manastırın arazisinde yaşayan ve üreten arılar, izleyicilere ekolojik kırılganlığı hatırlatırken birlikte yaşamın mümkün biçimlerine dair de düşündürüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
El Niño geliyor; sıcak hava dalgaları karşısında dayanışma, doğadan öğrenilen ruh sağlığı dersleri, çocuklar için doğa hikâyeleri, Mardin Bienali'nde arılar ve sanat, iklime uyumun doğa temelli yolları ve çok daha fazlası.
11 Haz 2026

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







