Ekonomistler yorumluyor: 'Artan siyasi gerilim ortamında faiz artışı kaçınılmaz olacak'

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesinin ve tutuklanmasının ardından iktidar koalisyonunun Borsa İstanbul’a ve döviz kurlarına müdahalesinin ilk hafta bilançosu da ortaya çıkıyor. Artan siyasi gerilim, para piyasalarında dalgalanmalara yol açtı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Türkiye Varlık Fonu (TVF) eliyle kurlardaki ve borsadaki kayıpların önüne geçilmeye çalışılıyor. Ancak Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturma izninin de verilmesiyle piyasa yeniden yön bulma telaşına girdi. TCMB net döviz pozisyonu, İmamoğlu'nun gözaltına alınmasından sonraki ilk üç günde 26,6 milyar dolar düşüş yaşadı.
Gözaltı kararının alındığı gün 11,22 milyar dolar düşen net rezervler, Perşembe günü 2,97 milyar dolar ve haftanın son işlem gününde 12,39 milyar dolar azaldı. TCMB rezervlerindeki üç günlük erime toplamda 26,6 milyar dolar olarak kayıtlara geçti. Kuru dengelemek için yapılan satışlarda buharlaşan 26,6 milyar dolar, son bir yılda TCMB'nin biriktirdiği net döviz pozisyonunun yaklaşık yarısına denk düşüyor.
TCMB'nin aldığı önlemler ve Nisan ayında faiz indirimini pas geçeceğine yönelik beklentiler nedeniyle TL mevduat faizi %45’e dayanarak %42,5 olan politika faizinin üzerine çıktı. Diğer yandan, borçlanma maliyetini doğrudan etkileyen kredi risk primi CDS 300 puan seviyesinin üzerinde seyretti.
Kayıpları önlemek için Varlık Fonu da devrede
TCMB, BDDK, Varlık Fonu ve Hazine başta olmak üzere kamu kaynakları, Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin piyasa değerini korumak, kişi ve kurumların döviz alımının önüne geçmek için kullanıldı. Varlık Fonu bünyesindeki Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıfbank ile Garanti BBVA en çok alım yapan bankalar olurken Ziraat Bankası, 5,8 milyar TL’lik net alımla en çok alım yapan kurum oldu.
Diğer yandan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, döviz piyasalarındaki oynaklığı azaltmak amacıyla Türk Lirası Uzlaşmalı Vadeli Döviz Satım (NDF) işlemlerine başlandığını açıkladı.
TCMB’nin NDF işlemlerine başlaması, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yükselen siyasi tansiyon ve buna bağlı olarak döviz piyasalarında görülen sert dalgalanmalar sonrası geldi. Ekonomistler, bu adımı, döviz kuru üzerindeki baskıyı hafifletmeye yönelik kritik bir müdahale olarak değerlendiriyor.
Siyasetteki gerilim hattının ekonomideki etkilerini ve hasar tespitini uzmanlarla değerlendirdik.
Murat Birdal: Fiiliyatta faiz yüzde 46’ya yükseltildi
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Birdal, tespitlerine siyasi atmosferi anlatarak başlıyor:
“Siyasi krizin tetiklediği bazı piyasa hareketlerinden bahsediyoruz. Bunun çok nesnel sonuçları var. Türkiye’deki rejimin geleceğine dair büyük bir soru işareti ortaya çıktı. Açıktan ifade edilmeyen ‘Bu iktidar seçimle gider mi?’ sorusunun insanların kafasını kurcaladığını biliyoruz. Yakın dönemde yerli ve yabancı yatırımcılara verilen bazı teminatların karşılıksız kaldığını görüyoruz. Geçen bir hafta içinde tahvilde yatırımcılar çok ciddi zarar yazdılar. Erdoğan rejiminin aşamadığı her adımıyla daha da artan bir kredibilite sorunu var. Bunu nasıl çözecek? Daha fazla ve daha yüksek faizler vererek…”
Birdal, politika faizi olarak açıklanan haftalık repo ihale faizinde piyasa fonlamasının durdurulmasının ve gecelik faizin yükseltilerek fonlamanın buradan yapılmasının gözden kaçırılmaması gerektiğini belirtiyor.
Birdal, “Aslında fiiliyatta piyasayı fonlama faizini %46’ya yükseltmiş oluyor. Bunun yanında 25-26 milyar dolarlık döviz satışından bahsediliyor. Orada da ciddi bir miktar likidite piyasadan çekildi, piyasadaki döviz talebini sınırlandırmaya çalışıyorlar. Geçmiş dönemlerden farkı şu: Kur krizinin yaşandığı Nebati döneminde Merkez Bankası’nın eli kolu bağlıydı, şu an değil. Geçmişte politika faiziyle oynayamadıkları için geç likidite penceresinden piyasayı fonlamaya başlamışlardı. Alternatif kanallarala oynayarak faizi yükseltebilirler. Bunun bedeli ne olur? Yüksek faizler olur. Reel sektör zaten zor bir dönemden geçiyor. Yaz aylarında faizlerin %35’e inmesi bekleniyordu. Şimdi tam tersine %46’lara çıktığı bir dönemden bahsediyoruz. Bu hem borç yükü açısından tabloyu bozacak hem de CDS’in yükselmesinden kaynaklı eurobond faizleri de sert şekilde yükseliyor. Enflasyonla mücadele programında öngörülen hedeflerden büyük ölçüde uzaklaşılacak” değerlendirmesinde bulunuyor.
Bunların daha önce yaşandığı dönemde sermaye piyasasının bu kadar sığ olmadığını hatırlatan Birdal, “Yabancı yatırımcı oranının %70 olduğu bir dönemden %30’lara gerilediği bir döneme geldik. Önemli ölçüde Varlık Fonu ile burayı kontrol ediyorlar. Kendileri istemediği sürece geçmişteki kadar büyük bir hareket olmaz diye düşünüyorum" diyor.
Birdal: Ekonomiyi öldürmenin ciddi maliyetleri olur
Birdal ayrıca yaz aylarına yönelik öngörüsünü de paylaşıyor:
"Döviz cinsi borçlanma çok yaygınlaştı, vadeli TL bazı sözleşmelerle burada bir kapı açtılar. Kur riskine karşı kendilerini korumalarını sağlayacak bir mekanizma yarattılar. Şirketler risk gördüğünde dövize yönelecekti ve spekülatif hareketleri daha da şiddetlendirecekti. Kredi faizlerinin tekrar yükselmesiyle beraber piyasanın daralması, yatırım maliyetinin artması ve tüketicilerin tasarrufa kayması zaten sorunlu olan piyasada olumlu görünümün önüne geçen durumlar. Bunlar devam ederse yaz aylarında olumsuz piyasa koşullarıyla karşılaşmaya devam edeceğiz.”
Bunun bir de ücretliler, emekçiler, dar gelirler tarafı var. Ücretlilerle ilgili olarak Birdal, “En önemlisi ücret tarafı. Kur hareketiyle paralel enflasyonda bir tırmanış yaşayacağız. Kurdaki sınırlı da olsa yükseliş enflasyon hedeflerini büyük ölçüde bozacak ve ücretlerin satın alma gücünde hızlı bir erime yaratacak. Asgari ücrete yıl ortasında zam yapılmayacak ve bu yılı bu ücretle geçirecekler. Enflasyonun yıl sonu %30’larda olmasını bekliyorum ancak bunların hepsi kur tarafındaki gelişmelere ve TCMB'nin para politikalarına bağlı. Enflasyonu düşük çıkarmak için ekonomiyi iyice öldürebilirsiniz ama yaptığınız tedavinin de ciddi maliyetleri olur” ifadelerini kullanıyor.
Güldem Atabay: Tahvil piyasasından para çıkışı devam edecek
Faiz, kur ve enflasyon açısından yakın dönemde neler olabileceğini konuştuğumuz ekonomist Güldem Atabay’ın gelişmelerle ilgili genel düşünceleri şöyle:
“Borsadaki yabancı yatırımcı, faiz indirimi oluyor diye oradan çıktı. Yabancı yatırımcının esas yoğunlaştığı yer tahvil piyasasıydı. Alınan önlemlerle ve Varlık Fonu kurumlarının alımlarıyla desteklenerek borsayı belli bir yerde tutmaya çalışacaklar. İçerde dönen paranın bunu yükseltemediğini biliyoruz. Bir önceki seçimin öncesinde olduğu gibi bir halka arz furyası olmayacaktır. Borsa, 9000 puan sınırının altından aşağı doğru süzülecek. Al-tut zamanı değil, al-çevir dönemi gibi bir döneme girilir diye düşünüyorum. 10 yıllık tahvil faizi %30’ların üzerine çıktı tekrar, bu Türkiye için çok olumsuz bir durum. 10 yıl sonra enflasyonun %30 ve üzeri olacağını ima eden bir durum var. 2 yıllık tahvil daha büyük satış yedi, buradan para çıkışı devam edecektir. Mevcut siyasal durumun devam etmesi not artışını engelleyeceği gibi not indirimini de beraberinde getirebilir. Tahvilden para çıkışı sürecek.”
Merkez Bankası’nın aldığı önlemler işe yarar mı sorusunu ise Atabay şöyle cevaplıyor:
“Merkez Bankası’nın 26 milyar doları üç günde harcaması, TL likiditeyi yönetmesi, vadeli döviz işleri yapması, gecelik faizi yükselterek oradan fonlamaya çalışması, faizi %42,5 yerine %47-49’lara çekmeye çalışması, bir yere kadar işe yarar. Faiz indirimi senaryoları değişecek; Merkez Bankası’nın faiz artırmak için eli tetikte olacaktır. Şimdi artık defans pozisyonu alıyor. Yıl sonu için %30’larda bir enflasyon hedefi ulaşılmaz gözüküyor. Siyasi gerilim devam ettikçe ve tahvil tarafında yabancıların çıkışı sürdükçe faiz artışı kaçınılmaz olacak. Gecelik piyasadan çıkan para da 170 milyar dolar civarında, o para kısa vadeli dövize endeksli fonlara gitti, dövize gitmesi de an meselesi.
Eğer TCMB 26 milyar dolar satmasaydı ne olacaktı? Dolar/TL, 38’ler yerine 42-43’lerde olacaktı. Yıl sonunda bu seviyenin üzerine çıkması olası. TCMB, ya TL’yi bırakacak ki döviz rezervi eksiye inmesin, ama o zaman enflasyon tamamen çöp olacak ya da baskılamaya devam edecek CDS 1000’lere çıkacak. Program artık bitti defansif hareketlerle siyasi gelişmelere, seçime kadar top çevrilmesine döndü. Daha popülist bir para politikası devreye girecektir. Reel sektör yatırımlarında ciddi sıkıntılar olacaktır. Not indirimleri gelecektir. Ekonomide yavaşlama olacak, hane halkı harcamaları azalacak, herkes korunma pozisyonuna geçecektir. Risk döviz tarafında, iktidarın atacağı yanlış adımlar riski tetikleyecektir. Bankalara alış satış marjını aç talimatı vereceklerdir, likidite yöntemlerine bankalardan destek isteyeceklerdir.”
Sinan Alçın: İktidar koalisyonu, büyük kentlerdeki ranta erişemez oldu
Kırklareli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın’a enflasyonla mücadele konusunda beklentilerini sorduk.
“Özellikle seçimler sonrasında yabancı sermaye çekme motivasyonuyla izlenen ‘rasyonel politikalar’ olarak adlandırılan IMF politikalarının bir şekilde biriktirdiği rezervlerin hızla erimeye başladığı bir haftayı geride bıraktık” diyen Alçın, şu gelişmelere dikkat çekiyor:
“Genel seçim sonrasında ekonomi yönetiminin sağlamaya çalıştığı sözlü yönlendirmenin de, rasyonel bir zeminde hareketin de artık sonuna gelindiğini ve başka bir motivasyonun iktidar koalisyonu tarafından ortaya çıktığını görüyoruz. Bu motivasyonu sağlayan bölgesel, küresel aktörlerin—ABD, Avrupa Konseyi gibi—muhtemelen yönlendirmelerinin de etkisi var. Önceliğin fiyat istikrarının sağlanmasından ziyade, üretimdeki tıkanmanın önüne geçebilmek ve sermaye birikiminin sağlanmasını sürdürmek olduğunu anlıyoruz. Bu sağlanırken de daralan ekonomik yapı hamleleri öne çıkıyor. 2010’da Türkiye ekonomisindeki tıkanma sonrasında özellikle bu iktidar koalisyonu ile FETÖ bileşenleri arasındaki gerilim, paylaşımdaki daralmaya bağlı olarak ilk çatışmanın ortaya çıktığı dönem oldu.
Şu anda da inşaat dışında büyüyen bir sektör yok. Enflasyonla mücadele konusunda rasyonel politikaların da bizi getirdiği bir yer yok. Bu da pastanın küçülmesine neden oluyor. Türkiye ekonomisi bir taraftan kamu-özel işbirliği ve Hazine garantili projeler üzerinden dönerken diğer taraftan yerel yönetimlerde bu sermaye birikiminin izlerini görmek mümkün. Son yerel seçimlerde CHP’nin büyük başarı elde etmiş olması da, özellikle büyük şehirlerdeki rantın iktidar koalisyonu tarafından ulaşılamaz hâle gelmiş olmasına ve ekonomideki tıkanmanın iktidar koalisyonu tarafından daha şiddetli hissedilmesine neden oldu.
İktidar koalisyonu, en uzak ihtimalle 2028’deki seçimlere elini güçlendirerek gitmek istiyor. Bir taraftan siyasi fay hatları üzerinden giderek bir konsolidasyon yaratma çabası var. Diğer taraftan seçime kadar partilerin yanı sıra sermaye gücünü, vakıf ve dernek gibi siyasi koalisyona yakın oluşumlarla konsolidasyon yaratmak isteniyor."
Genel seçim sonrası izlenen politikalar sonucu Merkez Bankası'nın somut bir başarı elde edemediğini ancak rezerv konusunda önemli kazanımlar elde ettiğini belirten Alçın, “Aradan geçen bir haftada yaklaşık 30 milyar dolarlık erime yaşandı, aynı gerilim aynı şiddette devam edecek olursa ekonomik kurumların dayanma gücü de azalacaktır, şirketler açısından ise zaten karanlık olan görünüm daha da belirsiz hâle gelmiş durumda. Yıl sonu enflasyon hedefim %45-50 bandındaydı, şu an için hâlâ aynı düşüncedeyim. Ortaya çıkacak yeni gelişmeler, rezervlerin durumu, Ukrayna-Rusya arasında barış ya da yeniden şiddetlenecek savaş hâli, Çin’in gümrük tarifelerine karşı alacağı tedbirler yıl sonu enflasyon hedefini etkiler. Türkiye borçlanmak zorunda olan bir ülke ve borcu da borçla kapatmak zorunda kalan bir hazineyle karşı karşıyayız. Borcu borçla kapatmanın tek yolu daha fazla faiz önermek, şu anda bu süreci yaşıyoruz. CDS primlerindeki artış da zaten Türkiye’nin yükselen borçlanma maliyetini daha da yukarı taşıyor” açıklamasında bulunuyor.
Ömer Rıfat Gencal: Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları bozulacak
Tüketici kredilerinin %121 artmasının ve tüketici kredi kartlarındaki artışın da %250’lerde seyrediyor olmasının genel problemi gösterdiğini ifade eden ekonomist Ömer Rıfat Gencal, KOBİ kredilerindeki artış hızının 2020’deki yıllık artış hızlarına ulaşmak üzere olduğuna dikkat çekiyor.
Gencal, siyasi gerilimin artmasının ardından son gelişmeleri şöyle değerlendiriyor:
“Hem reel sektörde üretim tarafında hem de tüketim tarafında problemler var, sanayi sektörünün durumu içler acısı çünkü kredi bulma konusunda problemler var. Döviz borçlananlar açısından da durum kötü. Döviz kredilerinin 180 milyar dolara kadar çıkmış olması, bankacılık kesimi dışındaki reel sektörün döviz short pozisyonunun 160 milyar dolara çıkmış olması ve bu son kur hareketinin gerçekleşmiş olması, 200 milyar TL’nin üzerinde bir maliyeti reel sektörün üzerine yıkmış durumda.
Bunlar ilk etapta hesaplanmış olan hasar tespiti. Bunların makroekonomik verilere yansımasını hep birlikte göreceğiz. Bundan sonra enflasyonun TCMB’nin hedeflediği yerde olmayacağı kesin, enflasyon beklentilerinin bozulacağı kesin, fiyatlama davranışlarının reel sektörde bozulacağı kesin. Enflasyonla mücadele, otomatik olarak rafa kalkmış olacak. TCMB, döviz kurlarını baskılayarak bunu yapmaya çalışıyor ancak bu sürdürülebilir değil.”
Gencal: İnanılmaz bir keyfiyet ve vurdumduymazlık var
Reel sektör tarafından yatırımları artıracak ve ücretli çalışanların geleceğe rahat bakmasını sağlayacak huzurlu bir ortamın olmadığına ifade eden Gencal, “Borsada yeni bir düşüş dalgasının gelmeyeceğini kimse garanti edemez, inanılmaz bir keyfiyet ve vurdumduymazlık var; tek bir kişinin ikbali için 86 milyonun geleceği ipotek altına alınıyor. Uyguladığınız makroekonomik politikaların sürdürülebilir olması, dengeli olması piyasanın kendi dinamikleriyle çalışabilir olmasını gerektiriyor.
Eğer bu olmazsa açığa satışın yasaklanmasını uzatıp duracaklardır. Bu da piyasadaki derinliği, katılımcı sayısını düşürecektir. Şu anki yönetim sistemiyle borsadaki şirketlerin değer üretebilecek, değer kazanabilecek potansiyeli olduğunu düşünmüyorum. Siyasi iktidar değişmeden buradaki gelişmeler kolay kolay düzelmez. Reel sektörde cirolar düşüyor, iş hacmi düşüyor, karlılık düşüyor. Bunların hepsinin düştüğü bir ortamda reel sektörün hiçbir şey olmamış gibi yoluna gitmesini bekleyemeyiz. Fiyatlama davranışları tamamen değişmiş durumda. Piyasanın enflasyonda %28-30 beklentisi bile çöp oldu” değerlendirmesinde bulunuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bu hafta yurt içinde Ekim ayı enflasyonu, imalat sanayisi PMI verileri ve öncü dış ticaret istatistikleri öne çıkarken, yurt dışında ABD'de Ekim ayı istihdam verileri, İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) faiz kararı ve Avro Bölgesi öncü enflasyonu ön planda.
01 Kas 2026

Dünyanın en büyük kripto para borsası Binance'e yönelik tarihin en büyük saldırılarından birinde 6,3 milyar dolarlık varlık etkilendi. Saldırganlar farklı blokzincir ağlarında varlıkları transfer edip ETH ve Bitcoin'e dönüştürmeye yönelirken, Tether, Circle ve diğer kripto kuruluşlarının müdahaleleriyle yaklaşık 2,7 milyar dolarlık varlık donduruldu. Saldırı, dijital finans sisteminin güvenliğini ve kripto piyasasında merkezî müdahale gücünü yeniden tartışmaya açtı.

ABD Merkez Bankası (Fed), güçlü ekonomik büyüme ve yüksek enflasyon karşısında politika faizini sabit tutarken, Aralık ayında yeni faiz artırımlarına gitme ihtimali güçleniyor.

Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenlenecek COP31 yaklaşırken, iklim değişikliğinin ekonomik büyüme, üretim, enflasyon ve finansal istikrar üzerindeki etkileri yeniden gündemde. Aşırı hava olaylarının yol açtığı ekonomik kayıplar, merkez bankalarını ve finansal kuruluşları iklim risklerini daha kapsamlı biçimde değerlendirmeye yöneltiyor. Ancak bu süreçte ekonomi yönetimlerinin hem iklim risklerini küçümsemekten hem de geçici şoklara aşırı tepki vermekten kaçınması gerekiyor.

Türkiye’de özel sektör tahvilleri, finansman bonoları ve kira sertifikalarında yaşanan ödeme sorunları fon krizinin ardından farklı bir boyuta taşındı. Yılbaşından 27 Ekim’e kadar 14 şirketin TL cinsi borçlanma araçlarında 60 ödeme aksaklığı yaşanırken, vadesinde ödenemeyen anapara toplamı 12 milyar 697 milyon liraya ulaştı.




