Markus'un mutfağından: Ekşili köfte

Reçete: Sinan Büdeyri
Menü oluştururken iki yol vardır: Ya malzeme üzerinden ya da restoranın kimliği üzerinden gidersin. Markus’u kurarken yola özgün bir malzemeyle çıktık. Fakat o malzeme bir yerden sonra hapishanemiz hâline geldi. Kaburga gibi güçlü bir amiral gemisinin yarattığı kimlik mutfaktaki diğer tüm kalemleri tolere ediyor. Sonrasında yapabildiğin diğer ürünleri göstermen zorlaşmaya başlıyor. Bu sıkışmışlık hissini farkettik ve dedik ki, "Bizim artık yavaş yavaş sadece kaburgacı olmaktan çıkmamız gerekiyor." Peki bunu nasıl yapabiliriz? Bu menüdeki tüm kalemleri birleştiren çatı ne?
Pop-up projemiz Wondercats’de de yaptığımız gibi her şeyden önce çatıyı belirlememiz gerekiyor. Markus’taki çatımız ise açık ateş ve rustik tabaklar. İlk günden beri açık ateşi mutfak metodu olarak kullanıyoruz, çok iyi bildiğimiz bir alan. Durum böyle olunca da sadece kaburga yapmak yerine, et ve diğer tüm malzemelerin açık ateşten çıkması unsurunu çatı olarak belirledik.

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Tabaklarımda sıklıkla vurguladığım gibi bence en önemli unsur tuz kullanımı. Patlıcan tabağında da dört farklı tuz kaynağı var: Soya, miso, kimchi ve garum. Bunlara bir de etin kendi suyu dahil oluyor. Patlıcanı közleyip sosunu hazırladıktan sonra fesleğenli yeşil yağ ile birlikte haşlanmış yumurta ekleyebilirsiniz. Malzeme olarak oldukça basit ancak tat olarak oldukça derin. Her bir malzemenin katman katman birleşmesi, yemeğin bambaşka bir hikaye anlatmasını sağlıyor.
Onca menü hazırlıyorsun, birçok yenilik katıyorsun ama günün sonunda kararı müşteriye bırakıyorsun; belki araya birkaç tane gizli tabak yerleştirip keşfedilir mi diye bekliyorsun. Mesela ben ekşili köfteyi artık menüden çıkartmak istiyorum ama biliyorum ki en çok sevilen yemek ve hâlâ yolu var.
Malzemeler
Köfte için:
- 1 kilogram kıyma
- 75 gram panko
- 75 gram soğan
- 2 gram kimyon
- 1 gram karabiber
- 11 gram tuz
- 48 gram şişmiş ince bulgur
- 24 gram kırmızı soğan
- Taze baharatlar
Sos için:
- 100 gram nar ekşisi
- 100 gram su
- 20 gram kırmızı soğan, doğranmış
- 1 adet çubuk tarçın
- 2 çimdik kimyon
- 18 gram şeker
- 2 gram yenibahar
- Demi-glace
Yoğurt için:
- 100 gram süzme yoğurt
- 15 gram acı yağ
- Tuz, tütsü
Yapılışı
- Panko ve soğan ayrı ayrı mutfak robotundan çekilir.
- Kırmızı soğan ve taze baharatlar doğranır.
- Tüm malzemeler karıştırılarak homojen bir hâl alana kadar yoğurulur ve her biri 24 gram olacak şekilde porsiyonlanır.
- Sos malzemelerinin hepsi birleştirilir ve 3'te 1'i kalana kadar kısık ateşte çektirilir.
- Yoğurt, acı yağ ve tuz karıştırılır. Ardından tütsüleme işlemi uygulanır.
- Köfteler tavada önlü arkalı yüksek ateşte pişirilir.
- Sos tavaya alınıp çektirilir; köfteler izlendikten sonra içine eklenir ve iç ısısı kontrol edilerek pişirilir.
- İsli yoğurt tavaya alınarak ısıtılır.
- Bir kaşık yoğurt tabağa alınıp kaşık yardımıyla yayılır ve köfteler üzerine yerleştirilir. Yeşil yağ, acı yağ ve mikro filizler eklenerek bitirilir.
Afiyetler!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Markus’un Ribs Society ile "kaburgacı" olarak başlayan yolculuğu nasıl bugünkü hâline evrildi? Biraz sektör biraz da mutfağı şekillendiren unsurları Emirhan Paralı ve Sinan Büdeyri anlatıyor. Markus'un meşhur ekşili köftesi ise Reçete'de.
08 Haz 2024

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Kemikleri ve iç organlarıyla yenen ortolan kuşu, Fransız gastronomisinin en tartışmalı yemeklerinden biri. Dumas’nın mutfak sözlüğünden "Succession"a uzanan hikayesi, bir lokmalık haz uğruna hayvanlara çektirilen acıyı gündeme getirirken geleneksel olarak ortolanları yerken başa örtülen peçete, başka bir soruyu da akla getiriyor: Yemek yerken neden saklanırız?

Nezleyken elma neden elma gibi gelmez, kırmızıya boyanmış beyaz bir şarap kırmızı şarap gibi algılanabilir mi? Lezzet yalnızca dilimizin işi değil. Koku, görme ve ağızda oluşan duyumların kesişiminde şekillenen bu deneyim, bir yiyeceği tanımamızdan onu sevmemize kadar pek çok şeyi etkiliyor.

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.




