Midilli'de ouzo: Plomari rotası

Yunanistan'da içilen ouzo'nun yaklaşık %70'i bu adadan, dünyada içilenin ise neredeyse yarısı. Merkez üssü, güney kıyısındaki Plomari; kasabada bugün hâlâ beş büyük damıtımevi çalışıyor. Rakı sofrasına aşina bir damak için Plomari, tanıdık bir ritüelin başka bir aksanla söylenmiş hâli.
- VarVayanni Ouzo Müzesi (Plomari-Mytilene yolu 1. km): 1860'tan bu yana, beş kuşaktır beş çeşit ouzo damıtan bir ailenin müzesi. 1858 tarihli imbik, eski şişeleme makineleri ve cömert bir tadım masası bulunuyor. Giriş ücretsiz sayılır, tur ve tadım için birkaç avro isteyebiliyorlar. Sizi gezdirenin bir Varvayanni olma ihtimali yüksek. Nisan-Ekim arası pazar hariç 09.30-15.30, cumartesi günleri 09.30-15.30.

Ouzo'nun başkenti Plomari. Fotoğraf: Kalogeropoulos.
- The World of Ouzo (Plomari, Kampos Plagias): Yunanistan'ın en çok satan ouzo'su Plomari Isidoros Arvanitis'in zeytinlik içindeki çalışan damıtımevi. On sekiz el yapımı bakır imbiğin arasında dolaşıyor, anasonu ve bitkileri kokluyor, sonunda tadıyorsunuz. Salı-cumartesi 10.00-14.00, yarım saatlik tur tadım dahil 2 avro; biletler kapıdan alınmıyor. Önceden rezervasyon şart.
Ouzo masasının üç kuralı: Kadeh tek başına gelmez, yanında en az bir küçük meze olur; en makbulü tuzlanmış papalina. Su ve buz ayrı gelir, ouzo bulutlanana kadar beklenir. Ve acele edilmez; Plomari limanında bir ouzo masasına oturanlar, saatin değil sohbetin bittiği yerde kalkar.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ayvalık'tan 45 dakikada varılan adanın eksiksiz gastrorehberi: Nerede yenir, nerede kalınır, nerede ouzo içilir?
13 Ağu 2026

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Kemikleri ve iç organlarıyla yenen ortolan kuşu, Fransız gastronomisinin en tartışmalı yemeklerinden biri. Dumas’nın mutfak sözlüğünden "Succession"a uzanan hikayesi, bir lokmalık haz uğruna hayvanlara çektirilen acıyı gündeme getirirken geleneksel olarak ortolanları yerken başa örtülen peçete, başka bir soruyu da akla getiriyor: Yemek yerken neden saklanırız?

Nezleyken elma neden elma gibi gelmez, kırmızıya boyanmış beyaz bir şarap kırmızı şarap gibi algılanabilir mi? Lezzet yalnızca dilimizin işi değil. Koku, görme ve ağızda oluşan duyumların kesişiminde şekillenen bu deneyim, bir yiyeceği tanımamızdan onu sevmemize kadar pek çok şeyi etkiliyor.

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.




