EN GÜZEL SÜRGÜNDE

Ellerimi gözlerime siper yaparak güneşi kesmeye çalışıyorum. Karşımda Neruda. Neredeyiz biz Pablo? En güzel sürgünde diyor Neruda. Capri’nin kuşatmasında.
EN GÜZEL SÜRGÜNDE

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Hazal Yılmaz

Çımacı ipi çözüyor. Denizin ortasında yüzen bir koloninin birleşenleriyiz şimdi. Ben, kafasına bağladığı eşarbın peşinden rüzgârı kovaladığım Sophia ve bir melodi Dance me to the End of Love. Altında durduğumda beynimdeki düşüncelerle birlikte üzerime çökecek gibi görünen binalar yoklar. Yüzüme sıcağını harlayan asfalt da. Fiillerini -maz, -mez ekiyle çeken anneler, emir kipinde konuşanlar, birbirinin gözüne bakan iki kişi arasında desibel farkı yok. Yağlanmamış kapının tıkırtısı, dalgaların çırpıntısı eşlik ediyor yolculuğumuza. Yirmi yedi şarkı, dört utangaç gülümseme sonrasında yanaşıyoruz denizin ülkesi Hydra’ya. Sophia, mavi kareli muşamba torbasıyla uzaklaşıyor. Şurada bir kahve içer miyiz demek istemiştim ama olmadı. Beni bulurmuş o.

Ada turunu yeni tamamlamış eşek beyden yol isteyip tavernaya oturuyorum. Kimse ne yiyip içeceğimi sormuyor. İçeriye başımı uzatıyorum, havanın akışını yukarıya kaldırdığı eliyle kesebilen Elias durmamı istiyor. Beklememi. Ada saatine geçmemi. Aceleden neler kaçırmışım meğer. Sağımdaki masada Lawrence Durrell ve Henry Miller çıplaklığın anatomisi üzerine sohbetteler. Henry’nin gözlükleri masada. Lawrence teknesini bağladığı babaya bakıyor. Yalpalanıyor diyor. Gerdirmek gerek. Henry, “Charmian’lara yeni gelen çocuğu gördün mü?” diye soruyor, “Leonard mı?” diyor Lawrence, “Geçenlerde buradaydı, gömleğinin üstten iki düğmesini deliklerinden ayırmış, elinde kurşun kalemle kâğıdın başında oturuyordu.” Gülümsüyorlar. Charmian Clift ve George Johnston’ın Leonard Cohen’e yataklık ettiği, bitmemiş cümlelerini tamamlayan memleketinde, suda ırgalayan kayığın, mavi bacaklı tahta sandalyelerin, bulutların arasında kaybolsa da her şeye yukarıdan, ben bilirim edasıyla bakan güneşin dilini konuşsam, bunlar olurdu hikâyeleri. Elias yaklaşıyor o sırada. Tepsisinde Mythos. Yemek siparişleri sonra.

Kolaj: Meriç Canatan


“Vous voulez d’autre chose?” Başka ne istersiniz diye soruyor garson. Fransızca. Etrafıma bakınıyorum. Denizin rengi aynı. Pantonesi biraz değişti. Gözlükleri taktığımda mavi. Çıkarınca nil yeşili. Gündüz düşlerinde miyim, yoksa bir anıya mı yolculuk etti aklım. “Non merci” diye cevap veriyorum. Teşekkürler, kalkacağım. Şarabın son kalan yudumunu dikiyor, cebimdeki bozuk paraları masaya bırakıyor, masanın üzerinde dinlenen Mon Ami Maigret (Arkadaşım Maigret) kitabını alıp çantama yerleştiriyorum. Porquerolles sokaklarında, Simenon’la yolculuktayım. Yavaş yürüyor George. Adımlarımı hızlandırdığımda kolumdan tutuyor beni. Adımlarını aklındakilere değil, aklındakileri adımlarına uydur diyor. Hiç konuşmadan Plage Notre-Dame’a doğru ilerliyoruz. Yazması gereken 16 sayfa varmış o gün. Beni bırakıyor kumların başladığı yerde. Piposunu cebinden çıkarıp ceketini sırtına alıyor. Ayakkabılarını çıkar, tabanların yansın biraz diye bağırıyor arkamdan. Şezlonglardan uzakta, dalların güneş ışınlarıyla oynaştığı bir kuytudayım. Sayfa 60. yoksa 59 muydu? Neyse bölümün başından başlayayım iyisi mi.

Gözlerimi açıyorum. Elimdeki kitap kuma gömülmüş. Tepemdeki gölgenin sebebi çikolatalı dondurması parmaklarından kollarını izleyerek küçücük bedenine akan çocuk. Elindeki külahı bana doğru uzatıyor. Gülümsüyorum. “Ciao!” diyor velet. Arkasından onu koltuk altlarından tutarak denizde yıkamaya götüren dedesi de eli şapkasında selamlıyor yanımdan ayrılmadan. Olduğum yerde doğruluyorum. Üzerimdeki kıyafetlere bakılacak olursa Porquerolles’den İtalya’nın bu adasına yüzerek gelmiş olamam. Belki de ışınlanmanın geliştirildiği geleceğin ilk deneklerinden biriyim. Çok da önemi yok. Gözlerimi kapadığımda düşlediğim yerlere götüren zihnim kafatasımın içinde. Etrafta rengârenk şemsiyeler; havlularına serilmişler, sarınmışlar; radyoda maçın son dakikalarını yakalamak için uğraşanlar, top sektirenler. Güneşim kesiliyor bir anda. Tepemdeki gölgenin cüssesi geniş. Simenon seni buralarda bulacağımı söylemişti diyor hiç tanımadığım bir ses. Ellerimi gözlerime siper yaparak güneşi kesmeye çalışıyorum. Karşımda Neruda. Neredeyiz biz Pablo? En güzel sürgünde diyor Neruda. Capri’nin kuşatmasında.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

Herkesin bizden olduğu memleketten merhaba! Soli. Yanında.

1 Haziran Denize Bakma Günü kutlu olsun!

01 Haz 2021

İllüstrasyon: Ayşe Ezgi Yıldız

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR