Evre B. Clarke zorbalığı: Politik nihilizm interneti nasıl kuşattı?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Sosyal medya, geçen aylarda yine takip edenleri şaşırtan bir zorbalık vakasına sahne oldu. İnsanların uzun süredir kanserle mücadelesini takip ettiği sanatçı Evre B. Clarke, yaklaşık 1 ay önce kansere yenik düştüğünü ve son günlerini yaşadığını takipçilerine duyurmuştu. Bu süreçte sosyal medyada tedavi masrafları için GoFundMe kanalından, herhangi bir aracı kurum olmaksızın sadece onun mücadelesine tanık olanların desteğiyle bağış toplanmıştı.
Ancak çok geçmeden Evre’ye dair sorgulamalar da başlamıştı. Eski paylaşımları gerekçe gösterilerek başına gelen kötülüğü hak ettiğini söyleyenler oldu; onun bir dolandırıcı olabileceğine dair teoriler geliştirildi; ölse bile topladığı paranın miktarını abartılı bulanlar oldu. Tüm bunların ardından Evre’nin hesabını gizlemesi ile sanki kamusal bir yolsuzluk yapmış gibi hesap vermekten kaçtığı yönünde imalar gelmeye başladı. Nitekim tüm süreç boyunca doktor raporlarını düzenli olarak paylaşan Evre, bir süre sonra hayatını kaybetti.
Hayatını kaybetmesiyle beraber insanlar, onun son günlerinde gördüğü siber saldırının şokuyla bir daha yüzleşti. Böyle bir “zalimlik” pratiğini anlamlandırmakta güçlük çekenler haklı olarak öfkelendi; hatta bir çeşit ümitsizliğe kapıldı. Son dönemde çok fazla gördüğümüz “kötülük” kategorisi yeniden bu hikayenin baskın örüntüsü hâline geldi. Ancak genellikle yapısal nedenleri gizlemeye neden olan bu "kötülük" perdesini biraz sıyırırsak Evre’nin son günlerinde kristalleşen saldırgan tavırları, esasen konjonktürel ve politik bir zemine oturan daha büyük bir resmin parçası olarak değerlendirebiliriz.
Sosyal medyanın gündelik hayata etkisi tartışmalı olsa da, bir zamanlar bünyesinde alternatif kamusal imkanlar barındırmasıyla ön plana çıkan siber ortamın günümüzde gelişen algoritmalarla birlikte bu araçların üzerinde kontrol sahibi olan her türlü odak tarafından bir denetim sahasına dönüştürüldüğünü söyleyebiliriz. Ancak bu denetim işlevinin gölgesinde, gündelik hayat ile internet kesişiminde en azından ortak söylemler etrafında kümelenen çeşitli politik ve kültürel zihniyetlerin yansımalarını bulmak mümkün.
Bugün izolasyonun radikal seviyelerde seyrettiği, eşitsizlik ve güvencesizliğin giderek arttığı ve bunların karşısında ise politikayla temasın en yerel âallerinin dahi marjinalleştiği bir denklemde, bunlardan kaynaklanan huzursuzluk ve öfke, kendisini alternatif bir kamusal alan olarak değerlendirilen sosyal medyada gösteriyor. Gündelik hayatın eşsiz durağanlığının karşısında sonsuz bir akış ve keskin bir duygu ekonomisi ile şekillenen bir mecradan söz ediyoruz. Dolayısıyla çeşitli maddi ve duygusal etkilere sahip olan bu mecralar, çağın temel politik, kültürel ve duygusal dinamiklerinin farklı biçimlerde kendisini gösterdiği alanlar olarak öne çıkıyor.
Yazar Richard Seymour, içinde yaşadığımız dönemin temel duygusunun, sınıf toplumunun ve neoliberalizmin güvensizlikleri ve paranoyasından beslenen kin/öfke (resentment) olduğunu söylüyor. Ona göre adalet duygusu için vazgeçilmez olan bu his, aynı zamanda “duygusal bir bataklığa” dönüşüp uç durumlarda “politik olarak mümkün kılınmış bir zulüm tutkusuna” yol açabiliyor. Seymour, The Twittering Machine kitabında bu tutkunun en eksiksiz işlediği yerin sosyal medya olduğunu belirtiyor.
Ona göre sosyal medyanın narsisizmden, beğeniler, tıklamalar ve takiplerden gelen dopamin patlamasına kadar farklı şekillerde işleyen duygusal ekonomisi "hayalleri, arzuları ve zayıflıkları" sürekli manipüle ederken, öfke ve çatışma gibi etkileşime ulaşmanın en hızlı yolları, kullanıcıları kolayca linç kampanyalarının, hararetli tartışmaların, trollemelerin ve diğer çevrimiçi zorbalık türlerinin içine sürükleyebiliyor.
Bu açıdan gündelik hayatın huzursuzluğu, hiçbir sorumluluk ya da bedel ödenmeyeceği düşüncesiyle insanlara yönelen zalimlik ve külyutmazlık performansında kendini buluyor. Bugün iktidar tarafından siyasetin dışına sürüklenmiş, gelecek duygusundan yoksun ve güvensizlikle baş etmeye çalışan gençlerin öfkesi, tutarlı bir politik zemin bulamadığında, toplumsal ve ahlaki değerlerin askıya alındığı nihilist bir bataklığa sürükleniyor. Üstelik sınıfsal niteliğe de sahip olan bu öfke, kendini yaratan koşullarla yüzleşmek bir tarafa, onu pekiştiren bir zeminde işliyor. Ancak bu, yalnızca kullanıcıların organik tepkilerinden doğmuyor; büyük ölçüde yönlendiriliyor.
Evre’nin linç kampanyasında da başı çeken internet ünlülerin üstlendiği işleve yakından bakmak gerekiyor. Bu ünlüler/fenomenler, çeşitli alanlarda biriken toplumsal huzursuzlukları hem kendi sembolik sermayeleri için kullanıp hem de huzursuzlukların politik niteliğini tamamen aşındırmaya hizmet ediyorlar. Bunu, hiçbir değer ve ahlaki prensip tanımadan, toplumsal yaşamdaki huzursuzluğu “bir çeşit ebedi ergen huzursuzluğuna” çevirerek salt saldırganlıkla, sürekli “başkalarını ısırarak” sürdürüyorlar. Sosyal medyanın yapısından kaynaklı olarak bu tür siber zorbalık ve saldırı pratikleri de kayda değer bir yaptırıma sahip olmadığı için sorumluluk sahibi olmayı gerektirecek bir sonuç ortaya çıkmıyor.
Dolayısıyla saldırgan trollüğün bu eşsiz icrasıyla takipçilerine sembolik tatmin sağlayan parazitler olarak değerlendirebileceğimiz bu internet ünlüleri, trollük ve sinizmi bir çeşit “ekmek kapısı” olarak kullanıyorlar. Rebecca Solnit, "The Habits of Highly Cynical People" yazısında trollüğün psikolojik olarak kişinin kendi duygularından kopmasını ve felsefi anlamda ise eylemlerinin hiçbir sonucu olmamasıyla bir kopuş sanatı olduğunu söylüyor.
- Böylece sınırsız bir şekilde hareket etme imkanına yol açan troll özgürlüğü, empatiyi dışlayan, zorbalığı temel eylem biçimi hâline getirmiş nihilist bir kompozisyona yol açıyor.
Günün sonunda politik ve toplumsal infiallere karşı sadece çaresizlik içinde duygusal reaksiyonlar veren, bunların karşısında tutarlı politik eylem kapasitesini yitirmiş ve daimi olarak kendini yeniden üreten bir iktidarsızlık hissiyle cebelleşen insanların sürüklendiği bu politik nihilizm, doğru kanallara yönelmek yerine, Evre gibi savunmasız insanları veya madun grupları hedef alan yıkıcı bir seyir izliyor.
Toplumsal huzursuzluktan neşet eden öfke ve kinin muktedirle gerçek bir yüzleşmeye veya tutarlı bir muhalefete evrilmesine engel olan bu mekanizmanın başka gündemlerde de işlediğini görebiliyoruz. Örneğin sokak köpeklerine dair katliam yasası söz konusu olduğunda internetin her yerini sarıp daha sonra bir anda ortadan kaybolan videolardan, birtakım asayiş konularının sürekli harlandığı gündemlere kadar esasında sosyal medya üzerinden iktidarın ajandasına hizmet eden bir algı yönetiminin kolayca işletildiği ve her türden nüansın ve şerhin saldırganlıkla ve hatta linç çabalarıyla karşılandığı bir resimden söz ediyoruz.
Dolayısıyla buradan bakınca korkunç bir yıkımla sonuçlanan faşizm deneyiminin hemen ardından Adorno’nun kültürel ve politik bir ders olarak söylediği şu sözler hâlâ geçerliliğini koruyor:
“Şudur neredeyse imkansız görev: Başkalarının iktidarının da kendi iktidarsızlığımızın da bizi aptallaştırmasına izin vermemek.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.




