Faiz indirimi başka bahara kalabilir

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak politika faizinde, faiz koridorunun alt ve üzerinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Karar metni incelendiğinde ise enflasyon görünümüne ilişkin iki önemli unsur dikkat çekiyor. Bu iki unsur, Merkez Bankası'nın önümüzdeki dönemde karar alırken oldukça hassas bir denge gözetmek zorunda kalacağını gösteriyor.
Faiz indirimi başka bahara kalabilir

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak politika faizinde, faiz koridorunun alt ve üzerinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Karar metni incelendiğinde ise enflasyon görünümüne ilişkin iki önemli unsur dikkat çekiyor. Bu iki unsur, Merkez Bankası'nın önümüzdeki dönemde karar alırken oldukça hassas bir denge gözetmek zorunda kalacağını gösteriyor.

İç talepteki yavaşlama kalıcı mı?

İlk olarak, Merkez Bankası iç talepteki yavaşlamanın daha belirgin hâle geldiğini ve bunun dezenflasyon sürecini desteklediğini değerlendiriyor. Biz de son dönemde açıklanan öncü göstergelerin, tüketim eğilimindeki zayıflamanın hız kazandığına işaret ettiğini düşünüyoruz. İç talepteki bu yavaşlama, enflasyon üzerindeki talep kaynaklı baskıları azaltması açısından para politikasının elini güçlendiren önemli bir gelişme niteliğinde. Bununla birlikte, savaşın yarattığı belirsizlik ve altın fiyatlarındaki gerilemeden de kaynaklandığını düşündüğümüz bu yavaşlamanın geçici olduğu düşüncesindeyiz.

Asıl risk arz yönlü şoklarda

Karar metninde ikinci ve enflasyon açısından çok daha kritik bir risk unsuruna da dikkat çekiliyor. Orta Doğu'da yeniden tırmanan savaşın, başta petrol fiyatları olmak üzere enerji maliyetleri üzerinden enflasyonist baskıları artırdığı açık biçimde vurgulanıyor. Merkez Bankası da bu gelişmeleri yakından izleyeceğini belirtiyor. Önümüzdeki dönemde para politikasının yönünü belirleyecek temel değişkenin, büyük ölçüde savaşın seyri ve buna bağlı olarak petrol fiyatlarının nasıl şekilleneceği olduğu anlaşılıyor.

Nitekim savaşın yeniden şiddetlenmesi ve hem İsrail'de hem de ABD'de yaklaşan seçimlere rağmen taraflardan geri adım sinyali gelmemesi yalnızca Türkiye açısından değil, tüm dünya açısından enflasyon beklentilerini yeniden yukarı taşımaya başladı. Buna bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının faiz artırımı beklentileri de güç kazanıyor. Özellikle ABD ve Avrupa tahvil faizlerinde son dönemde görülen sert yükselişler, piyasaların bu riskleri fiyatlamaya başladığını açık biçimde gösteriyor.

Dolayısıyla önümüzdeki süreçte Merkez Bankamız açısından belirleyici unsur, iç talepteki yavaşlamadan çok arz yönlü bu küresel maliyet şoku olacaktır. Eğer savaşın kısa sürede sona ermesi mümkün olmaz ve enerji fiyatlarında kalıcı bir gerileme yaşanmazsa, küresel tahvil faizlerinde güçlü bir düşüş beklemek de oldukça iyimser bir senaryo olacaktır. Aynı şekilde gelişmiş ülke merkez bankalarının faiz artırımı gündeminden tamamen çıkmaları da gerçekçi görünmüyor.

Küresel faizler artarken para politikasında gevşeme oldukça zor

Önümüzdeki aylarda tartışma, Fed'in faiz artırıp artırmayacağından çok, bir mi iki mi yoksa üç kez mi artıracağı üzerinde yoğunlaşabilir. Avrupa Merkez Bankası ve Japonya Merkez Bankası'nın da ilave faiz artışlarına yönelme olasılığı yüksek görünüyor. Böyle bir küresel finansal ortamda Merkez Bankası'nın TL'nin cazibesini azaltabilecek agresif faiz indirimleri için rahat bir hareket alanı bulunmuyor. Yüksek enflasyon ve yüksek enflasyon beklentilerinin devam ettiği bir ekonomide, yönetilen kur politikasının sürdürülebilmesi için faizlerin belirli bir seviyenin altına inmemesi, hatta gerektiğinde yeniden artırılmasının bile gündeme gelebileceği göz ardı edilmemelidir.

Bu nedenle savaş sona erse bile petrol fiyatlarının yeniden kısa süre içerisinde 60-70 dolar bandına gerilemediği bir senaryoda, Merkez Bankası'nın yılın geri kalanında hiç faiz indirmemesi veya en fazla politika faizini haftalık repo faizi olan %37 seviyesine çekmesi olası görünüyor. Daha iyimser bir senaryoda ise faizlerin %35 seviyesine kadar inmesi mümkün olabilir. Ancak mevcut küresel koşullar altında bunun ötesine geçilmesi oldukça zor görünüyor.

Ekonomi politikalarında ağırlık maliye politikasına kayabilir

Bu tablo sanayi sektörü açısından da önemli sonuçlar doğuracaktır. Finansman maliyetlerinin yüksek kalmaya devam edeceği bir ortamda, sanayiye geniş kapsamlı faiz indirimleri yoluyla destek verilmesi ihtimali zayıflıyor. Bunun yerine kamu kaynaklarının elverdiği ölçüde daha seçici, sektör bazlı ve hedef odaklı finansman desteklerinin ön plana çıkması beklenebilir.

Seçim dönemi yaklaştıkça büyüme odaklı politikalar daha fazla ön plana çıkacaktır. Ancak mevcut küresel koşullar altında bu görevi para politikasının üstlenmesi oldukça güç görünüyor. Bu nedenle büyümeyi destekleyici adımların ağırlıklı olarak maliye politikası üzerinden atılması daha muhtemel bir senaryo olarak karşımıza çıkıyor.

Önümüzdeki dönemde kamu maliyesinin rolünün giderek artacağı kanaatindeyiz. Bütçe açığının millî gelire oranının hâlen uluslararası risk sınırları içinde bulunması, maliye politikasına daha fazla hareket alanı sağlıyor. Bu çerçevede kamu harcamalarının artırıldığı, özellikle sanayi sektörüne yönelik SGK prim desteklerinin, vergi avantajlarının ve yatırım teşviklerinin devreye alındığı bir politika bileşimi daha olası görünüyor. İç talebin yönetilmesinde de para politikasından çok vergisel düzenlemelerin daha etkin kullanılacağı bir döneme girilebilir.

2023 seçimleri öncesinde ekonominin temel aktörü büyük ölçüde para politikasıydı. Önümüzdeki seçim döneminde ise ana belirleyicinin para politikasından ziyade maliye politikası olacağını düşünüyoruz. Faiz kararlarından çok bütçe politikaları, kamu harcamaları, vergi düzenlemeleri ve sektörel destek paketleri ekonomik görünüm üzerinde daha belirleyici hâle gelebilir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

YAZARLAR

Erhan Aslanoğlu

İstanbul Topkapı Üniversitesi rektör yardımcısı, akademisyen ve ekonomist. Makroekonomi, Türkiye ve dünya ekonomisi alanlarıyla ilgilenen Aslanoğlu’nun yayımlanmış bir kitabı, kitap bölümleri, çok sayıda makalesi ve tebliğleri bulunuyor. Genel ekonomi, makroekonomik göstergelerin yorumlanması, Türkiye ve dünya ekonomisi, göstergeler ve gelişmeler üzerine seminer ve eğitimler veriyor.

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Haftalık takvim: Enflasyon ve ABD Kongre seçimleri haftası

Bu hafta yurt içinde Ekim ayı enflasyonu, imalat sanayisi PMI verileri ve öncü dış ticaret istatistikleri öne çıkarken, yurt dışında ABD'de Ekim ayı istihdam verileri, İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) faiz kararı ve Avro Bölgesi öncü enflasyonu ön planda.

01 Kas 2026

Haftalık takvim: Enflasyon ve ABD Kongre seçimleri haftası
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Kripto tarihinin en büyük saldırısı: 6,3 milyar dolarlık varlık nasıl ele geçirildi?

Dünyanın en büyük kripto para borsası Binance'e yönelik tarihin en büyük saldırılarından birinde 6,3 milyar dolarlık varlık etkilendi. Saldırganlar farklı blokzincir ağlarında varlıkları transfer edip ETH ve Bitcoin'e dönüştürmeye yönelirken, Tether, Circle ve diğer kripto kuruluşlarının müdahaleleriyle yaklaşık 2,7 milyar dolarlık varlık donduruldu. Saldırı, dijital finans sisteminin güvenliğini ve kripto piyasasında merkezî müdahale gücünü yeniden tartışmaya açtı.

Pelin Cengiz

·

30 Eki 2026

Kripto tarihinin en büyük saldırısı: 6,3 milyar dolarlık varlık nasıl ele geçirildi?
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Küresel piyasaların gözü ABD'de: Fed, seçimler ve jeopolitik riskler

ABD Merkez Bankası (Fed), güçlü ekonomik büyüme ve yüksek enflasyon karşısında politika faizini sabit tutarken, Aralık ayında yeni faiz artırımlarına gitme ihtimali güçleniyor.

Erhan Aslanoğlu

·

29 Eki 2026

Küresel piyasaların gözü ABD'de: Fed, seçimler ve jeopolitik riskler
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

COP31 yaklaşırken: İklim değişikliği ve iktisat

Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenlenecek COP31 yaklaşırken, iklim değişikliğinin ekonomik büyüme, üretim, enflasyon ve finansal istikrar üzerindeki etkileri yeniden gündemde. Aşırı hava olaylarının yol açtığı ekonomik kayıplar, merkez bankalarını ve finansal kuruluşları iklim risklerini daha kapsamlı biçimde değerlendirmeye yöneltiyor. Ancak bu süreçte ekonomi yönetimlerinin hem iklim risklerini küçümsemekten hem de geçici şoklara aşırı tepki vermekten kaçınması gerekiyor.

COP31 yaklaşırken: İklim değişikliği ve iktisat
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Fon krizinin ardından: ÖST piyasasında neler oluyor?

Türkiye’de özel sektör tahvilleri, finansman bonoları ve kira sertifikalarında yaşanan ödeme sorunları fon krizinin ardından farklı bir boyuta taşındı. Yılbaşından 27 Ekim’e kadar 14 şirketin TL cinsi borçlanma araçlarında 60 ödeme aksaklığı yaşanırken, vadesinde ödenemeyen anapara toplamı 12 milyar 697 milyon liraya ulaştı.

Emircan Yaman

·

29 Eki 2026

Fon krizinin ardından: ÖST piyasasında neler oluyor?