Geçici mekânda, kalıcı bir tanışma.


Salon’un Dönüşünü Mart Ayında +1 Sunar Konserleriyle Kutluyoruz!
Şehrin eğlencesi bol, kültür sanat demirbaşı Salon İKSV ’yi, üst katından ayakları sarkıtmalı konserler izlemeyi sen de bizim kadar özledin değil mi sevgili Duende okuru? Özlemini paylaşıyor, seni şimdi vereceğimiz müjdenin sevincine +1…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
“Biz de varız.”
Bu, İstanbul Modern Sinema’nın gelenekselleşmiş film programlarından birinin adı. 20 Ocak 2022 günü, saatler tam 11.58’i gösterdiğinde müzenin internet sitesinde o gün izlemek istediğim filme kayıt olabilmek için sayfayı güncellemeye başlıyorum. Telefon çalıyor, açıyorum. Saatler tam 12.04’ü gösterip bir kez daha sayfayı güncellediğimde filmi izlemek için kontenjanın dolduğunu fark ediyorum. İstanbul Modern Sinema’nın pandemi etkisiyle çevrim içine taşıdığı film gösterimleri, işte böyle ilgi görüyor. Şansıma küsüp bilgisayarımı kapıyor, evden çıkmak için hazırlanıyorum. O gün sadece adres çubuğumda değil, takvimimde de İstanbul Modern yazıyor. Meşrutiyet Caddesi’ndeki geçici mekânında son günlerini geçiren müzenin yıllardır takip ettiğim sinemasının ve film programlarının ardındaki isimle, Müge’yle tanışmak için yola çıkıyorum.
Bir adım geriden: İdare edemem anne! Şubat 2010. Üniversiteden mezun olmuş, hayatımda ne yapmak istediğime karar vermeye çalışıyorum. Yıllar sonra bir kış, hafta içi gündüzleri özgürüm. Birkaç kez sergi gezmek için ziyaret ettiğim İstanbul Modern’in sinemasında, başka hiçbir yerde kolay kolay bulamayacağım Nordik filmlerin gösterildiğini fark ediyorum. “Sıfır Derecede Aşk” programın adı; Lukas Moodysson ve Christoffer Boe’nin sinemasıyla tanışıyorum. Ardından, o ara çok popüler olan bir YouTube videosunun beni çok güldüren catch-phrase’ini bir programın başlığında görünce, o kırmızı koltukların müdavimlerinden olacağımı anlıyorum. Bu kez “İdare edemem anne!” programın adı, Finlandiya sinemasından işlevsiz ailelerin hikâyelerini izliyorum.

Müge ve Emre, Pera sokaklarında Berlinale heyecanını paylaşıyor.
İlk buluşma. Üzerinden yıllar geçiyor, İstanbul Modern Sinema’nın birçok programı, sırf benim için değil, birçok İstanbullu için bir geleneğe dönüşüyor. Müge’yle müzenin geçici mekânının girişinde buluşuyoruz. Çok bağ kuramadığını söylüyor o küçük salonla. Çok zevk alamadığını söylüyor çevrim içi programlar yapmaktan. O akşam stüdyoda kayıt altındaki konuşmamızda nedenini doğru tahmin ettiğimi anlıyorum, sadece filmin kendisi değil, nerede ve nasıl izlendiği de önemli onun için. Sinemada film izleme deneyiminin daha bedensel bir şey olduğunu, bedenine, sinir uçlarına, kulaklarına, gözlerine dokunduğunu söylüyor: “Sinemada film izleme deneyiminin midene kramplar girdirecek kadar duyusal bir etkisi var.” Müzede fotoğraf çekecek bir köşe bulmakta zorlanıyor, kendimizi İstanbul’un en soğuk günlerinden birinde Pera’nın sokaklarına atıyoruz. Soğuğun yarattığı çağrışım mı, yoksa tam da o gün Ana Yarışma ve Panorama filmlerinin duyurulmuş olması mı bilmiyorum; birkaç hafta sonra Berlinale’de buluşacağımızı, kışın soğuğundaki festival deneyimini nasıl özlediğimizi konuşuyoruz.
Berlin’e gittik, geri döndük. İstanbul Modern, eski yerindeki yeni binasına geçmek üzere. E o zaman, kırmızı koltuklarda buluşmak üzere...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Müge Turan'la Pera sokaklarında buluşuyor, Alice Rohrwacher sinemasını keşfe çıkıyoruz. Müzik ve sinemanın kesişimine tanık oluyor, Müge'nin İstanbul Modern yolculuğa göz atıyoruz.
09 Mar 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




