

Kunduz Yeni Premium Video Özelliğini Duyurdu!
Kunduz Premium Video Videolu konu anlatım içerikler, konu tekrarı yapmanın ya da bir konuyu örnek soru çözümleriyle pekiştirmenin en etkili yollarından biri olarak öğrencilerin internette aradığı içeriklerin başında geliyor. Fakat…
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Küresel gıda enflasyonu, Eylül 2021’de son on yılın zirvesine ulaştı. Bir önceki yılla karşılaştırıldığında endeksteki artış, %32,8 düzeyinde gerçekleşti. Süregelen bu artışın belirleyicilerini, gıda değer zincirinin farklı aşamalarında değerlendirmek mümkün. Covid-19 pandemisi ve petrol fiyatlarındaki artış gibi küresel etkilerin yanı sıra farklı emtialardaki artışlar ve bölgesel faktörler de gıda fiyatlarının yükselmesinde etkili olabiliyor.
Türkiye’ye bakacak olursak; gıda fiyatlarındaki artış, 13 aydır durdurulamıyor. Gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yıllık fiyat artışı, Eylül 2020’de %14,9 iken Eylül 2021’de %28,2 seviyesine yükseldi. Aynı dönemde taze meyve ve sebzelerdeki fiyat artışı %23,03’ten %33,4’e, ekmek ve tahıllardaki artış ise %15,43’ten %24,61’e çıktı.

Hazırlayan: Taylan Kurt
Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) madde sepetinde, gıda ve alkolsüz içecekler ana grubuna dâhil 133 ürün bulunuyor. Son bir yılda bu ürünlerin ortalama fiyatlarındaki değişim incelendiğinde fiyat artışı en yüksek 10 ürün; domates, yumurta, tavuk eti, salatalık, kabak, patates, taze fasulye, ayçiçek yağı, mayonez ve mercimek.
- Bu 10 ürün için toplam fiyat artışı %56,5.
- Bu ürünler için ortalama fiyatlarla Eylül 2017’de 51 lira, Eylül 2019’da 62,5 lira ödüyorduk. Eylül 2021’de ise 110,5 lira ödüyoruz.
Aynı dönemlerde sepetteki belirli ürün gruplarının toplam ortalama fiyatları şu şekilde sıralanıyor:
Kırmızı ve beyaz et ürünleri: 262,2 → 350,5 → 494,6 lira.
Balık ve deniz mahsülleri: 18,6 → 86,7 → 128,3 lira.
Hububat: 256,5 → 338 → 457,9 lira
Süt ve süt ürünleri: 110,3 → 148,9 → 235,3 lira.

Gıda fiyatlarındaki artışı anlamak için nereye bakmalı?
Gıda fiyatlarındaki artışın nedenini, sınırlı etmenler ve tek yönlü ilişkiler ile anlamlandırmak mümkün gözükmüyor. Topraktan başlayıp çatala kadar uzanan bu süreci, Türkiye özelinde daha iyi görmek için kabaca üç adım (üretici, piyasalar ve tüketici) üzerinden ilerlemek iyi bir başlangıç olabilir.
Artan girdi maliyetleri
Tohum, fide, gübre, ilaç, işçilik, mazot, arazi kirası, enerji ve benzeri tarımsal girdi kalemlerindeki maliyetler bir çiftçinin üretime devam edip etmeme kararı almasının ana belirleyicileri arasında yer alıyor. TÜİK’in Temmuz 2021 tarihli verilerine bakıldığında, Türkiye’de tarımsal girdi fiyat endeksinin (Tarım-GFE) bir önceki yılın aynı ayına göre %29,4 oranında attığı görülüyor. Son dört yıllık döneme baktığımızda ise artış %111,2. Son bir yılda gübre ve toprak geliştiricilerin maliyeti %62,4, yem maliyetleri %31,7 ve enerji maliyetleri, %23,3 yükseldi. Bu koşullar altında çiftçilerin üretimi sürdürebilmesi için borçlanma yoluna gitmesi gerekiyor. BDDK verileri, tarımsal kredilerin son bir yılda %22,2 artışla 149 milyar lira seviyesine ulaştığını gösteriyor.
Öte yandan; ithalata dayalı tarım politikası da çiftçinin üretimden vazgeçmesi ve fiyatların artmasında etkili oluyor. TÜİK verilerine göre, 2013-2020 arasında esası yiyecek ve içecek olan işlenmemiş hammaddeler ithalatındaki artış %71,5. Hâlihazırda buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, mercimek ve nohut gibi birçok üründe sıfır gümrük vergisi uygulanıyor.
Piyasa: Fahiş market fiyatları
Gıda fiyatlarında üreticiden tüketiciye ulaşana kadar çok belirgin bir yükseliş var. Örneğin kuru soğan, maydanoz, elma, limon ve yeşil fasulyenin fiyatı, üreticiden markete gelene kadar iki katından fazla artıyor. Büyük zincir marketler, bu noktada, fahiş fiyatların sorumlusu olarak gösteriliyor. Bir diğer taraftan tüketicinin ucuz ve sağlıklı gıdaya erişimi ile etkin tedarik ve dağıtım ağının sağlanması için de birçok adım atılıyor. Hal yasası değişiklikleri, tanzim çadırların kuruluşu, denetimler, erken uyarı sistemi… Bu önlemlerin ne kadar fayda sağladığı ve orta-uzun vadeli etkileri de ekonomi ve siyaset tartışmalarının son günlerdeki ana maddesi hâline gelmiş durumda.

Gıdaya erişim
Arz tarafındaki eksiklikler ve piyasada yükselen fiyatlara tüketicilerin alım gücündeki düşüş de eklenince gıdaya erişim daha da ağır bir mesele hâline geliyor.
Türk-İş’in Eylül 2021 tarihli “Açlık ve Yoksulluk Sınırı” çalışmasına göre, Aralık 2020’de dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı, 2 bin 590 lirayken bugün 3 bin 49 lira. Ankara’da yaşayan 4 kişilik bir ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarındaki yıllık değişim ise Eylül 2021’de %24,56 düzeyinde.
Birleşik Metal-İş Sendikası Araştırma Merkezi “Alım Gücü Araştırması Dönem Raporu”, asgari ücretlilerin gıda karşısında alım gücünün son bir yılda reel olarak yaklaşık %6,2 oranında azaldığını gösteriyor. Bugünkü 2 bin 825 liralık asgari ücretin, geçtiğimiz yılki kadar katı ve sıvı yağ alabilmesi için 3 bin 422 lira, sebze alabilmek için 3 bin 150 lira, süt ve süt ürünleri alabilmek için 3 bin 96 lira, et alabilmek için 3 bin 14 TL lira olması gerekiyor.
Çözüm nerede?
Gıda fiyatlarındaki artışı durdurmak da en az artışın nedenlerini anlamak kadar karmaşık gözüküyor. Uzun vadeli çözüm önerileri, tarım politikalarının yeniden düzenlenerek üretimin artırılması ile gıda ve tarım sisteminin alternatif çözümlerle yeniden inşasına odaklanıyor. Daha kısa vadede ise maliyetlerin düşürülmesi ve zincir marketlerin gıda sistemindeki konumunun düzenlenmesi üzerine tartışmalar yürütülüyor.
Greenpeace’in İstanbul’da gıda sistemi ve tedarik zincirini değerlendirdiği raporu, gıda israfı ve iklim krizi odağında üretici ile tüketicinin doğrudan bir araya gelebileceği “üretici pazarları”nın kuruluşunu tartışmaya açıyor. Kent gıda konseyi yapılanmasıyla tüm insiyatiflerin birlikte karar alabileceği bir mekanizma öneriyor.
Pahalılığın düşmesi, girdi maliyetlerine doğrudan müdahale edilmesi ile doğrudan ilişkilendiriliyor. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez, özellikle gübredeki fiyat artışlarına vurgu yaparak üretim rekoltesi ile verimin korunabilmesi için acilen girdilerde somut indirimler beklendiğini dile getiriyor.
Dünya gazetesi yazarı Nevzat Saygılıoğlu ise yasal zemininin sağlam olmadığı ve şeffaflıkla yürütülmediği sürece mevcut denetimlerin marketlerdeki fiyatları etkilemede yeterli olamayacağını belirtiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de gıda fiyatlarındaki artış, 13 aydır durdurulamıyor. Konut satışları, Eylül 2021'de bir önceki aya göre %7,6 artarken 3 aydır devam eden düşüş trendi son buldu.
15 Eki 2021

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ortadoğu'daki savaşın tetiklediği akaryakıt krizi, elektrikli otomobillere yönelik talebi yeniden artırırken sektördeki dengeleri de değiştiriyor. Son bir yılda elektrifikasyon yatırımlarını küçülten otomobil devleri, yükselen talep ve Çin’deki üreticilerin güçlenen rekabeti karşısında gelecek stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Dijital ödeme çözümleri, her geçen gün daha da yaygınlaşırken işletmelerin bu çözümlere yaklaşımında güven, kullanım kolaylığı ve sağlanan somut fayda belirleyici hâle geliyor. Yakın tarihte Garanti BBVA’nın kuruluşu Tami’nin ve Ipsos Türkiye’nin işbirliğinde gerçekleşen çalışma da işletmelerin dijital ödeme çözümlerine açık olduğunu, fakat dönüşümün esas anahtarının güven olduğunu ortaya koyuyor.
12 Eki 2026

Tüketicilerin kredi kullanım tercihleri son yıllarda nasıl değişti, Türk bankacılık sektörü para politikası kararlarına nasıl uyum sağlıyor ve finansal teknolojiler alanında faaliyet gösteren girişimlerin büyümesinin önündeki başlıca sorunlar neler? TeklifimGelsin Kurucu Ortağı ve CEO’su İhsan Cem Zararsız, kredi piyasasındaki gelişmeleri, bankaların dijitalleşme sürecini ve Türkiye’de girişimlerin finansmana erişimde yaşadığı sorunları Aposto okurları için anlattı.

Türkiye’de otomotiv pazarı, 2026’nın son çeyreğine frene basarak girdi. Eylül rakamları, sektörle ilgili aylık düşüşten çok daha fazlasını anlattı. Toplam pazar, yıllık bazda %24’ün üzerinde daralırken sektörde yaşanan baskının tüketici için fırsat olup olmayacağı sorusu da gündeme taşındı.

Teknoloji birçok alanda sonuca ulaşmayı kolaylaştırırken ustalığın değeri artık yalnızca bir işi yapabilmekte değil; neyin iyi olduğunu ayırt etmekte, doğru kararı verebilmekte ve yıllar içinde biriken deneyimi yeni araçlara uyarlayabilmekte yatıyor. Ustalık kaybolmuyor; biçim değiştiriyor.



