Gündüz Apollon Gece Athena: Toplumsal hayaletlerimiz ve umut üzerine

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Hayatımda ilk kez Japonya’ya gitme ve Tokyo Film Festivali’ni yerinde takip etme planlarını yapmaya başladığımda, 2024 seçkisinde iki Türkiye yapımının birden yer alacağını bilmiyordum: Bunlardan biri, Ceylan Özgün Özçelik’in Adana’da izlediğim On Saniye’siydi. Kısa bir süre önce kısa filmi Kadıköy’ün En İyi Falcısı’nı izlediğim, senarist kimliğiyle Ramin Matin’le işbirliklerinden tanıdığım Emine Yıldırım’ın yeni filmi Gündüz Apollon Gece Athena ise dünya prömiyerini festivalde yapacak ve Asya’nın Geleceği bölümünde yarışacaktı.
Yarışmakla da kalmadı. Dönüş yolunda, filmin oyuncuları Ezgi ve Barış’tan, Emine’nin neden bizimle aynı uçakta olmadığını öğrendim: Gündüz Apollon Gece Athena, Asya’nın Geleceği bölümünde En İyi Film seçilmişti ve biz Çin semalarında bir yerlerdeyken Emine kapanış töreninde, ödül konuşmasını yapıyordu.

Gündüz Apollon Gece Athena | Kaynak: Tokyo Film Festivali
Gündüz Apollon Gece Athena, Kadıköy’ün En İyi Falcısı’nı izleyenler için tatlı bir sürpriz olacak. İki filmin de merkezinde aynı karakter, hayaletlerle iletişim kurabilen o gizemli kadın, Defne (Ezgi Çelik) var. Film, yetimhanede büyüyen Defne’nin, annesinin hayaletini bulma umuduyla çıktığı fantastik ögelerle bezeli yolculuğu anlatıyor. Kimi binlerce kimi onlarca yıldır çözülmemiş meselelerini çözmenin bir yolunu arayan hayaletler Defne’ye yoldaş oluyor: Hüseyin (Barış Gönenen), Nazife (Selen Uçer), Antik (Gizem Bilgen) ve daha fazlası...
Dünya prömiyerinin hemen ardından filmin yönetmen ve senaristi Emine Yıldırım, oyuncuları Ezgi Çelik ve Barış Gönenen ile Tokyo’da bir araya geldik ve hem filmi hem de Türkiye’de birlikte yaşadığımız toplumsal hayaletleri konuştuk.
Kadıköy’ün En İyi Falcısı’ndan sonra, acaba bu filmde de yine gerçeküstü bir şeyler olacak mı diye merak ediyordum ki bununla kalmadı, iki film doğrudan bağlantılı çıktı. Gündüz Apollon Gece Athena mı yoksa Kadıköy’ün En İyi Falcısı mı sonradan ortaya çıktı?
Emine Yıldırım: Gündüz Apollon Gece Athena, bizim zaten 5 senedir üstüne çalıştığımız bir proje. Ezgi’yle de en başından beri beraberdik. Senaryo geliştirme aşamasında Ezgi’yle görüşüyorduk, konuşuyorduk. Tüm bu süreçler devam ederken pandemi oldu. Ne yapacağımızı, dünyada neler olacağını düşünürken aklıma kısa bir hikaye geldi. Yazdım. “Bunu yapsak mı?” dedim, “Bana da iyi gelir, sana da iyi gelir...” Bir de tek mekanda geçtiğinden, bütçesi de makul bir şey olacaktı. Ve gerçekten ikimize de çok iyi geldi.
Ezgi Çelik: Defne’nin sonraki zamanları gibi olması da tatlıydı. Artık bu hayaletlerle konuşuyor, her şey bir rutine binmiş. Böyle bir sistemde hayatı var.

Ezgi Çelik | Kaynak: Tokyo Film Festivali
İki filmde de aynı karakter var ve anlıyorum ki sen uzunun senaryosunu kısadaki Defne’yi oynarken biliyormuşsun. Karakteri inşa ederken o filmler arasındaki farklılıklardan nasıl faydalandın?
Ezgi Çelik: Kadıköy’ün En İyi Falcısı’nı çekerken Defne’yi çok fazla konuşmaya başlamıştık. İkisi aynı karakter ama bir yandan da ayrı bir şey çalışıyormuş gibi oldu aslında. Defne’nin öncesinde yaşadıklarını bilmek, nelerden geçtiğini bilmek çok kolaylaştırdı hayatımı. Kadıköy’ün En İyi Falcısı daha rahattı. Uzun metraj bambaşka bir süreç çünkü içeriği, Defne’yi oluşturması, içindeki bir sürü farklı aksı, hayaletlerle arkadaşlığı, anne-kız ilişkisi derken bambaşka dinamikler girdi işin içine. İkisi biraz ayrı çalışma etaplarıydı.

Gündüz Apollon Gece Athena | Kaynak: Tokyo Film Festivali
Genel olarak spiritüellikle ilişkiniz nasıl? Spiritüel olan şeylere özel bir ilginiz var mı?
Emine Yıldırım: Ben ateistim ama çok manevi bir anne-babayla büyüdüm. Annemler küçükken çok geizyorlardı, hatta anem bana Tayland’da hamile kalmış. Babam Budizm’e çok meraklıydı. Ben de çocukluğumdan beri çok okuyorum spiritüelizmi. Bu enerji ve evren anlamındaki maneviyat bana da geçti yani. Ama bana asıl ilginç gelen o maneviyatın gündelikte nasıl yaşandığı, pratikte nasıl bir şey olduğuydu. Örneğin filmde hayaletler denize giriyor ya hani, gerçekten bilmiyorum nereye gittiklerini. Sonrasına dair bir fikrim yok mesela; gidiyorlar ama sadece buradan gidiyorlar yani.
Barış Gönenen: Benim çok bir bağım yok dürüst olmak gerekirse. Benimkisi biraz burçlardan ibaret. Ama tabii böyle şeyler fikren insana iyi geliyor. Bu kadar somut olmasa iyi olur her şey. Ölümden sonra gerçekten hiçbir şey olmadığını düşünüyorum. Sonsuz bir karanlık... Varsa çok güzel olur ama hayatımda çok düşündüğüm bir konu değil bu. Yine de insanın bir şeye inanma ihtiyacı güzel bir şey.
Ezgi Çelik: Ben tam oyum mesela; inanmaya teşneyim. Budizm’i okuyup biraz onunla ilgilenirim, öbürü ne diyor onunla ilgilenirim. Spiritüel tarafım inançla ilgilenmek. Side’de, filmi çektiğimiz yerlerde bir ay boyunca şunları düşündüm: Burada, bu tapınakta kim bilir neler oldu. Daha önceki yaşamlar... Onların enerjisinin hâlâ orada olduğunu yüzde yüz inanıyorum mesela. O enerji bize de mutlaka çarpıyor.
Barış Gönenen: Tuhaf bir tılsım. Garip bir şey vardı Side’de gerçekten, bir de biz biraz ölü mevsimde, aralık ayında oradaydık. Tek tük insan görüyorduk. Bizim film ekibi ve biz, Side’yle başbaşaydık.
Bir hayaleti canlandırmak nasıldı peki?
Barış Gönenen: Açıkçası role hiç bir hayaleti canlandırıyorum diye çalışmadım. Konuşmadık bile hatta bu konuyu. Çünkü aslında Defne’nin dünyasında onlar yaşayan birinden hiç farkı olmayan insanlar. Hiç hayalet olarak düşünmedim Hüseyin’i çalışırken.

Barış Gönenen | Kaynak: Tokyo Film Festivali
Filmde bir yandan çok kişisel meseleleri olan hayaletler var, kendi yakınlarıyla ya da kendi geçmişleriyle bir şeyleri bitiremedikleri için orada olan hayaletler. Bir yandan da politik ve toplumsal meseleler o kadar güzel yerleştirilmiş ki senaryoya. Sanki bizim toplumsal hayaletlerimiz de varmış ve onlar sürekli etraftaymış gibi hissettim. Gündelik yaşantımızda hayaletler ne söylemek istiyor bize ve biz onları ne kadar dinliyoruz?
Emine Yıldırım: Bence, en azından benim olmasını istediğim hayaletler şunu diyor bize: Arkadaşlar hayat çok kısa; parıldayın, tadını çıkarın ve iyi olun. Gerçekten Anadolu’da çok hayalet var. 4 bin senenin hayaleti var. Bunların bir kısmı Hüseyin gibi, Antik gibi unutulan, yakılan insanlar. Onlar gitmedi buradan. Bizim hafızamızda da varlar. Bu filmde de aslında o hafıza böyle temsil ediliyor.
Defne de aslında kişisel meselesini çözdükten sonra daha genele bakmaya başlıyor diyebilir miyiz?
Ezgi Çelik: Görebilmeye başlıyor aslında. Annesiyle olan, özel ve kişisel hikayesindeki kırılmayla, zaten hep içinde olan o empati duygusu yüzeye çıkıyor. Bence zaten duygusu çok yüksek biri olduğu için o kadar sert ve o kadar kabuklu. Deminki sorunla birleştirirsek, umutla ilgili bir şey var Emine’yle de çok konuştuğumuz. Aşırı umutlu bir film bu bence. Hayaletler var mı, bize bir işaret veriyorlar mı falan... Bizim yaşadığımız yerde, Türkiye’de, sadece inatla ve umutla çalışıyor mesela benim enerjim. İnat edip o umudu yakalamaya çalışıyorsun. Bir yerde bir güç buluyorsun, artık hayaletler midir her neyse, o sana inat etme ve sonra da umutlu olma gücünü veriyor.
Barış Gönenen: Bir de hatırlatıyor aslında. Türkiye bir hayaletler memleketi. Tarihsel olarak bu coğrafyada bir şekilde kapanmamış, yarım kalmış ya da kötü bitmiş bir sürü hikaye var ve onların hayaletleri bir şekilde etrafta dolaşıyorlar. Kavramsal olarak dolaşıyorlar. Yakın zamandan Hrant Dink gibi... O aslında bir şekilde buralarda dolaşmaya devam ediyor, fikren. Mücadelesi devam ettiği, oradaki yara hâlâ açık olduğu için. Filmde de hayaletlerin hem kişisel hikayeleri var ama bir yandan da toplumsal ve politik olanla ilişkileri var. Hüseyin’in ya da Nazife’nin temsil ettiği şeyler var. Biz de orada birer karakteri, rollerimizi oynuyoruz ama bir şeyi de temsil ediyoruz aynı zamanda. Asıl hayaletler o temsiliyetten geliyor; gerçekten bir yere bağlanmamış, hikayeleri bitememiş, bitemediği için buradan gidememiş, kendileri ölse de meseleleri burada yaşamaya devam edenler...

Gündüz Apollon, Gece Athena | Kaynak: Tokyo Film Festivali
İzlanda filmlerinde arka plandaki doğa manzaraları filmin çok büyük parçasıdır ve hikayeye de hizmet eder ya çoğu zaman... Gündüz Apollon Gece Athena’da da aynı şeyi kültür, tarih ve arkeoloji açısından hissettim. Side’deki arkeolojik alanların kartpostal gibi görüntülerini görüyoruz ama bir yandan filmle ve senaryosuyla da çok iç içeler. Kültür Bakanlığı destekli bir film olduğunu gördüm, bu sadece maddi bir katkı mı, yoksa kültürel ve arkeolojik alanlarla ilgili bir katkıları da oldu mu?
Emine Yıldırım: Kültür Bakanlığı’nın yapım desteği var. Şöyle de destek oldular, bizi rahat bıraktılar. Mesela Side’deki izinler konusunda çok yardımcı oldular. “Hiçbir şeye zarar vermediğiniz sürece buyurun burada çekim yapabilirsiniz” dediler. Yoksa Türkiye’deki arkeolojik alanlarda resmî çekim yapmak, bunlar için izin almak gerçekten çok zor ve pahalı bir iş...
Peki tarihî ve arkeolojik anlamdaki araştırma sürecinde akademik bir destek aldınız mı?
Emine Yıldırım: Benim ablam restorasyon ve koruma uzmanı. Yıllarca Kapadokya’da çalıştı. Kültürel miras meselesi çok onun alanı Tüm bu derin arkeolojik ve kültürel mirasla biraz da onun sayesinde tanışmıştım.

Emine Yıldırım, Gündüz Apollon Gece Athena filmiyle Tokyo Film Festivali’nin Asya’nın Geleceği bölümünün En İyi Film ödülünü kazandı. | Kaynak: Tokyo Film Festivali
Tokyo’daki dünya prömiyerinin ardından Türkiye’deki gösterimlerle ilgili bir şey söyleyebiliyor musun?
Emine Yıldırım: Henüz bilmiyorum. Ama bu filmi yaparkenki yola çıkış duygumuzdan bahsetmek istiyorum. Gerçekten bu filmi, bu zor zamanlarda insanlar kendilerini yalnız hissetmesinler diye yaptık. Dolayısıyla ben buradaki ilk gösterimde çok mutlu oldum. O vermeye çalıştığımız şefkat hissi geçmişti seyirciye. Umarım Türkiye’deki seyirci de bunu alır. Türkiye bağımsız sinemasındaki köşelilik, kapalılık, stilistik ortodoksluk beni çok yormaya başlamıştı. O yüzden böyle bir işe giriştim. Çok daha ferah bir şey yapmak istiyordum. Farklı bir Türkiye görmek istiyordum. Türkiye sadece bozkırda depresyona giren adamlardan oluşmuyor. Sözüm Avrupa’daki festivalcilere de aynı zamanda. Türkiye’den bunu görmeyi bekliyorlar. Bizim bu filmlerimizi kötülemek için söylemiyorum ama birçok filmimiz olmasına rağmen acı, hamaset ya da sefalet pornosu görmek istiyorlar ama Türkiye aynı zamanda neşeli bir toplum. Bu film oraya da bir isyandı. Umarım seyircisini bulur. Tek bir insanı yalnız hissettirmiyorsak bu benim için yeterli bir şey açıkçası.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Tokyo Film Festivali’nden notlar ve film önerileri, "Gündüz Apollon Gece Athena"nın yönetmeni ve oyuncularıyla röportaj.
08 Kas 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.




