GÜYAD Başkanı Özkök: Türkiye, enerjide yeşil dönüşümün neresinde?

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Hızla gelişen ve dönüşen dünyamızda 21. yüzyılın en büyük sınavlarının başında iklim kriziyle mücadele geliyor. Küresel karbon salımını azaltmak için en kritik dönüşüm de enerji alanında yaşanıyor. Devletler ve özel sektör, enerjide yeşil dönüşüm için politikalarını aşama aşama devreye sokuyor.
İklim kriziyle mücadele adımları kapsamında Türkiye, Paris Anlaşması'na uygun olarak "2053'te net sıfır emisyon" hedefi koydu. Hedefe giden yolda en kritik hamle, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de yenilenebilir enerji kaynaklarına ilginin ve yatırımların artması.
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) tarafından hazırlanan "Türkiye'nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası-3: Dönüşümün Takvimi ve Coğrafyası (2020-2050)" başlıklı rapora göre, Türkiye'nin sera gazı emisyonları 1990'dan bu yana %157 artarak 564 milyon tona ulaştı. Türkiye'nin toplam sera gazı emisyonunun %80'inin karbondioksit (CO2) emisyonu olduğuna ve karbon emisyon miktarının 452 milyon ton olduğuna işaret eden rapora göre Türkiye, dünya karbon emisyonu sıralamasında 175 ülke arasında 13. sırada bulunuyor.
Peki yenilenebilir enerji yatırımlarında Türkiye ne durumda, hangi adımların atılması gerekiyor?
Yenilenebilir enerji kaynaklarına elektrik üretimi için yatırım yapan şirketlerinin oluşturduğu çatı kuruluş Enerji Yatırımcıları Derneği (GÜYAD) Başkanı Cem Özkök ile söyleşimizde Türkiye'nin röntgenini çektik.
Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarında hangi noktada?
Türkiye'de yenilenebilir enerji yatırımlarının nereye geldiğine öncelikle genel Türkiye kapasitesi içindeki yerini inceleyerek bakmak gerekir. Bunu yaparken lisanslı ve lisanssız olarak ikiye ayırarak incelemenin daha doğru sonuç vereceğine inanıyorum.
Verileri incelediğimizde, 2021-2024 yılları arasında kapasitede yüksek azalış yaşayan bir enerji kaynağı bulunmamaktadır. Tüm enerji kaynaklarında ya istikrarlı bir artış ya da sabit bir kapasite görülmektedir.
Ancak bazı kaynaklarda yıllık bazda küçük dalgalanmalar görülebilir. Örneğin, bazı fosil yakıt bazlı kaynaklarda oranlar bakımından dalgalanmalar yaşanmıştır. Fakat bu fosil yakıt bazlı kaynaklardaki dalgalanmalar uzun vadede gözle görülür bir azalışa işaret etmemektedir. Bir başka ifade ile karbon sıfır hedefleri için daha alınacak çok yol olduğunu söylemeliyiz.
Fosil yakıt bazlı kaynaklardan enerji üretiminde ne durumdayız?
Bu kaynakların yıllara göre toplam kapasite içindeki oranlarına bakacak olursak doğalgaz 2021'de toplam kapasitenin %28,71'ini oluştururken 2024'te bu oran %26,17'ye düşmüştür. Bu, doğalgazın toplam enerji kapasitesi içindeki oranında azalma olduğunu göstermesine rağmen unutulmaması gereken bir husus var: Doğalgaz karbon sıfır hedefine ulaşımda geçiş kaynağıdır. Doğalgazın azalışından ziyade kömür bazlı kaynakların azalması şu aşamada daha önemlidir.
Barajlı hidrolik kapasitelerine gelince 2021'de %25,67 oranına sahipken, 2024'te %24,54'e düşmüştür. Bunun sebebinin barajlı hidrolik kaynakların Türkiye’de doğal sınırlarına ulaşması olduğunu söyleyebiliriz.
İthal kömüre baktığımızda ise 2021'de %11,33 olan bu oranın, 2024'te %10,76'ya düştüğü gözlenmektedir. Linyitte ise 2021'de %10,06 olan oranın 2024'te %10,57'ye yükseldiğini göreceğiz. Türkiye, maalesef kömürden elektrik üretiminde Polonya’yı geride bırakarak Avrupa’da ikinci sıraya yerleşti. Aynı zamanda kömürden elektrik üretiminde dışa bağımlılık artmaya devam etti.
Fosil yakıt bazlı ve hidrolik kaynaklar gibi geleneksel enerji kaynaklarının oranlarında da azalma yaşandı. Ancak bu azalma, yeni enerji kaynaklarının (özellikle güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının) artışıyla dengeleniyor. Bu da Türkiye'nin enerji karışımında yenilenebilir enerjilere doğru bir kaymayı yansıtıyor.
Oransal olarak baktığımızda azalan konvansiyonel üretimin yerini yenilenebilir enerjinin aldığını görüyoruz.
Türkiye’de yenilenebilir enerji kapasitesinde hangi kaynaklar ön plana çıkıyor?
Yıllara göre lisanslı yenilenebilir elektrik üretim kaynaklarının kapasite gelişimini incelediğimizde özellikle güneş, jeotermal ve rüzgar enerjisi kaynaklarının önemli değişiklikler gösterdiğini görüyoruz.
2021'den 2024'e kadar, rüzgar enerjisi kapasitesi 8.936,54 MW'dan 11.788,47 MW'a yükseldi. Bu artış, 2.851,93 MW'lık bir mutlak artışa karşılık geliyor. Lisanslı yenilenebilir enerji kaynakları arasında en yüksek MW bazında artışı, rüzgar enerjisi sağladı. Yüzdesel olarak, toplamda %31,91'lik bir artış yaşandı.
Ama duruma bir başka açıdan da bakmak lazım: 2008 yılından bugüne kadar Türkiye’de her yıl ortalama 730 MW rüzgar enerjisi santrali kurulmasına ve 2021 yılında 1,7 GW’lık yeni kurulumla rekora ulaşmasına rağmen, sektörde son iki yılda hızlı bir şekilde yavaşlama görülmektedir. 2023’te sadece 411 MW’lık yeni kurulum yapıldı. 2023 yılında rüzgar kurulu gücüne eklenen bu kapasite, aynı zamanda son 13 yılın en düşük yıllık kurulumu oldu. Maliyetlerdeki azalışlara rağmen yeni YEKA RES’lerin ihalelerinin olmaması bu azalışta önemli sebeplerden.
Jeotermal hakkında konuşacak olursak 2021'den 2024'e kadar, jeotermal enerjinin kapasitesinin 1061.57 MW'dan 1.691,34 MW'a yükseldiğini söyleyebiliriz. Bu, 629,77 MW'lık mutlak bir artışa karşılık gelir. Yüzdesel olarak ise %59,32 artış yaşanmış. İstikrarlı bir artış göstermiş, ancak diğer kaynaklar kadar büyümemiş. Bunun sebebini, yatırım maliyetinin diğer kaynaklara göre daha yüksek olmasına ve yatırım sürecinin daha uzun olmasına bağlayabiliriz.
Güneş enerjisi kapasitesi 2021'de 445.85 MW'dan 2024'te 1668.81 MW'a yükseldi. Bu, toplamda 1222.96 MW'lık bir artışa karşılık gelir ve %274,3'lük bir artış anlamına gelir. Ne var ki lisanslı GES kapasitesi oransal olarak yüksek görülmesine rağmen mutlak artışı son 4 senede sadece yaklaşık 1200 MW’tır. Bunun çoğu da 2021 yılında 373,87 MWm, 2022 yılında da 560,96 MWm ve 2022 yılı sonu itibarıyla 1.000 MWm güce ulaşan YEKA 1 GES projesinin devreye alınmış olmasından kaynaklanıyor.
Halbuki 2021 ve 2022'de toplamda 2000 MW GES YEKA ihalesine çıkıldı. Başka bir ifadeyle YEKA 1 GES’i çıkaracak olursak sadece lisanslı GES’lerde son 4 senede yaklaşık 600 MW’lık bir artış olduğunu görürüz. Bu da YEKA GES 3 ve GES 4 ihalelerinde dağıtılan kapasitelerin neden hâlâ sisteme bağlanmadığının araştırılmasını gerektiriyor.
Türkiye’de yenilenebilir enerjide atılması gereken politika adımları neler olabilir?
Öncelikle ihale sistematiğinde değişiklik yapılması gerektiğine inanıyoruz. Rakamlar ortada, bu sistematikle dağıtılan kapasitelerin zamanında devreye alınması mümkün olmuyor.
Bunun yanı sıra özellikle yerel yönetimler nezdindeki işlemlerin konunun uzmanı olan Bakanlık tarafından yapılması esas olmalı. Diğer taraftan yenilenebilir enerji santralleri için özel düzenlemeler getirilmeli; nevi şahsına münhasır bu kuruluşların standart yapılar için getirilmiş düzenlemelere maruz bırakılmasının önüne geçilmeli.
Güneş enerjisi özelinde neler yapılabilir?
Güneş enerjisi sanayisinin gelişerek dünyada hak ettiği yere gelmesi arzu ediliyorsa marka hakkının yetkisiz kullanımı gibi eylemlerin, ticari değerlerin ve itibarın zedelenmesine neden olmasının önüne geçilmelidir. Zira biz yatırımcılar sadece marka hakkı ihlal edilen için değil ama bu tip eylemlerin günün sonunda piyasanın gelişimine de menfi yönde etki ettiğini bugüne kadar hep deneyimledik.
Önemli olan hem yenilenebilir enerji sanayisi hem de enerji üretimi için güvenilir ve istikrarlı bir piyasanın oluşturulması.
Lisanslı GES’ler patinaj yaparken lisanssız GES kurulumları rekordan rekora koşuyor. 2023 yılı sonu itibarıyla mevcut GES kapasitesinin %85’i lisanssız santrallerden oluşurken 2023 yılındaki yeni kurulumların %90’ı (1,8 GW) lisanssız santrallerden kaynaklandı. Yeri gelmişken lisanssız GES kurulumuna burada değinmek gerekiyor.
Farklı sektörlerden çok sayıda şirket öztüketim amaçlı lisanssız GES kurulumu yapıyor. EPDK, 2023 sonu itibarıyla lisanssız GES başvurularının 35 GW seviyesine ulaştığını belirtti. Elektrik enerjisi maliyetlerinde oluşan dalgalanmalar, AB Yeşil Mutabakatı çerçevesi altında uygulamaya giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve lisanssız üretim tesislerinin tüketim noktasından farklı görevli tedarik şirketi bölgesi sınırları içinde kurulmasının önünün açılması 2023 yılında lisanssız üretime olan ilgiyi artırıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
GÜYAD Başkanı Cem Özkök, Türkiye'nin yenilenebilir enerji yatırımlarını Aposto'ya anlattı. Rusya, JPMorgan'ın ülkedeki hesaplarına el konulmasına karar verdi. Üç Avrupa ülkesi, Türkiye'de vize başvurularını Mayıs sonuna kadar kapattı.
01 May 2024

YAZARLAR

Hüseyin Koyuncuoğlu
Ekonomi ve finans editörü

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.




