"Köprünün bu tarafı Mimarsinan. Rumlardan kalma adıyla Kalikratya."

Mahalle: Büyükçekmece. Mahalleli: Berk Altındeniz. Fotoğraflar: Deniz Sabuncu.
"Köprünün bu tarafı Mimarsinan. Rumlardan kalma adıyla Kalikratya."

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Berk Altındeniz

13:30'da Galata'da otoparktan çıkıyoruz yola. Arabada dört kişiyiz. Büyükçekmece'ye daha önce giden sayısı bir. Takribî varış saati 14:30. Trafik, kaza, bozulmuş ışıklar olmazsa. Siteler. Otobanda dikkatimizi çeken şeyler. Heyula değil. Gözün alabildiğince dizilmişler. En son geçtiğimizde bu soldakiler var mıydı? Peki ya şu karşıdakiler? Buradan en son ne zaman geçmiştik acaba? Havaalanı yolu kapandığından beri hiç belki de. 

Binalarda yaşayan insan sayısını hesaplamaya çalışıyoruz. Çok. Binden fazla mıdır? Birbirinin aynısı pencerelerde bölük pörçük gördüğüm hayatlara gidiyor aklım. Dantelli, araba figürlü perdeler, beyaz storlar, cama yerleştirilmiş peluş mor bir zürafa, ortancalar, sakızdan çıkma yapıştırmalar. Kapı komşusu, birbirine tezat ne kadar çok hayat var. Ve AVM'ler. Henüz onlardan bahsetmedim. Kilometre başına bir tane sanki. Bursa yolundaki şeftali satan kamyonlar misali. Kuyumcukent diye AVM varmış! Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneği bilgilerine göre Ocak 2021 tarihi itibariyle Türkiye'de bulunan 436 AVM'nin 125 tanesi İstanbul'da. 2021 sonuna kadar açılması planlanan AVM'ler ile birlikte 136 olacak. Düğün salonları, fuar alanları, Mahmutbey'de İbrahim Tatlıses üst geçidinde duran araçlar ve açılan camlar. Varış saatimiz 14:46 olarak güncellendi.

Büyükçekmece'ye girdiğimizde geride bıraktığımız egzoz ve betonların aksine mavi, kükürt kokusu, cankurtaran kuleli kumsal, denize nazır masalarda okey oynayanlar bekliyor bizi. Çocukluğumuzun sayfiye hayatına dönmüş gibiyiz şimdi. Arabayı park ettiğimiz anda ayakkabıları çıkarıp terlikleri giymek; bagajdan deniz yatağı, havlu, şemsiye alıp sahile doğru yürümek hissi hâkim. Berk kapıda. Balıkosman'ın merdivenlerinden çıkıp, denizi benim soluma, Elif'in sağına aldığımız; fonda Asu Maro, Nilüfer'in bize eşlik ettiği masada dinlemeye başlıyoruz hikâyesini. Büyükçekmece'nin. Hiç bilmediğimiz.

"Mimar Sinan tarafından 1567 yılında yapımına başlanan, gölle denizin birleştiği noktada yer alan köprünün sonrası Büyükçekmece. Şu an içinde olduğumuz mahallenin adı Mimarsinan. Eğer Büyükçekmece'ye tarihî gezi için gelmişseniz Kültür Park içindeki Sokullu Mehmet Paşa Camii, Kervansaray ve Hamam'ı görmeniz şart. Ama siz benim mahallemi sordunuz. O zaman köprünün sonrasından başlıyorum anlatmaya. Mimarsinan'dan bu tarafa doğru gelince (Kumburgaz tarafını işaret ediyor) Mimaroba, Sinanoba, Ekinoba diye devam ediyor harita. Oba bir göçebe topluluğunun konak yeri demek. İçinde bulunduğumuz parsellerin tarihini anlatıyor aslında. Büyükçekmece tarafı benim çocukluğumda yoktu. Yazlık yerdi. Birkaç site vardı sadece. Mahalle olarak en eskisi Mimarsinan. Rumlardan kalma adıyla Kalikratya. Mübadele zamanı burdaki Rumlar, Selanik'e gidiyor. Selanik'teki Müslümanları memleketlerine geri getiriyorlar. Yerel halkın büyük kısmı Yunanistan, Nasliç'ten göçmen. O dönemde bu bölgede tuğla fabrikaları var. Ahşap teknelerle tuğlaları Haliç'e götürüyorlar. Bu dükkâna ismini veren Osman dedemin babası da o işi yapıyor. Üç ahşap teknesi var. Dönemin armatörü: İsmail Kaptan. Ancak olaylar denizin üzerinde iyiye işaret etmiyor, bir süre sonra iki tekne batıyor, tayfalar ölüyor. İsmail Kaptan son kalan tekneyi satıp şu an oturduğumuz yerin altında küçücük bir kulübe alıyor. Balıkosman'ın öyküsünün ilk bölümü bu.

Berk, dedesi Osman'ın portresiyle


Dedem Osman, astsubay. Denizaltıcı. İki sene görev için İngiltere'ye gidiyor. Hayatını denizaşırı ülkelerde, dünyayı keşfederek yaşayacak. Kararlı. Ancak verem oluyor. Emekli ediyorlar askerlikten. Geri dönüyor obasına. Bizim ailede denizle iş yapmak isteyen bozguna uğruyor sanki. Yapacak pek bir şey yok. Burayı işletmeye başlıyor. Balıkosman, sahil kenarında kat kat bina değil tabii ki. Derme çatma bir kulübede mahallenin sulu yemekçisi. Sabahları denize açılacaklar veya balıktan dönenler kuru fasulye-pilava oturuyor. Öğlenleri ekşili köfteye, bulgura. Aile işletmesi tam. Üst katta babaannem ve dedem yaşıyor, aşağıda dükkân yemekler bitene kadar açık. Altı kardeşin en büyüğü olan babam bu binada doğuyor. Ardından iki amcam ve üç halam.

Dedemden sonra babam ve iki amcam dükkânı devralıyor. Onlarla birlikte büyüyor: sulu yemekçiden önce mahallenin, sonra İstanbul ahalisinin müdavimi olduğu bir meskene dönüşüyor. Bir amcam marangoz. Onun eğitimini almış. O dükkânın yapım ve tamirat işleriyle ilgilenirken babam da gelen gidenle muhabbetten, şimdiki adıyla müşteri ilişkilerinden sorumlu. Ne amcam ne de babam esnaf olmayı planlamıyor aslında. 

80 darbesi oluyor. Özal geliyor. Türkiye ekonomisi yükselişte. Restoranın en çok iş yaptığı dönem 80'ler sonu, 90'lar başı. Yeşilçam yıldızları kaçamak yapmaya, paparazilerden uzaklaşmaya geliyor. Bunun sebebi de dedem Osman. Alemci adam. İkide dükkânda iş bitermiş, Osman doğru Beyoğlu'na. Sabaha kadar Krependeki İmroz'da, Pera sokaklarında takılmaya; tanıştığı sanatçıları, aktörleri, yazarları Büyükçekmece'de toplamaya. Ediz Hun'lar, Filiz Akın'lar, Türkan Şoray'lar. 99 depremine kadar Balıkosman çok popüler.

Seyyahart'ın Balıkosman duvarındaki işi


Dedem yaşlanıyor, dükkânı yavaştan babama emanet ediyor. Babam koyu Galatasaraylı, hatta yönetim kurulunda. Onunla birlikte yeni bir kitle şekilleniyor. Galatasaray takımı, yöneticileri, sporcuları. Aile geleneği devam ediyor. Babamdan sonra 2006'da kuzenim, 2012-2013 gibi de ben devraldım. Kuzenim iç mimar. O çehresini değiştirdi Balıkosman'ın; ben ahalisini, yemeklerini, müziklerini. Maç yayınlarını kaldırdık, Büyük Ev Ablukada çalmaya başladık bir pazar günü. Erkek erkeğe gruplar azaldı, kız kıza da gelinmeye başlandı. Hep çok iyi bir balıkçıydık ama ben yeni bir şeyler denemek istedim. 

"Deneysel çarşamba" konseptini oturttuk bir süre mesela. Her çarşamba elimizde mevsimsel ne malzeme varsa onlarla yeni tarifler denedik. Kimisi sırf onlar için gelmeye başladı. Bugün ne bulacağının heyecanıyla. Kimisi de ikram etsen yemez. Lavunya, ahtapot sigara böreği, suquet de peix, reyhanlı haydari, levrekli enginar dolması böyle girdi menüye. Ama durun, Ahmet Can'ı çağırayım da biraz o anlatsın."

"Deneysel çarşamba"ların birinde ortaya çıkan: Lavunya


Ahmet Can, Berk'in ortaokul arkadaşı. Reklamcılık okuyor. Okulu bitirdikten sonra USLA Akademi'ye giriyor. "Ailemden, yerimde, yuvamda hissettiğim Büyükçekmece'den ayrılmak çok da kolay olmadı," diyerek gittiği Barcelona'da eğitim yılları başlıyor. Michelin yıldızlı restoranlarda staj yapıyor. İstanbul'a dönüp restoran açmak istiyor aslında ama Berk'le sabaha uzayan, Cüneyt Abi'nin darbuka sesleriyle şenlenen ev partilerinin sonunda Balıkosman'ın mutfağını devralmaya karar veriyor. Bir buçuk senedir mutfağın başında. O olmadığında meyve-sebze siparişi bile verilmiyor. 

Neden gittiğini, neden döndüğünü, Büyükçekmece'nin vazgeçilmezliğinin sebebini soruyoruz Ahmet Can'a. Havası mı, suyu mu insanları kendine bağlayan?

Balıkosman'ın mutfağı Ahmet Can'da


Film gibi yaşarız biraz hayatı

"Sülalemle bir arada yaşıyorum ben. Dedem 65-70 yıl önce buraya geliyor. Eski sinemacı. Açık hava sinemaları varmış. Hâlâ sağ. Daha telefonlar yokken başlamış mesleğe," diyerek anlatıyor dedesini. Sonra devam ediyor: "12 hane bir aradayız. Mutfak eğitimimi tamamlamak amacıyla Barcelona'ya gittiğimde zorluk çektim çünkü arkadaş, akraba bağlarım kuvvetlidir. Matraktır bizim aile. Coşkuludur, neşelidir, her haftasonu bir olay vardır. Geçen dansöz vardı mesela evde, öyle anlatayım. Belki de dedemin sinemacı olmasından kaynaklı, film gibi yaşarız biraz hayatı. Normalde eve gittiğinde yatarsın dinlenirsin, ertesi güne hazılanırsın ya, bizde öyle bir şey yok. Gece işten bitap dönmüş olsam bile, illaki bir mangalın, şen şakrak bir muhabbetin ortasına düşerim. Hayatımda yeni arkadaşlarım pek yoktur. Giderim ama dönerim. İleride bir gün emekli olunca bir arada, komün yaşanacak günlerin hayalini kurar insanlar, biz onun içinde yaşıyoruz zaten. Eğlenceye gitmeyiz. Eğlence gelir eve Cüneyt Abi'yle. Bakın geldi bile."

Cüneyt Abi


Cüneyt Abi, bir sandalye çekiyor o sırada yanımıza. Büyükçekmece'de Roman Mahallesi'nde yaşıyor. Berk'in amcasının asker arkadaşı. Mutluluğun reçetesi gibi. Ne zaman birinin canı sıkkınsa Cüneyt Abi'yi arıyorlar burada. Darbukasını ve kanun, klarnet, keman çalan arkadaşlarını kapıyor. Bugün yoklar ama. Ekibin çoğu, belediyenin sunduğu 2 bin TL yardımı almaya gitmiş. 

Normalde bu günlerde ya Bodrum ya Antalya'da turnede olurlarmış ama bu yıl daha İstanbul'da. "Selanik göçmeniyiz," diye konuya giriyor, "evde canınız mı sıkıldı? Arayın bizi, toplanır geliriz, keyfinizi yerine getiririz," diye anlatmaya devam ediyor. Yetmiyor bize sohbeti. Peşinden gidiyoruz mahallesine.

"Çocukluğum, bu futbol sahasındaydı işte," diye anlatıyor Berk. İnsanın içindeki haylazlığın, haşarılığın, heyecanın hiç bitmediğini düşünüyorum doğup büyüdüğü yerde.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Büyükçekmece, Berk Altındeniz

Berk Altındeniz'in peşine takılıyoruz Büyükçekmece sokaklarında. Ayaküstü Marangoz'a uğruyoruz, eski Televole kameralarına bakmaya. Oradan Cüneyt Abi'lere geçelim diyoruz, gelir misin?

25 Tem 2021

Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR