Hızlı moda akımına fren: AB’den büyük markalara giysi imha yasağı

Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren yeni kurallara göre, tekstil sektöründeki devasa israfı önlemek amacıyla büyük moda markaları bundan böyle satılamayan giysi ve ayakkabıları imha edemeyecek. Her yıl Avrupa’da satılamayan tekstil ürünlerinin yüzde 9’u çeşitli yöntemlerle imha ediliyordu. Satılmayan ürünleri için önce indirimli satışlar, alternatif satış kanalları ve farklı pazarlar kullanılacak, şirketler ürünleri hayır kurumlarına veya sosyal girişimlere bağışlayabilecek.
Hızlı moda akımına fren: AB’den büyük markalara giysi imha yasağı

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

Avrupa Birliği’nde 19 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren yeni bir kurala göre, dev tekstil markaları bunda böyle satılmayan ürünleri imha edemeyecek. Orta ölçekli şirketler de 2030'dan itibaren aynı kurallara tabi olacak. Şimdiye kadar büyük moda markaları, mağazalarında rafta kalan ya da depolardan hiç çıkmayan giysi ve ayakkabıları yakarak veya başka yöntemlerle imha ediyordu. 

Avrupa Komisyonu verilerine göre, her yıl Avrupa'da satılamayan tekstil ürünlerinin yüzde 9'u bu şekilde yok ediliyor. Markalar, bu ürünleri uzun süre depolamanın veya yeniden satışa sunmanın yok etmekten daha masraflı olduğu gerekçesiyle imha etme yöntemine başvuruyor. Ancak yeni devreye giren AB kuralı, şirketlerin hiç kullanılmamış bu giysileri yeniden satışa sunmasını veya bağışlamasını zorunlu kılıyor. 

  • Bundan sonra sadece birden fazla sosyal kuruluşa bağış olarak teklif edilmesine rağmen belirli bir süre içinde kabul edilmeyen ürünler imha edilebilecek.

Avrupa Birliği’ndeki yeni düzenlemenin istisnaları arasında, malların tehlikeli, hasarlı veya kirli olması ya da yeniden kullanılamayacak veya yenilenemeyecek durumda olması da yer alıyor. 

2024 yılında yürürlüğe giren Sürdürülebilir Ürünler için Eko-Tasarım Yönetmeliği (ESPR) uyarınca, bu tür ürünlerin yeniden kullanım, hayır amaçlı bağış veya geri dönüşüm için yönlendirilmeleri gerekiyor. Bu yönetmelik uyarınca, 250'den fazla çalışanı ve yıllık net cirosu 50 milyon euronun üzerinde olan büyük şirketlerin satılmayan giyim, aksesuar ve ayakkabı stoklarını imha etmesi yasaklanıyor. Yani firmaların artık indirimler, alternatif pazarlar ve hayır kurumlarına bağış gibi yollarla ürün satmanın yollarını bulması gerekiyor.

Özellikle son yıllarda düşük maliyetli, düşük kaliteli seri üretim giysileri ifade eden “hızlı moda” akımının ilişkin endişeler de önemli ölçüde artıyor. Avrupa Çevre Ajansı verilerine göre, Avrupa'da satılmayan tekstil ürünlerinin yüzde 4-9’u her yıl giyilmeden imha ediliyor. Bu da her yıl 264 bin ila 594 bin tekstil ürününün yok edilmesi anlamına geliyor. 

Çevrimiçi alışveriş ve iade işlemlerindeki hızlı artış, maalesef israf sorununu daha da kötüleştirmiş durumda. Avrupa genelinde, internet üzerinden sipariş edilen moda ürünlerinin beşte biri daha sonra perakendeciye iade ediliyor ve tekrar satılmıyor. Bu da toplamda 100 binlerce ton giysi, aksesuar ve ayakkabı anlamına geliyor.

Uygulama kapsamında, ulusal yetkililer uyumluluğu denetleyecek ve ihlaller için para cezası uygulayabilecek. Şirketler, denetimlerin devamlılığını sağlayabilmek için kayıtları beş yıl boyunca saklamak zorunda. 

  • Satılmayan tüm ürünlerin yeniden satılması veya bağışlanması kolay değil. Çünkü ambalaj hasarları, yüksek lojistik maliyetleri, talep eksikliği veya düşük ürün değeri gibi sebeplerle ürünleri tekrar dolaşıma sokmak zorlaşıyor. 

Nitekim, çevre örgütleri şimdilik temkinli davranıyor, uygulamada bunun ne kadar gerçekçi olabileceğin sorguluyor. Eğer etkili ve caydırıcı bir denetleme mekanizması olmazsa alınan karar uygulamada pek birşeyi değiştirmez görüşü hâkim.

Tekstil, küresel su kirliliğinin yüzde 20’sinden sorumlu

Dünya geneline baktığımızda, her yıl 100 milyar parça giysi üretiliyor ve bunun yüzde 85’i aynı yıl çöpe gidiyor. Tekstil sektörünün mevcut işleyişe devam etmesi hâlinde 10 yıldan kısa sürede tekstil atığının 134 milyon tona ulaşması ve tekstil atığı kaynaklı karbon salımının iki katına çıkması öngörülüyor. Tekstil üretimiyle ilgili göz ardı edilen en çarpıcı gerçeklerden biri ise sektörün büyük miktarlarda kimyasal, su, enerji ve daha birçok doğal kaynağa ihtiyaç duyuyor olması. 

  • Tekstil sektörü, dünya genelinde su kirliliğinin yüzde 20’sinden ve petrol endüstrisinden sonra en büyük çevresel kirlilikten sorumlu. Aşırı su tüketimi, boyama ve kimyasal işlemler sonucu ortaya çıkan zehirli atık sular ve mikrofiber salımı ekosisteme ciddi zararlar veriyor. Özellikle mikrofiber salımı, polyester ve naylon gibi sentetik kumaşların yıkanması sırasında çevreye salınan mikroplastikler olarak ortaya çıkıyor. Bu lifler su arıtma tesislerini geçerek denizlere ulaşıyor.

Üretimde kullanılan büyük hacimli doğal kaynaklara ek olarak arazi doldurma yöntemi ile bertaraf edilen her bir kıyafet parçası ortalama 200 yıldan uzun sürede doğada çözünüyor; büyük miktarda metan gazı salımına ve toksik kimyasal ve boyaların sızıntısına sebep oluyor.

Dünya modasının çöplüğü Atacama Çölü

Hızlı moda aslında ucuz değil, bir yerlerde birileri bunun bedelini ödüyor. Moda dünyasının görünmeyen yüzüne en çarpıcı örnek ise Şili’de yer alıyor. Uzun süredir ABD, Avrupa ve Asya ülkelerinde satılamayan ya da ikinci el giysilerin toplanma merkezi hâline gelen Şili’deki Atacama Çölü, hızlı modanın çöplüğüne dönüşmüş durumda. Çöldeki binlerce tonluk tekstil ve hazır giyim atıkları hem çevre hem de insan sağlığı açısından alarm veriyor.

Güney Amerika ülkesi Şili’nin Atacama Çölü, maalesef sadece kızıl kumlarıyla değil, gökyüzünden bile görülebilen devasa giysi dağlarıyla tanınıyor. Şili’nin kuzeyindeki Iquique Limanı, dünyanın tekstil trafiği için dev bir merkez hâline gelmiş durumda. 59 bin ton ikinci el veya satılmamış kıyafet buraya getiriliyor, 39 bin ton giysi satılamadığı için doğrudan Atacama Çölü’ne terk ediliyor. ABD, Avrupa ve Asya’daki tüketim çılgınlığının artıkları buraya getirildikten sonra imha edilmek üzere bekletiliyor. 

'Ultra hızlı moda' kavramının hayatımıza girişi 

Çin merkezli küresel bir e-ticaret giyim devi olan Shein, moda endüstrisine “ultra hızlı moda” kavramını kazandırarak bir anlamda hızlı moda sektörünün korkulu rüyası hâline geldi.

Şirket, sosyal medya trendlerini gerçek zamanlı olarak analiz ederek, her gün binlerce yeni ürünü inanılmaz derecede düşük fiyatlarla üretiyor ve Çin üzerinden 150'den fazla ülkeye doğrudan tüketiciye ulaştırıyor. Satılan ve ilgi gören ürünlerin üretimini artırırken talep görmeyenleri hızla sistemden kaldırıyor. Aşırı rekabetçi fiyat sunabilmesinin yanı sıra sitede her gün binlerce yeni tasarım yer alıyor. 

  • Bu iş modeli Shein’e devasa bir gelir sağlarken şeffaflık eksikliği, tedarik zincirindeki işçi haklarının karşılanmaması ve çevreye verilen zararlar nedeniyle çevre örgütleri tarafından sert biçimde eleştiriliyor. 

Shein gibi ultra hızlı moda markaları, günde 10 bine yakın yeni ürünü piyasaya sürerek devasa bir atık krizi yaratıyor. Sentetik kumaşlara ve düşük fiyatlara dayalı bu model, satılamayan veya hızla çöpe atılan milyonlarca ton kıyafetle Şili'deki Atacama Çölü gibi bölgeleri devasa giysi çöplüklerine dönüştürüyor.

Fransa’dan ultra hızlı moda endüstrisine karşı yasa

Modanın anavatanı diyebileceğimiz Fransa’dan ultra hızlı modanın önde gelen temsilcileri Shein, Temu, AliExpress gibi markaları hedef alan devrim niteliğinde bir yasayı yürürlüğe koydu. Geçen Haziran ayında Fransa Parlamentosu, ultra hızlı moda sektörünün büyümesini sınırlamayı amaçlayan ve Shein, Temu ve AliExpress gibi şirketleri hedef alan mali cezalar, reklam kısıtlamaları ve çevresel yükümlülükler getiren bir yasa tasarısını nihai olarak onayladı.

  • Yasa, “ultra hızlı moda”yı iki kümülatif kriter kullanarak tanımlıyor: Piyasaya sürülen ürün hacmi ve bir ürünün fiyatı ile onarım maliyeti arasındaki oran. 

Yasa, Avrupalı ve Fransız perakendecileri hariç tutarken tamamen Çin merkezli çevrimiçi satış platformları hedef alıyor. Yürürlüğe giren mevzuata göre, çevre cezaları kademeli olarak artacak ve 2030 yılına kadar ürün başına 20 euroya kadar ulaşabilecek, bu ceza, ürünün vergi öncesi fiyatının yüzde 50'si ile sınırlandırılacak. Elde edilen gelirin bir kısmı tekstil toplama ve geri dönüşüm altyapısına ayrılacak.

Ayrıca, ultra hızlı moda şirketlerinin internet sitelerinde tüketicileri satın alımlarını azaltmaya, kıyafetleri yeniden kullanmaya ve ürünleri tamir etmeye teşvik eden mesajlar yayımlamaları gerekecek. Tasarı, sosyal medya fenomenleri aracılığıyla yapılan tanıtımlar da dahil olmak üzere, ultra hızlı moda şirketlerinin reklamlarını yasaklıyor. Bununla birlikte, hükümet, Avrupa Komisyonu'nun tasarının AB yasalarıyla uyumluluğu konusunda endişelerini dile getirmesinin ardından, önlemin yasal zorluklarla karşılaşabileceğini kabul ediyor. Stop Fast Fashion hareketi de yasayı yetersiz olmakla eleştiriyor. 

Hızlı ve ucuz modaya sahip olma akımını bu önlemler ne kadar etkiler şimdilik bilinmez ancak bunun aynı zamanda bir kültür savaşına dönüştüğünü de kabul etmek gerekiyor. Ultra hızlı moda ister istemez lüks moda endüstrisi dışında her şeyi silip süpüren çevresel, sosyal ve kültürel bir felakete doğru ilerliyor. 

Avrupa’da bunlar olurken ibreyi biraz da Türkiye’ye çevirelim.

İtalya’dan Türkiye’ye yasa dışı tekstil atığı sevkiyatı

Avrupa'da yürütülen yolsuzlukla mücadele soruşturması kapsamında, İtalya'dan Türkiye'ye yasa dışı yollarla 4 bin 200 ton tekstil atığı ihraç edilen büyük çaplı bir kaçakçılık ağı ortaya çıkarıldı. Yetkililer, çevre mevzuatı ile geri dönüşüm maliyetlerini aşmayı amaçlayan bu sistemin yüksek kâr sağlayan yasa dışı bir operasyon olduğunu belirtti.

  • Doğada 200 yıla kadar kalabilen ve karmaşık geri dönüşüm süreçleri gerektiren sentetik malzemelerin bertarafı, sıkı çevre kuralları ve yüksek maliyetlerle düzenleniyor. OLAF (Avrupa Yolsuzlukla Mücadele Ofisi) öncülüğünde yürütülen soruşturmada, söz konusu atık yüklerinin bu yükümlülüklerden kaçınmak amacıyla yanlış etiketlenerek sevk edildiğini tespit etti.

Denetçiler, ilk etapta tespit edilen 4 bin 200 tonluk partiye ek olarak, Türkiye'deki çevre mevzuatına uymadığı iddia edilen bir geri dönüşüm tesisine bağlı bir depoda saklanan yaklaşık 2 bin 100 ton tekstil atığı ile ayrı bir sevkiyatla gelen başka bir yığına daha ulaştı. OLAF açıklamasında, “İtalya kaynaklı ve aynı sahtekârlık şemasıyla bağlantılı ilave 768 ton tekstil atığı da, yanlış etiketlenmiş halde ve yasa dışı biçimde boşaltılmaya hazır olarak Mersin Limanı'nda depolanmış halde bulundu” bilgilerini verdi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

YAZARLAR

Pelin Cengiz

Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR

ParetoPareto
∙

HİKAYE

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?

Verileri anlık hava tahmini gibi düşünebiliriz, stratejiyi ise iklim bilgisi gibi... Yağan her yaz yağmurunda mont giymeye kalkan, kış güneşine aldanıp hemen tişörte dönen bir marka ancak hasta olur. Pazarlama ve iletişim dünyasının ihtiyacı olan, anlık sağanaklara göre her çeyrekte gardırop değiştirmek değil, mevsimin genel yönünü okuyup rotasında sağlam durabilmek.

Cem Arıdağ

·

31 Eki 2026

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?

Bir dönem önlenemez yükselişiyle teknoloji girişimleri kadar hızlı değerlenen Netflix, son dönemlerde geleneksel bir medya şirketini andıran performansıyla yatırımcılarını hayal kırıklığına uğratıyor. Platformun hit içerik üretimindeki yavaşlama, henüz belirgin biçimde bilançoya yansımamış olsa da içerik izleme alışkanlıkları ve piyasa değerine ilişkin metrikler, Netflix’in ağır ağır irtifa kaybettiğine işaret ediyor.

Doğa Yurduneri

·

27 Eki 2026

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?

"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Ümit Alan

·

23 Eki 2026

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Aidiyet ekonomisi: Favori markalarınız neden bez çanta satıyor?

Eskiden yalnızca satın alınan ürünleri taşımak için kullanılan bez çantalar, bugün tüketiciler için bir statü sembolüne, markalar için ise maliyetsiz bir reklam aracına dönüşüyor. Giderek daha fazla işletme, esas faaliyet alanının dışına çıkarak bez çantalardan tişörtlere, şapkalardan kupalara kadar uzanan “merch” koleksiyonları oluştururken bir dönemler ücretsiz dağıtılan bu promosyon ürünleri, tüketicilerin para ödemeye gönüllü olduğu yeni bir pazar yaratıyor.

Doğa Yurduneri

·

21 Eki 2026

Aidiyet ekonomisi: Favori markalarınız neden bez çanta satıyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Otomobil sektörünün yeni ikilemi: Yakıt krizi elektriklinin kaderini değiştirir mi?

Ortadoğu'daki savaşın tetiklediği akaryakıt krizi, elektrikli otomobillere yönelik talebi yeniden artırırken sektördeki dengeleri de değiştiriyor. Son bir yılda elektrifikasyon yatırımlarını küçülten otomobil devleri, yükselen talep ve Çin’deki üreticilerin güçlenen rekabeti karşısında gelecek stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Doğa Yurduneri

·

14 Eki 2026

Otomobil sektörünün yeni ikilemi: Yakıt krizi elektriklinin kaderini değiştirir mi?