Hobi bahçesinin bir adım ötesi: İsveç ve Danimarka’nın mutluluk odaklı sayfiye bahçeleri

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Hobi bahçelerine duyulan ilgi dünyanın her yerinde, özellikle büyük kentlerde yükselişte. Kentliler için doğayla iç içe zaman geçirebilecekleri ve gıda üretebilecekleri alanlar yaratma fikrinin öncülerinden Danimarka ve İsveç ise bu bahçeleri bir adım öteye taşıyarak “sayfiye bahçeleri” diyebileceğimiz yaşam alanlarına dönüştürüyor.
Boyut ve kullanım şartlarına göre hobi bahçesi, topluluk bahçesi ya da kent bostanı olarak anılan, ekim-dikim yapmaya elverişli kentsel yeşil alanların izi, 1778’de Danimarka’nın güneyindeki Fredericia kasabasının surlarının dışında paylaşımlı bahçe olarak kullanılmak üzere tahsis edilen arazilere kadar sürülebiliyor. 1800’lerin ikinci yarısında bu alanların yaygınlaşmasını teşvik eden derneklerin kurulmasıyla kent bahçeleri önce Danimarka’ya ardından İsveç, Finlandiya ve Norveç’in birçok şehrine yayılmıştı.

İki Dünya Savaşı arasında ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Almanya’da topluluk bahçelerinin sayısı hızla artsa da bu alanlar savaştan dönen askerlere moral vermek ve aslen savaşın etkisiyle ortaya çıkan gıda kıtlığının önüne geçmek üzere tasarlanmıştı. “Zafer bahçeleri” olarak anılan bu alanlarda sert kurallar çerçevesinde yalnızca sebze-meyve yetiştiriciliği yapılması teşvik ediliyordu.
İskandinav ülkelerinde ise kent bahçeleri kırsaldan kente göçen işçi sınıfının toprakla yeniden buluşabileceği, aile ve topluluk bağlarını güçlendirecek alanlar olarak görülüyordu. Kopenhag’da ziyaret ettiği bahçelerden çok etkilenerek 1900’lerin başından itibaren İsveç’te yaygınlaşmasına vesile olan sosyal demokrat lider ve kadın hakları savunucusu Anna Lindhagen, 1916 yılında yazdığı kentlilerin yeşil alanlarla buluşmasının faydalarını anlattığı ilk kitabında paylaşımlı bahçelerden şöyle bahsediyordu:
“Aile için toprak parçası, tüm aile üyelerinin ortak alanı ve boş zamanlarında biraraya gelebilecekleri birleştirici bir unsurdur. Evin dar alanından sıkılan aile babası, açık havada ailesiyle ilgilenmekten mutluluk duyar ve oldukça cazip bir ilgi alanı sunan bu toprak parçasına karşı sorumluluk hisseder.”

Bugün Danimarka’da 62.000 İsveç’te ise 50.000’in üzerinde bahçe, çoğunlukla kentsel alanlarda yerli halkın kullanımına sunuluyor. Bu iki örneği diğer ülkelerdeki hobi bahçelerinden ayırarak “sayfiye bahçelerine” dönüştüren ise sahiplerine bahçe içine mutfak ve minik bir yatak odasının sığabileceği genişlikte, 20-30 metrekarelik küçük kulübeler inşa etmelerine ve yılın belli dönemlerinde bu evlerde konaklamalarına izin verilmesi ve bu alanların kent yaşamının kalitesini artıracak, kentin nefes alan bir parçası hâline getirecek kurallar çerçevesinde tasarlanması.

Bu kulübeler, aynı zamanda aile üyelerin ya da dostların biraraya gelerek kentin içinde ama kentten uzakta buluşmalar düzenlemesine vesile oluyor. Küçük çocuklar bahçede zaman geçirip bahçecilik öğrenirken kentin farklı bölgelerinde yaşayan yetişkinler, arkadaşlar ya da komşular yazlık havasında birkaç gün geçirme şansı elde ediyor.
7.000’den fazla sayfiye bahçesine ev sahipliği yapan Stockholm’de, Stockholm Üniversitesi’nde psikoloji doçenti olan Cecilia Stenfors, yaptığı araştırmaların, orman ya da koloniträdgård (sayfiye bahçesi) gibi yeşil alanları sıkça ziyaret eden kişilerde “daha az depresyon belirtisi, daha düşük kaygı seviyeleri, daha iyi uyku düzeni ve yalnızlık ile toplumsal yalıtılmışlık hissinde azalma” gibi faydalara işaret ettiğini belirtiyor.
Bu olumlu etkiler özellikle yaşlı bireylerde daha belirgin hâle geliyor ve yaşlanmaya bağlı zihinsel ve fiziksel durgunluk belirtilerine karşı etkili bir mücadele yöntemi sunabiliyor. Uppsala yakınlarında yaşayan 80 yaşındaki Maja-Lena Säfström, bir koloniträdgård sahibi olmanın birçok faydasını gördüğünü söylüyor.
“Bir apartman dairesindeyken insan pek hareket etmiyor ama bir bahçeniz varsa mutlaka bir şekilde hareket ediyorsunuz ve bu da insanı daha iyi hissettiriyor. Ayrıca bahçe dernekleri sosyal bağlantılar kurmama da yardımcı oluyor. Bu alanlarda derneklerin düzenlediği aktiviteler benzer ilgi alanlarına sahip insanlarla tanışmamı sağlıyor.”
Kopenhag’ın kolonihaven’lerinin bir kısmı ise kamusal bir yeşil alandan çok bir tabloyu andırıyor. Naerum bölgesindeki oval bahçeler, gelmiş geçmiş en büyük peyzaj mimarlarından biri olarak kabul edilen Søren Carl Theodor Marius Sørensen’in en ünlü projelerinden biri. Sørensen, 1948 yılında sosyal konutlar ve hobi bahçelerine ayrılmış boş bir alanı 25x15 metrelik 40 oval bahçe içerecek biçimde yeniden tasarlamıştı.

Bahçe sahipleri kulübelerini nereye yerleştireceklerine, hangi tür çit kullanacaklarına ve bahçenin peyzajına kendileri karar verseler de Sørensen tavsiyelerinden oluşan yedi sayfalık bir rehberi onlar için hazır bulundurmuştu. Kuşbakışı görüntülendiğinde muhteşem görünen bu bahçeler topluluğu, aralarında yüründüğünde daha da etkileyici bir hâl alıyor. Her bahçeye yol erişimi olmaması başta bir kusur gibi görünse de bu, ev sahiplerinin arabalarına ulaşmadan önce yeşillikler içerisinde yürümesini ve diğer bahçe sahipleriyle iletişime geçmesini isteyen Sørensen’in bilinçli bir tercihidir örneğin. Bahçelerin konumunun arazinin eğimine göre belirlenmesi de budanmış doğal bitkilerle çevrelenen bahçe sınırları arasında doğal bir akış sağlar.
İsveç ve Danimarka’daki kulübeli bahçeler mülkiyet açısından da birçok ülkeden farklılık gösteriyor. Türkiye de dahil neredeyse tüm ülkelerde hobi bahçeleri başvuru üzerine kiralama sistemiyle çalışırken bu bahçeler özel mülk olarak satılıyor. Bu sistem aslında birçok dezavantajı da beraberinde getiriyor. Yoğun talep ve düşük arz bir dönem bahçe fiyatlarının fırlamasına neden olmuş. Bahçe dernekleri yeni düzenlemelerle fiyat aralığını belirlese de bu kez bahçe sahibi olmak isteyenler yeni bahçelerin açılması ya da var olanların satılması için uzun süreler beklemek zorunda kalıyor.

Bu problemin kısmen aşılması için bahçelerin birarada bulunduğu alanlar kamuya açık hâle getirilmiş; yalnızca özel mülk olan kulübelerin önünde ziyaretçilerin özel alana saygı göstermesini rica eden tabelalar bulunuyor. Ayrıca bu alanlarda düzenli olarak hem bahçe sahiplerinin hem de kentlilerin sosyalleşmesi ve iyi vakit geçirmesi için herkese açık etkinlik ve buluşmalar da düzenleniyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?




