İklim krizinde en kötü günler geride kalmış olabilir mi?

Üst üste sıcaklık rekorları kırılıyor; aşırı hava olayları nedeniyle sayısız canlı türü yok oluyor, zorunlu iklim göçleri artıyor. Peki bütün bunlara rağmen en kötü günler geride kalmış olabilir mi? Climate Analytics’in öngörülerine bakılırsa evet, daha doğrusu, belki…
İklim krizinde en kötü günler geride kalmış olabilir mi?

4 Mayıs - VitrA - Angst
VitrA ile birlikte

VitrA’dan çevre dostu lavabo Sevgili Angst okuru, dünyayı yaşanabilir bir yer kılmaya devam etmek için sahip olduğun hassasiyeti; evde, ofiste, sokakta, kısacası dokunduğun her yerde çevre dostu tercihler yapmayı veya değişikliği başlatacak o ilk adımı atmak için yeniden burada buluştuğumuzu biliyoruz. Bugün, seni dünyamız için bir ilke imza atan VitrA ile bir araya getirmekten mutluluk duyuyoruz. Neden? Çünkü VitrA ’nın ürettiği yeni çevre dostu lavabo, dünyanın ilk ve tek %100 geri dönüştürülmüş seramik lavabosu olma özelliği taşıyor. Yenilikçi bir iş modeli ve döngüsel tasarım ilkeleri doğrultusunda VitrA’nın vizyonunu ve öncülüğünü yansıtan lavabo, seramik sektöründe sürdürülebilir tasarım konusunda yeni bir standart ortaya koyuyor. Nasıl? Seramik sağlık gereçleri üretiminden doğan atıklar, kırık seramikler de dahil olmak üzere, başka bir fabrikaya hammadde olarak gönderilmek yerine üretim sürecinde yeniden kullanılmaya başlandı. Mat bej renkte ve 5 formda tasarlanan lavabolar, daha az kaynak kullanma, atıkları en aza indirme ve döngüsel ekonomiye katkıda bulunma konusunda öncü rol üstleniyor. Neden önemli? Standartlara uygun yapılan Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi sonuçlarına göre, atıkların kullanılması çevresel etkilerden küresel ısınma potansiyelini ürün başına yaklaşık olarak %30 oranında iyileştiriyor . Geri dönüştürülmüş lavaboların üretilmesi sayesinde, daha az hammadde kullanılarak %36'lık iyileştirmeyle yaklaşık 5 kg hammadde tasarrufu ve %38 iyileştirmeyle 2,48 Kwh elektrik tasarrufu elde edilmesi hedefleniyor. VitrA imzası taşıyan dünyanın ilk ve tek %100 geri dönüştürülmüş seramik lavabosuna buradan ulaşabilirsin.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Geçen yıl, dünyanın en büyük karbon yayıcı ülkesi olan Çin’de ABD’nin tüm tarihi boyunca kurduğundan daha fazla güneş paneli kuruldu. Böylece ülkenin güneş enerjisi kapasitesi bir yılda yüzde 55 artış gösterdi. Rüzgar enerjisi kapasitesinde de yüzde 21’lik artış sağlandı. Elektrikli otomobil satışı tüm dünyada kaydadeğer bir yükselişe geçti. Yılın ilk dört ayında satışlarda yüzde 25 artış gözlendi. Bu yıl satılan her beş arabadan birinin elektrikli olması bekleniyor. Bu da 2030 yılında Çin’de her üç arabadan birinin, AB ülkeleri ve ABD’de ise her beş arabadan birinin elektrikli olacağı anlamına geliyor.

İklim tartışmalarında sıkça değinilen konulardan biri de hükümetlerin fosil yakıtlarla desteklenen ekonomik büyüme hedeflerine ters düştüğü gerekçesiyle iklim kriziyle mücadele için atılması gereken adımları atmaya yanaşmaması. Bu durum birçok ülke için geçerliliğini korusa da rakamlar, aralarında Japonya, Singapur, ABD, Almanya, Birleşik Krallık ve İspanya’nın da bulunduğu 30’un üzerinde ülkenin ekonomik olarak büyümeye devam ederken karbon emisyonlarını azaltmayı başardığını gösteriyor

  • Nasıl? Bu başarının ardında teknolojik gelişmeler sayesinde yenilenebilir enerji yatırımlarının ucuzlaması, hava kirliliğini azaltmak için yapılan yeni düzenlemeler, kömürden çıkış ve metan azaltımı anlaşmaları ile karbon vergilendirmeleri gibi uygulamalar var. Bu eğilimlerin devam etmesi hâlinde küresel emisyonlarda düşüş yaşanabilir. 

ABD örneği

Dünyanın karbon salımından sorumlu ikinci büyük ülkesi olan ABD, emisyonlardaki zirve noktasını 2005 yılında gördü. O zamandan beri ülkenin karbon salımında yüzde 17’lik düşüş kaydedildi. Düşüş kaydadeğer olsa da ABD’nin iklim hedeflerine ulaşması için 2030’a kadar emisyonlarını üç kat daha hızlı düşürmesi gerekiyor. Mart ayında Carbon Brief, ABD'nin sera gazı emisyonlarının ikinci bir Trump veya ikinci bir Biden yönetimi altında nasıl bir seyir izleyeceğine dair bir analiz yayımladı.



Görsel: Carbon Brief

İklim inkarcısı Trump'ın fosil yakıt gelişimini artırma ve iklim politikalarını rafa kaldırma hedeflerinin ABD emisyonlarını 2030 yılına kadar dört milyar ton artıracağı tahmin ediliyor. Ancak Trump’ın seçilmesi hâlinde bile ABD emisyonlarının aşağıya doğru kayması muhtemel görünüyor. Çin’de emisyon eğrisinin 2025 yılına kadar yön değiştirmesi ve düşüşe geçmesi bekleniyor. En büyük üçüncü sera gazı üreticisi ülke olan Hindistan'ın emisyonları ise 2045 yılına kadar artış gösterebilir.

Umutlanmalı mıyız?

İklim kriziyle mücadele yolunda umut verici gelişmeler yaşansa da yılın ilk çeyreğinin ardından dünya genelinde emisyonların zirveye ulaştığını ve bundan sonra karbon salımında belirgin bir küresel düşüş kaydedileceğini söylemek pek de kolay değil

Gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik büyüme çabaları nedeniyle fosil yakıt talebindeki artış muhtemelen devam edecek. Yapay zeka ve kripto para gibi teknolojiler de genel enerji talebinde kaygı verici bir artışa neden oluyor. 2050 ise yılında plastik üretiminin üç katına çıkarak dünyanın kalan karbon bütçesinin beşte birini oluşturması bekleniyor.

Tüm bunlara rağmen, bir asırdan fazla süren amansız yükselişin ardından yakın gelecekte karbon eğrisinin bükülmesi, en azından teoride mümkün.  

Dünya çapında 1,5 derecelik ısınma sınırına uygun iklim eylemlerini yönlendirmek ve desteklemek için çalışan iklim bilimi ve politika enstitüsü Climate Analytics, geçen Kasım ayında, iklim üzerindeki yarattığımız en kötü etkiyi geride bırakmış olabileceğimize dair ilgi çekici bir olasılığı gündeme getiren bir rapor yayınladı.

Bu raporda, yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, enerji verimliliği gibi mevcut temiz teknolojilere bağlı büyüme eğilimlerinin devam etmesi ve karbon haricindeki emisyonların azaltılması konusunda bir miktar ilerleme kaydedilmesi durumunda emisyonların 2024 yılında düşmeye başlama olasılığının yüzde 70 olduğu belirtiliyor. Bu da 2023 yılının insanlık tarihine emisyonların zirve yaptığı yıl olarak geçmesi anlamına geliyor.

Üç senaryodan ikisi umut verici

Rapor üç farklı senaryoyu ele alıyor. Bunlardan ilki, Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) mevcut iklim politikaları ve taahhütlerinin nasıl sonuçlanacağına ilişkin tahminlerine dayanan temel senaryo. Fosil yakıtlara bağlı karbondioksit emisyonlarının bu yıl zirveye ulaşacağını, ancak metan ve hidroflorokarbonlar gibi diğer ısı tutucu gazların emisyonlarının artmaya devam edeceğini, dolayısıyla genel sera gazı emisyonlarının dengeleneceğini öngörüyor.

Düşük çaba olarak adlandırılan ikinci senaryo, ilk senaryoyu temel alıyor ancak hükümetlerin 2030 yılına kadar toplam metan emisyonlarının 2020 seviyelerine kıyasla yüzde 30 oranında azaltılmasını hedefleyen Küresel Metan Taahhüdü ve Türkiye’nin de taraf olduğu hidroflorokarbonları aşamalı olarak ortadan kaldırmaya yönelik Kigali Değişikliği gibi anlaşmalar kapsamında verdikleri sözleri yerine getirmeye başlayacaklarını varsayıyor. Bu senaryonun gerçekleşmesi hâlinde, toplam küresel emisyonlar 2025 yılında zirveye ulaşacak ve ardından düşmeye başlayacak.

Üçüncü senaryo, temiz teknolojilerin mevcut oranlarda artmaya devam ettiği, enerji talebi artışını geride bıraktığı ve kömür, petrol ve doğalgazın yerini aldığı bir dünya üzerine kurulu. Bu da emisyonların 2023'te zaten zirve yapmış olacağı ve şimdi uzun, sürekli bir düşüşte olacağı anlamına geliyor. IPCC’nın ısınmayı 1,5 derece ile sınırlama hedefiyle uyuşan bu tek senaryo da bu.

Carbon Analytics çalışması bu alandaki en iyimser tahminlerden biri olsa da farklı kaynakların verilerinden o kadar da uzak değil. Uluslararası Enerji Ajansı küresel karbondioksit emisyonlarının 2030’a kadar zirveye ulaşacağını öngörüyor. Danışmanlık firması McKinsey de emisyonların 2030'dan önce azalmaya başlayacağını ve 2023 yılında zirveyi görmüş olabileceğimizi belirtiyor.

İklim krizinin sembol grafiği: Keeling Eğrisi


Görsel: The Scripps Institution of Oceanography

Adını yaratıcısı ABD'li bilim insanı Dr. Charles David Keeling'den alan Keeling Eğrisi, 1958'den bu yana atmosferdeki karbondioksit oranının kaydını tutan bir grafik.

1956 yılında hava örnekleri alarak ve içerdikleri karbondioksit miktarını ölçerek çalışmaya başlayan Keeling, zaman içinde bitkilerin fotosentez yapması nedeniyle gece alınan hava örneklerinin, gündüz alınan örneklere kıyasla daha yüksek karbondioksit konsantrasyonu içerdiğini ve konsantrasyonların ilkbaharda zirve yaptığını keşfetti.

Keeling, araştırmalarına devam etmek için Hawaii'deki Mauna Loa Gözlemevi'nde kalıcı bir karargah kurdu ve küresel atmosferik karbondioksit seviyelerinin neredeyse her yıl arttığını tespit etti. Aldığı örnekleri analiz ederek bu artışın fosil yakıtların kullanımından kaynaklandığını ispatladı. O zamandan beri sürekli yükselişte olan Keeling Eğrisi iklim krizinin sembol grafiği olarak biliniyor. Acil ve etkili önlemler alınması durumunda Keeling Eğrisi’nde tarihî bir değişim görülebilir.

Yukarıda bahsettiğim, üç olası senaryoyu değerlendiren raporun yazarlarından Neil Grant’in de belirttiği gibi emisyonlarda tepe noktaya ulaşmak, yarınların daha yaşanabilir olacağı anlamına gelmiyor. Emisyonların daha yavaş bir oranda da olsa artmaya devam etmesi, dünyanın da ısınmaya devam etmesi anlamına geliyor. Bu da daha tehlikeli sıcak hava dalgaları, daha fazla kutup buzunun erimesi, tüm okyanuslarda su seviyesinin yükselmesi, kasırgaların ve sellerin artması, yani dünyanın daha fazla bölgesinin yaşanmaz hâle gelmesi demek. 

  • Ne yapmalı? Sıcaklık artışını durdurmak için insanların sera gazı salımını durdurması, net karbon üretimlerini sıfırlaması ve hatta daha önce salınan karbonu geri çekmeye başlaması, tüm bunların da oldukça hızlı bir şekilde, hemen yapılması gerekiyor. Paris İklim Anlaşması'nın bu yüzyılda ısınmayı sanayi öncesi sıcaklıkların ortalama 1,5 derecede sınırlama hedefine ulaşabilmek için dünyanın karbondioksit emisyonlarını 2030 yılına kadar yarı yarıya azaltması ve 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşması şart. 

Öngörülemeyen riskler

İnsanlığın iklim kriziyle mücadelesinde hesaba katılması gereken tek kıstas atmosfere salınan sera gazı miktarı değil elbette. İklim bilimciler gezegenin kritik devrilme noktalarının eşiğinde olduğunu, hatta bazılarını geçmiş olabileceğini belirtiyor. Bardağı taşıran son damla olarak da tanımlayabileceğimiz kritik devrilme noktaları, ekosistemlerin ani, geri döndürülemez ve diğer sistemlere de zarar veren kademeli hasara yol açacak noktaya gelmesi anlamına geliyor. Böylece bir sistem üzerindeki küçük bir değişiklik o sistemi kararlı bir durumdan son derece farklı bir duruma "deviren" güçlendirici döngüler yaratabilir.

  • 5 devrilme noktası: Araştırmalar, gezegenin devrilme noktalarından beşini şimdiden aşmış olabileceğini gösteriyor. Bunlar, Grönland ve Batı Antarktika buz tabakalarının erimesi, Kuzey Atlantik'teki kutup altı jiroskop sirkülasyonu, sıcak su mercan resiflerinin ağarması ve permafrostun çözülmesi olarak sayılıyor. 

Bunun yanında doğal ya da insan kaynaklı bazı felaketler kademeli olarak birbirini tetikleyen felaketlere sebep olma ve dünya çapında bir sistemik kriz yaratma potansiyeli taşıyor. İklim krizinin yol açtığı hasarlarda hesaplamaların dışında kalan bu zincirleme felaketlerin en anlaşılır örneği olarak dev orman yangınlarının akabinde o bölgede yaşanan, kuraklık, hava ile su kirliliği ve buna bağlı hastalıklar, biyoçeşitlilik kaybı, gıda krizi ve zorunlu göç gösterilebilir.

Bahsedeceğim son öngörülemez unsur ise dev şirketlerin, özellikle de Big Oil olarak bilinen Shell, BP, Exxon gibi petrol şirketlerinin verip tutmadığı sözler ve iletişim kampanyalarında başvurdukları manipülasyonlar. En basit tabirle uluslararası iklim çabalarına destek sözü veren dev petrol şirketleri kendi içlerinde bile bu çabaların kendi iklim planlarıyla uyumsuz olduğunu kabul ediyorlar. Lobicilik yaparak iklim üzerindeki etkilerini manipüle eden ve küresel emisyonların yüzde 71’inden sorumlu olan petrol devlerinin bu tutumu da tutarlı iklim krizi ile mücadele projeksiyonları oluşturmanın önündeki en çetin engellerden biri.

  • Başa dönecek olursak: Küresel emisyonlar konusunda en kötü yılı geride bırakmış ya da yakın zamanda geride bırakacak olma ihtimalimiz yok değil. Geçen yıl tepe noktayı görüp görmediğimizi 2030 yılına kadar öğrenemeyeceğiz. Zaman daralıyor, gezegen ısınıyor ve tek çıkış yolumuz “evimizin yandığını” hep birlikte kabul ederek acil iklim eyleminin derhal yürürlüğe sokulmasını sağlamak.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

🦍Yaralarını saran orangutan

Gelişmiş ülkelerin kömürden çıkış planı, petrol devlerinin yalan beyanları, Ottawa'nın plastik gündemi ve bilim tarihine geçen bir orangutan...

04 May 2024

VitrA ile birlikte
🦍Yaralarını saran orangutan

YAZARLAR

Deniz Aytekin

Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?