Into The Spider-Verse İstanbul’da: Daniel Pemberton’la sohbet

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Örümcek Adam’la küresel olarak samimileşmeye başladığımız zamanı hatırlıyorum. Peter Parker’ın yalnızca Marvel’ın sinema evreniyle anılmadığı bir yere dönelim: Yıl 2002, Sam Raimi üçlemesinin ilki vizyona girmiş ve süper kahramanlar, popüler kültürün bugünkü kadar içinde değil. Hele bu fenomen grubunu (DC’nin Batman v Superman: Dawn of Justice’indeki gibi) Yunan mitolojisine saygı duruşuna geçerek insanlık ve tanrılar analojisi üzerinden tanımlamak gerekecek kadar hiç değil.
Şimdi bir daha mahallenin "o" dostuyla Marvel olmadan kavuşamayacakmışız gibi hissettiren bir zamana gidelim: Yıl 2014, My Chemical Romance grubunun solisti ve ünlü D&D oyuncusu Gerard Way, bir Spider-Man çizgi romanı teklisi olarak Edge of Spider-Verse’ü kaleme alarak ilk Marvel işbirliğini kuruyor. Böylece 31. yüzyılda geçen muhtemel bir gelecekte, Dünya-14512’de yaşayan genç kız Peni Parker, bizim standart dünyayla tanışıyor. Emekliye ayrılmış bir hayran olarak ben de Queens’e iyice yaklaştık gibi hissediyorum.
Spider-Man mitolojisi
Bir 4 yıl daha geçiyor. Sony, yıllar süren telif anlaşmalarında Marvel’la bir yerlere varıyor ve Avengers filmleri peş peşe çıkmaya devam ediyor. Yıl, şimdi 2018. Spider-Man: Into The Spider-Verse vizyona giriyor ve Miles Morales’le Post Malone ve Swae Lee’nin Sunflower’ını arka planda duyarak tanışıyorum. Emekliye ayrıldığını sanan bir hayrana, giydiği Nike Air Jordan 1’ı aldırtmak isteyecek kadar kendini sevdiren Miles’ın filmi, izleyicisini Peni Parker dahil olmak üzere çeşitli paralel evrenler ve alternatif zaman çizgilerinden karakterlerle de biraraya getiriyor. Kısacası bu Spider-Man mitolojisine saygı duruşu niteliğindeki film, 91. Akademi Ödülleri’nde En İyi Animasyon Filmi ödülünü alınca hiç şaşırmıyorum.

Spider-Man: Into The Spider-Verse
Şimdi yıl 2024. Across the Spider-Verse, başka bir yazının konusu... Bu ara önemli olan Spider-Man: Into The Spider-Verse Live in Concert’ın New York’taki dünya prömiyerinin ve Birleşik Kralık turnesinin ardından bu hafta İstanbul'a gelmesi. 3-4 Şubat tarihlerinde Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde yapılacak etkinlik öncesi orijinal film müziklerinin bestecisi Daniel Pemberton’la sohbetimiz ise, emeklilikten ayrılan bir hayran için bir o kadar önemli.
Film müzikleri üzerine: Daniel Pemberton’la sohbet
Into The Spider-Verse için müzik bestelerken geçtiğin yaratıcı süreç nasıldı? Bu yolculukta özellikle öne çıkan anlar var mı?
Aslında Spider-Verse, aklımdakileri uygulamak için bir fırsat oldu. Plak scratch’ini (record scratching) film müziğine dahil etme fikrinin teknik karmaşıklığına karşın bu deneyimi nasıl tutabileceğimiz üzerine düşünüyordum. Hayata geçirmek çok çalışma gerektirdi ve sonunda yaptığımız şey, orkestrayı scratch the orchestra diye adlandırdıkları bir şeyle kaydetmek oldu. Orkestra için yazdım, kaydettik ve bunu dijital vinile koyduk, sonra bu parçaları çizdik ve yeniden düzenleyip remiksledik. Bu, film müziklerine bir Hollywood filmi boyutu ve ölçeğini verdi; aynı zamanda bir DJ setinin ham ve pürüzlü hissini de kayda yansıttı. Ve bence bu süreç, filme farklılığını veren şeylerden biri oldu.
Bu parçaları canlı çalmak nasıl bir deneyimdi? Sence bu deneyim, orijinal bestelere yeni bir boyut ekledi mi?
Canlı performans bambaşka bir tecrübe aslında. Sadece orijinal müzikleri nota nota takip eden bir şey yapmak istemedim. Performansın daha çok bir konser gibi, daha dinamik ve taze bir enerji taşımasını arzuladım. Tabii ki bu, filme uyum sağlamak ve her detayı yerine oturtmak gibi zorluklar içeriyor. Özellikle scratch seslerini canlı yapmak çok zorlu oldu çünkü bu daha önce sahnede yapılmamış bir şeydi. Daha önce film müziği yapmıştım ama canlı bir performans sergilememiştim. Bu yüzden plak çizme seslerini nota olarak yazmak ve ne yapmamız gerektiğini anlatmak epey karışık bir süreç oldu. Ama bir şekilde başardık.
Benim için bu, soundtrack’in aynısını yeniden yaratmaktan ziyade, bir enerji yakalamakla ilgili. Umarım izleyenler de daha önce hiç deneyimlemedikleri bir enerjiyi hisseder. Spider-Man: Into The Spider-Verse Live in Concert, bir filmi izlerken konserde olmak gibi. Müzikle etkileşime giriyorsunuz, iki medyumu da farklı bir şekilde takdir ediyorsunuz. Bence Spider-Verse, bunun yapılabilmesi için en iyi filmlerden biri çünkü gerçekten keyifli bir film.

Kaynak: Zorlu PSM
Spider-Verse, özellikle popüler kültürde ayırt edici görsel tarzıyla tanınıyor. Bu görsel unsuru müzikle bütünleştirmek sürecinde teknolojinin rolü neydi?
Bu projede teknoloji büyük bir rol oynuyor çünkü farklı şeyler yaratmak için teknolojiyi nasıl kullanabileceğinize her zaman ilgi duyuyorum. Bir orkestranın kendisi bir teknoloji. Bir keman da öyle. Sadece çok eski bir teknoloji. Bu inanılmaz bir şey.
Benim için her enstrümanın güçlü ve zayıf yanları var. Belki bir kemanın veya bir orkestranın derinliğine, zenginliğine veya duygusuna sahip olmayabilirler ama teknoloji ilerledikçe sesle yapabileceğiniz daha ilginç enstrümanlar ve işlemler var. Yani yeniyle eskiyi nasıl birleştireceğinizi gösteren, güçlü yanları kullanarak—umuyorum ki—herkes için heyecan verici bir deneyim yaratacak hibrit bir deneyim yaratma meselesi olarak görüyorum bunu.
Post Malone, Lil Wayne, Jaden Smith ve Nicki Minaj gibi sanatçılarla işbirliğini ve hip-hop’a olan ilgini göz önüne alınınca Spider-Man mitolojisiyle uyuşan tutkun, filmin müziklerinin yaratımını nasıl etkiledi?
Sanırım dahil olduğum her filmde kurgunun dünyasından ve karakterlerinden ilham almaya çalışıyorum. Örneğin ilk Spider-Verse filminde—Miles’ın Brooklyn’inde—hip-hop kültürüyle iç içeyiz. Dolayısıyla film müziklerinin yaklaşımı teknik, prodüksiyon stilleri ve ses de bununla uyumlu. Bu sayede film ve müzik bir akış içinde ilerleyebiliyor.

Miles Morales
Karakterin samimi ve otantik hissettirmesi de benim için çok önemli. Yani—garip bir örnek olacak ama—Miles, 1900’lerin Britanya’sında bir malikhanede yaşıyor olsaydı, film müzikleri muhtemelen farklı bir seste olurdu. Demek istediğim, sürekli aynı şeyi yapmak yerine her filmi kendine has özellikleriyle düşünmeye çalışıyorum. Yani var olanların üzerine çok bir şey yapmadım aslında. Onlar zaten kendi işlerini sahne arkasında yapan büyük yıldızlar.
Besteci kimliğin "çok yönlü" ve "kamaleonik" olarak betimleniyor. Bunun sürdürülebilirliğini nasıl sağlıyorsun? Yeni stiller ve türler keşfetmeni sağlayan motivasyonun nereden geliyor?
Çalışacağım filmleri, kendim olmama ve sanatsal olarak özgür kalmama izin verip vermediklerine göre seçmeye çalışıyorum. Böylece filmdeki karakterlere, dünyaya ve hikayeye bakıp o filme özgü bir yaklaşım bulmaya çalışabiliyorum.
Her film birbirinden çok farklı. Ve film müzikleri bestelerken tüm filmlere uyan tek bir yaklaşım olmaması gerektiğini düşünüyorum. Yani, hikayenin ve dünyasının üzerine detaylıca düşünüp bunu müziksel olarak nasıl temsil edebilirim diye düşünmek istersiniz, haksız mıyım? Bu meydan okuma, beni heyecanlandırmaya devam ediyor.
🕷 Editörün notu: Spider-Man: Into The Spider-Verse Live in Concert, 3 ve 4 Şubat’ta Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde. Detaylı bilgi burada.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR


