DIKŞIN: Büyük Şans (Big Shoot)

Cellat/kurban ilişkisi üzerine hayli sert bir dili olan iki kişilik, yüksek tempolu bir oyun: “DIKŞIN: Büyük Şans”.
DIKŞIN: Büyük Şans (Big Shoot)

29 Ekim - Sabancı Holding - İstanbul
Sabancı Holding ile birlikte

Sabancı’dan anlamlı 29 Ekim videosu: “ Cumhuriyet’i #KalbimizAtaAta çalışarak kutluyoruz ” “Bu topraklardan kazandığını bu toprakların insanıyla paylaşma” prensibiyle, yaklaşık 100 yıldır toplumsal kalkınmaya öncülük eden Sabancı Topluluğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılında başlattığı S abancı Gençlik Seferberliği ile Türkiye’de yeni bir sosyal kalkınma modelinin temelini atıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin 101. yıl coşkusunu da Sabancı Gençlik Seferberliği odağında hazırladığı reklam filmiyle yaşayan Sabancı, #KalbimizAtaAta mesajıyla güçlendirdiği film ile Türk gençliğine umut olmayı hedefliyor. Her yıl Cumhuriyet’i sahada çalışarak kutlayan Sabancı, “Bütün ümidim gençliktedir” diyen Ulu Önder Atatürk’ün izinde başlattığı Sabancı Gençlik Seferberliği kapsamında Türkiye’yi Sabancı Teknoloji ve Etki Merkezleri Ağı ile donatırken, ülkemizin beyin gücünün Türkiye’de kalmasını, ülke çapında gençlere, girişimcilere inovasyona ve teknolojiye erişim konusunda fırsat eşitliği sağlanmasını amaçlıyor. Sabancı'nın 29 Ekim videosunu buradan izleyebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

“Ah Stan, Stan! Göster bakalım bize, başkaldırmayan, sesi çıkmayan, eğilip bükülen kendimizi.”

Ülkemiz son dönemde bebeklerin, çocukların, kadınların öldürüldüğü, hayvanların yok edildiği, hakkını arayan emekçilerin şiddetle susturulmaya çalışıldığı bir vahşet ortamına dönüştü. Sokak ortasında tecavüz girişimleri, internet üzerinden işlenen cinsel tacizler, pedofili suçları ve homofobik resmî anlayışın bireyleri toplumdan dışlayan tahammülsüzlüğü cabası. 

Her gün yaşadıklarımız, sadece birinci dereceden muhataplarını değil haberlere maruz kalan kişileri de psikolojik bakımdan altüst ediyor. Anksiyete ve depresyon belirtileri görülen kişiler, risklerden korunma içgüdüsüyle kendi hareketlerini sınırlandırıyor, iç dünyalarına kapanıyor. Üstelik işlenen tüm bu insanlık dışı suçların cezasız kalacağına yönelik yaygın kanı nedeniyle umutsuzluktan doğan bir toplumsal travma yaşanıyor.

Çocukluğumda babam anlatmıştı. 1960'lı yıllarda Ankara'da Kızılay'ın ortasında bir cinayet işleniyor. Ceset yerde ve üzerine gazeteler örtülmüş. Gazetelerin yanından kaldırımın eğimiyle bir kan gölü oluşuyor. Olay yerinde meraklı kalabalık birikmiş. Oradaki bir vatandaş gözlerini dikmiş, elindeki kese kağıdından aldığı kabak çekirdeğini çitleyip kabuklarını cesedin yanındaki kan gölüne atıyormuş. 5-6 çekirdek kabuğundan sonra adamın etrafındakiler, "Ne yapıyorsun kardeşim sen?" deyip adamı uzaklaştırmışlar. Biz toplum olarak şu günlerde, kan gölüne çekirdek kabuğu atan o adam gibiyiz. Yabancılaşmış, kendini kaybetmiş!

Bu distopik gidişatta hal-i pür melalimiz böyleyken cellat/kurban ilişkisi üzerine hayli sert bir dili olan iki kişilik, yüksek tempolu bir oyun seyrettim Moda Sahnesi’nde, oyunun adı “DIKŞIN: Büyük Şans” (Big Shoot)

Prova notlarında, “Bu ‘şovun’ temelinde Hegel’in efendi-köle diyalektiği de var” yazılmış. Oyun genel anlamda efendi/köle hiyerarşisinden doğan şiddet ve toplumsal çöküşten yola çıkmış olsa da kadına karşı duyulan derin nefret, küçümseme ve ön yargıyı (mizojini), çocukları gereksiz varlıklar, salt hayatın tüketicileri olarak gören anlayışı da gözler önüne seriyor.


Fotoğraf: Orçun Kaya

Bugün, dünya çapında oyunları en çok sahnelenen Afrikalı yazarlardan Koffi Kwahulé, Batı Afrika ülkelerinden Fildişi Sahili kökenli bir Fransız oyuncu, yazar, yönetmen ve akademisyen. 

  • Kwahulé, 1956 yılında Abengourou'da doğdu. Abidjan'daki Ulusal Sanat Enstitüsü'nde, Ecole de la rue Blanche'da oyunculuk okudu ve Sorbonne Nouvelle Paris III Üniversitesinde tiyatro alanında doktorasını tamamladı. Aynı üniversitede ders vermeye devam ediyor.
  • Fransa’nın önemli yayınevleri tarafından yayımlanan, yaklaşık yirmi dile çevrilen ve Avrupa, Afrika, Latin Amerika, ABD, Kanada, Japonya ve Avustralya'da prömiyeri yapılan otuz kadar oyunun yazarı. Ocak 2016'dan beri Carole Thibaut'un yönettiği CDN de Montluçon'da yardımcı yazar olarak görev yapıyor. Ağaçların Kokusu ile 2017 Dramatik Edebiyat Büyük Ödülü'nü ve 2018 Bernard-Marie Koltès Ödülü'nü aldı. Koffi Kwahulé bir Chevalier des Arts et des Lettres'dir (Edebiyat Şövalyesi). 
  • Türkçeye çevrilmiş bazı oyunları: Jaz, Big Shoot, Bira Fabrikası, Blues-S-cat, Ağaçların Kokusu, Close Up, Boxer ve Bize Amerika Lazım!

Yazar Koffi Kwahulé’nin yazınsal serüveni üzerinde, sömürgeleştirme ve sömürgeleştirmenin psikopatalojisi konusunda 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden Frantz Fanon’un çok büyük etkisi olmuş. Kwahulé'nin metin çözümlemelerini incelersek hiper-gerçekçi korkunun hiçbir şeyi çözmediği savını görebiliriz. Bu da Frantz Fanon'un çizdiği vizyonun Koffi Kwahulé üzerindeki etkisini açıkça gösteriyor. Sömürgeleştirme-karşıtı kurtuluş hareketlerine esin kaynağı olan Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri kitabında yazdığı şu satırlar, DIKŞIN: Büyük Şans oyununda çok belirgin hissediliyor:

Sömürgecinin tek bir çaresi var: gücü yetebiliyorsa şiddet. Yerlinin tek bir seçeneği var: ya kölelik ya egemenlik. Sömürgeciyle sömürülen arasındaki ilişki fiziksel kütle ilişkisidir. Sömürgeci sayı olarak fazla olan hasmına karşı kendi gücünü öne sürer. Sömürgeci teşhircidir. Güvenlik endişeleriyle, sömürge halkına "Burada efendi, benim"i yüksek sesle hatırlatır. Sömürgeci, sömürge halkında dışarıya çıkmasına izin vermediği öfkeyi canlı tutar. Sömürge halkı sömürgeciliğin sık dokunmuş örümcek ağı içine sıkışmıştır. Ama sömürgecinin içsel olarak sahte bir duyarsızlaşmaya ulaşabildiğini görmüştük. Sömürgeci, sömürge halkını gece gündüz dö­vebilir, aşağılayabilir, diz çöktürebilirken, sömürge halkının başka bir sömürge halkının en ufak bir düşmanca ya da saldırgan bakışında bıçağına uzanması da az görülen bir şey de­ğildir.

Kwahulé oyunlarında caz ve sinema sanatından önemli ölçüde besleniyor. Caz, Kwahulé oyunlarında metinlerin ilerleyişine değişken, düzensiz bir ritim katıyor. Bazen nefes nefese olan tempo, bazen yerini duraksayan bir hâle bırakıyor. Kwahulé'nin karakterleri, caz müziğin doğaçlama nabzını yansıtan sesler ve nakaratlarla konuşuyor. Oyunları sürgünden, yoksulluktan, kapitalist açgözlülükten ve “öteki” korkusundan muzdarip olan insanlığın durumunu yansıtıyor. Hıristiyanlık, Avrupa kültürü ve geleneksel Afrika kaynaklarını buluşturan kültürel bir harman, oyunların dramatik formunu güçlü bir şekilde etkiliyor. Kwahulé, caz ile oyunları arasındaki bağı Gilles Mouëllic ile yaptığı söyleşide şöyle anlatmış:

Bedeni yeniden yapılandırın. Bence cazın başlangıçta yeniden inşa etmeye çalıştığı şey de bu. Bu yeniden yapılanma ki bilerek tekrar ediyorum, zorunlu olarak şiddet içeren bir süreçtir. Coşkuda şiddet, yeniden yapılanmayı gerçekleştirmeye çalışan kişinin bedeninin yok edilmesine kadar varabilir. Bu açıdan caz müzisyeninin vücudunun dağılması, gerekli bir teklif gibi görünüyor. Thelonious Monk'un çılgınlıkları, John Coltrane'in hastalığı, Charlie Parker'ın uyuşturucu alışkanlığı bize bunu anlatıyor. Caz tarihinin mihenk taşı olan, cazın esasını icat eden tüm bir nesil vaktinden önce yok oldu. O halde caz yapmak masum bir eylem değildir ve ilk şiddet kişinin kendisine karşıdır. Yokluğu mezardan çıkarıp ona yeniden hayat vermek. Yokluğa bir yüz kazandırmak için tiyatroda oynuyorum. Gerilim asla bir patlamayla bitmez. Gerilim başlı başına yeterlidir. Çünkü patlama sadece başka bir cevaptır. Bir kapanış. Oyunlarımdaki şiddet tüm bunlarla bağlantılı. Çünkü esasen bedenlerle ilgili, yalnızca bedenlerle ilgili, etraflarında neredeyse başka hiçbir şey yok, kapalı, çoğu zaman boğucu boşluklara sıkışıp kalmış bedenler. Blue-S-cat'te, Misterioso-119'da, Big Shoot'ta, Jaz'da olduğu gibi. Hareketsizlik bir bedene uygulanan ilk şiddettir. Yazdıklarımın asıl konusu, Caz’ı yazmanın imkansızlığıdır. Bunun mümkün olmadığını biliyorum, bu yüzden yapıyorum.

Kwahulé'nin son derece kanlı bir iç savaş yaşamış olan Ruanda’yı ziyaretinden dönüşünde 1999'da yazdığı Big Shoot (DIKŞIN: Büyük Şans), işkence, terörizm ve güç temalarını ele alan politik açıdan güçlü iletileri olan enerjik bir oyundur. Oyun, iki adamın (bir sorgulayıcı ve onun şüphelisi) aralarında kurdukları karmaşık ilişkinin gösteriye dönüştüğü bir yüzleşme sanki. Gösteri, iki adam arasındaki etkileşimin kurulmasıyla hayat buluyor. Bu bir güç ve aşağılama gösterisi aynı zamanda. “DIKŞIN: Büyük Şans”, günümüzün dünyasına ait anlamlı sorunların ortaya saçıldığı bir oyun. Oyun metninde kurban ritüelleri, toplumun iyiliği için çarmıha gerilen karakterler (genellikle kadınlar) veya "kardeşlerimin koruyucusu" olma düşüncesiyle beraber, yazarın Hristiyan kültürüyle yetiştirilmesinden kaynaklanan bireysel sorunlar da ortaya çıkıyor. Kwahuli'nin eserlerinin çıkış noktası, Kabil ile Habil'in İncil'deki hikayesi.

Fotoğraf: Orçun Kaya

  • Kabil, Yaratılış Kitabı’nda adı geçen İncil karakterlerinden biridir. Adem ile Havva’nın ilk doğan oğullarıdır ve Habil’in ağabeyidir. Kabil, mahsulünü Tanrı’ya adak olarak sunan bir çiftçiydi. Anlatılara göre, Tanrı, Kabil'in adağından hoşnut olmadı ve Habil'in adağını tercih etti. Kabil kıskançlık yaparak Habil'i öldürdü. Kabil, kardeşini katlettiği için Tanrı tarafından lanetlendi ve cezalandırıldı. Bazı geleneksel yorumlar, Kabil'i kötülüğün, şiddetin veya açgözlülüğün ilk temsilcisi olarak görür. Yaratılış Kitabı'na göre, Kabil doğan ilk insan ve ilk katil idi.

Kwahulé'nin oyunlarında, seyircilerin de oyunla bütünleşmesi için anlatının indirgeme yoluyla, yapıtın tümüne gönderme yapması ve böylece yapıtta birden çok anlam katmanı ve bakış açısını harmanlaması (mise en abyme) olanağı bulunuyor. Dilimizde "erken anlatım" diye de tanımlanan bu olanakla daha sonra gerçekleşecek olaylara dikkat çekilmiş olur. Seyirciyle bütünleşme, onları psikolojik bakımdan etki altına alma ya da tepki vermeye zorlama amacı taşımıyor. Yıllar önce yapılan bir röportajda Koffi Kwahulé, DIKŞIN: Büyük Şans tekstinin ilginç bir okuma deneyimini şöyle aktarır:

Oyun, Lozan'da şiddet konulu bir kolokyumun açılışında okundu. Konferans bir psikiyatri hastanesinde gerçekleşti. Seyircilerimiz psikiyatristlerden ve psikanalistlerden oluşuyordu. Birisi oyunu ilk kez önerdiğinde, toplantının organizatörü kolokyum öncesi bunu reddetmişti. Oyundaki şiddeti dayanılmaz bulmuştu. Oyunu toplantıda okuduktan sonra beni görmeye geldi. Bana oyunda aslında bir delilik olduğunu söyledi. Ancak şiddeti yumuşatmadan okumak, onun metni daha iyi anlamasını sağladı. Tartışmalar sırasında biri, bu oyunu bu kadar rahatsız edici kılan şeyin, ifade edilemeyen, yazılamayan bir şeyi dile getirmesi olduğunu söyledi. Oyunu bu kadar sinir bozucu yapan şey de bu. Garip bir nesnenin önündeymiş gibi hissettiler.

Avangard ve Absürd Tiyatro akımlarının öncüleri Alfred Jary, Samuel Beckett ve Fernando Arrabal'ın oyun yazma tekniklerini çok iyi özümsemiş olan Kwahulé, birçok tiyatro akademisyen ve eleştirmene göre metatiyatro anlayışını benimseyen bir yazar. Özellikle “DIKŞIN: Büyük Şans” oyununda Jary’nin Kral Übü ve Beckett’in Oyun Sonu metinlerine göndermeler var. Jary, Beckett ve Arabal’ın dramatik görselleştirmelerinden farklı olarak Kwahulé, metatiyatroyu ontolojik veya estetik amaçlardan ziyade, derin “etno-kültürel” bir amaç için kullanıyor ve evrensel bütünlük duygusuyla dramaturjik bir bakışla kullanıyor. Metamodernizm ve tiyatro üzerine akademik çalışmaları olan yazar ve oyuncu Neslihan Ekim, Kwahulé’nin DIKŞIN: Büyük Şans oyununu, metamodernist bir çerçeve içinde Batı’nın sanat anlayışını eleştiren ve dönüştüren bir eser olarak görüyor ve Tiyatro Dergisi’ndeki yazısında metamodernizmi şöyle tanımlıyor:

Metamodernizm, modernizmin keskin ayrımlarını ve postmodernizmin ironik tutumunu aşarak, hem modern hem de postmodern öğeleri içeren bir estetik ve düşünsel hareket olarak tanımlanır. Metamodernizm ise, görsel sanatlar, tiyatro, mimari, edebiyat, müzik, film ve benzerlerini içeren genel olarak kültür içindeki eğilimleri ifade eder. Metamodernizm, saf modernist ideolojileri basit bir şekilde dönüşüme uğratıyor. Metamodern nesil, aynı anda hem ironik hem de samimi olabileceğini anlıyor. Birinin diğerini azaltması gerekmiyor. Eşzamanlılığı tanımlayan metamodernizm iklimi ütopik bir vizyon. Bu nedenle söylemi de kuralcı olmaktan çok, tanımlayıcı.

Yönetmen Kemal Aydoğan oyun metninin çetrefil ve çok katmanlı yapısını çok yerinde analizlerle çözümleme başarısını göstermiş ve ince zeka gerektiren reji buluşlarıyla oyuna değer katmış. Karakterleri bir sirk atmosferine taşıyarak cellat olan buyurgan kişiyi “apoletli sirk yöneticisi” ve kurban durumundaki karakteri ise “palyaço” yapmış. Oyunun hemen başındaki tekrarlı mizansenler rejinin sergileyeceği hınzır ironiler zincirinin habercisiydi zaten. Özellikle kızgın maşayla çekim sahnesi, oyunun temposunun tepe noktaya ulaştığı muhteşem bir sahneydi. Celladın, New York ve ABD’nin bölgelerini tarif ettiği sahneler ve “her şey bir kadının sol memesiyle başladı” sahnesi çok etkileyiciydi.  Oyunda Onur Ünsal’ın canlandırdığı celladın duygu durumu dönüşümlerinde -seyirci üzerinde yabancılaştırıcı etki sağlamak için- İstanbul Türkçesinden Orta Anadolu yöresel ağzına geçişler yapılması harika bir buluş. Orta Anadolu’ya özgü deyim ve söyleyişlerin repliklere serpiştirilmesi ironi ve samimiyeti pekiştirmiş.

Kendi kuşağının en yetenekli oyuncuları arasında ismini en başta söyleyebileceğim sanatçı, Onur Ünsal’dır. Sesinin iniş çıkışlarındaki kontrolü, doğru vurgu ve tonlamaları, bedeninin elastikiyeti, mimiklerine olan hakimiyeti, olması gerektiği yerde altını çizdiği jestleri, dengeli ve ölçülü oyunculuğu ile her türlü takdirin üzerinde bir oyunculuk sergiliyor. Karakter çözümlemesini öyle sağlam bir zemine oturtmuş ki ani duygu ve tavır dönüşümlerinde mükemmel bir performans sergiliyor. Özellikle yöresel ağız değişikliklerinde dili üzerindeki öz denetimi ve sahne değişikliklerindeki zamanlama başarısı, alkışı hak ediyor.

Mehmet Tekatlı’yı tiyatroda ilk kez seyrettim. Onur Ünsal ile birlikte öyle uyumlu ve birbirini dengeleyen oyunculuk sergiliyorlar ki sahnede hiçbir şey sırıtmıyor. Oyuncunun önde olmadığı, partnerini dinlediği sözsüz alanlarda o oyuncuyu seyredin, derdi hocalarımız. Onur Ünsal’ı dinlediği bazı sahnelerde Mehmet Tekatlı’yı ve tepkilerini seyrettim. Gözleriyle öyle güzel dinliyor ki Tekatlı, tarif edemem. Kaygılarını, küçük sevinçlerini ve azarlanma hâllerini gözlerindeki oyunla verebiliyor Mehmet Tekatlı. Beden ve ses kontrolü mükemmel, sahnede adeta ışıldıyor. Oyundan çıkarken “keşke daha önce seyretseydim Tekatlı’yı” dedim kendime. Oyuncu adayı bütün genç arkadaşlara, Onur Ünsal ve Mehmet Tekatlı ikilisinin mükemmel oyunculuk performanslarını seyretmelerini öneriyorum.

Tiyatro ve Performans Çalışmaları dalında değerli bir akademisyen olan Prof. Dr. Silvia Jestrovic bir makalesinde, "Yabancılaşma, hayatın bir gerçeği hâline gelirse, artık algılamayı uyandıramaz, tam tersine, gerçeğin algılanışını bulanıklaştırır," demişti. Bu topraklarda yabancılaşmış hayatlar yaşarken, algılarımızı açık tutmak zorundayız. Yoksa yakında bize de “DIKŞIN!” diyecekler.

Yazıyı her zaman olduğu gibi bir şiirle bitireyim. Koffi Kwahulé, oyununda “her şey bir kadının sol memesiyle başladı” diye çok etkili bir replik yazmış. Nâzım Hikmet de 1949’da yazdığı Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler şiirini şöyle bitirmişti:

Yani içerde on yıl on beş yıl
daha da fazlası hattâ
geçirilmez değil
geçirilir
kararmasın yeter ki
sol memenin altındaki cevahir.

Kaynaklar:

  • Les Essif, "Reimaginations of "America" and Cultural Identity in the Expatriate Drama of Koffi Kwahulé", Comparative Drama, Vol. 47, No. 3 (Fall 2013), s. 343-366.
  • Silvija Jestrovic, “Theatricality as Estrangement of Art and Life in the Russian Avant-Garde”, SubStance, 31, No.2/3 (2002), 42-56 (s.42).

🎟️ Oyunun 7 Kasım'da Moda Sahnesi'ndeki temsili için biletler burada.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

🥁 Mutluluğun ritmi, kukla sanatı

Kreşendo'nun sahneyi kadınlara devrettiği Bu Festival Bizim kapıda, İstanbul Tüyap Kitap Fuarı ve İstanbul Kukla Festivali için heyecan dorukta.

29 Eki 2024

Sabancı Holding ile birlikte
Fotoğraf: Orçun Kaya

YAZARLAR

Suha Çalkıvik

Seslendirme sanatçısı, öğretim görevlisi ve İTÜ Radyosu'nun Yayın Koordinatörü. Uzun yıllar TRT’de dublaj sanatçısı olarak çalışan Çalkıvik, NTV haber kanalının kuruluşundan itibaren tanıtımlarını seslendirdi. 1992'den beri İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışıyor; #tarih dergisinin Türkçe köşesini yazıyor.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?