
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İstanbul bol baharatlı bir yemek, hepsinin tadını ayrı ayrı alabildiğimiz... Bol enstrümanlı bir şarkı, bazı tınıları arka planda kalsa da onlarsız yavan kalacak... Her mevsimi ayrı güzel, ayrı zor. Bu hafta, İstanbul’u olduğu gibi kabullenen filmleri konuşmaya devam etmek istedim; her biri İstanbul’un içinden bambaşka bir hikâyeyi konu alan, bizi de o kaynayan yemeğe, o hareketli melodinin üzerine yazılmış buruk sözlere doğru çeken...
Hamam (1997): İspanya, İtalya ve Türkiye ortak yapımı bir Ferzan Özpetek filmi. Romalı genç bir mimar olan Francesco, İstanbul’da yaşayan teyzesinin ölümüyle birlikte kendisine bir hamam miras bıraktığını öğreniyor. Vasiyet işlemleriyle ilgilenmeye eşi Marta'yla İstanbul’a gelen Francesco, hamamın işletmecisi olan aile ve Mehmet’le tanışıyor. Mehmet’le Francesco arasındaki yakınlaşmanın arka planındaysa İstanbul panoraması... Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan ve Altın Portakal dâhil birçok festivale adını yazdıran filmin ödül almamış iki baş rolü bence filmin müzikleri ve İstanbul.
Politika Kouzina (2003): Türkçeye Bir Tutam Baharat olarak çevrilen, Türkiye’de vizyona hiç girmeyen bir Türkiye-Yunanistan ortak yapımı. Politika Kouzina ismini aslında “şehrin mutfağı” olarak çevirebiliriz; bahsi geçen şehir de tabii ki İstanbul olur. Film, Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra İstanbul’dan göçmek zorunda bırakılan Rum bir aileyi ve yıllar sonra ait olduğu şehre geri dönen Fannis’in hikâyesini anlatıyor. Film, 2003 yılının İstanbul’unu seyre daldırırken bol bol da düşündürüyor; mutfak, şehir ve göç üzerine... Film ayrıca otobiyografik ögeler de taşıyor diyebiliriz; çünkü yönetmen Tassos Boulmetis de İstanbul doğumlu bir Rum.
Uzak (2002): Karlar altında bir İstanbul izlediğimiz Nuri Bilge Ceylan filmi. İstanbul soğuk olsa da ilişkilerin bir o kadar sıcak işlendiği Uzak, hayallerindeki İstanbul için şehirden kaçmaya çalışan akrabası Mahmut’un yanına gelen Yusuf’u konu alıyor. Biri yıllar önce İstanbul’a bir şekilde “tutunmayı” başarmış ve bıkkın, diğeriyse kendisine uzak İstanbul’u hayallerindeki gibi yaşamayı bekleyen bir karakter. Şehre hiçbir zaman yakınlaşamayan bu iki karakter, filmde tam da bu şehrin kültürel gerginliğini yansıtıyor.
Hayat Var (2008): 2008’den bugüne hâlâ geçerliliğini kaybetmemiş gerçeklikleri yüzümüze tokat gibi vuran Reha Erdem filmi. İstanbul Boğazı’nın kıyısında babası ve dedesiyle bakımsız bir evde yaşayan Hayat’ın İstanbul’unu anlatan filmin, belki de tüm İstanbul güzellemelerini yerle bir edebilecek bir hikâyesi var. Hayat’ı okula tekneyle götürüp getiren babası, yine aynı tekneyle büyük gemilere kaçak içki satar; hayat kadınlarını bu gemilere taşır. Elit İşcan, Erdal Beşikçioğlu ve Levend Yılmaz’ı izlediğimiz filmin başka bir karakteri de İstanbul’un sesleri...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Günaydın! Bugün İstanbul 24 derece, bulutlu. Kahvenizin yanında eski İstanbulluların hikâyeleri, İstanbul'u olduğu gibi seven filmler, bir Levanten semti: Galata ve hayvan dostu mahalle girişimi SemtPati var.
25 Eki 2020

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?



