İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz ile Röportaj

İzmir'de düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi'nde yaptığı konuşmasının ardından İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz ile bir röportaj gerçekleştirdik.
İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz ile Röportaj

21 Mart - Odeabank - Exante
Odeabank ile birlikte

Zahmetsiz, kazançlı, ayrıcalıklı: Odeabank’tan Oksijen Hesap TL'de %25'e varan hoş geldin faizi Oksijen Hesap'ta Müşterilerinin tasarruflarına değer katmanın yanı sıra hayatın her alanında katma değer yaratmayı hedefleyen Odeabank’ın Oksijen Hesap ’ı, gündüz vadesiz hesap özellikli kullanımı, gece ise faiz kazandıran esnek yapısıyla görünenden fazlasını sunuyor. Avantajları neler? Oksijen Hesap açmak isteyenler şubeye gitmek zorunda kalmıyor! Odeabank Mobil uygulamasını bu bağlantı üzerinden indirerek görüntülü görüşmeyle anında hesap açabiliyor. Dijital kanallardan Odeabank müşterisi olup hesap açanlar tanışmaya değer %25’e varan hoş geldin faizinden 100 gün boyunca yararlanabiliyor. Kullanıcılar birikimlerini gün içinde vadesiz hesapta kullanırken; gün sonunda Oksijen Hesap bakiyelerine göre belirlenen vadesiz tutarın üzerinde kalan bakiyelerini de gecelik mevduat hesabında otomatik olarak değerlendirebiliyor. Hesaplarından 7 gün 24 saat para çekebiliyor, diledikleri zaman hesaplarına para yatırabiliyor. Oksijen Hesaplılar TL’nin yanı sıra USD ve EUR para birimlerinde birikim yapmanın ayrıcalığını yaşıyor ve hoş geldin faizi kazanıyorlar. Oksijen Hesap ve koşulları hakkında detaylı bilgi almak için burayı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Değerli arkadaşım Abdullah Esin ile birlikte, İzmir'de düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi'nde yaptığı konuşmasının ardından İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz ile bir röportaj gerçekleştirdik. 

Soru: Son dönemlerde kulislerde sıklıkla muhalefetin kazanması durumunda Ekonomi Bakanı veya Ekonomiden Sorumlu Bakan olacağınız dile getiriliyor. Bu iddialara nasıl cevap verirsiniz?

Cevap: “Ben yaklaşık bir buçuk yıl önce Türkiye’deki gidişattan memnun olmadığım için ve Türkiye’de bir fark yaratacağımıza inandığım için bir grup kurarak bu olaya müdahil oldum. Yaklaşık 14 ay önce de İYİ Parti’nin Ekonomi Politikaları Başkanı oldum. Sonuçta ben Türkiye’de ekonomi yönetiminde başarılı olacağımıza inanıyorum. O anlamda göreve talibim. Ama görevin bana verilip verilmeyeceği benim şahsi kararım değil. Ben ancak kabul ya da reddedebilirim bir görevi. Şu aşamada verilmiş kesin bir karar yok. Biliyorum gazeteciler çok severler bunları tartışmayı, insanlar da böyle oyunlar oynamayı severler ‘dış yatırımcılarla ben görüştüm, o görüştü, yok sen daha iyi şeyler söyledin’ gibi. Bunlar biraz çocuksu işler, bunlara gerek de yok. 

Biz görevi alacak gibi hazırlanıyoruz. Merkez Bankası’nda hangi arkadaşlarımızı getireceğiz, Hazine’de, BDDK’da onlara hazırlanıyoruz, birlikte çalışıyoruz. Görev verilirse görevi en iyi şekilde icra etmeye hazır bir şekilde bekliyoruz. Burada önemli bir şey var. Benim görev almamdan ziyade başka bir şey var. Doğru kadroların, liyakatli kadroların ve birlikte iyi çalışabilecek uyumlu kadroların göreve gelmesi. Yani ben göreve gelirim ama kadrolar uyumlu olmaz, liyakatli olmaz o zaman bir kıymeti yok. Ben zaten öyle bir şeyin içinde olmak da istemiyorum. O anlamda benim göreve gelip gelmeyeceğim o kadar önemli değil. Bakın Türkiye’nin yaşadığı çok acı tecrübeler var. 2000’li yıllarda bir cemaat Merkez Bankası’nda, Hazine’de denetimin birçok yerinde olduğu gibi kadrolaştı. Oralarda kendilerinden olmayan liyakatli insanları ezdiler, işten attılar, sürdüler. Şimdi Türkiye’nin böyle acı bir tecrübesi var. Bundan sonra yapılması gereken, bu hakkı yenmiş, vatansever, liyakatli kadroları yeniden toplamak ve yeni nesilden de takviyelerle Türkiye’nin en iyi kadrolarını bir araya getirip çalışmak. Bunun içinde ben olurum, olmam o ayrı bir konu. Tabii ki bu kadroyu benim liderliğimde toparladığımız için benim bunun içinde olmam çok doğal bir sonuç olur ama benim olmam şart da değil. Uyumlu bir şekilde her mevkide Türkiye’den hangi insan en iyi şekilde o göreve getirilecekse onunla çalışmak istiyoruz. Bunların hepsinin İYİ Parti’den olması gibi bir şartımız da yok. Sonuçta Türkiye’nin beşeri sermayesi değişik partilere dağılmış durumda. Diğer partilerden de arkadaşlarımız bu takımın içinde. Hep beraber en doğrusunu yapmaya çalışacağız.

Soru: Bugün İktisat Kongresi’nde yaptığınız konuşmada, “Türkiye’yi krizden çıkaracak ekonomi politikasını biz yazacağız, Türkiye bu beşeri sermayeye, insan kaynağına sahip” dediniz. Kısaca bu ekonomik reçeteyi özetleyebilir misiniz?

Cevap: “Şimdi Türkiye’de bir makroekonomik istikrarsızlık var. Bunun dışında da problemleri öteleyen, seçime kadar günü kurtarmaya çalışan bir iktidar inanılmaz bir tahribat yapıyor. İlk önce bizim istikrarı sağlayıp, bu tahribatı durdurup, tersine çevirmemiz lazım. Bu yolda gidilirse Türkiye 1970’lerde yaşamış olduğu, 70 cent’e muhtaç kaldığı durumları yaşamak zorunda kalacak. Çünkü Türkiye, şu an yılda 100 küsür milyar dolarlık bir ticaret açığına gidiyor. Sadece ocak ayında 14 milyar dolarlık ticaret açığı verdik. Turizmle falan kapatılabilecek bir gedik değil bu. Dışarıdan yatırım da gelmiyor ama sizin borç almanız lazım, yatırım almanız lazım. Bunlar da olmayınca siz sadece dışarıya taviz vererek kısa süreli yüzdürülmenize yetecek kadar para topluyorsunuz. Şu an Türkiye’nin yaptığı o. Suudi Arabistan’dan gelen para, Rusya’yla yapılan yan anlaşmaların hepsi o. 

Bu sürdürülemez bir sistem, ilk önce bizim bu sistemden çıkıp, Türkiye’yi tekrardan kendi ayakları üzerinde tutabilmemiz lazım. Onun için çok başarılı bir program, dünya çapında saygın ekonomistlerin hazırladığı, dünya çapında birinci sınıf bir istikrar paketi ve onun arkasından bir siyasi irade ile beraber uluslararası piyasada saygınlığı olan liderler ile biz bu kısa dönemli ödemeler dengesi krizini engelleyeceğiz ve makroekonomik istikrar sağlanacak. Enflasyon düşürülecek, bütçe disiplini kontrol altına alınacak. Bundan sonra biz, Türkiye’nin şu an israf ettiği paraların peşine düşeceğiz. Fakat bağımsız denetim ve bağımsız yargıyla, bu çok önemli.

Onun dışında Türkiye’nin bilime tekrar geri dönmesi lazım hatta cumhuriyet tarihinde yapmadığı şeyleri yapması lazım. Mesela Türkiye dünyanın en bonkör ülkelerinden biri. Hangi konuda? Teşvik verme konusunda. Fakat Türkiye’deki teşvik ve destekler bilinçsizce, hiçbir etki analizi yapılmadan ve ne elde ettik, ne kaybettik araştırılmadan veriliyor. Bunlara biz bilimsel bir şekilde yaklaşacağız ve Türkiye hızlı bir şekilde kaynaklarını doğru yönde kullanacak. Bu özellikle tarımda kısa vadede çok olumlu sonuçlar verecek. Aynı zamanda gıda enflasyonunu da düşüreceği gibi Türkiye’ye refah yaratacak, çiftçilik yeniden cazip meslek haline gelecek ve aynı zamanda da sanayimizde de doğru hamlelere başlayacağız. Ama sanayideki kendi hamlelerimiz sonuç vermeden kısa vadede uluslararası ilişkilerimizi düzeltip, Türkiye’yi şu an hızla değişmekte olan, üretim, tedarik zincirlerine sokacağız. Bizim Macaristan, Hırvatistan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya gibi ülkelere göre çok mukayeseli avantajımız var. Şu an Türkiye’de makroekonomik istikrar olmadığı ve hukukun üstünlüğü tesis edilmediği için gelmeyen yatırımlar var. İhracata yönelik, Türkiye’nin hem refahını artıracak hem de cari açığını kapatacak bu tür yatırımları çok kısa bir sürede ülkemize çekebiliriz. Bu şekilde de ülke kalkınacak.”

Soru: Şu anda genç kuşaklar arasında hem inanılmaz derecelere çıkmış kira fiyatları, ev fiyatları, yüksek enflasyon ve düşük ücretler karamsar bir tablonun ortaya çıkmasına neden oluyor. Siz Millet İttifakı’nın seçimleri kazanması halinde genç kuşaklar için bu tablonun ne kadar sürede pozitif bir görünüme kavuşabileceğini düşünüyorsunuz?

Cevap: “Türkiye’de çok ciddi bir barınma krizi var. Barınma krizinin kısa vadeli çözümleri hemen uygulamaya konulursa anında etkili olur. Ama uzun vadede çok daha iyi olacak. Mesela Türkiye’de çok sayıda boş ev var. Devlet, doğru teşviklerle bu boş evleri insanların oturumuna açabilir. Özellikle yanlış para politikaları nedeniyle insanlar yatırım yapacak yer bulamayınca evlere yöneldiler. Biz evler satılsın, yabancılar alsın diye onlara vatandaşlık vermeye başladık. Bunlar gibi bir sürü yanlış iş var. Bunlar direkt kısa vadede bir iki ay içinde etkili olabilecek çözümler. Ama uzun vadede Türkiye bir asgari ücret cenneti. Uzmanlığa, yetkinliğe bir ödül yok. Türkiye’nin yaklaşık yarısı asgari ücret kazanıyor. Biraz üstünde kazanan grubu da katarsanız %50’nin üzerinde. 

Türkiye’de bu asgari ücret aynı zamanda çok düşük bir seviyede. Bunun uzun vadede artırılabilmesi için Türkiye’nin daha çok üretebileceği, daha verimli olabileceği bir düzene geçmesi lazım. İşte onun için biz doğru teşvik politikaları, doğru tarım politikaları, doğru tedarik zincirine girmeyi önemsiyoruz. Onlar bir iki yıl içinde olumlu sonuç vermeye başlayacak ve uzun vadede asgari ücret hem artacak, daha da önemlisi asgari ücreti kazanan kesim çok küçük bir kesim olacak. Yani yeni okulunu bitirmiş bir lise mezunu gencin, çok büyük becerisi olmadan yeni bir işe başladığında asgari ücret  kazanması normaldir. Ama daha becerisi olan, üniversite mezunu ya da teknik bir yerden mezun olmuş bir insanın tecrübe kazandıkça asgari ücretin çok çok üzerinde kazanması lazım ki insanlar uzmanlaşmaya, üretken olmaya teşvik edilsin. Böyle bir düzen kurulduğu zaman gençler de hızla refahlarının arttığını göreceklerdir. 

Ben Türkiye’yi karış karış geziyorum, organize sanayi bölgesine gidiyorum genç bir makine mühendisi kaynak ustasının yarısı kadar maaş alıyor. Niye? Çünkü yeterince kaynak ustası yok. Biz üniversitelerimizde gençlerimize doğru eğitimi vermiyoruz. Piyasada ihtiyaç olan becerileri kazandırmıyoruz. Onun için de bizim tekrar üniversitelerimizde teknoloji kampüsleriyle piyasada ihtiyaç duyulan becerileri hızla kazandırmamız lazım. Bununla birlikte Türkiye hem daha üretken olacaktır hem de gençler çok daha hızlı refaha ulaşacaktır.”

Soru: Türkiye’de şu anda konut fiyatlarında bir balondan söz edebiliriz. Bu konut balonunun patlaması halinde bankaların teminatlarında biriken konutlar nedeniyle özel bankaların önemli sorunlar yaşayabileceğine dair raporlar da mevcut. Bu konu hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Cevap: “Bankacılık sistemimiz ciddi baskı altında. Bankacılık sektörümüzü zorlayan tedbirler, düzenlemeler var. Her gün yeni kurallar geliyor ve sürekli değişen düzenlemeler ile esasen yanlış işlerin düzeltilmeye çalışıldığını görüyoruz ama iki yanlış bir şeyi doğru yapmıyor. Sürekli hata üstüne hata yapılıyor zaten çok sık değişen kural makbul de değildir. Türkiye’de oluşan gayrimenkul balonu esasen bu hükümetin yanlış politikaları sonucu olmuştur. Hatırlarsanız 2018’den sonra pek çok yerde fazla ev kalmıştı. Devlet o zaman hem o problemi çözmek ve hem de dışarıdan döviz getirmek amacıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını satılığa çıkardı. Dediler ki yabancılar, yatırımcılar gelir de burada ev alırsa vatandaşlık alacaklar. Bugün dünyanın hiçbir saygın ülkesinde böyle bir şey olmaz. 

Daha sonra yanlış para politikalarıyla insanların yatırım yapacağı yerleri gittikçe kısıtlayarak ev ve arabaya hücum ettirdiler. Bunun bir neticesi olarak da gayrimenkul sektöründe bir balon oluştu. Bu da evlerin alım ve kiralanmasını satın alım gücünün çok üzerine çıkardı. Ama tabii ki bu tür balonlar bir gün sönerler, patlarlar. Sizin sorunuz, bu Türkiye’de ciddi bir bankacılık krizine yol açar mı? Bu doğru bir şekilde idare edilirse hayır. 

Türkiye bankacılık sektöründe ciddi problemler var. Bunlardan biri, devletin zorla bankalara düşük faizle devlet tahvili aldırması. Şu an baktığınız zaman hazineye eurobond aracılığı ile borç verdiğiniz zaman dolar üzerinden kazanacağınız faizle, hazineye TL cinsinden vereceğiniz borçtan kazanacağınız faiz aynı. Yani hazineye borç vererek dolar cinsi bonolardan %10 getiri getiriyorsunuz, Türk Lirası bonolarından da o kadar getiri getiriyorsunuz. Düşünün, siz dolar üzerinden mi %10 kazanmak istersiniz, yoksa Türk Lirası üzerinden mi %10 kazanmak istersiniz? Türkiye’deki enflasyonun %60-70-80’lerde olduğu düşünülürse herkes doları tercih eder ama niye Türk Lirasını tercih ediyor banka? Çünkü bankalara kural konuyor, almaya zorlanıyor. Bu bonoların değeri normalde çoğu zaman düşük olacaktır. Aslında gayrimenkuldeki balondan ötürü bankaların uğrayabileceği potansiyel zarar esasen bu değişik yerlerden uğrayacağı zarara göre çok da büyük değil. Ama burada yapılması gereken şey, akıllı politikalarla bunların zamana yayılarak halledilmesi. Bir de Türk bankacılık sisteminde, özellikle devlet bankalarında çok fazla yanlış kredi veriliyor. Bunların dayatacağı da bir külfet var.

Yani sorunuzun içinde “bankacılık sektöründe bizi zor günler bekliyor mu?” ise evet, ekonominin birçok yerinde olduğu gibi bankacılık sektöründe de bir problem var ama Türkiye’de bankaların çoğu başarılı bir risk yönetimi uyguluyor. Fakat tabii ki Türkiye’nin şartları da ağır. 

Ben, biz başa geldikten sonra bankacılık sektörünün fonksiyonlarının bozulmayacağını düşünüyorum. Problemleri çözeceğimize eminim, zaten ona müsaade edemeyiz. Bankacılık sektöründe bir kredi daralması yaşanırsa bu ekonomiyi de sarsar. Bankacılık sektörünü korumamız, gözetmemiz gerekecek ama herkesin çıkarına uygun bir şekilde."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

EXANTEEXANTE

BÜLTEN SAYISI

🤷 Dövize dair kararlar

Fırtına gibi geçen hafta sonunun ardından görece sakin bir günü geride bıraktık. Haber akışı SVB ve UBS odaklı olmakla birlikte Fed’in kararına ilişkin olasılıklar da tartışılmaya başlandı.

21 Mar 2023

Odeabank ile birlikte
Unsplash

YAZARLAR

Emircan Yaman

Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE

HİKAYE

Aydın Karacabay ile turizm üzerine: "Tek öğün yemek, otel odasından daha pahalı”

Türk turizmi 2026'ya art arda gelen rekorların gölgesinde sıra dışı bir kriz yılıyla girdi. Levni Hotels Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Karacabay, krizi hem şehrin en eski turizm bölgesinden hem de küresel bir markanın penceresinden izleyebilen isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Sezonun en zor günlerinin geride kalmaya başladığı bir dönemde Karacabay ile İstanbul turizminin 2026 krizini konuştuk.

Emircan Yaman

·

28 Tem 2026

Aydın Karacabay ile turizm üzerine: "Tek öğün yemek, otel odasından daha pahalı”
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Haftalık takvim: Fed, BoJ ve BoE bekleniyor

Piyasalarda bir merkez bankası haftasında daha giriş yapıyoruz. Hafta boyunca Çarşamba günü Fed, Perşembe günü BoE, Cuma günü ise BoJ kararı takip ediliyor olacak.

27 Tem 2026

Haftalık takvim: Fed, BoJ ve BoE bekleniyor
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Faiz indirimi başka bahara kalabilir

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak politika faizinde, faiz koridorunun alt ve üzerinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Karar metni incelendiğinde ise enflasyon görünümüne ilişkin iki önemli unsur dikkat çekiyor. Bu iki unsur, Merkez Bankası'nın önümüzdeki dönemde karar alırken oldukça hassas bir denge gözetmek zorunda kalacağını gösteriyor.

Erhan Aslanoğlu

·

23 Tem 2026

Faiz indirimi başka bahara kalabilir
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı ve elektro-sınai atılım

Cumhuriyet'in 1930'lardaki sanayi atılımı bir milli güvenlik, kalkınma ve aydınlanma hareketiydi. 2030'ların Cumhuriyeti de aynı şiarlar ile elektro-devlet yolunda programlı biçimde ilerlemelidir.

Yaman Alp Ungan

·

23 Tem 2026

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı ve elektro-sınai atılım
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Ejderhaya karşı Fil: Hindistan’ın küresel ticaret arenasındaki konumu

Küresel ticaret denklemi yeniden yazılırken, uzun yıllar Çin'in gölgesinde kalan Hindistan artık küresel üretim, yatırım ve ticaret zincirlerinde başlı başına bir güç merkezi olarak öne çıkıyor. Peki yükselen bu fil, küresel ticaretin ejderhası Çin'e gerçek bir alternatif olabilir mi? Bu sorunun yanıtı yalnızca Asya'nın değil, Türkiye'nin de ekonomik ve jeopolitik geleceği açısından da giderek daha kritik hale geliyor.

Ejderhaya karşı Fil: Hindistan’ın küresel ticaret arenasındaki konumu