Jennifer Morgan: COP31, Türkiye için kömürden uzaklaşmak açısından büyük fırsat

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Türkiye ve Avustralya eş başkanlığında 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı COP31 için sayılı günler kaldı. COP31’in ana gündem maddeleri arasında iklim finansmanı, elektrifikasyon, fosil yakıtlardan çıkış/enerji dönüşümü, iklim krizine uyum, kayıp-zarar ve dirençli şehirler yer alıyor. Elbette, zirvenin başarısı sadece açıklanacak yeni hedeflere değil, mevcut taahhütlerin uygulanmasına da bağlı olacak.
Özellikle finansman ve sorumluluk paylaşımı, hedeflerle uygulama arasındaki mesafe ve yeşil dönüşümle ekonomik ve sosyal maliyetler en gerilimli tartışma alanları olarak öne çıkacak gibi duruyor. Bu gerilimler, COP31’in tek başına bir iklim zirvesi değil, aynı zamanda küresel ekonomi ve uluslararası güç ilişkileri açısından da önemli bir müzakere alanı olduğunu gösteriyor.
Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası alanda önemli görevlerde bulunmuş bir isimle, Jennifer Morgan ile değerlendirdik.
Kimdir? Uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan, geçmiş yıllarda ABD’de Climate Action Network bünyesinde çalıştı, WWF’nin küresel iklim değişikliği programını yönetti; E3G ve World Resources Institute gibi kuruluşlarda üst düzey görevler üstlendi. İklim politikalarını enerji güvenliği ve dış politikayla birlikte ele alan çalışmalara odaklandı; Avrupa, ABD ve Çin arasındaki iklim ilişkileri üzerinde çalıştı. Greenpeace International’da 2016-2022 yılları arasında Eş İcra Direktörü olarak görev yaptı, bu görev onu hükümetler ve uluslararası kurumlarla iklim politikaları üzerine çalışan sivil toplumun öne çıkan temsilcilerinden biri hâline getirdi.
Daha sonra Mart 2022’de Almanya Dışişleri Bakanlığı’nda Uluslararası İklim Politikası Özel Temsilcisi ve Devlet Sekreteri olan Morgan, 2025’e kadar bu görevde bulundu. COP27, COP28 ve COP29 müzakerelerinde Alman delegasyonuna liderlik etti. Kariyeri, küresel iklim hareketi ile devletlerarası diplomasi arasındaki ilişkinin dikkat çekici örneklerinden birini oluşturuyor. Güncel olarak Tufts Üniversitesi The Fletcher School of Law and Diplomacy bünyesindeki Climate Policy Lab'de Kıdemli Araştırmacı olarak çalışmalarına devam ediyor.
Yakın geçmişte Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nin davetlisi olarak İstanbul’da bir konuşma yapan Jennifer Morgan'la biraraya geldik.
'Her iki başkanlığın da fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda başlatılan diyaloğu sürdürmesi gerekiyor'
Bu yıl COP31 Türkiye ile Avustralya ortak ev sahipliğinde ve eş başkanlığında düzenleniyor. Bu, COP zirvelerinde ilk kez olacak bir durum. Sizce süreç nasıl ilerler?
Bu alışılmadık bir düzenleme, ancak her iki ülkenin de sürecin başarılı olması için kararlı olduğunu düşünüyorum. Beklentim, müzakerelerin başkanlığını üstlenecek olan Avustralya'nın bu süreci yürütmesi; COP başkanlığını ve eylem gündemini üstlenen Türkiye'nin ise enerjisini bu alanlara yoğunlaştırması. Ancak başarılı olmak için her iki alanda da ilerleme kaydedilmesi gerektiği çok açık. Bu nedenle Türkiye'nin müzakerelerde iyi bir sonuç elde edebilmesi için Avustralya’yı desteklemesini, Avustralya'nın da eylem gündeminde iyi bir sonuç alınması için Türkiye'ye destek vermesini bekliyorum. Böylece bu yenilikçi çalışma biçiminin başarılı olma şansı olduğunu düşünüyorum.
COP31'in ana gündemleri uyum, azaltım ve TAFF (Transition Away from Fossil Fuels), yani fosil yakıtlardan çıkış süreci ve finansman olacak. Tüm bu başlıklarla ilgili olarak beklentileriniz neler?
Beklentim hem eylem gündeminde hem de müzakerelerde bir dizi karar alınması ve somut adımlar atılması yönünde. COP kapsamında fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecine ve temiz elektrik enerjisine geçişin hızlandığına dair açık bir mesaj verilmesi gerekiyor. Dünyaya yatırım yapılması gereken yerin bu olduğu da gösterilmeli. Bunun başarılı olabilmesi için azaltım çalışma programının iyi bir şekilde sürdürülmesi ve adil geçiş mekanizmasının işler hâle getirilmesi lazım. Böylece ekonominin genelinde bu dönüşümü destekleyecek bir diyalog ve destek ortamı oluşturulabilir. Ayrıca, her iki başkanlığın da fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda COP30 başkanlığı tarafından başlatılan diyaloğu ve bu geçişe yönelik yol haritalarını sürdürmesi gerekiyor.
Türkiye ve Avustralya'nın, katılmak isteyen ülkelerle bu diyaloğu devam ettirmeyi taahhüt etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, tüm ülkelerin uzlaşısına dayanan bir karar olmak zorunda değil. Brezilya'nın yaptığı gibi, bu sürecin devam ettirilmesi gerekiyor. 100'den fazla ülke, ilerleme kaydetmek istediğini belirten görüşlerini sundu. Santa Marta Koalisyonu da bu konuda ilerlemek istiyor. Dolayısıyla COP başkanlarının bu yönde güçlü bir mesaj vermesi ve temiz elektrifikasyon bildirgesine daha fazla ülkenin imza atmasını sağlaması önemli. Türkiye ve Avustralya'nın bunun için birlikte çalışması gerekiyor.

Uyum konusu, iklim krizinden en fazla etkilenen kırılgan ülkeler açısından son derece önemli. Bu alanda küresel uyum hedefine ilişkin bir karar alınması ve doğru göstergelerin belirlenmesi lazım. Böylece gıda güvenliğinin nasıl sağlanacağı, binaların ve altyapının iklim değişikliğine karşı nasıl daha dayanıklı hâle getirileceği gibi konularda çok daha somut hedefler ortaya konulabilir. Bu sürecin ilerleyebilmesi için varlıklı ülkelerin uyum finansmanını nasıl sağlayacaklarına ilişkin bir yol haritasına da ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Geçen yıl üzerinde uzlaşılan uyum finansmanının üç katına çıkarılması hedefinin nasıl hayata geçirileceğine dair bir plan oluşturulmalı.
Bence temel meseleler bunlar olacak. Türkiye ve Avustralya açısından ise hem dinlemeyi hem de liderlik etmeyi içeren bir yaklaşım gerekiyor. Tüm tarafların pozisyonlarını anlamak için onları dinlemeleri çok önemli. Aynı zamanda liderlik de göstermeleri gerekiyor. Paris Anlaşması'nın hedefleri, özellikle de 1,5 derece hedefi, onlar için temel yol gösterici olmalı. Bir noktada ülkeleri ortak çözümler bulmak üzere biraraya gelmeye teşvik etmeleri gerekecek. Bu pasif bir görev değil, aksine oldukça aktif bir liderlik rolü gerektiriyor ülkeler için.
'Emisyon azaltımı ve enerji alanlarında özel sektör finansmanının da çok önemli bir rolü var'
Paris İklim Anlaşması'ndan bu yana en çok konuştuğumuz konuların başında finansman meselesi geliyor. Ne olursa tüm tarafları memnun eder? Para nasıl toplanır? Uygulama planı nasıl oluşturulur? Kaynaklar nasıl doğru şekilde gerekli ülkelere aktarılır?
COP'ta sunulacak önemli çalışmalardan biri, Brezilya Başkanlığı tarafından hazırlanan 1,3 trilyon dolarlık finansman hedefine ulaşmaya yönelik yol haritası olacak. Bu yol haritası Bakü'deki COP29 toplantısında alınan bir karardan doğdu. O toplantıda iki farklı karar vardı. Bunlardan biri, yeni kolektif sayısallaştırılmış finansman hedefiydi. Bu kapsamda gelişmiş ülkeler ve katkıda bulunabilecek durumda olan diğer ülkeler, 2035 yılına kadar 300 milyar dolarlık finansman hedefine ulaşmayı taahhüt etti. Ancak, ihtiyaçların bunun çok üzerinde olduğunu biliyoruz. Bu nedenle özellikle yükselen ekonomilere ve gelişmekte olan ülkelere yönelik finansmana odaklanan bu yol haritasının hazırlanmasına karar verildi.
Bence bu yol haritası, soruların birçoğunu yanıtlamamıza yardımcı olacak. Çünkü hem finansman hedefine ulaşmak hem de kaynakları ihtiyaç duyulan yerlere aktarabilmek için farklı finansman araçlarının birlikte kullanılması gerekiyor.
Örneğin gelişmiş ülkelerin ve katkıda bulunabilecek diğer ülkelerin kamu kaynakları sağlamaya devam etmesi gerekecek. Bu kaynakların bir kısmı Dünya Bankası ve diğer finans kuruluşları aracılığıyla aktarılacak. Uyum finansmanı da bu süreçte önemli bir yer tutacak. Ancak bunun tek başına yeterli olmayacağını biliyoruz, başka finansman kaynaklarına da ihtiyaç var.

Bunlardan biri, garanti mekanizmaları aracılığıyla harekete geçirilebilecek yerel kaynaklar. Örneğin Almanya'nın daha düşük maliyetli bir garanti sağlaması, finansmanın harekete geçirilmesine yardımcı olabilir. Vergi ve harçlar gibi yenilikçi finansman mekanizmalarının da giderek daha fazla destek gördüğünü düşünüyorum. Örneğin bazı ülkelerden oluşan bir koalisyon, özel jetler ile uçaklardaki first class ve business class biletlerine vergi veya harç uygulanması üzerinde çalışıyor ya da bunu uygulamayı taahhüt etmiş durumda. Buradan elde edilen gelirlerin de uyum ve kayıp ve zarar fonlarına aktarılması hedefleniyor. Dolayısıyla kaynakların nasıl toplanacağı konusunda bu tür mekanizmalara ihtiyaç olacak. Özellikle emisyon azaltımı ve enerji alanlarında özel sektör finansmanının da çok önemli bir rolü var. Daha fazla özel yatırım çekebilmek için risklerin ve sermaye maliyetlerinin azaltılması gerekiyor.
Bu nedenle 1,3 trilyon dolarlık finansman yol haritasının tüm bu mekanizmaların nasıl işleyeceğini ortaya koymak açısından yardımcı olabileceğini düşünüyorum. İdeal olarak uluslararası finans kuruluşlarının da dahil olduğu ve ülkelerin bu tür vergi ve harç mekanizmalarıyla katkıda bulunmasını sağlayan bir süreç oluşturulmalı. Ayrıca, kayıp ve zararların karşılanması için de ciddi bir finansman talebi olacağını düşünüyorum. Özellikle Nepal'den gelen finansman çağrısına ülkelerin nasıl yanıt vereceği de ayrı bir mesele.
Son olarak kaynakların doğru şekilde dağıtılması konusuna gelirsek, Yeşil İklim Fonu, Uyum Fonu ve gelişmekte olan Kayıp ve Zarar Fonu gibi çok taraflı fonlara sahip olmamızın nedeni tam da bu. Çünkü bu fonlarda kaynakların ihtiyaç duyan ülkelere aktarılmasını sağlayan şeffaf yönetişim süreçleri bulunuyor
'Kömürden çıkış Türkiye'nin ekonomik çıkarlarına da hizmet edecektir'
Hem Türkiye’nin hem de Avustralya'nın ağırlıklı kömürden enerji elde eden ülkeler olması bu COP'u nasıl etkileyecek? Bu COP’un başarısını olumlu veya olumsuz etkiler mi? Özellikle Türkiye'den kömürden çıkış konusunda beklentilerimiz var. Bu konudaki görüşleriniz nedir?
Ne yazık ki, her iki ülkenin ekonomisi de hâlâ kömüre oldukça bağımlı. COP başkanları olarak güvenilirliklerini artırabilmeleri için COP başlamadan önce ya da en geç COP'un başlangıcında iklim kriziyle mücadele etmek adına başka hangi adımları atacaklarını açıkça ortaya koymaları gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta diğer ülkelerden ilerleme kaydetmelerini istiyorlar. Bu nedenle her iki ülkenin de kendi yol haritalarını hazırlayacaklarını ve kömürden çıkış sürecine gireceklerini açıklamaları yönünde bir beklenti var. Bilim insanları her iki ülkenin de bunu 2030 yılına kadar yapması gerektiğini söylüyor. Bunu başarabilirlerse diğer ülkeler nezdindeki etkileri ve güvenilirlikleri büyük ölçüde artacaktır. Dolayısıyla zirvede her iki ülkenin liderinin de kömürden çıkış kararı açıklamasının çok olumlu olacağını düşünüyorum.

Diğer ülkeler de yenilenebilir enerjiye geçiş nedeniyle bu adımları atıyor. Türkiye güneş enerjisi ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça zengin bir ülke. Bu sektörler aynı zamanda yüksek istihdam potansiyeline sahip. Birçok araştırma, Türkiye'de 300 bine kadar yeni istihdam yaratılabileceğini gösteriyor. Ayrıca hava kirliliğinin azaltılması sayesinde çok büyük ekonomik tasarruflar sağlanabilir. Elbette bu dönüşümün yerel toplulukları ve çalışanları gözeten adil bir geçiş süreciyle yürütülmesi gerekiyor. Ancak bana göre kömürden çıkış Türkiye'nin ekonomik çıkarlarına da hizmet edecek. Kömür ithalatına olan ihtiyacı ortadan kaldırabilir. Aynı zamanda Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması açısından da daha temiz bir ekonomik yapıya kavuşmasını sağlayabilir. Diğer ülkeler için de son derece iyi bir örnek oluşturabilir.
'Sosyal adalet, iklim gündeminin merkezinde yer almalı'
Dünyada birçok ülkede seçim var. İspanya, Amerika, Brezilya, gelecek yıl Nisan'da Fransa’da. İnsanlar sokakta; gıda ve barınma gibi çok temel ihtiyaçlarıyla ilgili talepleri var. Seçim gündeminin yoğun olduğu bir atmosferde COP'a gidiyoruz. Bu COP'un gündemini nasıl etkiler? Adil geçiş mekanizması gündemi biraz daha bu konulara kayabilir mi? Çok seçimli atmosferde sadece iklim açısından değil, her konuda adil geçiş mekanizması nasıl oluşturulur?
Sosyal adalet, iklim gündeminin merkezinde yer almalı. Hükümetlerin hem kendi ülkelerinde hem de COP'ta aldıkları kararların özellikle gelir düzeyi yüksek olmayan kesimlere fayda sağlaması gerekiyor. Dünyanın birçok yerinde özellikle gençlerin, ancak yalnızca onların değil, başka kesimlerin de hükümetlerin kendilerinin ihtiyaçlarına yanıt vermediğini düşündüğünü görüyoruz. Bu nedenle COP'ta gençlerden ve diğer toplum kesimlerinden gelen baskının artacağını düşünüyorum. Öncelikle iklim eyleminin hızlandırılması yönünde bir baskı olacak. Çünkü iklim krizinden en ağır şekilde etkilenecek olanlar gençler. Bugün görmeye başladığımız etkiler aslında yalnızca bir başlangıç. Almanya'da gençlerin, iki hükümet önceki dönemde açtığı bir dava vardı. Bu davanın temelinde, iklim değişikliğinin etkileri ve emisyonların çok kısa sürede ciddi biçimde azaltılması gerekliliği nedeniyle gelecekte yaşayacakları dünyanın büyük bir belirsizlik ve karmaşa içinde olacağı düşüncesi yatıyordu. Bu nedenle hükümetin daha fazla adım atması gerektiğini savundular ve davayı kazandılar. Bunun ardından Alman Hükümeti karbon nötrlüğü hedefini beş yıl öne çekti.
Aslında anlatmak istediğim şu: Fransa'da sınıflarındaki aşırı sıcaklardan haklı olarak endişe duyan öğrencileri düşünün. Bu kaygılar bir noktada hükümetlere yöneltilen "Bu sorunu çözmek için ne yapıyorsunuz" sorusuna dönüşecek. Çünkü dünya şu anda doğru yönde ilerlemiyor. Mevcut gidişat, küresel sıcaklık artışının 1,5 derece hedefini aşacağını gösteriyor. Dolayısıyla özellikle gençlerin ihtiyaçlarına yanıt verilmesi yönündeki baskının her zamankinden daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Gençlerin bu durumu sessizce kabullenip bir kenarda oturmaya niyetli olmadıkları çok açık. Zaten böyle yapmamaları da gerekiyor. Bence meselenin bir boyutu bu.
Adil geçiş ve sosyal adalet konularına gelirsek, bunların birkaç farklı boyutu var. Öncelikle ülkeler ulusal politikalarını oluştururken düşük gelirli insanların artan maliyetlerden olumsuz etkilenmemesini sağlamalı. Bu kesimlerin karşılaştığı sorunlara öncelik verilmeli. COP bağlamında ise adil geçiş mekanizmasının gerçekten diyalog kurulabilen ve somut adımlar atılabilen bir yapıya dönüşmesi gerekiyor. Bu meseleye yalnızca belirli sektörlerle sınırlı, teknik bir konu olarak yaklaşamayız. Toplumun bütününü ilgilendiren çok daha geniş bir sosyal mesele söz konusu. Sivil toplumun da bu konuda güçlü bir talebi olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla mekanizmanın kurulmasını, işler hâle gelmesini ve finansman mekanizmalarıyla bağlantılandırılmasını sağlayacak bir karar alınması oldukça önemli olacak. Ancak dünyanın farklı yerlerinde seçimlerin yapılması, iklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha fazla hissedilmesi ve fosil yakıtların ne kadar riskli olduğunu görmemiz de önemli. Fosil yakıtların fiyat artışlarına ne ölçüde yol açtığını biliyoruz. Bu artışlar da toplumsal huzursuzluğu körüklüyor. Bütün bunlar, COP'a katılacak bakanların alacakları kararlarla etkileyebilecekleri meseleler. İnsanların hayatlarını gerçekten iyileştirecek kararlar alma imkanına sahipler.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.




