"KADIN" BAKIŞI

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bir sanat tarihçisi ve kadın/cinsiyet çalışmaları uzmanı olarak başlığında "kadın" bulunan her proje, bende bir sorgulama isteği doğuruyor. Dolayısıyla “Kadın Bakışı/Female Gaze” sergisini incelerken de ilk olarak işe "kadın bakışı" kavramını sorgulayarak başlıyorum.
Hâlâ görsel çalışmalar alanında sıklıkla tartışma konusu bu kavram, kökenini John Berger’in Görme Biçimleri isimli radyo programında ortaya attığı male gaze yani "eril bakış"tan alıyor. Daha sonra Laura Mulvey tarafından film çalışmalarına taşınan ve bugün görsel çalışmalarla ilgili hemen her alanda bir eleştiri aracı olarak kullanılan eril bakış konseptini en basit tabiriyle şu şekilde açıklayabiliyoruz: görsel üretimlerde yer alan hayat deneyimleri ve kadın temsilini heteroseksüel ve eril bir perpektifle ele alarak kadın bedenini heteroseksüel erkeğin bakışını tatmin etmek üzere objeleştirmek.
Kadın bakışı nedir?
Kadın bakışı diye bir konsept olup olmadığı hâlâ tartışma konusu olmakla birlikte genellikle kadın bakışı denildiğinde kastedilen sanat üretimini yapan bireyin “kadın” olması ve dolayısıyla “eril bakış”a sahip olmaması. Teoride kadın bakışıyla üretilmiş sanat işleri dominant olarak temsil edilen erkek deneyimlerinin dışında kalan konulara odaklanıyor ve “kadın” bedenini yalnızca bir obje olarak değil de bir özne olarak konumlandırıyorlar. Dolayısıyla kadın bakışı konsepti cinsiyetleri biyolojik kategorilere bölüp sanatçı perspektiflerini bunun üzerinden kurgulayan bir kavram gibi okunabiliyor.
Daha alternatif okumalarda kadın bakışı kavramı “kadın” kategorisini biyolojik değil de toplumsal cinsiyet üzerinden kurguluyor ve sanat üretimlerinde “eril bakışı” altüst etme, heteroseksüel erkek dışında kalan toplumsal cinsiyet kimliklerine görünürlük kazandırma veya patriyarkanın doğurduğu birtakım meseleleri (tecavüz kültürü, domestik şiddet gibi) eleştirme kaygılarını güdüyor. Benim için yukarıda ilk olarak bahsettiğim hâliyle “kadın bakışı” tamamen beyaz feminizm altında üretilmiş ve bugün kültür çalışmalarında kabul edilemez bir kavram olduğundan, ben ikinci olarak açıkladığım okumayı benimsiyorum.
Ami Vitale
Female Gaze/Kadın Bakışı sergisinde en büyük bölüm İsrail asıllı ABD'li fotoğraf sanatçısı Ami Vitale’nin işlerine ayrılmış. Vitale’nin ilk odada gruplandırılan fotoğraflarına baktığımızda Afganistan ve Irak savaşlarında çekilmiş karelerle karşılaşıyoruz — ikinci odada Vitale’nin Kenya ziyareti sırasında çektiği fotoğraflar yer alıyor.

© Ami Vitale
Beyaz bir ABD'li sanatçının Afrika kıtasına sanat üretimi için ziyarette bulunması (ister savaş, ister doğa fotoğrafı olsun) alışılmadık bir durum olmadığından bu işleri incelerken aklımda kadın bakışından çok emperyal bakış kavramının olduğunu itiraf etmeliyim. Hem sanatçının ve öznelerinin ülkeleri arasındaki bulunan güç politikaları hem de bağlı oldukları etnik kökenlerin geçmişte de doğurmuş olduğu oryantalizm perspektifi nedeniyle bu işleri farklı bir şekilde değerlendirmemin mümkün olduğunu düşünmüyorum.
Yine de serginin başlığı “kadın bakışı” olduğundan fotoğrafları incelerken özellikle bu kavram çerçevesinde düşünmek için kendimi zorladığımda, elle tutulur olarak bu kavrama bağlayabileceğim bir açı göremediğimi fark ettim. Bu da aklımda şu soruyu doğurdu: Savaşın yarattığı yıkımları fotoğraflamak veya doğa fotoğrafçılığı yapmak kadın bakışına mı özgü?
Özge Sebzeci
Fotoğrafçının sergide yer alan işleri genellikle toplumsal cinsiyetler rolleri ve bu rollerin ürettiği sorunları inceliyor. Genellikle Türkiye’de kadın olmak, çocuk gelinler ve kadın cinayetleri gibi konuları fotoğraflarına konu eden sanatçı, bu şekilde eril bakışla üretilen işlerin dışında kalan, bu işler tarafından görmezden gelinen veya eril gücün kanıtı olarak konumlandırılan toplumsal cinsiyet konularını farklı bir perspektifle ele alıyor.

© Özge Sebzeci
15 yaşında evlenen H., Sebzeci'ye oyuncak ayısı ve nişan yüzüğünü gösteriyor
Belgesel fotoğrafçısının sahip olduğu bakış, yukarıda değindiğim kadın bakışı kavramına da uygun düşüyor. Bu hâlde Sebzeci, serginin sahip olduğu isimle fotoğrafları arasında ilişki kurulabilen tek sanatçı olarak konumlanıyor.
Rena Effendi
Sergide yer alan son sanatçı Azerbaycan asıllı fotoğraf sanatçısı ve “hikâye anlatıcısı” Rena Effendi. Effendi’nin sergide yer alan işleri genellikle çevre bilinci ve çevre-insan ilişkisi üzerine yoğunlaşıyor. İnsanların çevre üzerinde yarattığı yıkım ve arkalarında bıraktığı izlerin dokümantasyonunu yapan bu fotoğraflar, her ne kadar güçlü olsalar da yine bir kadın bakışından çok çevre perspektifiyle incelenmeyi hak ediyorlar gibi. Kendi bakışını “eril bakışa alternatif, görülmeyen bir bakış” ifade eden sanatçının bu tanımı, işlerine kadın bakışı kavramından çok daha uygun bir başlık yaratıyor.

© Rena Effendi
Sergiyi kadın bakışı perspektifiyle incelediğimde ne yazık ki genel olarak sergi ismi ve fotoğraflar arasında bir kopukluk olduğunu düşünüyorum. Bu da bende serginin kadın bakışı kavramını bir pazarlama aracı olarak kullandığı ve yalnızca sanatçıları biyolojik olarak kadın olduğu için bu ismi aldığı hissi uyandırıyor.
Neden kadın bakışı?
Özge Sebzeci’nin işleri hariç, sergide bulunan diğer fotoğrafların eril bakışı eleştirme gibi bir çabaları olmadığı gibi Vitale ve Effendi’nin böyle bir iddiası olduğunu da düşünmüyorum. Vitale, Sebzeci ve Effendi son derece yetenekli fotoğraf sanatçıları, ancak işleri arasında kadın bakışı üzerinden tanımlanabilecek herhangi tematik bir bağlantı bulunmuyor — savaş fotoğrafçılığı ve çevre-insan ilişkisi üzerine yoğunlaşmayı kadınlıkla özdeş kılabilir miyiz?
Böyle bir seçkiye sahip bir serginin ismini “Kadın Bakışı” koymanın yalnızca zaten sanat dünyasında cinsiyet kimliklerinden arınmakta güçlük geçen sanatçı kadınları gereksiz bir ötekileştirmenin kurbanı ettiğini düşünüyorum. Bu isimlendirme sonucunda sergiyi daha ziyaret etmeden karşımıza çıkacak fotoğrafların kapsamı hakkında da bir ön yargı edinmemize neden oluyor, bir anlamda izleyici ve sanat işi arasındaki inceleme deneyimini tek bir perspektif çerçevesinde sınırlandırmış oluyor.
Editörün notu: Female Gaze/Kadın Bakışı sergisi, 7 Kasım Pazar gününe kadar Müze Gazhane'de görülebilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kadın bakışı ne demek? 212 Photography Istanbul'un üç kadın fotoğrafçıyı tanıştırdığı "Kadın Bakışı" sergisini gezdin mi?
06 Kas 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?



