Kadınlar iklim krizinden neden daha fazla etkileniyor?

İklim krizinin etkileri, bireylerin kimliklerine göre farklılık gösteriyor. Bu kapsamlı sistem sorununa karşı, bütüncül bir yaklaşım için cinsiyet perspektifini denklemden çıkartmamak şart.
Kadınlar iklim krizinden neden daha fazla etkileniyor?

8 Mart - Yapı Kredi Step - Angst
Yapı Kredi Step ile birlikte

Bu sayı Yapı Kredi Sürdürülebilir Tercih Programı ile birlikte ulaşıyor.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İklim krizi, ayrım yapmaksızın herkesi etkiliyor. Herkesi aynı şekilde etkilediğini söylemek ise mümkün değil. İnsan etkisi süreci hızlandırdıkça, felaketler de üst üste sıralanıyor: Avrupa’daki şiddetli sıcak dalgaları ve Pakistan’daki seller can kayıplarına ve geniş çaplı iklim göçlerine neden oldu. Kuraklıklar, tarımsal verimliliği azaltarak gıda güvenliğini tehdit etti ve su kaynaklarının azalmasıyla birçok bölgede içme suyu sıkıntısı yaşanmasına yol açtı.

Ekosistemler üzerinde kalıcı zarara sebep olan iklim krizinin etkileri, ayrıcalıksız grupların daha yıkıcı sonuçlarla karşı karşıya kalmasını tetikliyor. Çünkü bu küreselleşmiş sorun, hak ihlallerini sıklaştırarak eşitsizliklerin daha şiddetli yaşanmasına sebep oluyor. Kadınlar da, “bakım veren” (care giver) gibi atanan cinsiyet rolleri nedeniyle, iklim krizinin sebep olduğu yoksulluk durumlarında, daha yüksek hayati risk ve daha zorlu şartlar ile karşılaşıyorlar. Yine iklim krizinin neden olduğu zorunlu göçler, bu sorunları derinleştiriyor. Deniz seviyesinin yükselmesi, aşırı hava olaylarının artması gibi faktörler, insanları yaşadıkları yerleri terk etmeye zorlarken, bu süreç aile içi şiddet gibi toplumsal sorunların artışına da zemin hazırlıyor.

Oxfam’in araştırmasına göre 26 Aralık 2004’te yaşanan tsunami sonrasında Sri Lanka, Endonezya ve Hindistan’da hayatta kalan erkeklerin sayısı, kadınlardan üç kat daha fazla. Bu oransal farkın sebebi ise erkeklerin yüzme becerilerinin kadınlara göre daha yüksek olması ve kadınların tahliye için aile bireylerine yardım etmesi. Araştırma, toplumsal cinsiyet rollerinin ve beklentilerinin afet anlarında da etkisini gösterdiğini ortaya koyuyor.

Bu felaketin üzerinden 20 yıl geçti. Eşitsizlikler son bulmadı ancak yolun sonu karanlık olmak zorunda değil. Dünya Bankası, afet risk yönetimi ile cinsiyet eşitliği üzerine bir yayınında, kadınların sosyoekonomik anlamda güçlendiği senaryolarda, bu farkın azaldığını kaydetmiş. O hâlde, kadınların iklim krizinden neden daha fazla etkilendiğini derinlemesine inceleyelim ve toplumsal cinsiyet kaynaklı eşitsizliği nasıl önceleyebileceğimizi konuşalım.

Kadınlar iklim krizinden neden daha fazla etkileniyor?

2010 yılında Pakistan’daki sel nedeniyle yerinden edilenlerin yüzde 70’inden fazlası kadınlar ve çocuklar olarak kaydedilmişti. Bu da istisnai bir durum değil. Son yıllarda yayımlanan çeşitli araştırmalar, kadınların iklim krizinden etkilenme oranının, erkeklere göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Özellikle Birleşmiş Milletler’in raporlarında sunduğu istatistikler, iklim krizi nedeniyle göç etmek zorunda kalanların yüzde 80’inin kadın olduğunu gösteriyor.

Bu bir sistem sorunu çünkü bir kadının yoksulluğu deneyimleme ihtimali, bir erkeğe göre çok daha yüksek. Zira mevcut dünya düzeninde, eşit işe eşit ücret yaklaşımı pek de yaygın değil. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi’nin 2018’de yayımladığı rapora göre; bir erkek, aynı iş için 100 Türk lirası kazanırken, bir kadın 84.40 Türk lirası kazanıyor. Dolayısıyla bu durum, kadınları sosyoekonomik anlamda erkeklerden daha az avantajlı bir konuma getiriyor. Betimlediğimiz zincirleme durum; olası bir afette altyapı sistemlerinin, konutların ve iş gücünün etkilenmesinin ardından, kadınlar için afet öncesi düzenlerine dönmeyi zorlaştırıyor veya tamamen imkansız hâle getiriyor. 

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve iklim krizi birbiriyle nasıl bağlantılı?

Kadınların, geleneksel toplum düzenindeki birincil bakım verme veya gıda sağlama rolleri; kadınları, özellikle de sel veya kuraklık gibi afetler meydana geldiğinde, çok daha “savunmasız” hâlde bırakıyor. Örneğin Çad Gölü’nün yüzde 90’ının yok olduğu Orta Afrika’da, göçebe yerli topluluklar, özellikle risk altında. BBC’s 100 Women inisiyatifine konuşan Hindou Oumarou Ibrahim, yaşadığı bölgenin toplum düzeninden yola çıkarak öznel deneyimini paylaşıyor: 

Kurak dönemlerde erkekler, ekonomik kaygılarla kentlere doğru yola çıkıyor; kadınlar ise ahaliye bakma görevini üstleniyor. İklim kriziyle kurak dönemlerin uzaması, kadınların, toplumun geri kalanından hiçbir destek alamadan ailelerini beslemeye çalışmasıyla sonuçlanıyor. Örneğin, gölün kıyı şeridi çekildikçe, kadınlar, topluluğun su ihtiyacını karşılamak için haneden daha fazla uzaklaşmak zorunda kalıyorlar ve bu da onları “savunmasız” bir durumda bırakıyor.

Bir başka örnek için olağanüstü olayların sonrasına, acil durum sığınaklarına gidelim. 2005 yılında Katrina Kasırgası’nın ardından tahliye edilen kişilerin barındığı Superdome’da menstrüel hijyen ürünleri konusunda eksiklikler yaşanıyordu. Donanım yetersizliği de karşılaşılmayan bir durum değil. Regl yoksulluğu ve tabusuyla mücadele eden Konuşmamız Gerek Derneği, 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra yaptıkları çalışmanın sonucunu yayımladıkları yazıda “sık yaşanan su kesintilerinin regl bakımı ve hijyen ihtiyaçlarını karşılamayı zorlaştırdığını” ve “aile yardımlarının sadece erkeklerin hesabına yatırılması veya düzenli nafaka alan kadınların nafakalarının yatmamasının” kadınların yoksulluğunu derinleştirdiğini ortaya çıkarmıştı.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve iklim mücadelesi neden el ele yürümeli?

Yazının başında belirttiğimiz gibi, iklim krizi, yalnızca gezegenin fiziksel yüzünü değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda sosyal yapılardaki eşitsizlikleri de derinleştiriyor. Özellikle geçimini tarımla sürdüren kadınlar için bu durum; kuraklık, azalan su kaynakları, aşırı hava olayları ve kıyı bölgelerinin sular altında kalması gibi faktörler nedeniyle daha da zorlaşıyor. Kadınlar, toprağın azalan verimi yüzünden daha uzun saatler çalışsalar dahi karşılığında daha az gelir elde ediyorlar. Bu durum, gıda güvenliğini ve kadınların ekonomik bağımsızlığını doğrudan riske atıyor. 

Çad Gölü bölgesindeki örneği hatırlayalım. Kadınlar, atanan toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle gıda, temiz içme suyu temini, yakacak ve ev işleri gibi görevleri üstleniyorlar. Bu sorumluluklar, her geçen gün daha da ağırlaşırken, kadınların ve kız çocuklarının eğitime ayırabilecekleri zaman daralıyor. Güncel istatistiklere göre kadınların ulusal ve küresel iklim müzakere organlarındaki temsil oranı yüzde 30’un altında. Hâlbuki eğitim eşitliğinin olduğu bir toplumda; eğitimli kadınlar, iklim politikaları ve karar verici mekanizmalarında daha etkin roller üstlenerek toplumsal cinsiyet perspektifini dikkate alan çevre politikalarının oluşturulmasında büyük bir güç anlamına gelir. 

Sürdürülebilir kalkınma yolunda toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için projeler

1,5 derece hedefine ancak kolektif olarak ulaşabileceğimiz gibi iklim olaylarının sonuçlarının toplumsal yapılardan etkilendiğini unutmamak gerek. Birleşmiş Milletler, iklim krizinin etkilerine karşı toplumsal cinsiyete duyarlı çözümler geliştirmenin altını çiziyor. Eğer yazı boyunca değindiğimiz hak ihlalleriyle mücadele etmek istiyorsak, toplumsal cinsiyet eşitliğinin çevresel sürdürülebilirlik ve iklim mücadelesindeki öneminin tanınmasını önceliklendirmemiz gerekiyor. 

Birleşmiş Milletler Çevre Programı destekli Dünya Koruma İzleme Merkezi, kırsal kesimlerdeki kadınların cinsiyete dayalı şiddet, ekonomik engeller ve karar alma süreçlerinden dışlanmalarına odaklanıyor. Bu esnada eşitsizliklerin, sürdürülebilirliğe yönelik dönüştürücü değişimin teşvik edilmesi açısından önem taşıdığının altını çiziyor. Bu çıktılar, Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN), karar alma süreçlerinde kadın temsillerinin tanınmasının ve güçlendirilmesinin, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması ve iklim krizinin sonuçlarıyla mücadele bağlamında hayati önem taşıdığını destekliyor. 

Bu noktada toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen ve kadınların; ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik konularında daha fazla söz sahibi olmalarını amaçlayan projeler, hayati önem taşıyor:

  • European Institute for Gender Equality (EIGE), farklı sektörlerde toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmeyi amaçlayan çeşitli projeler yürütüyor. Bu girişim, Avrupa Birliği’ndeki politika yapıcılarının ve uygulayıcılarının, toplumsal cinsiyet perspektiflerini çevre politikalarına ve eylemlerine entegre etme konusundaki pratik bilgi birikimini artırmayı amaçlıyor.
  • Bill & Melinda Gates Vakfı cinsiyet eşitliği birimi, kadınların iş gücüne katılımını ve liderlik rollerine erişimlerini artıran, kadın sağlığını önceliklendiren ve bedensel özerkliklerini koruyan program ve projelere fon sağlıyor.
  • Yapı Kredi’nin Teknolojide Fırsat Eşitliği projesi, UNITAR ve Bahçeşehir Üniversitesi iş birliğiyle büyük veri, yapay zekâ ve bulut teknolojileri gibi konularda, 3 yılda 18-27 yaş arası 80.000 kadına eğitim vererek teknoloji alanında fırsat eşitliği yaratmayı hedefliyor.
  • Global Greengrants Fund, Women’s Environmental Action isimli kuruluş, iklim krizinin sebep olduğu çevresel tahribatın cinsiyete dayalı etkilerine odaklanarak gezegeni korumak için yılda 300’den fazla kadın liderliğindeki projeyi destekliyor.
  • UNICEF’in sağlık sistemlerinde ve iş gücünde eşitlik projeleri, çoğunlukla kadınlardan oluşan toplum sağlığı çalışanlarını refahını artırmak adına hükümetlerle iş birliği yapıyor. Koronavirüs (COVID-19) pandemisinin ardından, bakım verenlerin ruh sağlığı ve refahına; eşitlikçi ebeveynlik ve erkeklerin çocuk bakımına katılımı konularına odaklanıyor.

Bir şart: İklim krizinin etkileri, bireylerin kimliklerine göre farklılık gösteriyor. Bu kapsamlı sistem sorununa karşı bütüncül bir yaklaşım için cinsiyet perspektifini denklemden çıkartmamak gerek. Yaşanabilir bir gelecek için toplumdaki cinsiyet eşitsizliğini ve hayatın her alanına sirayet eden eşitsizlik destekli şiddeti konuşmaya devam etmek gerekiyor. Akabinde, hak temelli değişime doğru harekete geçenlere katılmak, oldukça ilham verici bir seçenek.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

✊ Kadınlar iklim krizinden neden daha fazla etkileniyor?

İklim krizinin etkileri, bireylerin kimliklerine göre farklılık gösteriyor. Bu kapsamlı sistem sorununa karşı, bütüncül bir yaklaşım için cinsiyet perspektifini denklemden çıkartmamak şart.

08 Mar 2024

Yapı Kredi Step ile birlikte
Kadınlar iklim krizinden neden daha çok etkileniyor?

YAZARLAR

Alara Demirel

ANGST editörü

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Hakikatimsilik pandemisi: Güvenmeden yaşayabilir miyiz?

Hakikat ölmedi, insan var oldukça da öl(e)mez. Sorun, hatta sorunsal, daha tekinsiz: Hakikate benzeyen şeyler hızla çoğalıp yayılıyor; hakiki olanla olmayan arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor. Peki kurumlara güvenin her geçen gün aşındığı bir dünyada hakikatimsilik salgınının çözümünü tek tek insanların omzuna yüklemek ne kadar gerçekçi?

Metin V. Bayrak

·

29 Ağu 2026

Hakikatimsilik pandemisi: Güvenmeden yaşayabilir miyiz?
AngstAngst

HİKAYE

Zincirleme afetler çağı: Nepal'deki felaket bize ne anlatıyor?

Nepal'de 26 Ağustos sabahı yaşanan felaket, ilk bakışta şiddetli yağış kaynaklı bir sel gibi göründü. Bilimsel bulgular ise buz, kaya, su ve iklim sistemlerinin birbirini tetiklediği zincirleme bir afete işaret ediyor. Nepal ve Tibet tarafında 600'ü aşkın kişi hayatını kaybetti, binlerce kişiden haber alınamıyor. Üstelik bu yalnızca Himalayalar'a özgü istisnai bir durum da olmayabilir.

Pelin Cengiz

·

29 Ağu 2026

Zincirleme afetler çağı: Nepal'deki felaket bize ne anlatıyor?
AngstAngst

HİKAYE

Kiminle, nerede, ne zaman, nasıl: Karşılaşmalarımızı kim tasarlıyor?

Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Elif Bayram

·

25 Ağu 2026

Kiminle, nerede, ne zaman, nasıl: Karşılaşmalarımızı kim tasarlıyor?
AngstAngst

HİKAYE

Ara beni lütfen: İletişimin dikenli gül bahçesinden yapay çime nasıl geçtik?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Sinem Dönmez

·

22 Ağu 2026

Ara beni lütfen: İletişimin dikenli gül bahçesinden yapay çime nasıl geçtik?
AngstAngst

HİKAYE

Kapitalizm yatağımızda: Mükemmel uyku peşinde koşarken uykusuz kalmak

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Ümit Alan

·

21 Ağu 2026

Kapitalizm yatağımızda: Mükemmel uyku peşinde koşarken uykusuz kalmak