Kadınlara sahnede özgür bir alan: Kadın Yüzler Festivali başlıyor

Yaz demek festival demek. 16-30 Haziran tarihleri arasında Beyoğlu’nun farklı noktalarında izleyiciyle buluşacak 3. Kadın Yüzler Festivali'nin kurucusu Muharrem Uğurlu ve "Othello! Seyircili İntikam Provası"nın oyuncusu İpek Sarılar’la festival hakkında konuştuk.
Kadınlara sahnede özgür bir alan: Kadın Yüzler Festivali başlıyor

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Yaz demek festival demek. Fakat bu festival müzik festivali değil, performans sanatları festivali. Bu yıl üçüncü kez düzenlenecek Kadın Yüzler Festivali, 16-30 Haziran tarihleri arasında Beyoğlu’nun farklı noktalarında. Beyoğlu’nu eski günlerine döndüreceğiz, bundan kimsenin şüphesi olmasın bu arada. 

Festivalin kurucusu Muharrem Uğurlu’yla yolculuklarını konuştum. Ayrıca 21 Haziran’da festivalde sahnelenecek Othello! Seyircili İntikam Provası’nın oyuncusu İpek Sarılar’a hem oyunu hem festival hakkındaki düşüncelerini sordum.

Bu yıl üçüncü kez düzenlenen Kadın Yüzler Festivali’nden bahseder misiniz? Anadolu’da yapılan Kadın Oyunları Festivali’nden farkı var mıdır?

Kadın Yüzler Festivali sanatın her alanına hitap etmeye çalışan bir performans festivali, sadece tiyatro değil. Bu açıdan benzerlerinden farklı bir festival. Tiyatro, dans performansları, kukla performansları, konserler hatta resim sergileri de festival seçkisinde yer alıyor. Amacımız sanatın her köşesine yer verebilmekti, imkanlarımız ölçüsünde bunu yaptık diyebiliriz.

Bu festival hangi gereksinimden ortaya çıktı? Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz? 

Festivalimiz Cumhuriyet’in 100. yılında kadınların sahneye çıkabilme özgürlüğü mottosuyla ortaya çıktı ve bugün üçüncüsünü gerçekleştireceğiz. Dünyaya ve ülkemize baktığımızda branşlaşmış bir festival mekanizması işliyor. Sadece sineme sadece tiyatro ya da müzik. Neden sanatın her türlüsünü biraraya getirmeyelim dedik. 

Biz “Kadınlarla hayatı renklendireceğiz” diyerek çıktık yola. Ve böyle komplike bir sanat festivali tasarladık. Örneğin, tiyatro seyreden sanat alıcılarına yan sokakta resim sergisi de gezdirelim istedik. Bir konser esnasında monologla hikayeyi zenginleştirelim istedik. İşte Kadın Yüzler Festivali bunu vadediyor.

Festivalde İstanbul dışında sahnelenen oyunlar da dikkat çekiyor. Oyun seçkisini nasıl belirlediniz? 

Evet, seçkimizi imkanlarımız doğrultusunda ulusal ve uluslararası boyutta gerçekleştirmek istedik. Oyun seçkisini repertuvar kurulumuzla belirledik. Dikkat ettiğimiz en önemli konu, bu hayatı renklendirmek isteğimize katkı sunacak hikayeler olmasıydı. Ve bunu başardık diyebiliriz.

Festival hangi noktalarda olacak? Oyunlar dışında başka etkinlikler planlandı mı? Neler bekliyor seyircileri?

Festival noktalarımız: Asmalı Sahne, Soho House, The Marmara, Tatavla sahne, Endless Art sahne, sokaklar, kafeler, sürpriz mekanlar… Seyircimiz için en büyük sürprizimiz ise onu festivalin seyircisi olmaya değil parçası olmaya davet ediyor olmamız.

Asmalı Sahne Beyoğlu’nda. Beyoğlu’nun eski kültür-sanat günleri dönmesi adına da kıymetli bir etkinlik olabilir. Sizin Beyoğlu üzerinizden gözleminiz nasıl? Tiyatro seyircisi özellikle bu bölgede nasıl?

Bunu daha net göremedik, bir hareketleneme var ama burada kamu kurum ve kuruluşlarının da hamlelerini, katkılarını görmeliyiz. Biz, bir elin parmağını geçmeyen tiyatrolar olarak Beyoğlu’nda mücadele diyorduk zaten ama şimdi katkının artması gerek.

Bağımsız tiyatrolardan biri de aynı zamanda Asmalı Sahne. Bu zamanda tiyatro ya da daha fazlasını söylemek gerekirse festival yapmak nasıl deneyim? 

Tam bir delilik. Pişmanım ama yine yaparım.

'Markaların değil seyircinin festivali'

Festivalin en büyük destekçisi markalar, kurumlar olabiliyor. Sizinle beraber bu festivalde yola çıkanlar kimler? Bağımsız olarak yapmanız mümkün olur muydu?

Bizim en büyük destekçimiz seyirci; marka ve kurumlar değil. Ben bu festivale destek olmalarını istediğim özellikle kadın markalarının cevaplarını size söylesem oturur hayatı sorgularsınız. Çok ünlü bir makyaj markasının “Bizim alanımız değil” demesi şokunu atlatır atlatmaz tamamen kitlesel bir festivale dönme kararı aldım. Markaların değil seyircinin festivali olsun istedik. Bundan sonraki yıllarda da öyle olması için yeni planlamalar yapacağız.

Festivale dair eklemek istedikleriniz var mı?

Yine olsa yine yaparız. Artık Kadın Yüzler Festivali'nin, ülkemizin en önemli festivallerinden biri olma noktasına gelmesine az kalmıştır. Ve bu festival, kitlelerin festivalidir.

Festivalde sahnelenecek oyunlardan Othello! Seyircili İntikam Provası oyunun oyuncusu İpek Sarılar da festivale dair sorularımı cevapladı.

Kadın Yüzler Festivali’nin içinde olmak nasıl bir his?

Beyoğlu’nun farklı mekanlarına yayılan bu festivalde yer almak, kadınların çok yönlü hikayelerine hem sahnede hem salonda tanık olmak demek. Türkiye ve uluslararası ekiplerden gelen kadın sanatçılarla aynı çemberde buluşmak yalnız olmadığımızı hatırlatıyor. Bu çoksesli alanın bir parçası olmak hem ilham verici hem de umut dolu bir his.

Festivalde sergileyeceğiniz Othello! Seyircili İntikam Provası ne anlatıyor?

Othello! Seyircili İntikam Provası, Shakespeare’in metninden yola çıkarak, bugüne ve bugünün şiddet diline bakan iki kişilik bir oyun. Oyunun başında, iki oyuncu Othello’yu kadın cinayetlerine dikkat çeken bir sahneleme biçimiyle uyarlamak ister. Ancak prova yaptıkları mekanın yanındaki pavyondan gelen sesler, tedirgin edici bir şekilde sahnelerine sızar. 

Othello’nun Desdemona’sı ile Elvan’ın hikayesi iç içe geçer. Mahmut, Othello’ya; İlyas, Iago’ya dönüşür. Ve biz aslında görürüz ki yüzyıllar geçmiş ama bazı hikayeler hâlâ aynı: Kadına yönelik şiddet, eril tahakküm ve susturulan sesler… Biz de oyunda seyirciye “Peki, biz ne yapacağız?” sorusunu soruyoruz.

Senin festivallere bakışın nasıl? Sana neler katıyor?

Festivaller sadece oyunlarımızı sergilediğimiz yerler değil, aynı zamanda karşılaşmalar alanı. Farklı şehirlerden, topluluklardan, disiplinlerden gelen sanatçılarla yollarımız kesişiyor. Bir festivalin içinde olmak; hem paylaşmak hem büyümek hem de dayanışmak anlamına geliyor. Özellikle üretim süreçlerimizde yalnızlaştığımız bu dönemde, festivaller bizim için nefes alanı gibi.


🎟️ Festival biletleri burada.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

32. Saraybosna Film Festivali: Balkanlar sineması ve Cannes’ın öne çıkanları

Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

24 Ağu 2026

32. Saraybosna Film Festivali: Balkanlar sineması ve Cannes’ın öne çıkanları
DuendeDuende

HİKAYE

The Invite: Bir ilişkiyi ayakta tutan nedir?

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Aslı Ildır

·

24 Ağu 2026

The Invite: Bir ilişkiyi ayakta tutan nedir?
DuendeDuende

HİKAYE

Caz Datça’nın ritmine karışırken: DatJazz'da Melina ile Doğu Akdeniz müziği üzerine

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Eda Solmaz

·

24 Ağu 2026

Caz Datça’nın ritmine karışırken: DatJazz'da Melina ile Doğu Akdeniz müziği üzerine
DuendeDuende

HİKAYE

Kurgunun tasfiyesi: Otobiyografik anlatı edebiyatı nasıl istila etti?

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Enes Köse

·

21 Ağu 2026

Kurgunun tasfiyesi: Otobiyografik anlatı edebiyatı nasıl istila etti?
DuendeDuende

HİKAYE

Kazdağları'nın geçmişine uzanan bir köprü: Doğaya Sanat programı

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.

Melike Bayık

·

21 Ağu 2026

Kazdağları'nın geçmişine uzanan bir köprü: Doğaya Sanat programı