Kaliforniya: Bütün bu şarkılar yanılıyor olamaz


Fotoğraf ve Video Ekipmanları Kiralama Ofisimiz : Kiralik Kameracım
Bugün, “DSLR devrimi” diye adlandırılan, edinmesi ve taşınması kolay kameralar sayesinde yüksek kalitede görüntüler elde edebiliyor; projeler artık çekirdek bir kadroyla çok daha hızlı bir şekilde çekilebiliyor ve herkesin yüksek kalitede…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Müzik, bize gitmediğimiz şehirlerin güneşini, görmediğimiz rüyaların heyecanını hissettiriyor. Türkiye’de Covid-19’a karşı aşılama hız kazandıkça, her gün yeni bir grup arkadaşımın omuzlarında bantlarla çekilmiş mutlu fotoğraflarını gördükçe, tünelin sonundaki ışığa inanmaya başlıyorum. Yeniden sarılma; barlara, konserlere, festivallere gidebilme düşüncesi beni heyecanlandırıyor.
Chungking Express’teki Faye gibi hayallere dalıyorum; fonda gündüz düşlerinin en iyi eşlikçilerinden California Dreamin’ çalıyor. Guns N’ Roses’ın Los Angeles için yazdığı rivayet edilen Paradise City'nin videosunda, konserden saatler önce stadyumun kapılarından içeri dolan seyircilerin yerine koyuyorum kendimi. Tepem attığında Dead Kennedys, California Über Alles ile yardımıma koşuyor. Hole’un Malibu'su ile dalgalı sahillerde yanan palmiyelerin altına uzanıyorum.
Kaliforniya’dan çıkan ya da oraya işaret eden ve bir şekilde hayatımıza dâhil olan şarkılar saymakla bitmiyor ama bir albüm var ki hâlâ baştan sona ezberimde (muhtemelen içinizden birçoğunun da öyle). Tahmin etmek zor değil, Red Hot Chili Peppers’ın 1999 yazında çıkan ve tüm dünyada 15 milyondan fazla satan yedinci albümü Californication.
Bağımlılıkla mücadele eden, ölümden döndüğü zor bir dönem geçiren gitarist John Frusciante’nin altı yıl sonra gruba yeniden katılmasıyla Red Hot Chili Peppers’ın funk ve rock’ı birleştiren sound’u Californication'da daha yumuşak bir yöne gidiyor, Anthony Kiedis’in kendi deyimiyle “Kaliforniya’da Amerikan rüyasını ararken kaybolan ruhların hikâyelerini” anlatan sözleri, coğrafi ve kültürel sınırları aşıp aynı mutluluğu ve kendini gerçekleştirme fırsatını arayış hissini bize yaşatıyor. Arkadaşlarla çıkılacak yaz tatillerinin hayalleri artık Scar Tissue'nun videosunu andırıyor. Güneye giden yollarda son ses dinlenen albüm Californication. Akıllarda Anthony Kiedis’in Frusciante ve Flea ile çıktığı bir yolculuğu aktardığı Road Trippin.
Albümde hissedilen yeniden birlikte olma ve yoldaşlık, bana Flea ve Kiedis’in arkadaşlığını hatırlatıyor. Flea, 2019’da yayımlanan biyografisi Acid for the Children'ın ardından verdiği bir röportajda, Kiedis ile tanıştığı günü annesinin ağzından anlatıyor; “Eve geldiğinde yüzün aydınlanmıştı. ‘Anne, sonunda konuşabileceğim birini buldum!’ dedin." Flea ve Kiedis, 15 yaşında Hollywood’daki Fairfax Lisesi’nde okurken tanışıyor ve Flea’ye göre ilk görüşte âşık oluyorlar. "Bu kardeşlik o kadar güçlü ki Red Hot Chili Peppers bizim bir arada olmamız için sadece bir vesileydi," diyor Flea.
Pandeminin toz bulutu içinde geçen bir buçuk yıldan sonra aşının verdiği umutla yeniden döndüğüm Californication'ın şu cümlesi, daha önce olmadığı kadar anlamlı bir teselli: “Yıkım, çok zor bir yola çıkarır ama yaratımı da besler.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: İşitsel bir geleneğin elçisi Makaya McCraven, Kaliforniyalı şarkılar, bir kendini kabul etme meselesi ve Deniz Tekin'in "dönsün dursun"ları.
18 Haz 2021

YAZARLAR

Artemis Günebakanlı
Duende müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




