Karbon ayak izinin icadı: Petrol devleri, iklim kriziyle mücadeleyi bireylere nasıl yıktı?

Günümüzde çevresel etkisini azaltmak isteyen herkesin aklına ilk olarak bireysel karbon ayak izini azaltma çabaları gelse de bu terimin hayatımıza girişinin ardında sinsi bir plan yatıyor: Petrol devlerinin pazarlama stratejileri.
Karbon ayak izinin icadı: Petrol devleri, iklim kriziyle mücadeleyi bireylere nasıl yıktı?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ın bu hafta başında "ağızda dağılmasından" şikayet ederek son verdiği Biden'ın kağıt pipet kullanma planı ve “Ulusal Kağıt Pipet Kullanımına Son Verme Stratejisi” başlığıyla duyurduğu plastik pipete geri dönüş kararı, sosyal medyanın iklim kriziyle mücadelenin bireylerin çabalarına indirgenmesini ti'ye alan paylaşımlarla dolmasına neden oldu.

Hükümetlerin, büyük şirketlerin ve popüler kültür figürlerinin iklim kriziyle mücadelede bireysel çabaların önemine özellikle dikkat çekmesi yıllardır sosyal medyada alay edilen bir konu. Plastik yerine kağıt pipet kullanmak da bu akımın sembollerinden biri.

Ülke liderleri ya da popüler kültür figürleri, arabayla bir saatte ulaşılabilecek mesafelere özel jetleriyle seyahat ederken ve her yıl dünyanın dört bir yanında binlerce insanın yaşamına mâl olan aşırı hava olaylarına bağlı felaketler yaşanırken çevre kampanyalarının merkezine “Deniz kaplumbağalarını kurtarmak için kağıt pipet kullanın,” “Kullanmadığınız dakikalarda bilgisayarınızı kapatın, karbon ayak izinizi azaltın” gibi mesajların yerleştirilmesi, bireylerde hayal kırıklığının yanında öfke de yaratıyor.

Kimin ayak izi?

Çevresel etkisini azaltmak isteyen biri basit bir Google araması yaptığında karşısına çıkan sonuçların çoğu kişisel karbon ayak izi hesaplama testleri oluyor. Yaşadığınız evin büyüklüğü, ne sıklıkla toplu taşıma kullandığınız, beslenme ve geri dönüşüm alışkanlıklarınız gibi konulara odaklanan birkaç sorudan sonra karşınıza "kaç dünya varmış gibi yaşadığınız" ve ayak izinizi azaltmak için yapabileceklerinizin sıralandığı bir tablo çıkıyor. Bu hesaplama aygıtlarını kimin hazırladığı ve sonuçların neye göre belirlendiği ise çoğunlukla şaibeli.

Kişisel karbon ayak izi hesaplayıcılarının yaygınlaşmasının ardında dünyanın en büyük fosil şirketlerinden BP’nin 2003 yılında başlattığı bir reklam kampanyası yatıyor. Ogilvy & Mather’ın (şimdiki adıyla Ogilvy) BP’nin “çevreye duyarlı” bir şirket olduğu algısı oluşturmak üzere yarattığı kampanya kapsamında çekilen reklam filminde sokaktaki insanlara “Karbon ayak iziniz ne kadar?” diye soruluyor, bu terimle ilk kez karşılaşan insanların şaşkın cevaplarının ardından ekranda BP’nin internet sitesindeki karbon ayak izi hesaplayıcının bağlantısı beliriyor ve reklam “Bu bir başlangıç!” mesajıyla son buluyordu.

Bu pazarlama kampanyası, adeta BP gibi şirketlerin karbon ayak izi ifadesini ve karbon ayak izi hesaplayıcılarının kullanımını teşvik etme motivasyonunun bir özeti: Karbon emisyonlarının sorumluluğunu kurumlardan bireylere kaydırmak

  • BP'nin reklamı, en başarılı ve aynı zamanda en yanıltıcı halkla ilişkiler kampanyalarından biri hâline gelen karbon ayak izi furyasının başlamasına neden oldu. Günümüzde tüketiciler, işe gittikleri araçtan gıda alışverişlerine, hangi çamaşır makinesinin ne kadar su tasarrufu sağladığından akşam yemeğinde ne yediklerine kadar, aldıkları her kararı karbon ayak izlerinin bir parçası ve dolayısıyla iklim krizine bir katkı olarak görüyorlar.

"Karbon ayak izi" bir pazarlama aracı olarak ortaya çıkmış olsa da, bu terim küresel çapta dikkat çekti ve emisyonların azaltılmasına ilişkin söylemin temel dayanaklarından biri hâline geldi. Artık WWF’ten EPA’e kadar birçok kurumun kişisel karbon izi hesaplayıcısı var. Google sonuçlarına bakılırsa Türkiye’de bu terimi en fazla sahiplenen kurumlar ise belediyeler.

Tüketici algısını yönetmek

1988'den 2017'ye kadar atmosfere salınan sera gazlarının %71’i yalnızca 100 büyük şirketin faaliyetlerinden kaynaklandı. Bu emisyonların yarısından fazlasına ise fosil yakıt şirketlerinin başını çektiği 25 şirket ve kamu kuruluşu neden oldu. 2016 yılından bu yana atmosfere salınan sera gazlarının %80'i ise yalnızca 57 büyük şirketin eseri.

Fosil yakıt endüstrisi, iklim krizinin en büyük tetikleyicisi olmakla birlikte tabii ki tek sorumlusu değil. Havayolları, fosil yakıt kullanmayan diğer büyük şirketler, tarım ve tekstil gibi dev endüstrilerin yanında tüketicilerin de hatırı sayılır rolü var.

  • Petrol, gaz ve kömür şirketlerinin doğrudan ürettiği emisyonlar toplam emisyonların onda birini oluşturuyor. Kalan %90’lık kısmı, geri kalan sektör ve tüketiciler, bu şirketlerin ürünlerini yani ürettikleri fosil yakıtları kullanarak oluşturuyor.

Dev petrol şirketleri çevre söylemlerini işte bu dağılımı esas alarak kuruyor: Hikaye, fosil yakıtların %90’lık emisyonu oluşturan üretim süreçleri ve bireylerin talep ve ihtiyaçları doğrultusunda çıkarıldığı, petrol şirketlerinin bu talebi karşılamada pasif birer aracı olduğu üzerine kuruluyor.

Oxford Smith School of Enterprise and the Environment’da İklim Hukuku üzerine çalışan Ben Franta bu taktiği şöyle açıklıyor:

"Büyük kirleticiler kendilerini görünmez kılmak ve problemin önüne geçmek için yapabilecekleri bir şey yokmuş gibi görünmek istiyor. Bu yüzden de sorumluluğu tüketicinin üzerine yıkmaya çalışıyorlar. Ancak gerçekte kurumsal aktörler, endüstriyi, dolayısıyla da tüketici tercihlerini kontrol ediyorlar. Bu tavır, üretimi tüketici taleplerinin biçimlendirdiği, büyük şirketlerinse talepleri karşılayan pasif aracılar olduğu görüşüne dayanan ekonomik ideolojiye cuk oturuyor."

Bu yeni bir pazarlama modeli değil. Büyük şirketler bu söylemin ekmeğini onlarca yıldır yiyor. Dev moda markalarından fast-food zincirlerine kadar birçok büyük şirket “tam da bizim damak tadımıza göre” ürünlerle karşımıza çıkıyor. Her şeyin hayallerimizdeki gibi üretildiği bu senaryoda, ortaya çıkan pisliği temizlemek ya da sonuçlarına katlanmak da bize kalıyor.

100 yıldır aynı nakarat

Bu yoldan yürüyen ilk sektörlerden biri tütün sektörüydü. Sigara üreticileri, reklam kampanyalarına yoğunlaştıkları 1930’larda ilk olarak sigara içmeyi "cool" bir alışkanlık olarak pazarladı; biri “doktorların tercihi”, diğeri “boğazı en az tahriş eden”, bir başkası “şarkıcıların bile içtiği” sigara olarak konumlandı.

Sigaranın sağlığa zarar verdiğini gösteren araştırmaları "yetersiz kanıtlara dayanmakla" eleştirdiler. Yıllar geçtikçe ve sigara içmenin sağlığa zararlı bir alışkanlık olduğu herkes tarafından kabul edildikçe bu kez “light”, “slim”, “mentollü” gibi seçeneklerin daha az zararlı olduğu algısını yaratmaya çalıştılar.

Son dönemde sigara firmaları, yıllarca tütün mamüllerinin nasıl daha fazla bağımlılık yaratabileceği üzerine çalışmalar yapmamış, sigara içmeyi özendirmek için popüler kültüre yatırım yapmamışçasına sigara içmenin yol açabileceği hastalıkları, hiç başlanmaması, başlandıysa da bırakılması gerektiğini vurgulayan mesajlarıyla bütün sorumluluğun tüketicide olduğu algısını devam ettiriyorlar.

Bugün, en çok satış yapan sigara firmalarının internet sitelerine göz attığımızda hepsinin ana sayfasında sürdürülebilirlik hedeflerinin öne çıkarıldığını görüyoruz. Biri "dumansız bir gelecek" vaadinde bulunarak alttan alta yeni nesil elektronik sigaraları överken bir diğeri dikkati tütün tarlalarında çocuk işçilerin çalıştırılmaması için yaptığı çalışmalara çekiyor. 

Yine en bilinen sigara firmalarından biri sürdürülebilirlik sayfasına taşıdığı en büyük 5 başarısından birini "sigara paketlerinin yeniden kullanılabilmesi" olarak gösteriyor.

35 yıllık Shell belgeleri

Belge gizlemek, yoğun doğa tahribatı yapan şirketlerin en iyi becerdiği işlerden biri. Shell’in 1989 yılında hazırladığı ve yeni ortaya çıkan raporlarında yeraltından fosil yakıt çıkarmanın sonuçlarının en başından beri öngörülmesine rağmen çok uzun yıllar boyunca bu etkilerden bihabermiş gibi bir yol izlediği görülüyor.

Raporda Shell’in iki farklı gelecek senaryosu üzerine çalıştığı görülüyor: Potansiyel sorunu dikkate alan ve emisyonları büyük ölçüde azaltan “sürdürülebilir dünya” ve fosil yakıt faaliyetlerine devam edilen “küresel merkantilizm” senaryoları. Belgelerde iki senaryo arasındaki en büyük fark, ortaya çıkması beklenen karbondioksit emisyonları.

Rapor, “küresel merkantilizm” senaryosunda karbondioksit emisyonlarının 2050 yılına kadar iki katına çıkacağını, “sürdürülebilir dünya” senaryosunda ise 1972 seviyelerine düşeceğini öngörüyor. Shell'in “küresel merkantilizm” senaryosu için yaptığı tahminler, bugün ölçülen karbon emisyonu seviyelerine çok yakın. 

  • Bu belge aynı zamanda “küresel merkantilizm” senaryosunun beraberinde getirdiği dramatik sıcaklık değişiklikleri, iklim sığınmacıları ve ekosistemin bozulması gibi bugün yaşadığımız sorunlara da değiniyor. 

Yani bu şirket, yalnızca kendi eylemlerinin yaratacağı sonuçları en az 35 yıldır bilmesine rağmen fosil yakıt tedarik etmeye devam etmekle kalmamış, aynı zamanda bu emisyonlardan (taleplerinden bağımsız olmasına rağmen) tüketicilerin sorumlu olduğu söylemini desteklemiş.

Çok benzer bir senaryoyu son yıllarda teknoloji alanında da yaşıyoruz. Yapay zekaya 100 kelimelik bir metin yazdırmanın yarım litreden fazla su harcağı bilgisini, yapay zeka kullanmayanların birkaç yıl içinde iş hayatında geri kalacağına dair makaleler takip ediyor.

Buradan nereye?

Raporlar, bireylerin iklim krizi konusunda farkındalığı arttıkça hükümet ve büyük kirleticilere dünyanın geleceğini tehlikeye attıkları gerekçesiyle açılan davaların da yükselişe geçtiğini gösteriyor. Yeni bir araştırma, Paris Anlaşması'nın imzalandığı 2015 yılından bu yana her yıl petrol devlerine karşı açılan dava sayısının neredeyse üç kat arttığını, 2024 yılında Eylül ayına kadar toplamda 86 davanın açıldığını gösteriyor.

İklim davaları dünyanın hiçbir yerinde ana akım medyada hak ettiği yeri bulamasa da Friends of the Earth ve 17 bin Hollandalı vatandaşın 2019’da Shell’e uluslararası iklim yükümlülüklerini ihlal ettiği ve her yıl fosil yakıtların üretimine milyarlarca dolar yatırım yapmaya devam ederek insanların hayatlarını tehdit ettiği gerekçesiyle açtığı dava, mahkemenin Shell'i suçlu bularak şirkete emisyonlarını %45 azaltma zorunluluğu getirmesiyle sonuçlanmıştı. Bu dava gelecekteki iklim davaları için umut ışığı olarak algılanmış ve görünürlüğün artmasını sağlamıştı.

Ne var ki, Trump'ın seçilmesinin hemen ardından, Azerbaycan'daki COP29 müzakereleri sürerken Hollanda’da Lahey İstinaf Mahkemesi, Shell’in karbon emisyonlarını %45 azaltması gerektiğine dair kararı bozdu. Mahkeme, şirketin “sosyal sorumluluk standardı” kapsamında %45 azaltım yapma zorunluluğu olmadığını, Shell'in zaten emisyonları azaltmak için çalıştığını vurguladı.

  • Bu hafta BP CEO'su Murray Auchincloss da şirketin gelirlerindeki düşüş nedeniyle var olan net sıfır hedeflerini tamamen rafa kaldırdıklarını, yeni stratejilerini ay sonunda açıklayacaklarını belirtti.

Büyük ekonomilerin liderlerinin, dev şirketlerin ve milyarderlerin geçmişi de bugünü de iklim kriziyle mücadelenin bu güçlerin inisiyatifine bırakılamayacak kadar ciddi ve kırılgan olduğunu ortaya koyuyor. Tüm insanlığın ve canlıların geleceğini geri döndürülemeyecek felaketlerle karşı karşıya bırakacak kararlar siyasi figürlerin iki dudağının arasından çıkacak bir cümleye bağlı olunca, hâliyle bizim bireysel çabalarımız ancak sosyal medyada alay konusu olacak kadar etki yaratabiliyor.

Deepwater Horizon sızıntısı üzerine bir sosyal medya paylaşımı.

Yazıyı 2010 yılında Meksika Körfezi'nde yaşanan, denize karışan milyarlarca varil petrol nedeniyle okyanusun alev almasına neden olan ve yukarıdaki görselde de görülen Deepwater Horizon sızıntısının baş sorumlularından BP'nin anasayfasında yer alan "amacımız" metniyle sonlandırayım:

"Amacımız, insanlık ve gezegenimiz için enerjiyi yeniden tasarlamaktır. Dünyanın net sıfır hedefine ulaşmasına yardımcı olmak ve insanların yaşamlarını iyileştirmek istiyoruz.

Operasyonlarımızda ve üretimimizde karbon miktarını önemli ölçüde azaltmayı ve yeni düşük karbonlu işletmeler, ürünler ve hizmetler geliştirmeyi hedefleyeceğiz.

Paris [Anlaşması hedefleri]ne doğru temel ve hızlı ilerlemeyi savunacak ve şeffaflık konusunda lider olmak için çaba sarf edeceğiz.

Tüm cevaplara sahip olmadığımızın farkındayız; başkalarını dinleyip onlarla birlikte hareket edeceğiz.

Hedefimiz, toplumun güvendiği, hissedarların değer verdiği ve BP'de çalışan herkesi motive eden bir şirket olmak.

Buna ulaşmak için gerekli deneyim ve uzmanlığa, ilişkilere ve erişime, beceri ve iradeye sahip olduğumuza inanıyoruz."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

🦶🏿Karbon ayak izinin icadı, yokoluş ihracatı

20 yıl önce bir petrol devinin pazarlama stratejisi olarak ortaya atılan "karbon ayak izi" teriminin hikayesini anlattık. Zengin ülkelerin kendi toprakları dışında sebep olduğu habitat kaybını, yani "yokoluş ihracatı"nı inceledik.

15 Şub 2025

YAZARLAR

Deniz Aytekin

Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?