Kevin Patnode

Kevin'ı Külhanbeyi'nden mi hatırlasın? Yoksa kazandığı nice ödüllerden mi? Belki Geyik'te yan yana kokteyl içmişsiniz belki de geçen yaz The Swim Club'ta dans etmişsinizdir. Bugüne kadar tanışmadıysanız da buyurun: Kevin; Kevin, İstanbullular.
Kevin Patnode

17 Temmuz - İBB Kültür AŞ - İstanbul
İBB Kültür AŞ ile birlikte

Yerebatan Sarnıcı temmuz sonunda ziyarete açılıyor İstanbul’un tarihî yarımadasında yer alan ve dünyanın önemli kültür miraslarından biri olarak kabul edilen Yerebatan Sarnıcı uzun bir aradan sonra kapılarını açmaya hazırlanıyor. Nedir? 2016 yılında İBB Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı tarafından başlatılan ve 5 yılı aşkın süredir devam eden çalışmalar neticesinde, tarihî Yerebatan Sarnıcı aslına uygun olarak yenilenen yüzüyle temmuz sonu itibarıyla yeniden ziyaretçileriyle buluşacak. Neden önemli? Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yaptırılan sarnıç, suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlarıyla günümüze ulaşabilen erken dönem mimarlık örneklerinden sayılıyor. Sarnıcın bulunduğu yerde daha önce bir bazilika bulunduğundan Bazilika Sarnıcı olarak da anılan Yerebatan Sarnıcı , halk arasında “ağlayan sütun” ve “gözyaşı sütunu” olarak bilinen gözyaşına benzer işlemelerin bulunduğu sütuna ve Roma dönemi heykel sanatının şaheserlerinden sayılan iki Medusa başına ev sahipliği yapıyor. Tarihî yarımadanın en değerli lokasyonlarından biri olan, 15 asırlık Yerebatan Sarnıcı, tüm Aposto İstanbul okurlarını yenilenmiş yüzüyle tanışmaya davet ediyor.

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

KİMLİK BİLGİLERİ

Takma adım: Telefonda rezervasyon yaptırırken adımı hecelemeye üşendiğimde Kerem. Onun dışında Kevin diye seslenebilirsin.

İçtiğim son kokteyl: Soho House’ta Picante, tabii ki.

İstanbul’da yediğim son yemek: Asmalımescit Canım Ciğerim’de çöp şiş.

Son zamanlarda: Bu soruları yanıtlarken Capri’den Napoli’ye doğru gidiyorum. Buraya sanat fuarı NOMAD için kokteyl hazırlamaya geldim. Buradan önce Kapadokya’da efsane festival Echoes from Agartha’da kokteyl eşlemeli bir yemeğin ev sahipliğini yaptım. 

Yaşadığım yer: Çukurcuma 

Kalbimin ait olduğu yer: Akdeniz. En huzur bulduğum yer daima deniz kenarı. Muhtemelen eski hayatımda Akdeniz’de bir şarap barı işletiyordum. 

HOŞBEŞ

Kevin, neredeyse on yıldır İstabul’da yaşıyorsun. Hiç de yeni sayılmazsın ama “sonradan olma” bir Istanbulite olarak İstanbul’da yaşamaya ve üretmeye dair bize neler söylemek istersin? 

Çok uzun zamandır burada yaşıyorum. İstanbul’da, İstanbul’la büyüyorum diyebilirim. İstanbul her daim dönüşüyor, kimine göre bu dönüşüm daha iyiye de gitmiyor. Bana sorarsan ne olursa olsun aynı kalan şeyler var, işte onlar da bu şehirde bana evimde hissettirenler.

Diğer yandan İstanbul’da çalışmak benim için çok büyük bir avantaj. Buralı, ağırlama ve yeme-içme sektöründen çok fazla insanla etkileşime geçiyorum. Yıllar içinde aralarında en iyi şeflerin, bartender’ların, şarap üreticilerinin ve yemek tarihçilerinin de bulunduğu bir çevrem oldu burada. Ne zaman yeni bir kokteyl reçetesi ya da yeni bir etkinlik üzerine çalışsam iletişime geçip fikirlerini alabiliyorum. Bunca yılda edindiğim bu çevre ve kazandığım insanlar, şehri benim için daha tanıdık, küçük ve kesinlikle daha az kaotik kılan yegane etmenler. 

Bir yazında pandeminin İstanbul'un yeme-içme kültürünü kökten şekillendirdiğini ve dönüştürdüğünü yazmıştın. Peki İstanbul’da yeme-içmeye dair bundan sonrasının nasıl şekilleneceğini öngörüyorsun?

Ne yazık ki yakın gelecekte pek umut görmüyorum. Bence pandeminin yanı sıra ekonomik çalkantılar da insanları yeme-içme ve ağırlama endüstrisine yatırım yapmaktan uzaklaştırdı. İstanbul’daki bürokratik sebepler ve yeme-içme endüstrisinin desteklenmemesi, genç şeflerin kendi restoranlarını açmakta zorlanacağı ve gelecek vadeden barmenlerin miksologdan bar sahibi olmaya geçmek için mücadele edeceği anlamına geliyor. 

Tabii ki turizmle birlikte, en yenisi Galataport gibi daha büyük yeme-içme alanları ve oteller şehrin her yerine yayılmaya devam edecek. Ama ben bu yerlerin büyük hayranı değilim. Açıkçası yetenekli genç şef ve barmenlerin bu alternatiflerdense yurt dışında çalışmayı tercih edeceğini düşünüyorum. Maalesef bu durum da şehrin yemek kültürünü ve kimliğini uzun bir süre daha negatif yönde etkileyecek gibi görünüyor. 

Söz gelecekten açılmışken… Peki Michelin Guide’ın İstanbul’a gelmesini nasıl değerlendiriyorsun? 

Rehberin Türkiye'ye gelmesinin fine dining sektöründe çok çalışmış şeflere hak ettiği taktiri kazandırabileceğini düşünüyorum ama bunun dışında bu habere oldukça kayıtsızım. Michelin yıldızlı bir restoranı en sevdiği restoran olarak sayan biriyle nadiren tanıştım. Michelin'in özellikle kokteyller veya barlarla ilgilendiğini de hiç düşünmüyorum. Böyle olması da doğruyu söylemek gerekirse hoşuma gidiyor. Bir grup “elit” insanı ağırlayan değil, İstanbul'da şehrin insanlarına kalmış kokteyl barların olmasını tercih ederim. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

🕺 Måneskin konseri, Madonna partisi

Tatilin sonundan herkese merhaba, üzgünüz. Şehre dönenler için bu hafta İstanbul'un ajandasında; Kalamış Yaz Festivali etkinlikleri, Kazy Lambist ile Picnic & Gathering ve dahası var.

17 Tem 2022

İBB Kültür AŞ ile birlikte
Burgazada, Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Koray Soylu

Editor @ Aposto

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor