Koridorlar üzerinden barış, ticaret ve yeni bölgesel düzen

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Küresel ticaretin ana arterleri kırılgan hale geldikçe, ülkeler yalnızca güvenlik sağlamakla yetinmeyi bırakıp alternatif lojistik omurgalar da inşa etmek zorunda kalıyor. Süveyş, Hürmüz, Bab el-Mendeb ve Karadeniz gibi dar boğazlara bağımlılık, kara ve demiryolu bağlantılarının stratejik önemini artırıyor. Bu nedenle koridor kavramını artık sadece ulaştırmanın sahası gibi yorumlamayı bırakıp, ekonomik güvenlik, enerji arzı, tedarik zinciri direnci ve diplomatik nüfuzun kesişim alanı olarak okumak gerekiyor.
Bizim yaklaşımımız da koridorları tekil hatlardan ziyade liman, sınır kapısı, iç gümrük, serbest sanayi bölgeleri ve lojistik altyapıların birlikte çalıştığı entegre bir sistem olarak ele almak. Vizyonumuz sadece basit bir yol çizmek değil, kesintisiz işleyen bir ticari ekosistem kurmak.
Güney Kafkasya: Azerbaycan-Ermenistan barışı ve Orta Koridor
Güney Kafkasya artık salt güvenlik tartışmalarıyla manşetlerde yer alan bir coğrafya olmaktan çıkıp, Avrupa-Asya bağlantısının kritik düğüm noktası haline geliyor. Azerbaycan ile Ermenistan arasında sağlanan kalıcı barış, bölgeyi kalıcı çatışma alanı olmaktan çıkarıp, Çin-Avrupa ticaretinin önemli kısmını taşıyacak, hayati bir ekonomik koridora dönüştürebilir. Türkiye için de bu durum, Zengezur üzerinden Orta Koridor’u güçlendiren stratejik bir açılım olur.

AB’nin bu süreci bağlantısallık perspektifiyle ele alması da belirleyici. Bu durum, sınırların normalleşmesinin ötesinde; Avrupa’nın enerji güvenliği, tedarik zinciri dayanıklılığı ve Orta Asya erişimiyle bağlantılı yeni bir konumlandırma olarak yorumlanmalı. Bizim perspektifimize göre bölgede sağlanan barış, eğer kalıcı olmayı başarırsa somut olarak taşıma sürelerini düşüren, ticaret akışını çeşitlendiren ve bölgeye yapılan doğrudan yatırımları artırıcı bir altyapı hamlesi olarak okunabilir.
Suriye ve Körfez hattı: Yeni güney omurgası
İran Savaşı nedeniyle patlak veren Hürmüz Krizi ve bölgede yol açtığı derin ekonomik etkiler, Körfez ülkelerinin alternatif rota arayışlarının hızlanmasına neden oldu. Bu kapsamda üzerine en çok proje üretilen ülkelerden bir tanesi ise Suriye.
Suriye üzerinden geçebilecek koridorların amacı da gayet net: Körfez enerjisi ve ticaretinin deniz dar boğazlarına bağımlı kalmadan Türkiye ve Avrupa’ya ulaşması. Türkiye-Suriye ve Suudi Arabistan ekseninde yeniden işleyecek bir hat, aynı zamanda Suriye’nin ekonomik toparlanmasına da somut bir zemin sunabilir.
Bu hattın diğer bir anlamı, barış söyleminden ziyade ekonomik karşılıklı bağımlılık üretmesi olur. Enerji ve ticaret akışı canlandıkça bölgede çıkabilecek potansiyel çatışmaların maliyeti yükselir ve işbirliği tüm aktörler için daha rasyonel hale gelir. Bu hattın başarısı ise yalnızca altyapı yatırımı yapmakla değil, hızlı sınır geçişleri, dijital sistemler, öngörülebilir gümrük süreçleri ve entegre taşıma modelinden geçiyor.
Öncelik entegre ve dijitalleşmiş bir altyapı kurmak
Bu noktada önceliğimiz yalnızca demiryolu değil, onu destekleyen karayolu, liman bağlantıları, Ro-Ro hatları, serbest bölgeler, iç gümrük tesisleri ve modern sınır kapılarıdır. Koridorlar ancak bu unsurlar birlikte tasarlandığında etkin olur.
Temel altyapı olan demiryolu, karayolu, limanlar yanında dijital altyapı olan e-gümrük, veri paylaşımı, transit sistemler eş zamanlı kurgulanmalı. Rekabeti belirleyen hızdan çok öngörülebilirlik ve istikrardır. Amaç tek bir mega proje kurmak yerine, modüler ve ölçeklenebilir bir altyapı ağı kurmak olmalı.
Ticaret ile barışı inşa etmek
Vizyonumuz oldukça basit: Doğru kurgulanmış ticaret, en güçlü diplomasi aracıdır. Koridorlar sadece yük taşıyan altyapı projeleri olarak yorumlanmamalı. Tarafların işbirliği ile inşa edilen, iyi düşünülmüş koridor hatları güven üretir, yatırım çeker ve sınır bölgelerinde güçlü ekonomik kümeler oluşturur. Bu nedenle altyapı yatırımları barışın ekonomik sigortası olarak da görülmelidir. Zengezur’dan Şam’a, Riyad’dan İstanbul’a uzanan bu ağlar Türkiye’yi yalnızca transit bir ülke olmaktan çıkarıp, kuralları belirleyen ve akışları yöneten bir merkez ülke haline getirecektir.
Bölgesel barışın sürdürülebilirliği yalnızca siyasi iradeye değil, onu taşıyan ekonomik ve lojistik mimariye bağlıdır. Güney Kafkasya, Suriye hattı ve Körfez-Türkiye-Avrupa ekseni birlikte düşünüldüğünde daha da anlam kazanır. Amaç, çatışma alanlarını ticaret bölgelerine, kırılgan geçiş noktalarını, kurumsal ve güvenilir koridorlara dönüştürmektir. Eğer gelecekte trenler ve tırlar tankların yerini alacaksa, bunun zemini koridor ekonomisidir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Saruhan Enver Balaban
İş hayatına 1994 yılında Tepe İnşaat’ta başlayan Balaban, uzun yıllar proje yönetimi, iş geliştirme ve uluslararası EPC projeleri alanlarında görev almıştır. Rusya, Kazakistan, Türkmenistan ve Suudi Arabistan başta olmak üzere farklı coğrafyalarda proje geliştirme ve yönetim deneyimi edinmiştir. 2016-2023 yılları arasında Tepe İnşaat’ta Strateji ve İş Geliştirme Direktörlüğü görevini yürütmüş, ardından 2024 yılında Misyon Yatırım Bankası’nda Gayrimenkul Yatırımlar Direktörü olarak görev almıştır. Gazi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği lisans ve yüksek lisans mezunu olan Balaban, Bilkent Üniversitesi’nde MBA ve Babson College’da Küresel Strateji ve Girişimcilik programını tamamlamıştır.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yapay zekanın üretkenliği artırarak maliyetleri düşürmesi beklenirken veri merkezleri, gelişmiş çipler, elektrik ve altyapı yatırımları yeni bir maliyet baskısı yaratıyor. Fed yöneticileri, bu yatırımların talebi ve maliyetleri artırarak fiyat artışlarını ekonominin geneline yayabileceği uyarısı yapıyor. Tartışmanın merkezinde ise şu soru var: Yapay zekanın uzun vadeli ucuzluk vaadi, kısa vadeli maliyet dalgasını ne zaman dengeleyebilecek?

Bu hafta yurt içinde Eylül ayı işgücü ve dış ticaret istatistikleri ile üçüncü çeyrek turizm gelirleri öne çıkarken, yurt dışında Fed, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) faiz kararları ön planda.
26 Eki 2026

Küresel endeks sağlayıcılarının Türkiye'ye bakışı sertleşmeye devam ediyor. Haziran ayında MSCI'ın uyarısıyla başlayan süreç, temmuzda S&P DJI'ın Türkiye'yi izleme listesine almasıyla devam etti. Ağustosta FTSE Russell Türk hisselerine yönelik endeks güncellemelerini erteledi. Üç kurumun da aksiyonu fiili dolaşım oranlarının güvenilirliği, hissedar şeffaflığı ve bazı küçük ölçekli şirketlerle ilişkili fonlar üzerinden yapıldığı düşünülen koordineli işlemlere dayanıyor.

Küresel piyasalarda enflasyon dinamikleri, tahvil getirileri ve hisse senedi performansı arasındaki ilişki son dönemde dikkat çekici bir ayrışma sergiliyor. ABD'de enflasyonun beklentilerin üzerinde gelmesine ve Hazine tahvili getirilerinin yüksek seviyelerde seyretmesine rağmen, hisse senedi piyasalarının hala dirençli kalması öne çıkıyor.

AB’nin yeni “Made in Europe” kuralları, AB’den ayrılan İngiltere’yi içeride tutarken otuz yıllık Gümrük Birliği ortağı Türkiye’yi dışarıda bırakıyor. Bu tercihin ardında bir aidiyet ve rekabet kaygısı var. Türkiye’nin yanıtı rica değil, mütekabiliyet olmalı.




