Korkunun mirası: Otoriteyi sevmenin psikolojisi

Korku yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda toplumsal bir pedagojidir de. Bir toplum çocuklarına “korkmayı” öğretirken aslında onlara nasıl “itaat etmeleri gerektiğini” de öğretir. “Sesini çıkarma”, “Karışma”, “Büyüklerin dediği doğrudur” gibi iyi niyetli görünen ifadeler, fark edilmeden güvenmeyi değil, boyun eğmeyi normalleştirir. Böylece korku temkinle, temkin itaatle eş anlamlı hâle gelir.
Toplumlar yalnızca değerlerini değil, korkularını da kuşaktan kuşağa aktarır. “Hayat zordur”, “İnsanlara güvenme”, “Fazla sorgulama” gibi öğütler, bireyin dünyayı nasıl anlamlandıracağını belirleyen sessiz bir program gibi işler. Merak saygısızlıkla, özgüven tehlikeyle, sorgulama huzursuzlukla karıştırılır.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
YAZARLAR

Lara Kamhi
İstanbul merkezli bir medya sanatçısı, film yönetmeni, yazar ve küratördür. 2010’dan bu yana işleri Türkiye’de ve uluslararası alanda sergilenmiş; deneysel filmleri çeşitli festivallerde yer almıştır. Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde tiyatro, Paris Amerikan Üniversitesi’nde film çalışmaları eğitimi aldıktan sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi Film ve Televizyon Bölümü’nden Yüksek Onur derecesiyle mezun olmuş; ardından University College London Slade School of Fine Art’ta Fine Art Media alanında Onur derecesiyle yüksek lisansını tamamlamış ve Julian Sullivan Başarı Ödülü’ne değer görülmüştür. Sanatsal üretiminin yanı sıra yazarlık pratiğini de sürdüren Kamhi, sinema ve medya sanatları üzerine eleştirel metinler kaleme almaktadır. Yıllar içinde farklı mecralarda yayımlanan yazılarında görsel algı, sinematik deneyim ve çağdaş anlatı biçimlerine odaklanır. Disiplinlerarası işbirliklerini ön plana çıkaran bağımsız sanat girişimi Prizma Expanded’ın kurucusu ve küratörüdür. Bu platform aracılığıyla sinema, video ve performans alanlarını bir araya getiren projeler üretmiş; sergiler ve gösterim programları düzenlemiştir. Akademik ve bağımsız alanlarda yürüttüğü çalışmalarıyla Türkiye’de deneysel sinema ve medya sanatları alanında kendine özgü bir konum edinmiştir.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...




