Latin Amerika’nın yükselen canlı müzik sahnesi

Dünyanın en hızlı büyüyen müzik pazarına sahip Latin Amerika'da seyirci, aldığı biletin hakkını veriyor. Bu nedenle Madonna'nın The Celebration Tour'un kapanışını burada yapması çok da şaşırtıcı değil.
Latin Amerika’nın yükselen canlı müzik sahnesi

20 Mayıs - Sabancı Holding - Duende
Sabancı Holding ile birlikte

Sabancı Holding : Geleceğimizi kimseye vermiyoruz

Cumhuriyetle aynı yolu yürüyen Sabancı Holding , ‘Biz, her şeyi gençliğe bırakacağız. Geleceğin ümidi, ışık saçan çiçekleri onlardır.

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Madonna ay başında yılın en büyük konserini verdi. Sanatçı, Rio’daki Copacabana plajında yaklaşık 1,6 milyon izleyicinin karşısına çıktı. Peki Madonna bu dev konser için neden Brezilya’yı seçti? Latin Amerika’da pek de dikkat çekmeyen dev bir canlı müzik pazarı var da o yüzden… 

Madonna, Ekim 2023’te Londra’da başladığı The Celebration Tour’u ay başında Brezilya’nın Rio de Janeiro şehrinde verdiği 1,6 milyon kişilik konserle sonlandırdı. Bu performans, Madonna’nın resmî internet sitesinde sanatçının 40 yıllık kariyerindeki en büyük gösteri olarak tanımlandı. Ücretsiz  konser alanı uçsuz bucaksız bir dans pistine dönüştü. Dünyanın dört bir yanından gelen hayranlar nedeniyle Copacabana’daki otellerin doluluk oranı yüzde 98’e ulaştı. Konserin etkisi o kadar büyüktü ki yerel ekonomiye 57 milyon dolar katkı sağladığına dair bir rapor da yayımlandı.

Fotoğraf: Pilar Olivares, Reuters

Copacabana sahilindeki ilk uluslararası konser 1994 yılında düzenlendi. 4 milyondan fazla kişinin izlediği Rod Stewart konseri Guinness Dünya Rekorlar Kitabı’na tarihteki en büyük ücretsiz rock konseri olarak geçti. Aynı sahilde 2006’da Rolling Stones, 1,2 milyon izleyiciye ulaşan bir performans sergiledi.

Dünya müzik endüstrisinin büyük isimlerinin burada dev konserler vermeyi tercih etmesi aslında çok da şaşırtıcı değil. Brezilya’nın canlı müzik sahnesi birçok Avrupa ülkesinden çok daha güçlü. Üstelik bilet satışı da garantili. 1985’ten beri düzenlenen Rock in Rio festivalinde çalmak artık birçok sanatçı için bir statü göstergesi. Rock in Rio’nun düzenlendiği ilk yıllarda büyük isimler bu şehre gelmeyi çok da gelmeyi tercih etmiyordu. Bunun nedeni olarak sanatçı menajerlerinin Brezilyalıların konser için para ödemeyeceğini düşünmeleri gösteriliyordu. Fakat geçen zamanda Latin Amerika, müzik dünyasının en çok gelir ettiği coğrafyaya ve en hızlı büyüyen müzik pazarına dönüştü.

Aslında direnişini bile müzikle yapan bu ülkelerde tutkulu hayranları görmek enteresan bir durum değil. Mesela Brezilya’nın en ünlü sanatsal direnişi olan "Tropicália Hareketi" askerî diktatörlüğe karşı başlamış ve bu sırada müzisyenler isyanın sesi olmuştu. Gilberto Gil, Caetano Veloso, Tom Zé, Nara Leão, Os Mutantes ve Gal Costa’nın 1968’de çıkan Tropicalia: ou Panis et Circensis albümü ise bu hareketin manifestosu olarak kabul ediliyordu. Popüler yerel ritimleri rock ile birleştirmeleri sayesinde Brasil-rock türü de bu dönemde ortaya çıkmıştı. 

Latin Amerika’ya yapılan yatırım

Dünyanın en önemli canlı müzik etkinlik şirketi Live Nation Entertainment da geçen yıl Kolombiya ve Latin Amerika’nın önde gelen organizasyon şirketi Páramo Presenta hisselerinin çoğunluğunu satın aldı. Böylelikle Live Nation, Latin Amerika’daki canlı müzik sahnesinin ilerleyen dönemde daha da büyüyeceğini işaret etmiş oldu. Páramo, Bogotá’da düzenlenen ve hızla Güney Amerika’nın en önemli etkinliklerinden biri hâline gelen Estereo Picnic’in yaratıcısı. Festival, dünyanın en iyi müzik festivalleri listesinde ilk 30’da yer alıyor. Bogotá’da düzenlenen Baum Festival ve Knotfest de şirketin düzenlediği etkinlikler arasında.

Live Nation, Meksika merkezli konser organizatörü OCESA Entretenimiento’nun çoğunluk hissesini de yaklaşık 450 milyon dolara satın aldı. OCESA, Meksika ve Kolombiya’da yılda yaklaşık 6 milyon kişinin katıldığı 3 binin üzerinde etkinlik düzenliyor. EDC Mexico gibi Latin Amerika’nın en büyük festivallerini de onlar organize ediyor. 

Aldığı biletin hakkını veren seyirci

Çalışmalarına ABD’de devam eden Bora Uzer, Latin Amerika’yı iyi bilen ve buradaki birçok ülkede konser veren sanatçılardan. Bora, Latin Amerika’daki seyircinin portresini şu sözlerle çıkarıyor:

“Latin Amerika seyircisi çok sıcak kanlı ve eğlenmeyi gerçekten biliyor. Hiçbir önyargıları yok. Oradaki izleyici aldığı biletin hakkını da veriyor. Mesela bütün ay çalışıyor ve kazandığı para kısıtlı bile olsa mutlaka bir konsere bilet alıyor. O aldığı biletin değerini bildiği için konsere geldiğinde sadece eğlenmeye odaklanıyor. Bunu kıtadaki her şehirde ve her performansta hissediyorsunuz. Orada çaldığımda her seferinde bilinçli bir kitlenin karşısında olduğumu biliyorum.

Eğer o konsere geliyorlarsa müzisyene dair her bilgiye sahiptirler. Sanatçının albümünün hangi plak şirketinden çıktığına kadar araştırıyorlar ve dikkat ediyorlar. Latin Amerika’daki canlı müzik sahnesi cıvıl cıvıldır. Dünyanın birçok yerinde elektronik müzik ve DJ sound’ları ön planda. Ama Latin Amerika’da daha fazla enstrümanın ağırlıklı olduğu sahneler bulabiliyorsunuz. Ayrıca konserlerde telefonla video çekmek yerine daha çok anı yaşamayı ve dans etmeyi tercih ediyorlar. Benim en çok hoşuma giden şeylerden biri de bu.”

Bora’ya göre kültürel olarak da benzediğimizden Latin Amerika, müzik için seyahat eden Türkler için bir cevher:

“Ne kadar farklı gözükse de kültürel olarak çok benzerliklerimiz var. Onlar da çok sıcak kanlılar. Eğlenme ve yaşama biçimleri bakımından da benzerliklerimiz var. Türklerin, Güney Amerika’da çok yabancı hissedeceğini sanmıyorum.”

Sanatçı, orada geçirdiği zamanın müziğine de ister istemez yansıdığını söylüyor:

“Latin Amerika’da çaldığım her konser bana oradaki kültürü tanıma şansı verdi. Sürekli gidip geliyorsunuz ve oradaki tınılar kulağınızda yer ediyor. Oradaki sanatçılarla aynı sahneye paylaşıyorsunuz. Bunun da bende etkisi oluyor. Çok pozitif bir yan olduğunu görüyorsun. Bu etkiyi yakında çıkacak çalışmalarımda da işitebilirsiniz.”

'Sevdikleri sanatçıyı her anlamda sahiplenirler'

Darkwave türünün dünyadaki önemli isimlerinden biri olan She Past Away Güney Amerika’da da ciddi bir hayran kitlesine sahip. Grup, turne programlarına mutlaka buradaki bir şehri de ekliyor. She Past Away’den Doruk Öztürkcan, “Dünyadaki birçok önemli sahnede çalmış bir müzisyen olarak Güney Amerikalı seyirciyi nasıl tanımlarsınız?” soruma şu yanıtı veriyor:

“Seyirci inanılmaz derecede tutkulu. Sevdikleri sanatçıyı her anlamda sahipleniyorlar; merch’lerini satın alıp konserlerine katılıyorlar. Dinlerken hissettiklerini fan art’a da aktarıyorlar, ayrıca o sanatçılar için tribute geceler de düzenliyorlar. Bu günümüzde çok nadir görülen bir şey.

Konserler sırasında seyircilerin gösterdiği bağlılık ve heyecan bizim için de büyük bir motivasyon kaynağı oluyor. Her gittiğimizde bizi coşkuyla karşılıyorlar. Bu da her performansı unutulmaz kılıyor ve bizde çok özel bir deneyim yaratıyor.”

117 milyon bilet satıldı

Live Nation’ın açıkladığı rapora göre geçen yıl düzenlenen etkinliklerde 117 milyondan fazla bilet satıldı. Bilet satışının en yoğun olduğu yer ise Latin Amerika pazarıydı. Meksika, Brezilya ve Arjantin, festival ve konserler için turist çeken favori destinasyonlar oldu. Avrupa’nın önemli festivallerinden Primavera Sound, Latin Amerika sınırlarında festival düzenlemeye başladı. Turneye çıkan her büyük isim, mutlaka Latin Amerika’yı da listesine ekledi.

Bu yazıyı yazarken kıtada line up’ları oldukça güçlü o kadar çok festivalle karşılaştım ki... Gençlerin Latin topraklarından çıkan reggaeton türünü popüler hâle getirmesi ve sanatçıların konfor alanından çıkarak çok daha tutkulu seyircilerin karşısına çıkması da buranın yeniden yükselişe geçmesinde etken.

Elektronik müzik tutkunlarının Meksika’daki Tulum paylaşımlarının çok ötesinde Latin Amerika’da oldukça politik ve güçlü bir canlı müzik sahnesi var. Bu yüzden de Madonna’nın kapanış adresi olarak Brezilya’yı seçmesi ve tarihinin en kalabalık konserini burada vermiş olması pek de şaşırtıcı değil.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🏔️ Cappadox'un dönüşü, Müzik Festivali

İstanbul Müzik Festivali direktörü Efruz Çakırkaya ile sohbet, Cappadox'un öne çıkan isimleri, Latin Amerika canlı müzik sahnesinin yükselişi.

20 May 2024

Sabancı Holding ile birlikte
Duende

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi

Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

Aslı Perker

·

06 Kas 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

Ümit Alan

·

06 Kas 2026

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

Mehmet Sindel

·

06 Kas 2026

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti