Mahallelinin nefes alma duraklarından biri: Japon Bahçesi

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Bu hafta, sonbaharın geldiğini net bir şekilde hissettik. Mevsimlik giysiler ve hafta sonu için yapılan planlar da bununla parelel olarak değişmeye başladı. Mevsim kış olmadan parkların tadını çıkarmalı ama bir yandan sokakta maskelerle gezerken parkta dip dibe oturmak da mantıklı değil. Dolayısıyla az kişinin olduğu bir parkı değerlendirmekte fayda var. Aklıma ilk gelen ise Emirgân’daki Japon Bahçesi. Mahallelinin bildiği, dışardan gelen ziyaretçilerin ise çoğu zaman es geçtiği park 2003’ten beri bizimle!
• Şimonoseki-İstanbul: Şimonoseki ve İstanbul’un boğaz manzaralarının benzemesi sebebiyle 1972’de kardeş ilan edilen belediyeler için yapılan Japon bahçesi, Baltalimanı Deresi’nin (veya Kanlıkavak Deresi’nin) üzerinde yer alıyor. Duvarları sebebiyle özel bir mülkü andıran parkın işletmesi İstanbul Büyük Şehir Belediyesi'ne ait. Parkın içinde Japonya’nın imza niteliğindeki peyzaj unsurları bulunurken kamusal alan hiç açılmayan bir çay evini de barındırıyor.
• Japonya esintisi: Japonya’daki belediyenin hediyesi olarak Sakura Peyzaj tarafından İstanbul’a hediye edilen yeşil alanın ana tasarım ilkesi ağaçlarla denge unsuru oluşturmak üzerine. Japonya merkezli peyzaj anlayışının bir başka temel unsuru olan peyzaj süslemeleri, parktaki yapay gölet ve şelale. Mahallelinin yürüyüş veya meditasyon için kaçtığı rota size büyük bir Japonya gezisi vadetmese bile farklı bir ortamda
nefes almak için ideal.
• Okuma önerisi: Park bahçe demişken konu hakkında okuma yapmayı sevenler için antropolog Jack Goody'nin Çiçeklerin Kültürü kitabını da tavsiye etmeden geçmeyelim. Goody, kültürlerin çiçeklere temsiliyetlerini anlatırken hem kültürlere hem de çiçeklere bir teşekkür sunuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Şehrin kokuları, bozanın faydaları, İlber Ortaylı ile İstanbul dersleri
27 Eyl 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?




