Marina Satti: Sanatın bir amacı olması, rahatsız etmesi gerek

Kreşendo'nun düzenlediği "Bu Festival Bizim" kapsamında İstanbul’da ilk kez 1 Kasım’da Volkswagen Arena’da konser verecek olan Marina Satti'yle müziğini, toplumun kadınlara dayattıklarını ve bunların üstesinden nasıl geldiğini konuştuk.
Marina Satti: Sanatın bir amacı olması, rahatsız etmesi gerek

28 Ekim - Şişecam - Duende
Şişecam ile birlikte

Şişecam 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı 29 özel film ile kutluyor Şişecam , Mustafa Kemal Atatürk’ün 29 Ekim 1923’te ilan ettiği ve Ata’nın 10. Yıl Nutku’nda “en büyük bayram” olarak nitelendirdiği Cumhuriyet Bayramı’nı tam 29 özel filmle kutluyor. 101. yaşında Cumhuriyet’in bize kattıklarını ve Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün devrim ve öğretilerini bir kez daha hatırlatmak amacıyla hazırlanan 29 kısa film , cumhuriyetin sadece bir yönetim biçimi olmadığına, aynı zamanda yaşam hakkının, eşitliğin ve özgürlüğün teminatı olduğuna vurgu yapıyor. “Bugüne kadar Cumhuriyet’e dair pek çok güzel film yazıldı. Ama en güzeli, O’nun yazdığı Cumhuriyet filmleri” cümlesiyle şekillenen 29 farklı kısa filmde Mustafa Kemal Atatürk’ün hukuktan sağlığa, eğitimden tarıma, spordan sanata kadar pek çok alanda ortaya koyduğu vizyonun hayatımıza kattıklarını izliyoruz. Punch BBDO tarafından çekilen filmin prodüksiyonunu Depo Film yaparken yönetmenliğini ise Serdar Dönmez üstlendi. Müziklerini Mert Tünay’ın yaptığı 29 filmi ekim ayı boyunca Şişecam’ın websitesinden ve sosyal medya kanallarından izleyebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Marina Satti ile Zoom’da buluşuyorum. Bir yandan araba kullanıyor bir yandan da sorularımı cevaplıyor. Karşısındakini iyi hissettiren bir enerjisi var. Röportaj sırasında şarkılarını mırıldanması da oldukça keyifli. Satti, son Eurovision Şarkı Yarışması’nda Yunanistan’ı temsil etmişti. Sanatçı, İsrailli yarışmacı Eden Golan’ı uyuyarak protesto ettiği tavrı ile de hafızamıza kazınmıştı.

Sudanlı göçmen bir baba ve Giritli bir annenin kızı olarak dünyaya gelen Satti’nin müziği de kimliği gibi çok kültürlü. Şarkılarında Yunan, Arap, Balkan ezgilerinin yanı sıra reggaeton ritimlerine de yer veriyor.

Nereye gidiyorsun?
Atina’daki üniversitemdeki bir dersten çıktım, şimdi diğerine giderken arabada seninle konuşuyorum. Turneden yeni döndüm ve hayatımı düzene sokmaya çalışıyorum. Sen İstanbul’da mısın?

Evet, İstanbul’daki evimden bağlandım.
Çok şanslısın. İstanbul dünyanın en güzel şehri. Birçok kez geldim, konserden birkaç gün önce de orada olacağım. Sen hiç Yunanistan’a geldin mi?

Ne yazık ki daha önce hiç gelmedim.
Gerçekten mi? Çok benziyoruz. Burada kendini çok rahat hissedeceksin. Biliyor musun, geçen mayıs ayında Rize’ye tatile gittim. Bazen yabancı bir ülke çok tanıdık gelir ya, işte orada onu hissettim. Böyle harika anları çok seviyorum.

Bu yıl senin için nasıl geçti? Eurovision’a katıldın, yeni bir albüm çıkardın. Hayatın bir bakıma değişti sanki.
Hayatım boyunca hep meşgul bir insan oldum. Yoğun ve çılgın bir dönemde değilsem var olamam gibi hissediyorum. Bu yoğun olma hâlini de seviyorum. Ama bu yıl ayrıca ilginçti, çok şey öğrendim. Birçok alanda kendimi zorladığımı hissediyorum. Yapılacak çok iş vardı. Spor salonları, dans, pilates ve şan dersleri, stüdyo... Bir albüm çıkardım ve şimdi de yeni projem için çalışıyorum. Birçok yeni şarkı yazdım. Bu yıl, Yunanistan’da ve dünyada kariyerimin en büyük turnesini yaptım. Atina’da tüm biletleri tükenen konserlerimiz oldu.

Büyük bir tanınırlık kazandım. Sokakta insanlar benimle fotoğraf çektirmek istiyor. Ayrıca uzun zamandır istediğim kültür yönetimi alanındaki yüksek lisansıma başladım. İki ana projem var. Biri şarkı yazarı, şarkıcı, prodüktör Marina Satti. Diğeri ise yönettiğim koroyla daha da ilerilere gitmek. 2017’de bir koro kurdum ve şimdi de yaratıcı direktörlüğünü yapıyorum. 16-64 yaş aralığında 200 kadından oluşan dev bir koro. Dans ve müzik öğretmenlerimiz, orkestra şeflerimiz, psikologlarımız var. Birçok seminer yapıyoruz. Bu proje bu yıl çok daha başarılı oldu. Gelecek hafta kızlarla çektiğimiz kısa müzik videomuzu yayınlayacağız. Sanatsal olarak çok verimli bir yıldı. Deneyimler, hatalar ve sıkıntılar karşılığını buldu.

Artık herkesi rahatsız etmek istiyorum

Çok yoğun bir programa sahipsin. Bir gününü nasıl planlıyorsun?
Sabah çok erken kalkıyorum. Okul için yazmam gereken makaleler var, çok fazla okuma yapmam gerekiyor. Takıntılı bir insanımdır. Mesela bu sabah, sanatta beni rahatsız eden şeylere dair okumalar yaptım. Sanattaki zevk ve estetik, tamamen kişinin sosyal geçmişi ile bağlantılıdır.

5 yaşından beri müzik eğitimi alıyorum. Konservatuvarda klasik müzik eğitimi aldım. Klasik piyano ve opera… Bir bursla Amerika’ya gittim. Caz üzerine çalıştım. Düzgün, kibar, uslu ve iyi bir öğrenciydim. Ayrıca mimarlık da okudum. Yunanistan’da üniversiteye girmek için çok iyi bir öğrenci olmam gerekiyordu. Ama içimde her zaman başka bir karakter vardı. Aile içinde de iyi çocuk olmam gerekiyordu. Aile toplantılarında profilime uymayan bir şey yapmak ya da büyük teyzelerimi rahatsız edeceğini bildiğim bir şey söylemek isterdim. Artık herkesi rahatsız etmek istiyorum.

Türk aile yapısı da çok benzer. Özellikle kız çocuklarının çok daha uslu ve kibar olması beklenir. En önemlisi aile içinde ‘terbiyeli’ olmalıdır!

Çünkü düzgün kızlar, aile içinde kötü şeyler söylemez. Büyürken herkesin yaşadığı bu kısıtlamalara sanırım toplumun beklentileri sebep oluyor. Benim için zor olan aile yapısına ters düşen pop müziği seçmekti. Kendi içimde yıllarca bunun savaşını verdim. Utangaçtım, bedenimi saklıyordum. Belirli bir şekilde giyinmem gerektiğine, belirli bir şekilde dans etmem gerektiğine inanarak yaşıyordum. Sadece böyle ciddiye alınacağıma ya da kabul göreceğime inanıyordum. Türkiye’de de böyle, düzgün bir kız olmak istiyorsan bedenini göstermemelisin. Sonra düşündüm ki büyüyorum ve yıllar böyle geçmemeli. Mesela hiç kısa etek giymemiştim. Ve artık bunu aşmam gerektiğini hissettim. “Bu yıl kısa etek giyeceğim” dedim. Bu bir hedefti.

Şimdi ise “Hayır, bir insanın ciddiyeti, fikirleriyle, durduğu yerle, ağzını açıp konuştuğunda ne söylediğiyle ilgilidir” diyorum. Ve eğlenmek, zevk almak, bazen saçmalamak da gerek. Bunları yaptığımda hep çok büyük bir suçluluk duygusu yaşıyordum. Ama inanın yaşınız ne olursa olsun, toplumsal baskılar önünüzde engel oluşturmamalı. Yaşamalıyız!

İçinde büyüdüğümüz kalıplardan kurtulup kendimizi bulmalıyız

Yunanistan’da kendi neslinin sesi olduğunu düşünüyor musun?
Umarım öyleyimdir. Daha önce de söylediğim gibi, hepimiz belirli kalıplarda büyüyoruz ama bir noktada o çevreden çıkıp gerçek kendimizi bulmalıyız. Yunanistan’da büyürken geleneksel kültürün yanında Batı’dan, pop kültüründen, modadan da etkilendim. Girit’teydi evimiz. Biliyorsun Girit Güney Yunanistan’da büyük bir ada ama yine de Atina’dan daha küçük bir topluluk. Herkes birbirini tanırdı. Ne zaman dışarı çıktığımı, ne zaman döndüğümü, kiminle dışarıda olduğumu bilirlerdi. Bunların hepsi hayatımı etkiledi.

Anladığım kadarıyla geçmişindeki her iz sanatında da yer bulmuş.
Şöyle demek daha doğru; dünyayı nasıl gördüğün, dünyayı nasıl eleştirdiğin, neyin işe yarayıp yaramadığını düşündüğün, gelecekte neyin değişeceğini düşündüğün… Bu unsurların hepsi sanatımda yer alıyor. Tabii ki son zamanlarda biraz da mizah katıyorum.

Okuduğum bir kitapta, sanatın bir amacı olup rahatsız etmesi gerektiği yazıyordu. Genellikle biri kuralları ve normları yıkmaya çalıştığında yenilikçi olarak kabul ediliyor. Bu sayede de kendilerine özgü bir tarz oluşturuyorlar. Benim de sanattaki amacım belki budur.

Eurovision sonrası kendime güvenim arttı

Biliyorum, bu biraz klişe bir soru ama Eurovision’dan sonra müziğin nasıl değişti? Daha küresel çalışmalar yapmaya karar verdiğin bir dönemde misin?
Aslında müziğim değişmedi ama ben kesinlikle değiştim. Eurovision benim için çok önemli bir dönemdi. Sadece müzik açısından değil. Birçok bilgi edindim, iyi ya da kötü. Ama müziğe bakışımı gerçekten değiştirmedim. Müzikle ilgili perspektifim ben değiştiğim için değişti. Farklı bir şey yapmam gerektiğini de asla düşünmedim. Ama bir insan olarak ben değiştim, kendime güvenim kesinlikle çok arttı. Basın ve sosyal medyadan olumlu ve olumsuz birçok eleştiri aldım. Bu beni kesinlikle daha güçlü yaptı.

Etrafına daha güçlü bir kabuk inşa etmeni de sağladı değil mi?
Evet. Bu da daha az umursamanı sağlıyor ve bence bu en azından yaratıcı süreç için iyi bir şey. Çünkü insanların ne düşüneceğini veya ne söyleyeceğini daha az kafana takıyorsun. Bu, daha önce zihnimi çok meşgul eden bir şeydi. Şimdi hiç öyle değil.

Eurovision sonrası yaptıklarımla ilgilenen daha büyük bir kitle oluştu. Dilimi konuşmayan ama müziğimi seven insanlar olduğunu görmek kesinlikle çok büyük bir ödüldü.

Şarkımı babama ve mültecilere ithaf ettim

Geçen mayısta P.O.P albümünü de yayınladın. Albümdeki en sevdiğim şarkı Ah THALASSA. Özellikle o şarkıda sesin çok güçlü, çok duygusal ve etkileyici.
Ah THALASSA, çok kişisel bir şarkı. Albümdeki agresif, eğlenceli, vahşi müzikleri dengeliyor. Bu hikayeyi Ah THALASSA ile sonlandırmak istedim. Ah THALASSA, “Ah denizim” anlamına geliyor. Şarkının müzik videosunu da Birleşmiş Milletler Mülteci Ofisi işbirliği ile çektik. Bu yıl 1 Nisan’da ölen babama adadığım bir şarkıydı.
Atina’da Müslüman mezarlığı olmadığı için babamın cenazesini Yunanistan’ın kuzeyinde bulunan Gümülcine’ye götürdük. Ülkedeki en büyük Müslüman azınlık orada yaşıyor. Babamın mezarının yanında, ölüm tarihi ve ülke kökeni aynı olan birçok mezar gördüm. Kardeşim, “Denizde boğulmuş mülteciler” dedi.

Ah THALASSA şarkısını daha önceden arkadaşımın şiirinden bestelemiştim. Şiirin sözleri şöyleydi:

“Ah denizim, beni içine al çünkü artık sevgisiz bir karada yaşamak istemiyorum.
Sen bir ayna gibisin, kuşları yansıtan sakin bir ayna gibi.
Ama ben bir dalgayım.” 

Gördüğüm bu mülteci mezarları aklıma geldi. İnsanlar Yunanistan’a yaz tatiline geliyor. Karpuz yiyip denize girip güneşleniyorlar. Ama aynı deniz başka birinin mezarı olabiliyor. Yunanistan’da çok büyük bir göç dalgası var. Akdeniz’i geçmeye ve Batı dünyasına ulaşmaya çalışan insanlar Yunanistan’a geliyor. Göçmenlerin neler yaşadığını bilmiyor değildim. Babamın yanındaki mezarlarda 9 aylık, 2, 3 ve 9 yaşında küçük çocuklar yatıyordu. Küçücük bebekler… “Aman Tanrım” dedim. Sıradan hayatlar süren, yoksul insanların yeni bir hayat uğruna yaşadığı bu durum... Sudan’daki ailem gibi. Şu anda Sudan’da büyük bir savaş var. İş sahibi, eğitimli ya da daha fakir insanlar etkileniyor bundan.

Babam ve eşi doktordu, üniversitede ders veriyorlardı, büyük bir klinikleri vardı. Bir günde Sudan’ı terk etmek zorunda kaldılar. Paralarını Sudan’dan çıkaramadılar, bankalar izin vermedi. Bir günde her şeylerini kaybettiler. Bu yüzden bu şarkıyı babama ve mültecilere ithaf ettim. Bu şarkı Yunanistan’ın, benim ve hepimizin bir parçası.

Oyunun içinde olup ben de başarmaya çalışmak istedim

Yine oryantal ile reggaeton tarzını birleştirdiğin şarkılar yapacak mısın?
Plan yapmıyorum. Albüm için şarkı seçerken, bireysel çalışmalarımın ötesinde daha büyük bir hikaye oluşturmaya çalışıyorum. Mesela bu yıl Yunanistan’ı temsil eden popçu olmam gerektiğini düşündüm. “Biraz da eğlenmeliyim” dedim. Kulüp şarkıları yapmaya çalıştım çünkü hayatımın daha dışa dönük bir dönemindeydim. Bazı şeyleri aşmaya çalışırken, aslında sırtımdaki yüklerden kurtulmaya, hafiflemeye, özgürleşmeye çalışıyordum.

Bu bakış açınsını Charli XCX’in brat albümündeki tavrına benzettim.
Teşekkür ederim, böyle düşünmene çok sevindim. Albümde grotesk bir Yunan sound ve çok fazla zurna vardı. Arabesk, oryantal gibi birçok sound da kullandım. İnternette Balkan ülkelerine dair bazı meme’ler vardır. Hani bir tişörtün üzerinde adidas yerine abibas yazar.

Taklit ürünlerden bahsediyorsun, biraz kitsch bir sanat akımı gibi...
Evet, mesela bir pazara gidersen kıyafetlerde Nike yerine Mike yazılı baskı vardır. Ben de dedim ki, “Müzikte bu hislere sahip bir şey yapmamız lazım.” Bu yüzden Eurovision’daki ZARI şarkımda Snoop Dogg’un Drop It Like It’s Hot parçasından ilham aldım. Onun ritmini alarak biraz daha oryantal bir hâle getirdim. Batı’da Doğu’yu temsil etmek istedim.

Yine Eurovision şarkısının müzik videosunda da tur rehberi oldum. “Merhaba, Yunanistan’a hoş geldiniz” diyorum. Yunanistan’a dair bildiğiniz tüm klişeleri size gösteriyorum; Feta peyniri, Yunan salatası, Akropolis, Sokrates... Komik, biliyorum. Ama aynı zamanda da asi bir tavır. Biz Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Türkiye, Azerbaycan’dan geliyoruz. Ama yine de müzik dünyasındaki oyuna bir şeyler katabiliriz çünkü sunabileceğimiz çok şey var.

Bu, dil sınırını da kaldırıyor sanki...

Kesinlikle. Finansal ve coğrafi konum olarak bizi Batı’daki oyunun içinde pek sık göremezsin. Bu benim için çok büyük bir hedefti. Ben de oyuna dahil olup başarmaya çalışmak istedim. P.O.P albümündeki STIN IYIA MAS gibi, temelinde bir barış şarkısı olan eserler yaptım. O şarkının ruhunu da klarnet veriyor. Türkiye’de de çok beğendiğim bir klarnetçi var. İsmi neydi?

Hüsnü Şenlendirici mi?
Evet, onu çok seviyorum. 2010’da okuluma gelmişti ve bir seminer vermişti.

Rize’de bana çay yapmayı öğrettiler

İstanbul’da ilk kez sahneye çıkacaksın. Buraya özel bir gösteri hazırladın mı?
Türkiye’yi çok seviyorum, Eurovision’dan sonra tatil için Türkiye’ye geldim. Ayrıca orada çok fazla arkadaşım var. Yunanistan ve Türkiye’ye dair kitaplardaki tarihi okuyarak büyüdüm. Birçok ortak noktamız olduğunu fark etmek gerçekten duygusal ve dokunaklıydı. Türkiye’ye gittiğimde yaşlı insanları görüyorum. Bunlar benim de büyükannem olabilirdi, hiç farkımız yok. Çok misafirperverler, evlerini açıyorlar, yemek veriyorlar.

Mesela Rize’ye gittim. Yayladaki bir kadın beni evine çağırdı. Çayı nasıl yaptıklarını gösterdi. Ben Türkçe konuşmuyordum, onlar İngilizce bilmiyordu; elleriyle ifade etmeye çalışıyorlardı. Google translate ile anlaşmaya çalıştık. İnsanları birleştiren şeylerin ayıranlardan çok daha fazla olduğunu görmek çok etkileyiciydi. Kültürde, müzikte, yemekte, mizaçta ne kadar çok ortak noktamız var.

Umarım Türkiye’deki dinleyiciler benim müziğimle bağlantı kurabilirler çünkü ben çok bağ kuruyorum. Birçok Türk şarkısı dinliyorum. Konserde temelde her zaman yaptığımız şeylerin aynısı olacak ama bir şarkı hazırladık, sürpriz olsun o. Bu yüzden insanların gösteriyi beğeneceğini ve dans edeceklerini umuyorum.

  • Editörün notu: Kreşendo'nun düzenlediği "Bu Festival Bizim" kapsamında İstanbul’da ilk kez 1 Kasım’da Volkswagen Arena’da konser verecek olan Marina Satti'yle tanışmak için biletler burada.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🙋🏻‍♀️ Marina Satti'yle sohbet, Mix Festival

Yunanistan'ın Eurovision'daki son temsilcisi Marina Satti ile İstanbul konseri öncesinde sohbet ettik. Mix Festival'in öne çıkan isimlerini seçtik.

28 Eki 2024

Şişecam ile birlikte

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

The Odyssey: Dönecek ev yok

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Aslı Ildır

·

22 Tem 2026

The Odyssey: Dönecek ev yok
DuendeDuende

HİKAYE

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Eda Solmaz

·

20 Tem 2026

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?
DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?