Matt Hanson


İstanbul’un tarih sayfalarında bir yolculuk İBB Kültür AŞ işletmesindeki tematik müzeler ve tarihî sarnıçlar, yerli ve yabancı ziyaretçileri adeta zaman yolculuğuna çıkarıyor. Neler var? Panorama 1453 Tarih Müzesi: Dünyanın ilk tam panoramik müzesi olan Panorama 1453 Tarih Müzesi, üç boyutlu panoramik resim, maketler ve sesler eşliğinde İstanbul’un Fethi’ni ziyaretçilerine yeniden yaşatıyor. Miniatürk: Gücünü ve güzelliğini Anadolu’da hüküm sürmüş ve iz bırakmış 3000 yıllık uygarlıklardan alan Miniatürk, minyatür modellerin yer aldığı Türkiye’nin ilk açık hava müzesi olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Yerebatan Sarnıcı: Sadece İstanbul’un değil, dünyanın önemli kültürel değerlerinden olan 1500 yıllık Yerebatan Sarnıcı, tarihinin en kapsamlı restorasyonunun ardından yeniden kapılarını açıyor. Bir kültür mekânı olarak dünya sanatına kapı aralayan sarnıç, ziyaretçilerini zamanın sınırsız katmanları arasında bir yolculuğa çıkarıyor. Şerefiye Sarnıcı: Türkiye’nin ilk 360° projection mapping sistemine sahip müzesi olan yapı, ziyaretçilerine mekân algısını üç boyutlu tecrübe edebilecekleri ve hem Şerefiye Sarnıcı hem de İstanbul’un su kültürünün izini sürebilecekleri bir deneyim sunuyor. İstanbul’un birbirinden büyülü kültürel mekânlarını keşfetmek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Kimlik Bilgileri
Takma adım: Mattapoisett
İstanbul’da en son şu sergiyi ziyaret ettim: Salt'taki Into the Unknown: Moving Images from the Museum of Modern Art in Warsaw sergisi.
İstanbul’da en son şu sanatçıyı keşfettim: Deniz Gül
İstanbul’da nerede yaşıyorsun? Moda
Kalbinde nereli hissediyorsun? Brooklyn
HOŞBEŞ
Arganotlar’da yayımlanan yazında ABD’deki memleketin, içinde yalnızca bir marketin olduğu bir yer olarak karşımıza çıkıyor. İlk şehir deneyiminin Kahire olduğunu biliyorum. Yine de ABD’deki bir taşradan İstanbul gibi bir metropole geçişe nasıl adapte olduğunu merak ediyorum. O süreçten bahsedebilir misin biraz?
Hayatımın ilk 20 senesini ABD’de küçük bir taşrada geçirdim. Okumak ve edebiyat; aşırı yerel yetiştirilişimin tekdüze, yavan ve “süsle gizli” varoluşsal bulantısından kaçmak için hiçbir şey yapamadığımda başvurduğum bir seyahat imkânıydı. Ama en önemlisi, New York City’de doğup büyümüş çok sevdiğim dedemin beni masallarla bezemesiydi.
Dedemin ilk hatırası 1919 yılına dayanıyordu. 1920’lerin Manhattan’ı ve 1930’ların Brooklyn’i hakkında yarı kurgu yarı gerçek laflar döndürdükçe büyülenirdim. Ancak ergenlik yıllarımda, ip gibi dizilmiş kitaplarımın yanında uzanırken; kuytu köşe diyarların, egzotik insanların ve başka topraklar ve topluluklarda yaşayabileceğim deneyimlerin hayaliyle şenlenen bir çeşit oryantalisttim. Derinden bir göç etme isteğiyle doluydum, üniversitemin değişim programı ofisine Moğolistan’a gidip gidemeyeceğimi sordum. Bir kelime bile Rusça ya da Çince bilmediğimden bana Japonya, Hindistan, Mısır gibi alternatifler önerdiler. Mısır’ı seçtim ve sonrasında Kahire’ye taşındım. O zamandan beri de şehirlerde yaşıyorum.

Matt, Moda'nın tertemiz mavi gökyüzüne bakarken
Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Bağımsız bir yazar ve gazeteci olarak, çağdaş sanat yazarlığının resmiyetine ve standartlaştırılmış yapısına karşı bir yazarlık pratiğiyle çalışıyorsun. Bu; yayımladığın yazılarda, yazılarında odağına aldığın konu çeşitliliğinde ve yakın geçmişte başlattığın Fictive Magazine ve Fictive Yayınları edebi işbirliklerinde görülebiliyor.
Argonatlar yazına dâhil ettiğin Susan Sontag alıntısından hareketle sana şunu sormak istiyorum: “Resmiyetin” ve “standartın” dışındaki yazım pratiğini yorumlamaya karşı olmak üzere mi kurguluyorsun, öyleyse bunda İstanbul’un herhangi bir etkisi var mı?
Sontag’ın ünlü makalesi, sanatsevere yaratıcılığın üretimlerine doğru erotik bir itkinin gücüyle özgürleşmesini salık verdiği bir çağrıyla sona erer. Çalışmalarımda, kendimi ifade edebilmek üzere yorumlamanın ötesine geçmeye, onu aşmaya çalıştım. Bir yazar olarak, mantık merkezcil üretimlerimi kurumsal protokollerin resmiyeti ve standartları ötesinde kişiselleştirmeye çabalıyorum. Bence bu yazar olmanın varlık koşulu. Zira yazar, öz temsilin radikal bir şekli, maksadı olan bir bireyselliktir.
Sanat yazarlığına, “yazıyla üretilen bir sanat eserinin” tonunu ve coşkunluğunu taşımaya çalıştım. Birçok diğer sanat yazarı çalışmalarını akademik ve hayattan terimlerle temellendirirken, ben yazılarımı zihinsel fantazilerimin bulutsu alemlerine yolculuyorum. Bu anlamda, sanat yazarlığının “ağdalı düz yazı” hattına bağlı çalışıyorum. Kelimeleri, âdeta yeraltı mağaralarının derinliklerine inen mağara kâşifleri gibi kullanarak sanat eserlerine dair psikolojik deneyimlerimi keşfediyorum. Okuyucuları; yalnızca sanatta bulunabilecek saf, insan biricikliğinin o çok kıymetli boyutuyla çatışan duygusal ve zihinsel bir seyahate çıkarıyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sıcak, çok sıcak günlerden herkese merhaba. Bu hafta şehrin ajandasında; katılmalık Kintsugi atölyesi, mest olmalık Elvis gösterimi, sorgulamalık Medea'ya Göre Ahlak oyunu ve dahası var.
21 Ağu 2022

YAZARLAR

Koray Soylu
Editor @ Aposto

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.




